3. bölüm · Bana Karanlığı Anlat
2. Okan Aksoy
Öncelikle tekrar mehabaaa. Yeni bölümle karşınızdayım. Umarım beyenirsiniz :) Uzatmadan başlıyorumm. İyi okumalaaar :)
Başlıyalım mı?
Bana karanlığı anlata bilirmisin? Belki siyah, ürkütücü bir oda diyeceksin.. Karanlık bir gece mesela. Ama karanlık benim için çok daha farklı. Özgürlüğü elinden alınmış bir kadın, her gün tehdit edilip, acı çeken bir kadın. Bedenim, ruhum... Hepsi bir adama satıldı... Bu dünyayı bana zehir edecek bir adam. Ne ismini biliyordum, ne de başka bir şey.
O adam şu anda tam olarak karşımdaydı ve bana ölümcül bakışlar atıyordu. Ona bakınca bile tiksiniyordum..
Evet tiksiniyordum...
Ben Lidya Aksu.. Gelecekteki kocamdan tiksiniyorum. Soyadını alacağım adamdan nefret ediyordum. Beni bu cehennemden kurtaracak bir kahramana ihtiyacım vardı.. Cehennemin en derin katına indirecek bir adama değil.
Gözlerimi kısarak bana yaklaşan adama baktım. Sinirlerimi iyice bozuyordu. Tam önümde durduğunda kollarımı göğsümde birleştirip ona dik-dik baktım.
Ondan korkmadığımı bilmeliydi. Ben kimseden korkmazdım. Tabii babamdan başka...
Bana hoşnutsuz bakışlar atarak ilk konuşan o oldu. "Demek beni zehirlemek istiyorsun.. Akıllıca bir fikir. Ama bu beni öldürmek için oldukça basit bir yöntem olurdu değilmi?" alaycı bir ses tonuyla söyledi.
Sinirle dişlerimi sıktım. Bu adam kim olduğunu sanıyordu?! "O zaman bana güzel bir fikir ver. Sana layık bir ölüm olsun." diye cevap verdim. Sanki cesaretim karşısında şaşkılık yaşamıştı. Alaycı ifadesi bir anda yok olup, yerini sert bir ifade aldığında sertçe yutkundum. Yinede ifademi korumaya çalıştım. Bir adım daha yaklaşıp "Fazla cesaretlisin küçük hanım. Dikkat et bu cesaretin başına bir iş açmasın." dediğinde bende ona bir adım yaklaştım.
Ne yapıyorum ben?! Bu gün yürek mi yedim?!
Tek kaşımı kaldırarak aynı soğuklukta ona baktım. "Sen hiç merak etme... Ben başımın çaresine bakarım. Asıl sen kendine dikkat et, karşındaki kişini fazla hafife alıyorsun. Daha ismini bile bilmediğim birinden korkacak değilim. Ya da bir erkeksin diye senden korkacak değilim." dedim. Gittikçe sinirlendiğini, şakağında beliren damarlardan anlaya biliyordum. Kiminle uğraştığını bilmiyordu.
Dursun.. Ben daha ona neler yaşatacağım! Sahiden.. Bu adamın ismi neydi?
Siyah gözleri öfkeyle dolduğunda doğrudan gözlerime bakıyordu. Sıkılı dişlerinin arasından "Kim olduğumu bilince bakalım böyle rahat konuşa bilecekmisin! Unutma küçük hanım, hangi aileye gelin gittiğine dikkat et..." dedikten sonra kulağıma doğru eğildi. Bu haraketi bedenimin ürpermesine sebep olmuştu. Sanki nasıl tepki verdiğimi anlamış gibi sırıtarak "Ve.. Şimdi tanışmadığımızı fark ettim.. Ben Okan Aksoy." dediğinde gözlerimi kıstım.
"Yakında evleneceğiz tanışalım diyor ya!" dedim sinirle. Tepkimi beyenmiş gibi sırıtışı genişledi. Yavaşça geri çekilerek delici gözleriyle gözlerime baktı. Hızla arkamı dönüp kahveleri koyduğum tepsiyi elime alarak mutfağın kapısına doğru yürürken söylediği şeyle donup kaldım.
"Kaç bakalım Lidya Aksu... Eninde sonunda benimle aynı eve ve odaya sıkışıp kalacaksın..."
Bu adam ismimi nereden biliyordu?! Anladığım kadarıyla o da beni ilk defa görüyordu, o zaman nasıl biliyordu? Ve galiba da öyleydi, çünki nasıl bir kadınla uğraştığının henüz farkında değildi. Dikkat et Okan Aksoy.. Çünki daha yeni başlıyoruz.
Sinirli adımlarla tekrar odaya girdiğimde ifademi değiştirdim. Zaten babamı gördüğüm an sinirli olmak gibi bir hataya düşemezdim. Ben dersimi daha önce almıştım.
Yavaş adımlarla, daha ismini bile bilmediğim kayınvalidem ve kayınpederimin önünde durdum. İkisi de oğullarının aksine bana gülümsüyordular. Ama ben onlara boş gözlerle bakmaya devam ettim. "Okan nerede, tatlım?" dediğinde midem bulandı.
Ne ara bu kadar yakınlaşmıştık ta bana "tatlım" diyordu? Tamam, belki de kadın iyi ola bilirdi ama ben bir mal gibi satıldığım aileyle asla iyi bir ilişki kurmayacaktım.
Kadına kahvesini verdiğimde "Lavaboda." dedim soğuk bir şekilde. Kadın ses tonumu fark etmiş olmalıydı ki sıkıntılı bir nefes verdi. Anlamış anlamda başını salladı. Siyah saçlarını düzelterek kahvesinden bir yudum aldığında ben diğer hahveyi kocasına verdim. Babama kahvesini vermek için o tarafa döndüğümde bana kısa süreli bir uyarı bakışı attı. Yutkunarak ona da kahvesini verdim. Annem kahveden nefret ettiği için ona getirmemiştim. Okan'ın kahvesini masaya koyup tekrar annemin yanına oturdum.
Gerçekten neredeydi bu adam? Annesi şüphelenmesin diye yalan söylemiştim, ama şu anda ne bok yediğini bilmiyordum.
Bir kaç dakika sonra Okan elleri cebinde içeri girdiğinde babam oturuşunu düzeltti... Şaşkınlıkla babama baktım.
Benim babam? Benim babam Bekir? Ondan küçük olan biri odaya girdiğinde oturuşunu mu düzeltiyordu?! Bu adamın kim olduğunu gerçekten merak etmeye başlamıştım.
Okan yerine oturup kahvesini eline aldı ve gözlerimin içine bakarak bir yudum aldı. Tam o anda kahveye tuz atmadığım aklıma gelince kendime küfr ettim.
Didişmekten bende kafa mı bıraktı?!
Bakışlarımı kaçırıp, kucağımda birleştirdiğim ellerime baktım. İşte şimdi heyecanlanıyordum.
Bir süre sonra Okan'ın babası boğazını temizleyerek babama baktı.
İşte başlıyoruz...
Başımı kaldırıp babama son bir yalvaran bakış attım. Ama elbette bundan vazgeçmeyecekti.. Bu insanlar beni parayla aldıkları için utanmıyormuydu? Artık gerçekten anlamıyordum. Pes etmekten başka çarem yoktu.
Okan'ın babası gülümseyerek "Sebebi ziyaretimiz belli..." diyerek başladı.
İşte şimdi gerçekten tedirgin oluyordum.
Ellerim titremeye başladı. Okan benim aksime çok sakindi ve bu beni delitiyordu.
"Allah'ın emri peygamber efendimizin sözleriyle, kızınız Lidya'yı oğlumuz Okan'a istiyoruz.." dediğinde gözlerim dolmaya başladı.
"Hayır..." diye mırıldandım kendi kendime. Boğazımda bir yumru oluştu. Okan'ın acımasız ve soğuk gözleri üzerimdeydi.
Babam derin bir nefes alarak, hiç bana bakmadan gülümseyerek ayağa kalktığında, Okan'ın babası da ayağa kalktı. Babam elini uzatrak "Verdim gitti.." dediğinde ikiside el sıkıştı...
Bedenim buz kesti.. Donup kaldım. Gözümden bir damla yaş düşmesine engel olamadım..
Bu kadar kolaymıydı? Sanki bir eşya satıyormuş gibi evladını satmak hiç mi acı vermiyordu? O iki kelime benim dünyamı başıma yıkacaktı.. Bunu çok iyi biliyordum. Sadece iki kelime...
Verdim gitti...
Hiç bir şeyi umursamadan hızla ayağa kalkarak oturma odasından koşarak çıktım. Son gördüğüm Okan'ın kaşları çatık bir şerkilde beni izlemesiydi...
Yukarı katta olan odama koştum. Kapıyı açıp hızla içeri girdim ve kapıyı kilitledim. Hıçkırarak ağlamaya başladım. Her ne kadar güçlü olursam olayım hiç bir kadının yaşamaması gerekenleri yaşıyordum, ve bu gerçekten ağırdı... Ben o gelinliği istemeyerek giyecektim.. Ben o eve istemeyerek gidecektim...
Ben bir eşya gibi satılmıştım...
Kapım tıklatıldlğında "Lütfen baba... beni yalnız bırak..." dedim hıçkırıklarımın arasından.
Evet gelen babamdı, onu ayak seslerinden tanımıştım. Annemin onu sakinleştirmeye çalıştığını duyuyordum.
"Sen! Küçük pislik! Aç hemen kapıyı, yoksa daha ağır cezalandırılacaksın! Beni rezil ettin seni..." devamın getirmedi.. bu kelimeleri bağırarak söylemesi ayrı korkutucu oluyordu.
Gözyaşlarımı silerek kendimi olacaklara hazırladım. Yavaş ve korkak adımlarla kapıya yaklaşıp kilidi açtım.. Tam da kapı açıldığında babamın öfkeyle buruşmuş yüzunü gördüm. Hızla üzerime atılıp beni yatağa fırlattığında dudaklarımdan küçük bir çığlık çıktı. boğazımı kavrayıp sıkmaya başladığında yüzüm acıyla buruştu.
"SENİ KÜÇÜK PİSLİK! BENİ REZİL ETTİN! BU EVLİLİK OLACAK DEDİYSEM OLACAK!" diye haykırdığında ben mücadele ediyordum. Boğuk nefesler alıyordum.
En son beni bıraktığında hızlı nefesler aldım. Yüzüme yediğm tokata bile canım yanmıyordu. Babam bütün sinirini benden çıkarıp en sonunda gittiğinde, odada sadece darmadağın olmuş ben kalmıştım...
Acıyordu... Gerçekten acıyordu
~~~~~~~~~
Eveeeetttt nasıldı? Biraz kötü bitti biliyorum.. Ama yapacak bir şey yok:))
Bu bölüm Okan'la tanıştık.
Hoş geldin Okan Aksoy!
Kskjsjjsnsd
Oy vermeyi unutmayınnn
Gelecek bölümde görüşmek üzere.. Şimdilik hoşçakalın. (bölüm biraz geç gele bilir.
