Bölümler 1Şu an: 1 BÖLÜM: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ben Neva... Neva Mercan.
Hayatın kendi ritminde sakin akan bir nehir olduğunu düşünürdüm hep. O nehrin yatağını değiştirecek hiçbir fırtınanın, korumacı abilerim Yusuf ve Poyraz’ın ördüğü o kalın duvarları aşıp bana ulaşamayacağına inanırdım. Benim dünyam, abilerimin o sarsılmaz kanatları altında, ev ile okul arasında geçen duru bir sudan ibaretti.O sabah da hayatımın tamamen değişeceğinden habersiz, odama süzülen güneş ışıklarıyla uyandım. Yataktan kalkıp mutfaktan gelen o nefis kokuları takip ettiğimde, annemin hazırladığı muazzam kahvaltı masası beni karşıladı. Masaya oturup tam tabağıma bir şeyler almaya başlamıştım ki, kapının zili sabırsızca çalmaya başladı.Annem gülümseyerek kapıya yöneldiğinde, gelenin kim olduğunu saniyeler öncesinden biliyordum. Tabii ki Doğa’ydı... Kapı açılır açılmaz içeriye o kıpır kıpır enerjisiyle dalıverdi. Annem, Doğa’nın o neşeli yüzünü görür görmez, "Hoş geldin güzel kızım, tam zamanında geldin. Geç otur masaya, haydi kahvaltıya sen de katıl," diyerek onu hemen masaya davet etti. Doğa zaten ailemizin bir parçası, benim bu hayattaki tek sırdaşım, can dostum, adeta kardeşimdi. Annemi kıramayıp masaya ilişti. Birlikte neşeyle kahvaltımızı yaparken, Doğa’nın gözlerindeki o muzip parıltıdan yine başımın tatlı bir belaya gireceğini seziyordum. Kahvaltının ardından hemen benim odama geçtik. Ben daha ne olduğunu anlamadan Doğa koluma yapıştı. "Neva, haydi hemen hazırlanıyorsun, sahile gidiyoruz!" diyerek beni evden dışarı fırlattı. Üzerime ince bir hırka geçirip kendimizi sahilin o iyot kokulu, serin esintisine bıraktık. Deniz dalgalarının kıyıya vuran sesi eşliğinde, kol kola girmiş, adımlarımızı dalgaların ritmine uydurarak yürüyorduk. Tam o sırada Doğa derin bir nefes alıp aniden durdu ve heyecanla gözlerimin içine baktı.
"Neva, yarın gerçekten çok büyük bir gün olacak," dedi, rüzgarda savrulan saçlarını arkaya atarak. "Yarın Toprak'la buluşuyoruz. Bu deli oğlan kaç gündür bu buluşma için gün sayıyor. Ama bir şartı var; yanına çocukluk arkadaşlarını da getirecekmiş. Onlarda tek başına masada kalmasın diye benim de yanımda birini götürmem gerekiyordu. Yani cancazım, yarın benimle o buluşmaya geliyorsun. Lütfen!"
Anında kafamı iki yana sallayarak reddettim. "Olmaz Doğa, gerçekten gelemem," dedim, sahildeki çakıl taşlarını izleyerek. "Sınavlara şurada ne kaldı... Hem Toprak'ı senin sayende tanıyorum, çok deli dolu biri ama yanındaki o çocukluk arkadaşları kim, neyin nesi hiç bilmiyorum. Ben o yabancı ortamlarda rahat edemem, biliyorsun. Siz baş başa gidin işte."
Ancak Doğa'nın vazgeçmeye hiç niyeti yoktu. Kolumu daha sıkı kavrayıp o her zaman neşeli olan gözleriyle bana öyle bir yalvarmaya başladı ki...
"Yalvarırım yapma böyle Neva! Beni o masada tanımadığım bir çocuklarla yalnız mı bırakacaksın? Kardeşiz biz, hani her şeyde beraberdik? Sırf benim hatırıma, lütfen gel," diye ısrar üstüne ısrar etti. Can dostumun, kardeşimin bu duygu sömürüsüne ve o tatlı ısrarlarına karşı daha fazla direnemeyeceğimi çok iyi biliyordum. İç çekerek teslim oldum. "Tamam, tamam okey... Geliyorum. Ama sadece senin için."
Doğa sevinçle çığlık atıp boynuma sarıldığında ikimizin de yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Bu tatlı zaferin ardından sahilde yürümeye devam ettik. Güneş denizin üzerinde yavaş yavaş batarken, yol üzerindeki o şirin dondurmacıdan dondurmalarımızı almış, sahil kenarındaki banklardan birine oturmuştuk. Hem dondurmalarımızı yiyor hem de neşeyle sohbet ediyorduk. Doğa, yarınki buluşmanın detaylarını, Toprak’ın heyecanını anlatırken ben dondurmamdan bir ısırık alıp denizin sonsuz maviliğine baktım. Can dostumun o cıvıl cıvıl sesini dinlemek içimi rahatlatıyordu.Ancak tam o sırada, sahil yoluna doğru dönmemle birlikte boğazımdaki dondurma neredeyse nefesimi kesecek gibi oldu. Birkaç metre öteden, adımlarını sahile doğru atan iki tanıdık siluet rüzgarı arkasına almış, bize doğru yürüyordu. Kalbimin ritmi korkuyla anında hızlandı.En önde yürüyen, büyük abim Yusuf'tu. Üzerindeki jilet gibi takımıyla, her zamanki o sakin ama dağ gibi duran otoritesini etrafa saçıyordu. Hemen bir adım arkasında ise takım elbisesinin ceketini gevşetmiş, gömleğinin ilk iki düğmesini açmış olan ortanca abim Poyraz geliyordu. Poyraz, o deli fişek ve hırçın bakışlarıyla etrafı süzüyor, elindeki araba anahtarını parmaklarının arasında sabırsızca çeviriyordu. İkisi yan yana, adeta bu şehrin sokaklarında tek bir hataya bile izin vermeyecek iki koruyucu kalkan gibi duruyorlardı."Doğa," diye fısıldadım, sesimin titremesini engelleyemeyerek. "Sus ve önüne dön. Abilerim geliyor."Doğa’nın cümlesi anında ağzında yarım kaldı ve gözleri büyüyerek yavaşça bana döndü.Yusuf abim tam önümüzden geçerken adımlarını yavaşlattı. O kapkara, her şeyi gören gözleri doğrudan benim üzerime kilitlendi. Yüzünde sert ama bir o kadar da beni dünyadaki tüm kötülüklerden sakınmak isteyen o bildik, olgun tebessüm belirdi. "Neva?" dedi, sesi o kadar tok ve güven vericiydi ki... "Ders çalışman gerekmiyor muydu senin küçük hanım? Sahilde dondurma kaçamağı mı yapıyorsunuz?""Şey... Abi," dedim, dondurma külahını ellerimin arasında hafifçe sıkarak. "Doğa ile biraz hava alalım demiştik. Tam eve dönüyorduk."
Poyraz abim arkadan sırıtarak öne atıldı, o her an patlamaya hazır deli dolu enerjisiyle saçlarımı hafifçe karıştırdı. "Bırak abi yesinler dondurmalarını. Ama çok gecikme Neva, akşam evde ol. Sokaklar tekin değil, kafamı attırma benim."
"Tamam abi, hemen döneceğim zaten," dedim usulca. Yusuf abim son bir kez başıyla onaylayıp Poyraz'ı kolundan çekti ve sahil yolunda yürümeye devam ettiler. Onların o korumacı, dev gölgeleri sahilden uzaklaşırken, Doğa da ben de derin, rahat bir nefes verdik.Doğa, abilerimin arkasından bakıp elindeki dondurma külahını havaya kaldırdı. "Kızım," dedi gözlerini büyüterek, "Yusuf abinin o tek bir bakışı bile insana ders notlarını ezberletir vallahi! Poyraz abin zaten ayrı bir deli fişek. Yarın Toprak’la buluşacağımızı görseler kesin sahili bize dar ederlerdi."
Onun bu haline hafifçe güldüm, içimdeki o az önceki korku yerini can dostumun neşesine bırakmıştı.
"Eee, boşuna Mercan kardeşler demiyorlar onlara," dedim dondurmamdan son bir ısırık alarak. "Ağırbaşlılık ve delilik aynı anda damarlarında akıyor. O yüzden yarın çok dikkatli olmalıyız."
Doğa koluma girip beni hafifçe sarstı. "Hiç merak etme cancazım, Doğa Soydan yanında olduğu sürece o abilerin ruhu bile duymaz. Haydi, dondurmalarımız erimeden bitirelim de eve dönüp yarın ne giyeceğini seçelim."
Güneş denizin üzerinde yavaş yavaş batarken, sahilin o serin esintisi eşliğinde dondurmalarımızı bitirdik. Kafamdaki tüm o sınav stresini ve huzursuzluğu bir kenara bırakmış, can dostumun, kardeşimin neşeli sohbetine kendimi kaptırmıştım. Sahildeki banktan kalkıp eve doğru adımlarken, içimde sadece yarın Doğa'yı yalnız bırakmamanın verdiği o tatlı arkadaşlık sorumluluğu ve sakin bir huzur vardı.
Bölüm etkileşimi
