4. bölüm · BEDRİ
3.BÖLÜM
Salona adımını attığında midesine o tanıdık yumru oturdu. Babası genelde o eski kadife kanepede oturur, Bedri kapıdan girdiğinde gözlüklerinin üzerinden hafifçe gülümserdi. Sonra ağır ağır gazetesini katlar, demli bir çay koyar ve maziden konuşmaya başlardı. Bedri kelimeleri sevmezdi, babası ise kelimelerden bir dünya kurmuştu kendine. Bedri konuşmayı değil, sadece babasını dinlemeyi severdi. En çok da annesini...
Babasının sesi hala kulaklarındaydı:
"Annen başkaydı oğlum... O koca köşkleri elinin tersiyle itip benim şu yamalı ceketimi seçti. Bir gün bile 'keşke' demedi. 'Zenginlik cepte değil, buradadır Bedri,' der, elini kalbine götürürdü."
Fidan ve Metin... Ankara’nın ayazında, üniversite kantininde başlayan imkansız bir aşk hikayesiydi onlarınki. Fidan, fabrikatör babasının tüm tehditlerine rağmen aşkı seçmişti. Babası Metin ise ömrü boyunca o büyük fedakarlığın altında ezilmemek için didinmişti. Ta ki Fidan öldürülene dek. Annesinin öldüğü gün, babası da aslında ruhunu teslim etmişti; geri kalan yıllarda sadece nefes almaya devam etmişti.
Bedri, babasının boş koltuğuna son bir kez baktı. Metin kalemi ve kitabı seçmişti ama hayat Bedri’ye başka bir müfredat dayatmıştı. Duvar saatinin tik takları sessizliği daha da ağırlaştırıyordu. Artık anıları rafa kaldırma vaktiydi. Yas tutmak yaşayanların lüksüydü; Bedri’nin işi ise ölüme dairdi.
Perdeleri sıkıca çekti, ışıkları söndürdü ve alt kattaki kilitli odaya yöneldi. Odanın ortasındaki halıyı kenara itip, parke görünümlü kapağın ağır halkasına asıldı. Kapak, geçmişin yüküyle gıcırdayarak açıldı.
Aşağıdaki gizli hazne, babasının odasındaki o "emekli öğretmen" kokusuna inat; soğuk metal, barut ve ince yağ kokuyordu. Otomatik tüfekler, farklı çapta tabancalar ve özel yapım bıçaklar... Burası Bedri’nin gerçek yüzüydü. Kimsenin görmediği, kimsenin bilmediği sığınağı.
Hazneden iki tabanca ve iki yedek şarjör aldı. Mekanizmaları kontrol ederken çıkan o metalik ses, evdeki sessizliği bıçak gibi kesti. Son olarak, Sait Dayı’nın Sürmene’den getirttiği, kabzası işlemeli bıçağı bileğine yerleştirdi. Aynadaki yansımasına baktığında; az önceki hüzünlü evlat gitmiş, yerine ifadesiz, sadece hedefine kilitlenmiş bir gölge gelmişti. Kendini saklamayı biliyordu; birazdan gecenin içinde akıp gidecek ve kimse onun geçtiğini bile anlamayacaktı.
