3. bölüm / 3
BANA BİR NEDEN SÖYLE3.BÖLÜM:KİMSESİZ
Bölümler 3Şu an: 3.BÖLÜM:KİMSESİZ
- 1 1.BÖLÜM: DOĞUM GÜNÜ3.133 kelime
- 2 2.BÖLÜM: GÜVEN2.353 kelime
- 3 3.BÖLÜM:KİMSESİZ1.915 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Efsun’un ağzından:
Silah sesi ile birlikte kulağıma dolan telaşlı çığlıklarla kafamı hiç tanımadığım insanlardan oluşan küçük kalabalığa çevirdim. Kızıl saçlı bir kız karnını tutarak kendisini geriye doğru salmıştı, anlaşılan silah boşa değil zarar vermek için patlamıştı ve kurban kızıl kızdı ama neden? Kız düşmesin diye onu tutan sarışın iri adamın “Gizem, bırakma kendini Gizem!” diye haykırışlarından vurulan kızın adının Gizem olduğunu öğrendim. Olayın şokunu atlatır atlatmaz kızın yanına koştum tıp 3. sınıf öğrencisiydim bu tarz durumlarda ilk yardımı biliyordum. Kızın başına geldiğimde onu kucağına yatıran sarışın adam bana öyle suçlayıcı ve öfkeli bakmıştı ki değil kızın başına oturmak hareket dahi edememişti. Mavi gözleri bana ‘senin yüzünden’ der gibi bakmaya devam ederken diğer yandan Gizem’in yanağına vurarak “Bende kal Gizem! Uyuma Gizem kapama gözlerini!” diye ağlıyordu. Onun suçlayıcı bakışlarına rağmen “Yardım edebilirim.” dedim herkes biranda bana baktı “Tıp okuyorum. Okuyordum yani, ilk yardım biliyorum yardım edebilirim.” dedim gözlerinde bir umut yeşerdi bana o umutlu gözlerle bakarken “Kurtar onu lütfen. Ölmesin o ölmesin bir şeyler yap.” dedi sesi titriyordu hızlı hızlı başımı salladım ve montumun altındaki hırkamı çıkartıp yaraya tampon yaptım. Ardından elimle nabzını kontrol ettim, teni soğuktu nabız vardı ancak çok yavaştı biran önce hastaneye gitmesi gerekiyordu “Nabız çok yavaş biran önce hastaneye gitmesi gerekiyor.” dedim “Hastane olmaz.” dedi içlerinden esmer olan çocuk anlamayan bakışlarla ona baktım ona sarılıp ağlayan esmer uzun saçlı bir kıza sarılmış saçını okşayarak onu teselli ediyordu “Arkadaşınız ölüyor burda nabzı çok yavaş! Eğer hastaneye gitmezsek dakikalar içinde ölecek!” dedim hala tampon yapmaya devam ederken. Sarışın çocuk bana baktı gözlerindeki umut silinmeye başlamıştı “O, ölecek mi?” diye sordu titreyen sesiyle başını arkadaşlarına çevirdi “O, ölecek! Bir şey yapın lan ölüyor!” diye haykırdı bir tane beyaz tenli, kısa saçlı bir çocuk gelip; sarışın adamın yanına çöktü elini omzuna koydu “Murat, kardeşim.” dedi böylece sarışın adamın adının Murat olduğunu öğrendim. Murat, burnunu çekerek “Tuna, o ölüyor bir şey yap Tuna!” dedi titreyen sesiyle yanında ki kısa saçlı adama, ağlaması hızlanmıştı. Anlını Gizemin anlına yasladı ve göz yaşaları Gizemin gözlerini ıslattı. Murat’ın bu hallerine daha fazla dayanamayıp Doruk’a döndüm “Doruk, biraz daha bir şey yapmadan böyle durursak Gizem ölecek.” dedim bana bunu zaten biliyormuş gibi baktı “Efsun, kurşun içeri girmiş mi?” dedi “Bilmiyorum, burası çok karanlık araba farı sayesinde önümüzü görüyoruz.” dedim bu gece ay bile terk etmişti bizi o derece çağresizdik. Doruk biraz düşündükten sonra tekrar bana döndü “Efsun, kurşun eğer içindeyse çıkartabilir misin?” dedi “Sanırım bunu yapabilirim.” diye yanıtladım. “Güzel. Atakan arabayı hazırla, Murat sende Efsun ne derse onu yap Gizem’i arabaya bindirin.” dedi Murat başını hızla sallayıp bana döndü “Sarsmadan kucağına alman gerekiyor.” dedim Murat bir kolunu Gizem’in kollarınıda kavrayacak şekilde sırtından diğer kolunuda bacaklarından geçirip kucağına aldı bende onunla beraber tampon yapmaya devam ederek ayağı kalktım ve arabaya doğru yönelip arka koltuğa önce Murat bindi ve Gizem’i kucağına yatırdı ardından ben binip Gizem’in bacaklarını, bacağıma uzatıp tampona devam ettim.
Aracın karşılıklı iki arka koltuğu önde de iki tane koltuk vardı. Herkes arabaya binmişti Doruk motorla arkadan bizi takip ediyordu karşımda bir kız üç erkek vardı; esmer kız az önce onu teselli eden erkeğin yanında kapı tarafında oturuyordu, çocuğun yanında Murat’ı teselli eden kısa saçlı ve adı Tuna olan çocuk oturuyordu onun yanında ise Tuna’ya benzeyen mavi gözlü anlının büyük çoğunluğunu kaplayan yara izine sahip bir çocuk vardı. Elim Gizem’in nabzına gitti ancak nabız yoktu gözlerim teleşla açıldı beni görenler korkuyla bana bakarken bende önce Murat’a sonra diğerlerine baktım “Nabız yok.” dedim esmer kız titreyen ellerini ağzına götürdü ve ağlamaya başladı, Tuna başını ellerinin arasına aldı elleri daha sonra yüzüne geldi yüzünden düşen ellerini dizine vurdu ve Murat’a bakıp onunda gözlerinin dolduğunu gördüm. Bakışlarımı Murat’a çevirdim göz yaşları hızla akarken aşkla ve korkuyla Gizem’e bakıyordu, saçlarını ve yüzünü okşuyordu göz yaşları Gizem’in burnuna,dudaklarına damlıyordu. Benimde gözlerim doldu burnumu çektim ve saçımı kulağımın arkasına sıkıştırıp köşede Tuna’nın yanında oturan adama baktım “Bana yardım eder misin? Tampon yapman lazım.” dedim diğerleri yıkılmıştı tek o sağlam kalmıştı bana baktı ve başını olumlu anlamda salladı yerinden kalkıp benim yerime geçti ve tampon görevini devraldı ellerimi göğüs kemiğinin ortasına yerleştirdim ve kalp masajına başladım. Bir elimle burnunu kapattım diğer elimlede çenesine destek vererek ağzını açıp iki kere nefes verdim daha sonra kalp masajına devam ettim. Bu böyle gittiğimiz yere gidene kadar devam etti.
***
Geldiğimiz yere vardığımızda Gizem’in kalbi yavaşda olsa atmaya başlamıştı çok güçlü bir kadındı ölüme karşı geliyordu. Arabadan inince fark ettim bir apartmana gelmişti evleriydi herhalde.
Apartmadan içeri girip ilk katı anahtarla açtılar içeri girdiğimizde sarışın bir kız karşımızda gülümseyerek bize bakıyordu ki bakışları saniyeler içinde değişti gülüşü silindi ve bakışlarını telaş kapladı. Murat bir hışımla kucağında Gizem ile tahminimce oturma odasına girdi bende arkasından koştum. Murat, Gizem’i koltuğa yatırırken odada ki iki kız ve bir erkek ‘ne oldu’ dercesine bize bakıyordu. Murat bana döndü “Bir şey yap!” dedi o konuşuna kadar donakaldığmı fark etmemiştim bile kapıda bizi karşılıyan kıza döndüm “Bana makas ve evdeki bütün ilk yardım malzemelerini getirir misin?” dedim kız hala ne olduğunu anlamaya çalışırken başını salladı ve getirmeye gitti.
Geldiğinde derin bir nefes alıp makasla Gizem’in üstünü kestim ve oturma odası ile aynı yerde olan mutfakta ellerimi iyice yıkadım yanlarına geri dönünce yardım çantasından eldiven giydim daha sonra bir bezle ve antiseptikle yaranın etrafındaki kanı temizledim sonra anestezi yapıp dilini falan ısırmasın diye ağzına bir bez yerleştirdim. Bıçağın ucuyla giriş deliğini hafifçe genişlettim ve aleti yaraya soktum çok derine inmeden alet metale değdi bu yüzümde bir gülümsemeye neden oldu. Mermi derine girmemişti Allah’tan. Tekrardan derin bir nefes alıp cımbızı yaraya soktum mermiyi iyice kavrayarak olabildiğince yavaşca dokulara zarar vermemeye çalışarak çektim. Mermi çıkar çıkmaz yaraya sıkıca baskı yaptım mermi tek parçaydı içeride parçalanmamıştı. Mermiyi görünce Murat derin sesli bir nefes vererek yere yanıma oturup başını Gizem’in bacaklarına yaslayıp ağlamaya başladı. Omzuna elimi götürüp sıktım omzunu hem gülüyor hem ağlıyordu. Kanama durunca steril dikiş setiyle yarayı diktim ve sargı beziyle yaranın üstünü kapattım.
Koltukta ağlamaktan herap olmuş kurşunu çıkarmamı bekleyenlere gülümseyerek baktım “Hadi gözünüz aydın kurşunu çıkarttım. Yara tamamen iyileşene kadar onu yormayın dikişleri açılmasın.” dedim Murat oturduğu yerden kalkıp sıkıca sarıldı bana şaşırdığım için ilk başta karşılık vermesemde sonrasında bende ona sarıldım “Çok teşekkür ederim, onu kurtardığın için.” dedi gülümsemem sürerken “Ne demek. O çok güçlü bir kadın.” dedim “Biliyorum o yüzden ona aşığım ya.” dedi ağzının içinde “Efendim?” dedim “Yok bir şey.” dedi beni kendinden uzaklaştırırken. Gözlerim Doruk’unkilerle buluştu bana gurur duyuyormuş gibi bakıyordu sanırım? Yanıma gelince o da bana sıkıca sarıldı bu sefer ona anında karşılık verdim. Ayrılınca herkese bakıp “Ben artık gideyim size rahatsızlık vermeyeyim daha fazla.” dedim yerdeki montumu alıp giyerken. Doruk bana anlamayan bakışlar attı “Nereye gidiyorsu Efsun? Gidecek bir yerin ya da otele verecek paran var mı?” dedi tamamen onda dönerek
“Hayır saydıklarının hiç birisi bende yok ama sizi daha fazla rahatsız etmeyeyim hem çok kalabalıksınız hepinizin buraya nasıl sığdığını bile anlayamazken birde benim misafir olmam saçma olur.” dedim Doruk gülmeye başaldı eliyle saçımı kulağımın arkasına sıkıştırırken “Güzelim, bina bizim. O yüzden hiç bir yere gitmiyorsun.” dedi ağzım açık şekilde ona baktım “İyide sen çalışmıyorsun ki nasıl bu kadar paran,” bakışlarım diğerlerine kaydı “Paranız var?” diyerek düzelttim bu sefer hepsi gülüyordu “Çalışmadığımızı kim söyledi?” dedi arabada bana tampon için yardım eden çocuk hepsine göz gezdirirken içlerinden sadece kısa saçlı olan kızın gülmediğini gördüm ayağı kalktı ve Doruk’a “Bırak gitsin Doruk. Ailesini vahşice katleden biri tanımadıklarına ne yapar bir düşün gitmesi hepimiz için en iyisi.” dedi elim ağzıma gitti geri geri yürüyerek sırtımı arkamdaki duvara yasladım. Biliyordu. Hepsi biliyordu. Gözlerim dolmuştu daha fazla burda kalmak istemiyordum.
Koşar adımlarla çıktım evlerinden. Binadan dışarı çıkar çıkmaz sesli nefesler alıp verdim elim boynuma gitti o günün her saniyesi zihnimde bir film gibi tekrar tekrar oynuyordu dengesiz adımlarla sokaktan aşağıya doğru yürümeye başaladım nereye gidiyordum bilmiyordum sadece gidiyordum. Arkamda adım sesleri duydum ama önemsemedim kolumdan birisi tutunca kolumu tutan kişiye baktım Doruk’tu “Efsun nereye gidiyorsun?” dedi ağlıyordum yüzüne bakamıyordum o ise hala kolumu tutuyordu “Bilmiyorum.” dedim “Efsun, yüzüme bak ne demek bilmiyorum yüzüme bak Efsun.” dedi ben bakmayınca beni yanımızdaki binanın duvarı ile kendisi arasına aldı ve boşta olan eliye çenemi tutup zorla gözlerinin en içine baktırdı. Bakmaya utanıyordum ben bir katildim bana o gözle bakmasından korkuyordum bu yüzden gözlerimi kapattım nefesini verdi “Efsun aç gözlerini niye böyle yapıyorsun az önce benim kardeşimi kurtardın.” dedi gözüm kapalıyken “Yapamam Doruk yapamam.” dedim göz yaşlarım çenemden akıp eline değiyordu “Niye yapamazsın? Niye ağlıyorsun Efsun?” dedi “Korkuyorum çünkü!” dedim “Neyden!” dedi ben yükseldikçe o da beni bastırıyordu gözlerimi açıp “Bana katil gibi bakmandan ister istiyerek ister istemeyerek gözlerinin derininde beni yargılamandan! Ben bir katilim çünkü ailesini öldüren bir katil hiç bir iyiliği bir evi bile hak etmeyen bir katilim!” diye haykırdım göz yaşlarım hıçkırıklarımla buluşmuştu. Kolumla çenemi elinden kurtarıp yürümeye devam etmek için adım attım ancak izin vermedi bu sefer beni omuzlarımdan tuttu ve kendine çekerek sıkıca sarıldı bense karşılık vermeden başımı omzuna gömerek hıçkıra hıçkıra ağladım.
Ayrıldığımız da “Hadi gel eve geri döneşim hava soğuk.” dedi döneceğimi zannediyordu “Orası sizin eviniz ve evin bir üyesi beni çok haklı bir sebepten ötürü istemiyor. İstenmediğim yerde durmam.” dedim ‘eviniz’ kelimesini bastırarak söylemiştim “Ama ben istiyorum.” dedi elleri ile yüzümü kavrayıp, dudaklarımda alaycı ufak bir tebessüm oluştu “Kandırma kendini hiç kimse vahşi bir katille aynı evde yaşamak istemez. Dedim ya ben bir evi dahi hak etmeyen bir katilim. Kendine iyi bak merak etme ben başımın çağresine bakarım her zamanki gibi.” dedim hala sırıtıyordum.
Onu arkamda bırakarak yürümeye devam ettim ona arkamı döner dönmez tekrar ağlamaya başlamıştım. Bu kez gelip engel de olmadı bana bende pişman olup arkama dönüp onun kollarına da atlamadım beni beklediğini biliyordum ama ben gittim. Kaçtım. Bu hayatta yaptığım en iyi şeyi yaptım kaçtım. Ondan kaçtım. Diğerlerinin bakışından kaçtım. Kendimden kaçtım. Yüzleşmekten, gerçekten kaçtım.
***
Nereye gittiğimi bilmeyerek yürürken hava çok soğmuştu hiç param olmadığı için en yakınımdaki camiiye girdim. Orda yere kıvrılıp üstümdeki monta sarılarak uyudum.
Birinin beni sarsarak uyandırmasıyla gözlerimi açtım ve başımda beni uyandırmaya çalışan imama baktım “Kaç kere dedim şu güvenliğe içeri evsizleri alma diye.” kendi kendine söyeleniyordu “Kalk kızım sende kalk git hadi.” dedi montumdan tutup beni kaldırıp itelemeye başladı dışarı çıkınca cebimdeki telefondan saate baktım 06.35’di hava zifiri karanlıktı. Etrafa biraz bakınırken köşede bir park gördüm mecbur orada geçirecektim geceyi. Midem kazınıyordu ama bir simit bile alıcak param yoktu. Parktaki bir bankda uzandım ve uyumaya çalışıyordum soğuktan zangır zangır titriyor soğuğu kemiklerime kadar hissediyordum.
Tekrar birinin beni dürtmesi ie uyandım “Yeter ya bir rahat vermediniz amına koyayim!” dedim ve gözlerimi ovuşturup oturur pozisyona gelip beni uyandıran kişiye baktım. Karşımda simsiyah giyinmiş ve güneş gözlüklü 5 adam vardı adamlardan beni uyandıran “Günaydın prenses.” dedi 32 diş sırıtıyordu sırıtışı midemi bulandırdı -açlıktanda bulanmış olabilir- “Ne istiyorsunuz benden?” dedim yeni uyanmış kısık ve sorgulayıcı bakışlarımla, beni uyandıran adam “Bizimle gelmen gerekiyor.” dedi oflayıp “Daha yeni kaçırıldım, hiç tanımadığım bir kadının karnından kurşun çıkardım, sevdiğim ama sevmediğim adamı arkamda bıraktım ve en son 2 gün önce yemek yedim oda simitti yani anlayacağın açım o yüzden ben hiç bir yere gelmiyorum.” diyip geri uyumak için pozisyon almıştımki adam beni kolumdan tutup kaldırdı şaşkın bakışlarla bana bakıyordu “Sandığmızdan da marifetli çıktın prenses.” diyerek güldü arkasındaki güneş gözlüklü adamlarda ona katıldı. Kaşlarımı kaldırıp “Sandığımızdan derken siz beni tanıyor musunuz?” dedim adam “Tanımaz mıyız bizim oralarda Harry Potter gibisin tanımayan yok seni.” dedi o bana az önce Harry Potter göndermesi mi yaptı? “Sizin oralar?” dedim hala anlamıyordum adamın eli biranda beline gitti ve belinden bir silah çıkarıp başıma dayadı “Bizim oralar canım mafya sektörü şimdi geliyor musun yoksa beynini dağıtıp cesedini o sevdiğin ama sevmediğin adamın önüne mi atayım?” dedi “Oha!” dedim adam silahı kafama daha çok bastırdı “Geliyor musun?” diye yineledi sorusunu.
Bölüm etkileşimi
