7. bölüm · Bambaşka Bir Evren
KABULLENİŞ VE AYRILIK KARARI
🤍
O kanımı içerken sanki benden bir şey koparmış gibi hissediyordum.
Yorgun,güçsüz, çaresiz...
Bir anda eli bileğimi çok sert şekilde sıkıtı ve dişleri derimden hızla çekildi.
Aynı hızla birkaç adım geri giderken bileğimi sıkmayı bırakmamıştı sadece az önceki kuvvetini azaltmıştı.
Ne olduğunu anlamadığım için ona boş boş baktım.
"Nesin sen?"
Sorduğu soruyla kaşlarım hafifçe çatıldı."Ne saçmalıyorsun?"
Bileğimi tekrar sertçe sıktı ve aniden boşta olan eli kendi boğazına gitti."Senin kanın bir değişik... sen.."bir anda hızla bileğimi bırakıp birkaç adım daha benden uzaklaştı ve yere çöktü benden içtiği kanın bir kısmını binevi kusuyordu.
Ne olduğunun hala tam olarak farkında değildim.
Elim dişlerini geçirdiği yere gitti biraz kan dışında hiçbir şey yok gibiydi.
Diş izleri olmalıydı ama yoktu ya da ben fark edemiyordum.
Warner güçlükle yerden kalkıp hızla bana doğru ilerledi aramızda açtığı mesafeyi kapaması çok sürmemişti.
O bana doğru gelirken topraktaki kanıma baktım.
Kanımda nasıl bir sorun olabilirdi ?
"Sana ikinciye soruyorum nesin sen!"dedi sesini yükselterek
"Ne demek neyim ben?! Kanımda nasıl bir farklılık olabilir? Saçmalamayı kes!" Aynı onun gibi benimde sesim yüksekti.
"Saçmalık ha?"dedi sinirle gülerek."O zaman cevap ver bakalım. Boyununda neden diş izlerim yok! Neden kanın beni zayıflatıyor? Neden!" Sesi sanki yüksek değilmiş gibi daha da yükseliyordu.
Yanılmıyordum boynumda diş izleri gerçekten yoktu ve ben güçlü bir vampiri kanımla zayıflatabilmiştim.
Bunun yarı insan yarı vampir olamamla bir ilgisi olabilir miydi diye düşünmeden edemedim ama bu düşünceleri hızla kenara itip karşımda durup gözlerini bana dikmiş cevap bekleyen Warner'a
"Bilmiyorum!"diye bağırdım, gözlerimi onunkilerden ayırmadan."Kahretsin ki bilmiyorum!"
"Yalan söylüyorsun.."dedi sesini hafif alçaltarak.
Bunu hissetmiş miydi yoksa sadece tahmin mi yürütüyordu anlamamıştım.
"Söylemiyorum!"dedim diklenerek.
Evet, aslında söylüyordum ama onun bunu bilmesine gerek yoktu.
"Öyle mi?"
"Öyle!"
"Peki, şimdi git."dedi aşırı sakince.
Nasıl yani bu kadar kolay mıydı?
Onu yaralamıştım, kanımı içmek istemişti ve ona kanımın nasıl zarar verdiğini inatla öğrenmeye çalıştıktan birde üstüne ona yalan söylediğimi düşündükten sonra beni bu kadar çabuk bırakacak mıydı? Hem de canlı?
"Ne?"dedim tüm bunlar kafamda dönerken.
"Git diyorum yalancı, git!"
"Ben yalancı değil-"tam cümlemi tamamlayacaktım ki buna izin vermeyip işaret parmağını dudağıma bastırdı.
"Sus ve tek kelime etmeden buradan uzaklaş yoksa gerçekten senin için iyi olmayacak."Gözlerini gözlerime iyice kenetleyip birbirimize çok yakınken fısıltıyla."Beni anladın mı?"dedi.
Başımla onu onayladım, bunu daha fazla uzatmanın bana bir yararı yoktu. Bu benim için bir fırsattı hemen Kara ormandan çıkıp krallığa gitmem gerekiyordu.
O parmağını ve kendini geri çekerken son kez gözlerinin içine baktım.
Şüphe vardı, merak vardı..
Ona yalan söylediğimin farkındaydı.
Warner'la daha fazla göz teması kurmayıp hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladım.
Buraya geldiğimiz çalıların önüne geldiğimde arkamdan bir ses yükseldi.
"Tekrar karşılaşacağız, yalancı!" bunu oldukça kendinden emin söylemişti.
"Hiç sanmam!"dedim aynı onun gibi.
Geldiğimiz yoldan hızlı adımlarla geri dönüyordum.
İçimde değişik bir boşluk hissi vardı.
Garipti. Bununla da kalmayıp damarlarımda akan kanımın bana kudret kazandırdığı, eşsiz olduğunu hissediyordum.
Bu yaşananların kesinlikle Ölüm taciri vampirinin ve bir insanın kızı olmamdan kayanaklandığından artık emindim. Çünkü başka bir açıklaması olamazdı.
Krallığa yaklaştığımda kapıdan girmenin tehlikeli olabileceği aklıma geldi. O lanet, haysiyetsiz adam Joseph'in krala yanında neden gelmediğim hakkından yapacağı bir açıklama olacaktı. Ve o da kesinlikle kendisini haklı beni haksız çıkaran bir açıklamayla bu işten sıyrılacaktı.
Belki de vampirlerin bize saldırdığını ve benim bu saldırının sonucunda öldüğümü söyleyecekti. İşte o zaman napacaktım? Krallığın kapısından girmek beni ve hayatımı tehlikeye atardı ve kralın Joseph'e benden daha çok güvendiği de aşikardı.
Kapıda bekleyip etrafı gözleyen muhafızlara görünmemek için hafif eğilerek en görünmeyeceğim çalıların arkasından geçiyordum. Krallığın arkasına dolaşıp yüksek taş duvarlara bir şekilde tırmanıp kendimi kralllığın için sokacaktım ardından ise kimseye gözükmeden eve gidip anneme olan biteni anlatacak ve Joseph'in yaptığı açıklama hakkında bilgisi olup olmadığını öğrenecektim.
Planım buydu mükemmel değildi ama idare edecek seviyedeydi.
Elimden geldiğince sessizce ilerliyordum ama muhafızlar fark etmesin diye eğilip ilerlediğim için bu çok uzun sürüyordu. Artık arkasında eğilip gizleneceğim çalılar kalmamıştı krallığa iyice yaklaşmıştım.
Yavaşça ayağa kalktım ve muhafızlar kendi aralarında derin bir sohbete tutuşmuşken bundan faydalanıp elimden geldiğince ses çıkartmadan koşar adımlarla krallığın yüksek duvarının arkasına vardım.
Sırtımı duvara yaslayıp başımı gökyüzüne kaldırdım. "Başarıcaksın..."diye mırıldandım ve yavaş adımlarla krallığın arkasına doğru ilerlemeye başladım.
⏳🤍
Karşımdaki yüksek duvara nasıl tırmanacağıma karar vermeye çalışıyordum.
Oldukça imkansız gözüküyordu.
Duvar yüksek ve sağlam taş tuğlalardan yapılmıştı nerdeyse kusursuzdu.
Bu duvarın tek bir kusuru vardı ki o da iyi ki vardı çünkü bu kusur bana buraya tırmanabilme şansı sunuyordu.
Bazı taş tuğlarlarda ayak zorda olsa koyulabilecek çıkıntılar, boşluklar vardı.
"Hadi bakalım, Vanessa bitir şu işi!"dedim kendi kendime ve ayağımı küçük çıkıntıya koydum diğer ayağımı hafif yüksekteki boşluğa yerleştirip ellerimi boşluk ve çıkıntılara yerleştirip tırmanmaya başladım.
İyi bir ilerleme katettiğimde elimi üstteki çıkıtıya koymak için uzattığımda parmaklarım hafif değdi ama ulaşamadım gözlerimi taş tuğlarlarda gezdirdim.
Başka çıkıntı ve boşluk aradım ama en yakın olanı uzanmaya çalıştığım çıkıntıydı.
Tekrar uzattım kolumu çıkıntıya doğru, az önceki gibi parmaklarım değiyordu ama tam olarak tutunamıyordum.
Ayaklarımı yerleştirdiğim boşluklarda parmak ucunda durur hale geldim.
Parmak ucunda kalkmamla bedenim hafifte olsa titremeye başlamıştı başımı çok az, aşağıya bakacak şekilde çevirdiğimde ne kadar yüksekte olduğumu gördüm.
Eğer şuan düşersem kemiklerimden bazıları kırılabilirdi.
Vücudumu saran derin stres ve korkuyla birlikte nefes alış verişlerim hızlandı.
Aşağıya bakmayı bırakıp önüme döndüm ve parmak ucunda kalkmış bir halde yine kolumu o çıkıntıya uzattım eskisine göre parmaklarım çıkıntıyı tutabilecek bir hal almayı başarmıştı.
Hızla çıktıyı tutup bir ayağımı biraz daha yukarıdaki boşluğa yerleştirip diğer elimi de başka bir çıkıntıya koydum ve boşta kalan ayağımı az önce koyduğum boşluğun biraz üstündeki boşluğa koyabildim.
Rahatladığımı belli eden bir nefes bırakıp kimse görmese de gülümsedim.
Son birkaç hamle sonra bu duvarın üstüne ulaşabilecektim.
Hız kesmeden son birkaç hamleyi gerçekleştirdiğimde artık duvarın üstündeydim hızlıca etrafa göz gezdirdim.
Krallık normalin aksine oldukça sessiz ve sakindi.
Hızlıca kendimi tam aşağımda bulunan boş kolilerle ve az da olsa çöplerle dolu yığına bıraktım.
Bu yığından üstüme bulaşan çöpleri hızla silkeleyip, bir kenara attım.
"Lanet olsun! Sana bu pislenen kıyafetlerin ve güzelim saçımın hesabımı soracağım Joseph iti!"diye sinirle söylenirken çoktan bir evin yan duvarına kendimi atabilmiştim.
Çok az kafamı çıkarıp gelen giden varmı diye baktıktan sonra kimsenin olmadığı gördüm. Koşar adımlarla annemin evinin yolunu tuttum.
İlk defa şans benden yana olmuştu.
Tırmandığım duvar köprünün diğer kısmında yani annemin evinin ve Şatonun bulunduğu yere denk gelmişti.
Çok fazla yürürmeme gerek kalmayacaktı.
Annemin evine yaklaştığımda kapşonlu pelerin satan bir kadın gördüm ondan bu pelerini almak işime çok yarardı.
Her ne kadar çöpleri silkelesem de saçım o kadar temiz gözükmüyordu beyaz saçlarımın arasına bulaşan sıvılara değinmek bile istemiyordum.
Sonuç olarak bu pelerine ihtiyacım vardı. Böylelikle kimsenin dikkatini çekmezdim çünkü bugün herkes şaşırtıcı bir şekilde pelerinlerle özellikle de kapşonlu pelerinlerle geziyordu.
Ben yokken bu krallıkta ne yaşanmıştı? Halkın neden büyük bir kısmı evlerinde dışarda olanlarda pelerinleydi?
Bu sorulara cevap bulabilmek için daha hızlı yürüyerek hızlıca evime gitmem ve annemle konuşmam lazımdı.
Hızlıca kadına son beş Ruhe altınımı verip pelerini kadından satın aldım ve giyip, kapşonunu kafama geçirdim.
✨🖤
Küçük ama içimi ısıtan evimin önünde dikilirken bir nefes bırakıp kapıyı iki kere tıklattım.
Aynı saniyeler içinde kapı hızlıca açıldı ve gözleri ağlamaktan şişmiş, kızarmış olan annem karşımda duruyordu.
"Anne!"dedim telaşla.
Annem baştan sona gözleriyle beni süzdü ve sonunda bileğimden tutup, hızlıca beni içeri çekti ve ardından son kez etrafta biri var mı diye bir sağa bir sola bakıp hızlıca kapıyı kapattı ve bana döndü.
Neler oluyordu? Aklıma gelenle "Joseph! Kesin bunlar hepsinin suçlusu sensin, şerefsiz herif!" diye sadece kendinin duyabileceği şekilde mırıldandım.
"Kızım, sen yaşıyorsun!"dedi heyecanını yüzündeki derin tebessüm ve ses tonuyla belli eden annem.
"Evet, anne yaşıyorum."
Beni kendine çekip kollarını bana doladığında bende ona aynı onun gibi sıkı sıkı sarıldım.
Geri çekilirken."Sana ne dediler? Bu krallıkta neler oluyor? İnsanların çoğu neden evlerinde, sokaktaki insanlar neden kapşonlu pelerinlerle?"diye sorularımı ardı ardına dizdim.
Yatağına oturduğunda iki kere yanına vurdu."Gel, otur kızım." Gözleriyle beni tekrar süzdü."Şükürler olsun ki hiçbir yerinde yara, iz yok."demesiyle her şey daha da ilginç bir hal aldı.
Yanına oturduğumda annem gözlerini gözlerime dikti ve anlatmaya başladı "Joseph geldi krallığa, yanında sen yoktun bütün herkesin içinde Krallığa giriş kapısının önünde yere çöktü, çok yorgun ve bitik bir hali vardı, ayağa kalkacak dermanı olmadığını ve kralı görmesi ona çok önemli bir şey söylemesi gerektiğini söyleyip duruyordu. Tam o sırada kral ve ailesi halkın durumuna bakmak için şatodan çıkmıştı şövalyeler haber etmiş bu durumu. Kral ve ailesi hızlıca krallığın girişine geldi. Joseph herkesin içinde bağıra çağıra anlatmaya başladı."
Annemin gözleri gözlerimden ayrıldı ve boynuma, Warner'ın beni ısırdığı yere gitti. "Senle onun vampirlerin saldırısına uğradığınızı, onun iki vampiri öldürdüğü ancak oradaki vampirlerin liderinin çok güçlü olduğunu ve seni ısırdığını söyledi ardından seni kurtaramayacağını, onlardan birine dönüşeceğini anlayıp krallığın yolunu tuttuğunu söyledi." Annem gözlerimi tekrar benimkilerle buluşturduğunda.
"Ama sen şuan burdasın ve ısırıldığını gösteren bir iz yok ama krala bunu anlatsak inanmaz. Joseph'in anlattıklarından sonra Krallık içi kısıtlama ilan etti geçici süreliğine.Yıllar önceki gibi savaşa girmekten korktuğu çok açık, halktaki bir kesimde kısıtlama kurallarına uyup evden çıkmıyor çok acil işi olup çıkması gereken, çıkanlarda Ruhe krallığın logosunu taşıyan pelerin takmak zorunda ki krallığın içine yabancı girerse anlaşılsın."
Joseph hakkında ki tahminlerim resmen doğru çıkmıştı.
Salak herif iki vampir öldürmüşmüş yalana bak, beni orda bırakıp giden adam resmen kendini yüceltmiş.
"Vanessa"dedi annem.
"Efendim, anne"dedim durgun bir sesle.
"Orda gerçekten ne oldu? Ben seni öldün sandım çünkü... biliyorsun işte sende yarı insan yarı ölüm taciri vampirisin."derken gözlerinden birkaçı damla yaş süzüldü.
Onları silerken "Artık ağlama bak ben burdayım anne, karşındayım ve sapasağlamım."dedim onu teselli ederek.
Ağlamasını istemiyordum, o benim en kıymetli hazinemdi.
O ve Joel olmasa belki de eski yaşadığım evrene dönmek isteyecektim ama şuana kadar hiç böyle bir düşüncem olmamıştı çünkü onlar vardı ve ben buraya aittim, her şeyimle.
Annem içimi ısıtacak şekilde gülümseyerek "Tamam, artık ağlamaktan yok ama bana orda ne olduysa anlatır mısın, güzel kızım?"dedi.
Başımı salladım ve olanları özet şeklinde anneme anlattım.
Annemin ben anlatırkenki yüz ifadelerinden böyle bir şey beklemediği açıktı.
"Anne"dedim anlatacak bir şey kalmadığında.
"Evet?"dedi annem sorarcasına.
"Tüm bunlar melez olmamda mı kaynaklı? Bence kesinlikle öyle ama seninde fikrini duymak istiyorum."
Başını ağır ağır salladı."Evet, bence de bundan kaynaklı yoksa anlattığın şeklinde bir vampirin senin kanından zarar görmesi imkansız." Annem ellerimi tuttu ve gözlerini gözlerime kentledi. "Kızım bunu senden istemek hiç istemiyorum ama isteyeceğim çünkü başka çaremiz yok. Sen bir hatta birkaç vampirle yan yanaydın hatta biriyle diğerlerinden daha yakın oldun, seni ısırdı ve zarar gördü üstüne üstlük senin farklı koktuğunu da söylemiş. Bunun peşine düşeceklerdir. Joseph'in kıyafetinde krallığın logosu vardı senin için buraya, krallığa gelirlerse çok kan dökülür."Annem usulca başını eğdi ve bakışlarını yere dikti.
"Vanessa, kendin anlattın, damarlarında akan kanının sana güç kazandırdığını hissettiğini söyledin bu ölüm taciri vampirin yönünün artık açığa çıkacağının bir göstergesi ve en iyisi...Buradan olabildiğince uzaklara gitmen. Hem kendi iyiliğin hem de buradakilerin iyiliği için."
Yutkundum. Haklıydı ve bu haklılılığı canımı yakmıştı. Eğer burda kalırsam iki ihtimal vardı ya vampirleri buraya çekip türler arası bir savaşın fitilini ateşleyecek ya da artık vampir yönüm ortaya çıkınca bu durumu kontrol altına alana kadar çoktan kral veya başkaları tarafından fark edilmiş ve yakılmış, öldürülmüş olacaktım veya ben kendimi kontrol edemeyip onları öldürmüş olacaktım.
"Haklısın, anne."diye mırıldandım duyabileceği şekilde. "Gitmeliyim, sen ve Joal'ın beni çok özleyeceğinizi biliyorum ama sakın ola üzülmeyin çünkü kendimi kontrol etmeyi öğrenir öğrenmez sizi ziyaret etmeye geleceğim ve mektuplar yazacağım. Geldiğimde seni yine böyle bulmak istemiyorum Eva hanım." Yüzümdeki gülümseme annemin de gülmesine vesile olmuştu.
"Tüm bunları harfi harfine yapacağına söz verir misin, Vanessa hanım?"dedi annem gülerek.
"Söz! Bin kere söz!"dedim çocuksu bir neşeyle.
Annem bu çocuksu neşeye karşılık sadece kıkırdamakla yetindi.
"Güneş batmak üzere, gitmen için şimdi tam vakti." dedi annem gözünü arkasındaki pencereye dikerek."Hadi hazırlan seni bir şekilde buradan çıkarıyım."
"Peki, sen nedersen o Eva Sultan."dedim gülerek.
Her ne kadar yüzüm gülse de içim binevi kan ağlıyordu.
Uzak yerlere gitmekten söz ediyordum ancak buralarda bile çok yakın tanıdığım insanlar yokken uzak diyarlarda nasıl insanlarla kaynaşıp, güvenecektim bilemiyorum.
Tek bildiğim bunun herkes için en iyisi olduğu: Ortalıktan kaybolmam.
Ama sanırım gitmeden önce tüm yaptıkları için o Joseph itinden intikam alacaktım.
Beni şuana kadar karşısına alan oydu.
Yaptığı salak saçma hareketleri, yılışık tavırları ve bu ilk görevi almaya gittiğimde sarayda yaptığı hareketi ona ödetmeden gidemezdim.
Bu bana yakışmazdı.
Kısasa kısas, intikamsa intikam.
Yaptıklarının bedelini ona ödettikten sonra buradan çok uzaklara gidip hem bu krallıktaki insanların hem de ailemin güvenliğini sağlamış olacaktım.
Onları hem kendimden hem de diğer vampirlerden uzakta, güvende tutmuş olacaktım.
İnsan olduğu şeyden asla kaçamaz, kaçmamalı çünkü insan o haliyle özel belki gözüne kötü gelen bir yara,leke belki de olmak istemediğin tür. Her ne olursa olsun bunlar insanı eşsiz ve özel kılar. Bu diyarda İnsanlar, cadılar, kurt adamlar ve vampirler hatta ne olduğu tam olarak bilinmeyenler hepsi ayrı özelliklere, görünüşlere, güçlere sahip ve hepsi ayrı ayrı güzel.
Ve ben bir melezim, iki muhteşem türün birleşimi başta bu beni çok korkutuyordu, kabullenmek istemiyordum ancak ben buyum ve bu halimle eşsizim benim türümün başka bir örneği yok. Çünkü kimse annem ve babam kadar cesaretli olup aşık olsalarda kuralları çiğneyememişlerdi.Başta bu durumu kabullenmememin nedeni bütün bu gerçeği bir günde anidenöğrenmemdi.
Hepsi art ardına olunca ağır gelmişti ama artık şunu iyi biliyordum ben böyle oldukça eşsiz ve özeldim tüm bu güç ve kudret bana annemle babamın birer armağanıydı. Ve eminim ki annem gibi babam da bu durumu kabul etmemi isterdi ve ben çoktan etmiştim.
⏳🖤
Bu bölüm bu kadardı. Olabildiğince uzun yazdım
Umarım beğenirsiniz ✨
En güzel sahne sizce neydi?
Sizce Warner, Vanessa'nın peşine düşecek mi?
Eğer bu bölümü beğenip, yorum yazarsanız çok sevinirim💗
Şimdi başka bir uzun bölümü Aydınlık Oyunu'na yazacağım✨
SAĞLICAKLA KALIN💙🪷
(Yazım yanlışları varsa sonra düzeltilecektir.)
