5. bölüm · Bambaşka Bir Evren

~AÇIĞA ÇIKMAYA HAZIRLANAN GERÇEKLER~

Beril Sundark

🤍

Joal "Sen çok yaşa Vanessa!"dedi birasından son yudumu almadan hemen önce

Sanırım bira iyi gelmişti.

"Joal."dedim yalancı bir sinirle.

Anında bana bakıp "Ne?" dedi.

"Ben sana bira ısmarlamadığım sürece senden güzel bir söz veya iltifat duyamaz mıyım? İlla bir bira ya da başka bir şey mi ısmarlamam lazım?"

Kaşları hafifçe çatıldı. "Ne alakası var, Vanes?"

Vanes...

Son günlerde bana böyle hitap etmeye başlamıştı, garip ama bir o kadar da hoş bir hitap ediş şekliydi.

"Ne alakası mı var? Ya seni ne zaman bira içmek için tavernaya getirsem ve ben ısmarlasam sen beni bir iltifat yağmuruna tutuyorsun." dedim oturduğum ahşap sandalyeden kalkarken.

"Yoo hiçte bile!" kendini savunuşa geçmişti.

Ona tip bir bakış attım."Bundan emin misin?"

Oturduğu ahşap sandalyeden kalkıp benimle birlikte taverna çıkışına doğru yürümeye başladı. "Vanes, açık konuşmak gerekirse beleş şeyleri severim ama sana sadece bana bir şeyler ısmarladığında değil sen istediğin sürece her zaman iltifat ederim," kurduğu her bir cümle yüzümde oluşan tebessümü arttırıyordu. "Sen benim öz olmayan kardeşimsin, senin için her şeyi yapar, her şeye katlanırım."

O içimi ısıtan cümlelerini kururken tavernanın dışına çıkmıştık, adımlarımı durdurdum o da benimle birlikte adımlarını durdurdu. Ona dönüp hızlıca kollarımı ona doladım, bana yanı şekilde karşılık verdi. "Teşekkür ederim, öz olmayan kardeşim."

Haklıydı. Biz öz olmasakta kardeştik.

"Teşekküre gerek yok, öz olmayan kardeşim."

Sarılmamız son bulduğunda ona kocaman gülümseyerek. " Bu arada tavernanın içerisinde söylediklerim şakasınaydı, sakın ha içerleme tamam mı Joal?"dedim, onun üzülmesini istemiyordum çünkü o hep beni mutlu ediyor, güldürüyordu.

"Bunu zaten biliyordum Vanes. Ayrıca sen bana ne dersen de içerlemem, neden biliyor musun?"

"Neden?"

"Çünkü senin beni üzmek istemeyeceğini, içerleyeceğimi düşündüğün hiçbir cümleyi kurmayacağını bilirim, ben seni bunları bilecek kadar iyi tanıyorum Vanes." dedi, yine haklıydı beni oldukça iyi tanıyordu. Omzuma dostça vurup "Tabi sen, ikimizin biriktirdiği çoğu anıyı hatırlamadığın için seni ne kadar iyi tanıdığımı tam olarak bilmiyorsun."diye ekledi dalgaya vurarak.

"Peki..." diye mırıldandım duyabileceği şekilde. "Beni çok ama çok iyi tanıyan, Şövalye Joal artık gitsek mi? Malum benim hazırlanmam lazım, Kralın karşısına çıkacağım."

Başını salladı."Elbette, büyük ihtimalle kadın savaşçı olacak olan Vanessa hanım."

💙

Joal'la birlikte şatoya girmiş kralın huzuruna çıkmaya hazırlanıyordum, benim gibi iki kişi daha vardı.

Üstümü başımı düzelttim ve beklemeye başladım.

Beklemek... çok sıkıcı ve saçmaydı, hep öyleydi.

Bu değişmiyordu.

Kendimi, tahminen bu şatodaki en büyük, en görkemli ve en geniş odaya girip, kralın karşısına çıkacak ve seçilicek olmamla avutuyordum.

İçerden Kralın sağ kolu diyebileceğimiz muhafızın sesi yükseldi. "Savaşçılar içeri!"

Son kez yüzünde bir tebessüm ile bana bakan Joal'a baktım ve diğer iki kişiyle yavaş adımlarla içeri ilerlemeye başladım.

Tam taht odasının o koca, görkemli, işlemli kapısının önüne geldiğimizde muhafızlar kapıyı açtı.
İçeri girdiğimizde tahminimin doğru olduğunu anladım, gerçekten taht odası oldukça büyük ve genişti.

Bizi bekleyem kralla göz göze geldim, hepimizi baştan aşağı süzüyordu.

Bu görkemli taht odasının tam ortasına geldiğimizde "Durun! Daha fazla ilerlemeyin."dedi bir ses. Bu sesin sahibi bizi içeri davet eden adamdı bakışlarım adama döndüğünde birkaç gün önce benimle tanışmak isteyen o yılışık adam, Joseph olduğunu gördüm.

Joseph, tahtında oturan kralın sağındaydı. İçeri ilk girdiğimizde ona çok dikkat etmemiştim.

Joseph, gözlerimin içine bakıp sırıttı
Bana söylediği gibi kral için önemli bir şövalye olduğu aşikardı.

"Kralım, bence bu kadar uzaklık kâfi."

Kral başını salladı ve ayağa kalktı.
"Sence hangileri bu yüce mevkiyi hak ediyor?"

Joseph'e sorduğu soruyla şu odaya girdiğim andan beri olmayan endişe bir anda beni sarıverdi.
Joseph'e sert bir tokat atmıştım ya bu tokatın intikamını bu şekilde, kralın beni seçmesini engelleyerek alırsa?

Joseph'le kral birlikte bize doğru yürümeye başladı."majesteleri, bilirsiniz ben çok ileri görüşlü biriyimdir, hiçbir kararım kötü bir sonuçla sonuçlanmaz."dedi kendinden emin bir şekilde Joseph.

"Bilirim, Joseph."dedi kral adımları durmadan hemen önce. "Bu yüzden hep sana güvenmişimdir."

Kral ile Joseph tam karşımızdaydılar.

Göz ucuyla diğeri iki kadına baktığımda içlerinden kızıl saçlı olanın titrediğini gördüm.

Heyecanlıydı ve heyecanının onu ele geçirmesine izin vermişti.
Büyük ihtimalle aramızdan ilk elenen o olacaktı.

Joseph, krala kızıl saçlı kızı işaret ederek. "majesteleri bu kadın olduçka heyecanlı, bilirsiniz savaşçı olmak için heyecanını kontrol etmek önemli bir faktördür."dedi.

Kral başını sallayarak"Haklısın, Joseph."dedi ve muhafızlardan birini yanına çağırdı. "Bu hanımefendiye şatonun çıkışına kadar eşlik edin."

Tahminimin bu kadar çabuk gerçekleşmesi beni şaşırtmıştı.
Kızıl saçlı kızın yüzü asılsa da hiçbir şey demeden bir muhafızla kapıya doğru ilerledi.

İçimdeki endişeyi dışarıya vurmamak için adeta bir savaş veriyordum. Ancak bu savaşı verdiğimi kimse bilmiyordu, benim dışımda.

Kralın bakışları benim ve yanımdaki kahverengi saçlı kızın arasında git gel yapıyordu. Bu git geller son bulduğunda. "Adın neydi?"diye sordu dikkatlice yüzüme bakıp.

"Vanessa Ivanov."dedin sakinliğimi koruyarak.

"Sen şu Ella ile savaşan kadınsın değil mi?"

"Evet, kralım."

"Orada oldukça iyiydin, üç kişiye karşı tek başına savaştın. Etkileyici." dedi kral hafif bir tebessüm ile.

"Teşekkür-" ben daha cümlemi bitirmeden araya Joseph girdi.

"Kralım, dediğiniz gibi iyi bir dövüşçü ancak kendini bazen fazla kaybediyor."

Öyle bir konuşmuştu ki kralın beni seçmesini istemiyor gibiydi.

"Bu bir şeyi değiştirmez, Joseph."dedi kral joseph'e bakarak.

Aynı şekilde yanımda ki diğer kadınla da konuştu, onu da oldukça beğenmişti.

"İkiniz de oldukça iyisiniz, nasıl bir şeçim yapmalıyım?"

Joseph hızlıca fikrini dile getirdi. "Kralım, bence Lori'yi seçin Vanessa gereğinden fazla sinirli biri gibi."

Kaşlarım istemsizce çatıldı, krala benim yerime diğer kadını seçmesini söylüyordu ama neden?

Benim gibi kralın da kaşları çatıldı.
"Joseph, bugün kızım Ely'de sen de bana Vanessa'yı seçmemin yanlış bir karar olacağını savunuyor gibi konuşuyorsunuz sizin derdiniz ne?"

Bunlarda ne demekti? Nasıl yani Joseph ve prenses Ely başından beri kral Axel'e beni seçmemesini mi söylüyordu?

Hadi Joseph'e tokat atmam, ağır konuşamam belki gücüne gitti diye kralın beni seçmesini istemiyor ama Prenses Ely neden bunu istemiyor? Onu benle derdi ne?

Üstelik kendisiyle bir kere bile karşılaşmadık.

Tüm bu soruların cevaplarını er ya da geç bulacaktım. Şuan önemli olan kralın vereceği karardı ve umarım ki tüm bunlar kralın kararını etkilememiştir.

Kral Joseph'in gözlerinin içine bakarak. "Kararlarımı sorgulanmaya hakkınız olduğunu sanmıyorum."dedi soğuk bir sesle. "Ve ben kararımı bir kere verdim, arkasında da dururum. İkisini de kadın savaşçıların arasına alıyorum!"

Kral bize döndüğünde ben de yanımdaki kadında oldukça şaşkındı. Ama elimizden geldiğince bunu belli etmemeye çalışıyorduk.

Bakışlarım kısa bi an için Joseph'e döndü, suratı bayağı bi asıktı.
Bakışlarımı ondan çekip krala çevirdim.

"Lori ve Vanessa diz çökün!" kralın sert sesi ile ikimiz de tek dizimizin üzerine çöktük.

Kral muhafızlardan birine birkaç hareket yaptı ve krala onun güzel,işlemeli kılıcını getirdiler. Kral kılıcı eline aldı.

Buna gerçekten inanamıyordum.
Kral bizim için bir kılıç töreni yapıyordu.
Aldığı kılıcı önce benim iki omzuma sırayla hafifçe dokundurdu ve "Ayağa kalk Ruhe krallığının savaşçısı, şövalye Vanessa!"dedi yüksek bir sesle.

Ayağa kalktım ardından aynı işlemi Lori içinde tekrarladı.
O da ayağa kalktığında kral sert tavrını koruyarak. "İkiniz de artık Ruhe krallığın birer savaşçısı, şövalyelerisiniz."dedi. "Bütün bilgileri diğer savaşçı kadınlardan alabilirsiniz, şimdi çıkın savaşçılar!"

İkimiz de kralın dediğini yapıp taht odasının çıkışına yürümeye başladık çok geçmeden taht odasının görkemli kapısının önünde durduk, muhafızlar kapıyı açtılar ve biz de dışarıya çıktık ardımızdan duyduğumuz tek şey ise o koca kapının kapandığıydı.

"Ne oldu, ne oldu he?"diye merakla sordu benimle birlikte şatonun doğru çıkışına yürüyen Joal.

"Başardım!"dedim çocuksu bir neşeyle."Kral beni savaşçıların arasına aldı artık, kadın bir şövalyeyim."

Şatonun merdivenlerini birer birer inerken. "Nasıl yani? Kılıç töreni falan yaptı mı?"diye sordu Joal.

"Evet!"

"O zaman hemen annenin yanına gidelim ve ona bu haberi verelim !"

"İyi fikir.."

🔓

"Anne!" dedim kapıyı ardımızdan kapatırken.

"Kızım,"dedi şaşırmış bir edayla bana ve Joal'a bakan annem. "Siz bu saatte neden evdesiniz, bir sorun mu var?"

"Hayır, onun yerine sana müjdeli bir haberimiz var, Eva abla!" dedi heycanla Joal.

Annemin kaşları çatılırken."Neymiş o müjdeli haber?"diye sordu.

"Kadın savaşçıların arasındayım artık!" diyerek hiç uzatmadan söyledim.

"Ne?" dedi şaşkınlığı ikiye katlanan annem.

Açıkçası bu kadar şaşırmasına bir anlam verememiştim çünkü kadın savaşçıların arasına girmek çok istediğimi ve bunun için turnuvalara katıldığımı biliyordu.

"Anne?"dedim sorarcasına."Sen sanki pek sevinmedin?"

"Sevindim kızım.. sevindim tabii de."dedi solgun bir ses tonuyla annem.

"De ne, Eva abla?"diye sordu Joal.

İkimizde annemin bu tavrına bir anlam yükleyemediğimiz için birbirimizs baktık ve sonra tekrar ona döndük.

"De si falan yok, boşverin!"dedi hafif telaşlı bir ses tonuyla annem."Çok sevindim kızım, hayırlı olsun hadi sizin şimdi işiniz vardır siz daha fazla benimle oyalanmayın."

Annem bizi göndermeye mi çalışıyordu?

"Anne,"dedim artık neşeden geriye sadece solgunluk kalan ses tonumla."Bir sorun var değil mi?"

"Hayır canım, ne sorunu?"

Benim Bir şey dememe gerek kalmadan Joal. "Eva abla, fazla telaşlısın, bu telaşının nedenini bizimle paylaşırsan daha rahat oluruz." diyerek ikimizinde hislerine tercüman oldu.

"Peki, tamam."dedi pes etmiş bir şekilde annem. "Söyleyeceğim ama önce oturun."

Joal'la ikimiz annemin isteği üzerine evmizdeki tahta sandalyelere oturduk, o da oturdu.

"Çocuklar, şimdi sizinle konuşacaklarım aramızda kalacak, söz mü?" annemin bu sorusu ikimizi de tedirgin etmişti. Bu kadar önemli ne olabilirdi?

İkimizde "Söz." dedikten sonra annem devam etti.

"Vanessa, Senin baban olduğunu sandığın kişi aslında baban değil. Senin gerçek baban yıllar önce öldü ve.."

Bir dakika ne? Babam, aslında babam değil miydi? Öz babam ölmüş müydü?

"Anne, sen ne saçmalıyorsun?!" diye bir yükselişte bulundum.

Annem "Kızım, sakin ol ve bölmeden beni dinle sonra ne sormak istersen sorarsın."dedi benim aksime sakince. "Bak, biliyorum bunu sana başta açıklamam gerekiyordu ama yapamadım. Gerçekleri öğrenirsen kendinden, benden, öz babandan nefret etmenden korktum."

Ben neden kendimden, annemden ve öz babamdan nefret ediyim ki?
Annem ne gerçeğinden bahsediyor?
Kafamdaki sorular artarken annem devam etti.

"Kızım, yıllar önce bu diyarda vampirler çok fazlaydı, kurt adamlar ve cadılar da öyle. İnsanlar bunlarla bir anlaşma yapmıştı bu anlaşma sonucunda vampirler ve diğer canlılar, oluşturuşan sınırları geçmeyecek herhangi bir insanın kanıyla beslenmeyecek veya bir insanla konuşmayacaktı. Herkes kendi sınırları içinde yaşayacaktı ve başkasının sınırlarını geçmeyecekti." annem derin bir nefes verdi, bunları anlatmak onun için zordu galiba.
"Bu anlaşmanın yapıldığı yıllarda, şifalı bitki toplamak için kara ormana gittim, bu ormanın fazla ilerisine gidersen vampirlerin sınırı ile karşılaşıyordun. ormanda şifalı bitkiyi toplarken tesadüfen birine denk geldim, bu biri bir vampirdi ancak sıradan bir vampir değildi. vampirler kendi içinde birkaç türe ayrılır bu gördüğüm vampir ise bir ölüm taciri vampiriydi."

Yutkundum. Annemin anlattıkları nereye varacaktı?

"Belki saçma gelicek ama görür görmez birbirimize tutulduk. Evet, o bir vampir bense bir insandım ama oldu işte. Aşkımız giderek büyüdü. hafta da iki üç kez onla o ormanda buluşurdum. Birgün yine onla buluşmak için ormana gidecekken fenalaştım ve...sana hamile olduğumu öğrendim."

Gözlerim yuvalarından çıkacak kadar büyüdü. Ne yani ben bir vampirin kız mıydım? Hem de ölüm taciri vampirinin kızı.

"Ama..ama bu mümkün olamaz. İnsanların ve vampirlerin birlikteliklerinden çocuk doğma olasılığı çok düşük, çocuk doğsa bile vampirlerin kurallarına göre insanlardan çocuk yapmak, onlarla bir ilişki yaşamak yasak ve cezasının kurallara itaatsizlik oluyor." Şaka gibi ama joal'ın bile bu konuda bir fikri vardı, ya benim? Yoktu, kahretsin ki yoktu.

"Ben mi yanlış biliyorum?"diye sordu Joal anneme.

"Doğru biliyorsun ama oldu işte bir şekilde. Sen doğdun kızım, sen ikimizin birleşimisin."

Her kurulan cümle her söylenen sözcük kulaklarımda yankılanıyordu.
Bu gerçek olamazdı, olmamalıydı!
Ben bir vampir ve insanın birleşiminden dünyaya gelmiş olmazdım!

Yerimden bir anda kalktım."Bu bir saçmalık!" başımı iki yana salladım hızlı hızlı. "Ben sizin birleşiminiz falan değilim!"

Annemin gözlerinden yaşlar birbir süzülürken, zoraki bir tebessüm sundu bana."Öylesin, öylesin..." Yutkundu."Sen babandan bana kalan tek şeysin! İkimizin birleşimi, eşsiz bir insansın sen!" sesi az öncekine göre yükselmişti.

Bunu bana kabul ettirmeye çalışıyordu? Bana en az yarım saattir anlattığı şeyler, anlatmaya başlamadan önce bahsettiği gerçek miydi?

Yavaşça geri oturdum. Gözlerim hızla dolarken hiçbir şey soramıyor, söyleyemiyordum. Sanki boğazımı bir dikenli tel çevirmişte konuşmamı engelliyor gibi, sanki konuştuğum anda dikenler batacak ve canım çok yanacakmış gibi geliyordu.

Bir sessizlik oluşmuştu.

"Peki ya neden kadın savaşçıların arasında yer almasını istemiyorsun, Eva abla?"diyerek o sessizliği böldü Joal.

Dolu gözlerimi Joal'a çevirdim o da benim gibi şaşkın ve üzgündü ama sırf daha fazla üzülmiyim diye bunu belli etmiyordu. Konuyu başka bir yere çekmek istiyordu.

Gözlerimi anneme çevirdiğimde. "Çünkü olur da bir görevde bir vampir'e denk gelirse onun bir ölüm taciri vampirin'in kızı olduğunu öğrenmelerinden korkuyorum."dedi sesi buz gibiydi.

"Öğrenseler ne olur ki?"diye sordum bir damla gözyaşı yanaklarımdan aşağa doğru süzülürken.

Gözlerini kaçırdı annem.
Söylemek istemeyeceği kadar kötü bir şey miydi?
Ama düşününce bunca öğrendiğim şeyden sonra daha kötüsü ne olabilir ki?

"Anne, lütfen bana cevap ver!"dedim yalvarırcasına.

Kaçırdığı gözleri beni bulduğunda sıkkın bir nefes verdi.

Cevap verecekti.

🖤⏳

Bölümümüz bu kadardı.

Umarım beğenmişsinizdir 🤍

Uzun süredir bölüm atamıyordum çünkü maalesef çok ama çok yoğunum bu aralar.
O yüzden kusura bakmayın:)

Sizce Vanessa'nın annesinin yani Eva'nın vereceği cevap ne olacak?

Vanessa gerçekten bir ölüm tacir vampiri ve normal bir insanın birleşimimi?

(Bu arada, bu evren de ölüm tacirinin ve diğer türlerin neler olduğunu bir sonraki bölümde öğreneceksiniz)

Yazım yanlışları varsa kusura bakmayın sonra düzelteceğim

Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnnn 🫶🏻