2. bölüm / 2
Bal Böceği1. BÖLÜM:
Bölümler 2Şu an: 1. BÖLÜM:
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Arkadaşlar merhabaaa... 🐝
Öncelikle nasılsınız, iyisinizdir inşallah. Ben çok iyiyim.🤍
Şimdi bir karışıklık olmasın diye burada söylemek istiyorum. Kitabımın yeni bölümleri iki haftada bir gün gelecek şekilde ayarladım.✨
Diğer kitabım olan, 'GÖLGELERİN ARASINDA: SEÇİLEN AŞK' O da iki haftada bir gün gelecektir. Böyle bir yazı o kitabımda da var.🩷
Düşünceleriniz benim için çok önemli ve söylediğiniz zaman dikkate alacağım. Beğenmediğiniz yerler olabilir.
Lütfen attığınız eleştirel yorumlar saygı çerçevesinde olursa çok sevinirim...🙃🙃
Umarım bu hikayemi okurken keyif alır, harika zamanlar geçiririz ve okurken eğlenirsiniz:)) 🪷
Yeni dünyama hoş geldinizzzz.🐰🐣
Yeni bir hikaye ile karşınızdayım umarım beğenirsiniz...
Düşüncelerinizi bekliyorum.
Oy ve yorum atmayı unutmayın...🤍🤍
NOTT!!!!! 📍📍📍: BEN BU KİTABI İLK WATPAT'TE YAYINLADIM. PROLOG VE İLK İKİ BÖLÜM ORADA YAYINLANDI...
Başlama tarihinizi de yazmayı unutmayınızzzz;))
🐝🪷
Başlama tarihi:
10.03.2026
Geçmiş asla geçmezdi, sadece üstünü kapattığınızı sanardınız. Lakin o en savunmasız anınızda vururdu sizi. Tamam geçti, kanamaz artık diye avunurdunuz. Ama içten içe kanar dururdu.
Simge Köksal
Büyük kapının önüne geldiğimde beni bir heyecan bastı, elimdeki CV'yi kendime bastırırken sakin edici telkinler veriyordum kendime. "Sakin ol, Simge. Sen çocukları çok seversin, hem onlar da seni severler." Dedim kendi kendime, "Hem bi çocuğa bakmak, ne kadar da zor olabilir ki?" Derin bir nefes alıp zile bastım.
Demir kapı iki yana açıldı, ve otuzların başında bir takım elbiseli adam geldi neredeyse duygu barındırmayan bir ses tonu ile konuştu, "Kime bakmıştınız?"
"Merhaba, ben iş ilanı için geldim."
"Hoş geldiniz, Bora Bey sizi bekliyor. Buyurun bu taraftan." Bahçede ilerlerken gözlerimi hayranlıkla etrafımda gezdirdim. Bahçe çok güzeldi, etrafta rengarenk çiçekler vardı. Biraz ilerde iki ağacın arasında bir hamak ve bir de salıncak olduğunu gördüm.
Biraz ilerledikten sonra siyah çelik kapının önüne geldik. Kapıyı çaldığımda, kapıyı otuzların sonunda bir kadın açtı, "Hoş geldiniz, ne için gelmiştiniz?"
"Merhaba, ben dadı iş ilanı için gelmiştim." İş ilanı için geldiğimi söylediğimde hemen geriye bir adım atıp, kapıyı sonuna kadar açtı. İçeriye doğru bir adım attım, içeriden buram buram etrafta otorite kokusu geliyordu. "Bu taraftan efendim." Ben içeri girdiğimde beni buraya getiren adam da çoktan gitmişti.
Kadının yönlendirmesi ile iki kat yukarı çıktık. Bu ev ne kadar da büyüktü? Sanırsın saray, ikinci katta olan bir odaya girdik, "Siz burada bekleyin efendim, Beyefendi birazdan burada olur."
Kadını başım ile onaylarken, "Bu arada ne alırdınız?"
"Ben bir ıı, şey alayım. Hah, soğuk bir şeyler olursa sevinirim."
"Tabii hemen getiriyorum, efendim."
Beni onaylayıp odadan çıktı. Ben de odayı incelemeye başladım. Oda daha çok siyah ve beyaz tonlarında döşenmişti. Odanın içinde bile kendimi diken üstünde hissediyordum.
Pencere kenarınının önünde meşe ağacından yapılmış bir çalışma masası ve masanın önünde ikili tek kişilik koltuk vardı. Duvar kenarlarında ise boydan boya bir ikili dolap vardı. Çalışma masanın tam karşısında ise, duvara monte edilmiş büyük bir televizyon vardı.
O sırada kapıyı açan kadın elinde soğuk bir limonata ile geldi, "Buyrun, afiyet olsun." Bende ona nezaket ile bu gülümsedim. "Teşekkür ederim."
Kadın bir şey demeden odayı geldiği gibi terk etti. Bu tavrına anlam verememiştim.
Ben odayı incelemeye dalmışken odanın kapısı yavaşça açıldı. Ben kapıya bakarken, minicik adımlarla içeri elinde peluş tavşanı ile giren, üç dört yaşında bir kız çocuğu olduğunu gördüm. Sarı saçlı, deniz gibi masmavi gözleri vardı.
Pembe bir elbise giymiş,elinde peluş bir tavşanı kapının önünde durmuş, gözlerini merakla kocaman açmış bir şekilde bana bakıyordu, sonra onun o nahif sesini duydum. "Şen kimşin?"
Yüzüme şefkatli bir gülümseme kondurdum, "Merhaba, ben buraya bir iş görüşmesi için geldim. Sen kimsin peki?"
Tavşanını sıkıca tutmuş, bana bir iki adım atmıştı. "Ben babamın kıjıyım."
Dediği şey ile yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. "Memnun oldum, benim adım da Simge."
"Bende meynum oydum." Tavşanını bana gösterir gibi biraz kaldırdı, "Bu da menim tavşanım."
"O zaman, seninle de memnun oldum tavşan." Dediğim şey hoşuna gitmiş bir şekilde yanaklarında utangaç bir gülümseme belirdi. Ayaklarının üstünde bir ileri bir geri giderken, "Sey, o da meynum oymuş, tavşanım öye diyor."
Gözlerini bana çok temas ettirmiyordu, benimle konuşurken sürekli başka bir yere bakıyor ama sonra dayanamayıp bana bakıyordu.
"Harika o zaman. Hepimiz de birbirimizden memnun olmuşuz. Peki senin ismin nedir bebişim?" Tavşanına dönüp mırıl mırıl bir şeyler söyledi. "Göydün mü tavşan, bize bebisim dedi!" Ne dediğini tam olarak anlamamıştım, çok sessiz konuşuyordu. Sonra bana dönüp, "Miney, benim işmim bebisim."
Dediği ile dudaklarımdan bir kıkırtı kaçtı, "Çok güzel bir ismin varmış. İsminin anlamı cennetteki inci tanesi,
Işık ve Nur anlamı da taşıyor."
Tekrar tavşanına dönüp mırıl mırıl konuştu, "Duydun mu tavşan, inci tayesi ve ısıkmıs işmim." Bana tekrar dönüp, o şahane gamzesini sundu. "Sey, tesekkür edeyim."
"Yaa, yerim ama ben seni. Sen çok tatlısın kii." Minel benim bu tavrıma önce şaşırdı ama sonra, o yanaklarında olan gamzeyi bana bağışlayarak, kıkırdadı. Tam o sırada kapının önüne bir gölge düştü, ardından simsiyah bir takım elbisesi içinde buz gibi mavi bakışlarıyla içeri bir adam girdi. Bu adam Bora Karahan'dan başkası değildi.
Ben hemen ayağa kalkıp kendime çeki düzen verdim. Sert ama bir o kadar içinde şefkat saklı ses tonu ile konuştu. "Minel, burada ne arıyorsun babam?"
Minel paytak adımlarla babasının yanına gitti, ve başını sanki yerden bir gökdelene bakıyormuş gibi kaldırdı. "Şeni arıyoyum babam. Şeni buyamadım ben, niydeydin?" Bora Bey, Minel'in daha fazla öyle kalıp boynunu ağrıtmamak için ve Minel'in boyuna erişmek için dizlerinin üstüne çöktü.
Sol eliyle Minel' in önüne düşen saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı. Daha sonra Minel'i kucağına alıp ayaklandı, "Odamdaydım babam."
"Hıı, ama sey ben geydim. Şen yoktun. Niden? Şöyler misin babam?" Bora Bey kızının bu meraklı hallerine bayılıyormuş gibi mavi gözlerinde ki o hayranlık parıltılarıyla bakıyordu.
"Banyodaydım babam. Oraya bakmamışsın."
"Tamam, odandaydın. Men geyince oyaya da bakıjam. Evet, bakıjam." Kendi kendini başıyla onayladı Minel. Bora Bey, Minel'in boynundan kokulu bir öpücük çaldı, Minel ise babasına sarılmış kıkırdamakla yetiniyordu.
Bora Bey'in bakışları beni bulunca, kızına bakarken ki o parıltıları gitmiş yerine kaya gibi sert ve dümdüz bakışları gelmişti. "Simge? Simge Hanım değil mi?" Dedi sorar gibi, sanki adımı bilmiyormuş gibi yaparak. Eminim ki sicilime kadar detaylı bir araştırma yapmıştı.
Onun bakışları bile insanı hizaya sokuyordu sanki. İstemsizce onu başım ile onaylarken buldum kendimi. "Evet. Simge ben." Elimi uzatıp bekledim, bakışları gözlerimden elimi buldu. Bir elime bir de gözlerime bakıyordu, tam elimi çekmek üzereyken beklemediğim bir şey oldu.
Uzattığım elimi tuttu ve bir kaç saniyeliğine elim ellerinin arasında kaldı. Sanki görünmez bir elektrik akımına kapılmıştım, vücuduma bir sıcaklık yayıldı.
Elini çekince bakışları yüzümde gezintiye çıkmıştı, elimi diğer elimin arasına alıp ister istemez bakışlarımı ondan kaçırıyordum. Onun, o ruhsuz bariton sesini duydum, "Burada, bu konu hakkında benden çok kızım karar verir." Bakışları Minel'i bulunca o duvarlar çatladı, ruhsuz bakan gözlerine hayat geldi sanki.
"Sanırım küçük tavşanın onayını da aldığınıza göre. Bir deneme sürecine giriyoruz." Arkasını dönüp, "Kerim! Buraya gel." Diye birine seslendi. Odanın kapısı açıldı ve bir doksan boylarında, kahverengi gözlü, sarı saçlı ve esmer tenli takım elbiseli bir adam geldi. "Ne istiyorsun Bora?"
"Sen Minel'i odasına götürüp onunla ilgilen." Minel'i, Kerim denen adama uzattı. Kerim, Minel'i alıp odadan çıkmadan önce Minel'in sesini duyduk. "Göyüşüyüzz." Eline bir öpücük kondurdu ve bize doğru elini salladı. "Görüşürüz babam."
Minel odadan çıktıktan sonra, Bora Bey çalışma masasına oturdu. Eliyle karşı koltuğu işaret etti, "Buyrun, oturun." Kalktığım sandalyeye geri oturdum, "Biliyorsunuz ki bu iş yatılı bir iş," Eline bir evrak alarak bana uzattı. "Bu iş sözleşmesi, eğer iş sizin için uygunsa ve kabul ediyorsanız imzalayın."
Minel Karahan'ın Dadı İş Sözleşmesi:
• 1. Madde: Asla eve yabancı biri gelmeyecek.
• 2. Madde: Haftanın bir günü tatil.
(O günü kendiniz belirleyiniz.)
• 3. Madde: Asla izin gününden başka bir gün, izin talep edilmeyecek.
• 4. Madde: Minel Karahan'ın alerjisi olduğu ürünleri siz yeseniz dahi bu eve asla girmeyecek.
• 5. Madde: Bir sevgilinizin katiyen olmaması gerek. Eğer olurda biriyle bir birliktelik yaşamak isterseniz bunu Bora Karahan'ın bilmesi gerekiyor.
• 6. Madde: Asla Bora Karahan'a karşı bir duygu beslememelisiniz.
• 7. Madde: Minel Karahan saat 10.00' dan önce ve sonra yatırılmayacak. Her gün aynı saatte uyutulacak.
• 8. Madde: Evde asla girilmeyecek yerlere katiyen girilmeyecek.
• 9. Madde: Evde duyulan şeylerin ev dışına çıkmaması gerekiyor.
(Aksi takdirde işiniz sonlandırılır ve tazminat ödemeye mahkum edilirsiniz.)
• 10. Madde: Kurallara uymazsanız ya da ihlal edecek olursanız ödeyeceğiniz tazminat ücretiniz.
(3.000.000. TL. Türk Lirası.)
• 11. Madde: Eğer size karşı bir hata ya da yapılmaması gereken bir duruma sokulursanız size ödenecek olan tazminat.
(5.000.000. $ Dolar.)
• 12. Madde: Minel'in asla annesi ile ilgili konular konuşulmayacak. Ve sorulmayacak.
• 13. Madde: Bora Bey'in özel alanlarına gerekmedikçe girilmeyecek.
• 14. Madde: Akşam 10'dan sonra çıkış yasak.
• 15. Madde: Evde çalışanlar ile asla bir ilişkiye girilmeyecek.
(Sevgili olmak manasında.)
-Bu maddelerin ihlali kesinlikle yok. Eğer imza atıyorsanız geri dönüşü olmayacak. Karşı taraf fesh ederse tazminatınız ödenecek ve ancak o zaman işten ayrılma durumunuz olabilecek. Gerekli açıklamalar size yapılacaktır.
Maddeleri okurken şok olmuştum. Kaşlarımı çatarak, başımı çevirip karşımda oturmuş bana dikkatle bakan adama çevirip, "Merak etmeyiniz Bora Bey, ben buraya kızınız için geldim. Sizin koyduğunuz kurallar arasında fantazi yapmaya gelmedim! Bundan emin olabilirsiniz." Başımı sözleşmeye çevirdim ve hiç düşünmeden sert bir şekilde imzaladım.
Benim söylediklerim ile Bora Bey bir an donup kaldı. "Güzel," Elindeki kalemi son kez çevirip masaya bıraktı. Arkasına yaslanıp soğuk bir buz kütlesi olan gözleriyle doğrudan gözlerimin içine baktı, "Sözünüzü tutacağınızdan emin olmak istiyorum Simge Hanım. Çünkü ben ikilem ve risk faktörleri arasında kalmaktan hiç hoşlanmam, sadece neticeleriyle ilgilenirim."
Şimdi daha ciddi bir hâl aldı, bana da bunu öğretmek, anlamam için keskin bakışlarıyla konuştu. "Çünkü Karahan malikanesinde kurallar bozulmak için değil uyulmak için vardır. İmzaladığınıza göre Minel'le ilgilenebilirsiniz."
Ayağa kalktı ve odanın kapısına giderken arkasını döndü, "Ha bu arada, odanız hazır bu geceden itibaren burada kalıyorsunuz? Yarın biriyle gider ve eşyalarınızı alıp gelirsiniz."
Dediği ile şok olup bir anda ayağa kalktım, "N- ne? İyi de yarın başlasam olmaz mı? He-" Sözümü tamamlayamadan kesmişti sözümü. "Minel'in karşı odası sizin için hazırlandı, değiştirmek için Kerim'e söylemen yeter. Maddi konuları dert etme ve Minel ile ilgilenmeye derhâl başla."
"A-" Yine sözümü kesmişti, "İmzayı attınız ve belli kurallar var biliyorsunuz. Uyun o kurallara." Dedi keskin ve sert tavrından ödün vermeyerek.
Her şeyi ben yarattım tavırları ve bakışları artık sinirlerimi bozmuştu ki, dayanamayıp önüne geçtim, "Bora Bey, ben bu gün Minel ile ilgilenir ve işim bitince evime gider eşyalarımı hazırlarım." Artık kendime engel olmadan kaşlarım derince çatıldı. "Sabahta erkenden Minel uyanmadan gelirim. Endişeniz olmasın, başka bir şey yoksa Minel'in yanına gidelim."
Bir süre bana üstten üstten baktı, o bakışlarından ne anlam çıkarmam gerektiğini bilmiyordum. Ama artık onun o yoğun ve derin bir şekilde inceleyen bakışları arasında olmak istemediğim için bakışlarımı ondan çektim. Sanki odada ki tüm oksijeni o koca heybetiyle kendisi çekiyormuş gibi bitirdi.
"Peki, bunu kabul ediyorum. Saat sekizi geçmeden burada olacaksınız." Gözleri önce gözlerimde, burnumda, kaşlarımda, belli belirsiz çillerimde sonra da dudaklarım da gezindi. Öyle çok uzun bakmamıştı toplasan dört beş saniye sürmüştü ama bana dakikalar gibi gelmişti.
Bakışları en sonunda tesadüfen boynumda durmuştu, doğum lekeme bakıyordu. Kaşları çatıldı ve artık gerçekten rahatsız olmuştum ki elim ile doğum lekemin üstünü istemsizce kaşıdım.
Bakışlarını nihayet boynumdan çekip gözlerime baktı, sanki geçmişte olan bir şeyi hatırlamış gibi bana daha dikkatli bakmasına vesile oldu. "Şoförü gönderirim, gelirken sizi almaya." Dedi ve açtığı kapıdan çıktı.
O çıkınca sanki odada ki o boğucu ve gergin ortam o çıkınca gitmişti ve derin bir nefes almamı sağladı.
Bir süre arkasından bakıp o izin üzerinde elimi gezdiriyordum. Bu iz ona neyi yada kimi hatırlatmıştı? Ya da neden bana öyle bakmasını sağladı?
Odadan çıkınca kapıda beni, gelince kapıyı açan kadın karşıladı. "Merhaba, Bora Bey sizi Minel Hanım'ın odasına götürmemi emretti. Buyrun bu taraftan."
Kadını takip edip bir alt kata indik. Rengi sarı olan bir kapının önüne geldik. "Efendim, ben buraya kadar gelebiliyorum. İzninizle." Deyip kadın gitti. Ne değişik bir evdi burası? Neden bu kadar katı ve böyle saçma sapan kuralları vardı?
Daha fazla burada durmak istemediğim için odanın kapısını tıklattım. İçeriden "Gel." Ve hemen ardından o nahif sesi işittim. "Geyebiyiysin!" Yüzümde sahici ama sıcak bir gülümseme ile kapıyı açtım.
Gözlerim odada gezinirken en sonunda yerde oyun halısının üstünde oyuncak eviyle oynayan Kerim onun yanında duran Minel'i buldu. "Merhaba."
"Meyhaba, Şimge!" Dedi, oyuncak bebeği elindeyken. Başımı Kerim Bey'e çevirip baş selamı verdim. Gülümseyerek, "Merhaba, ben Kerim."
"Bende Simge. Memnun oldum." Tam o sırada bir sevimli ses yükseldi. "Mende meynum oydum!"
"Uy! Ha bu ne tatliluktur da. Isırayum mu senu he? Yiyeceğum senu, kaçamazsun elimden!" Minel'i kucağına alıp yanaklarından öpmeye başladı."Yaa, Keyim amja duy." Diyordu, ama Kerim Bey'in durmaya niyeti yok gibiydi.
"Bak hele bak, hemende sığındı Simge ablasına. Ula seni benum elimden kim alacak sanaysun? Ha bu gidişle bal niyetune ekmeğe sürüp yiyeceğum." Minel gözlerini şokla açıp bana doğru döndü ve ellerini uzattı. "Şimge, yaydım et. Keyim amja meni yiyecek!"
Minel, Kerim Bey'in bir anlık duraksamasından yararlanıp bana koşup sığındı. Kerim bey şok ile Minel'e baktı. Daha sonra bana dönüp göz kırptı Kerim Bey, "Kusura bakmayun Simge Hanum, bizim bu küçük Hanım'un taduna doyum olmayir. Ha karadeniz uşağıyuz biz, sevduk mi sert severuz, değul mi kız bal böceğum?" Dedi Minel'e bakarken, Minel kucağımda, Kerim Bey'in konuşmasına kıkır kıkır gülüyordu. Anlaşılan çok hoşuna ve komiğine gitmişti.
Başı ile onayladı Minel, yetinmeyip konuştu. "Evet, amja."
Bende Kerim Bey'e dönüp, "Ne kusuru, Kerim Bey. Simge deseniz yeterli, Hanım'a gerek yok." Kerim Bey'de bana kaşlarını kaldırarak baktı. "Sen de bana Bey demeyi bırakırsan, bende sana Hanım demeyi bırakırım Simge hanım."
"Ama, hiç olur mu öyle şey?" Bu sefer kaşlarını çatarak baktı bana. "Neden olmasın? Olur canım olur."
"Peki o zaman Kerim." Yüzünde kocaman bir gülümseme kondurdu. "Hah, şöyle ya. Neyse sen Minel ile ilgilen ben de bir Han'a bakayım."
Han kimdi ki? Ve neden bana tanıdık geliyordu bu isim? Ya da ben nereden hatırlıyordum bu ismi? Kaşlarım merakla çatılmış bir şekilde Kerim'e baktım. "Kerim, Han kim?"
"Han, bizim Bora'nın lakabı. Genelde Han deriz belli bir çevresi olarak." O bir süre gözlerimin içine baktı, sanki bir şeyi ölçmek ister gibi bakıyordu bakışları. "Neden sordun?"
"Meraktan. Kim olsa ederdi." Kaşlarını yukarı doğru bir kere kaldırdı ve, "Cık, cık. Kimse bu kadar şeyi söylemeye cesaret edemezdi Simge. Sen de bir şey var ama ne, tam olarak çözemedim?"
"Cesaret edilecek bir şey yok Kerim. Doğru bildiğim şeyleri söylemekten çekinmem," Başımı yana doğru eğdim. "Hem şimdi söylemezsem, sonra bana dert olur." Bir süre bakıp arkasını dönüp bir iki adım attı ama sonra bana döndü, "Simge biz seninle daha önce hiç karşılaşmadık değil mi?"
Bu sefer merakla kaşlarını çatan ben oldum, bir süre düşünüp cevap verdim. "Hayır. Daha önce hiç karşılaşmadık. Sanırım sen beni biriyle karşılaştırdın?"
Gözleri sanki boşluğa dalar gibi bakıyordu. Gözlerinde öyle bir özlem peydah oldu ki, eğer geçmişe geri dönebilme şansı olsa, o özlediği kişiyi asla bırakmazdı. "Evet, birine çok benziyorsun. Bir an seni ona benzettim. Kusura bakma."
"Önemli değil, eğer özel değilse kime benzettin beni?" İçli bir nefes alıp verdi, bakışları tekrar beni bulunca buruk bir gülümseme peydah oldu dudaklarında. "Kız kardeşime."
"Üzüldüm senin adına, eğer onu çok özlersen bana sarılabilirsin." Yüzünde hala buruk bir gülümseme olsa da dediklerim ona iyi gelmiş gibiydi. "Teşekkür ederim Simge." Dedi ve arkasına bakmadan odadan adeta kaçarak hızlı adımlarla gitti.
Kerim odadan hızla ayrılırken zihninde, görüntüler ve o sesler yankılanıyordu. Elinde olmadan o güne gidiyordu. Karadenizin o hırçın dalgaların denizi dövdüğü, gökyüzünün ise kurşuni bir renge büründüğü, Asel Efnan'ın o hırçın dalgaların arasında çırpınan küçük bedenine...
(Flash Back)
"Abicim. Ha ne zaman gideceğuz Han'un yanuna da." Dedi küçük Asel Efnan, çünkü Bora'yı onun değişi ile 'Han'ı ' çok özlemişti ve bir an önce yanına gitmek istiyordu.
"Ha kizum, Han değul abi. Bora abi diyecesun. Kaç kere dedum saa!" Ama abisi Bora' ya abi demeyip 'Han' demesine çok kızıyordu. Neden kızıyordu ki, o 'Han' ı' çok seviyordu? Sadece 'Han'ı' sevmiyordu ki o herkesi çok severdi, abisinin bazen böyle söylemesi onu üzüyordu.
"Banane, o benum abim değuldur! O yüzden abi demeyeceğum." Dedi inatçı bir tavırla ve burnunu kıvırarak. Çünkü onun bir tanecik abisi vardı ve o yetiyordu ona. Başkasına gerek yoktu.
"Off, Asel Efnan. Off."
"Abicim. Ne kadar yolumuz kaldu, ha ne bitmez bir yolmuş da bu yol." Dedi gözlerini kocaman açmış tabiri caizse şaşırarak. Şuan bu hâlinin abisinin gözünde, sudan çıkmış hamsiden bir farkı yoktu.
"Az kaldu, minuk bal böceğu. Az." Abisi Asel Efnan'nın burnuna hafifçe bir fiske vurarak konuşmuştu. Asel Efnan sadece gülümsemek ile yetindi.
"Ha, çabuk olasun Han'umu özledum."
"Ula, ula bak geleyiler ha, baa sağdan soldan! Han'umu özledum deyi bağa bi de… Bak hele bak!" Abisinin bu hareketleri ona çok komik geliyordu bu yüzden kıkırdıyordu. Abisi onun gülüşünü görünce istemsizce sakinleşti ve kendini gülerken buldu. Bu hayatta bir kardeşi ve bir de kan kardeşi vardı.
"Ha abicim kıskanma ben senu de çok seveyrum."
"Ha ne kıskanacağum o gereksuz kişiliğu. Ha biliyrum en çok benu seveysun." Burun kıvırarak konuşmuştu Kerim ama biliyordu ki kardeşi onu daha çok seviyordu. Kerim'in böyle davranması Asel Efnan farketmese bile Bora'ya derin bir hayranlık besliyordu.
İleride ona aşık olması onun küçük yüreğini sıkıştırıyordu bile çünkü o kardeşini kimseye vermek istemiyordu. Hep kendisi ile yaşasın, hiç gitmesin, hep birlikte olsun istiyordu.
Bilmediği şey ise çok yakında ayrılacakları ve yıllar boyunca Asel Efnan'ı arasa da bulamayacaktı. Biricik kardeşi onun ve Bora içinde büyük bir ukde olarak kalacaktı.
(Flashback Son)
Kerim, gözlerini hızla bir kaç saniye kırpmış ve kendine gelmeye çalışmıştı. Tam o sırada koridordan gelen gölgeyi fark etti. O gölge Bora'dan başkası değildi. Bora kardeşinin gözlerinin içinin kırmızı olduğunu ve omuzlarının nasıl çöktüğünü görünce hızlı adımlarla yanına geldi. "İyi misin kardeşim?"
Kerim içli bir nefes alıp verdi, "Hiç iyi değilim kardeşim, Asel Efnan'ıma ne kadar da çok benziyor. Sanki bir an o vardı karşımda."
Bora derince yutkundu, aklına gelen anılarla. "Fark ettim, ama bu sadece acı bir tesadüf Kerim. Bizim Bal Böceğimiz, ha oldi sağa denuz kizu."
Kerim, keder ile dolan gözlerini Bora'ya çevirdi. "Ha belku da yaşayi, olamaz mi?" İkisinin de şivesi ne zaman Asel Efnan'ın konusu açılsa otomatikmen kayardı.
"Ha bunun olmasini en çok ben da isterim. Ama olmaz, ha bunu en çok sen da biliysun." Bora da istemez miydi. Ateş topu gibi parlayan kızıl saçları, karadenizin ormanları gibi yemyeşil olan gözleri, boynunda olan küçük iziyle gülümseyen ilk aşkı, Asel Efnan'ı nasıl unturdu ki.
O sırada bir ninni sesi duyuldu malikanenin boş koridorlarında, ikisi de olduğu yere çivilenmiş gibiydiler ne bir adım atabiliyorlardı, ne de hareket edebiliyorlardı;
Oy yaylamum çimenine, çiğ düşer gündüzleri,
Gözlerumun yaşi akar, döver sensiz geceleri...
Denuz aldi sevduğumi, vermeyi dalgalari,
Uyuyasun bebeğum, unutalim acilari.
Ee bebeğum, ee…
Denuzin dibi derun,
Uyanma bal böceğum,
Uykularin dolsun huzurla.
Kemençemun telleri, dertli dertli feryad eder mi?
Giden o küçük arı, beni ordan dinler mi?
Karadeniz hırçındur, saklar cennetteku bal ırmağuni,
Kimse bilmez yüreğumin, o bitmez derduni.
Mavi yeşul gözlerun, dalar gider uzağa,
Kader düşürmiş bizi, çıkılmaz bir tuzağa,
Kizul saçlarun bakur, olsa bile unutmam,
Senu benden alanu, affetmem ömür billah.
Ee bebeğum, ee...
Denizun dibi derundur,
Uyuyasun bal böceğum,
Olsun ha uykuların derun...
Çünkü bu ninniyi Kerim' in annesi Asel Efnan'a hamileyken uydurmuştu ve kimse bilmezdi. İyi de bu yabancı kız nereden biliyordu bu ninniyi?
…
Minel'i yatağına yatırmış ve öğlen uykusunu alması için yanına uzandım. Minel başını göğsüme yasladı ve elleri saçlarımı sımsıkı tutup başını kaldırıp bana bakıyordu sanki tepkimi ölçüyordu. Ben de ona gülümseyip elimi, sırtına koyup daha rahat hissetsin diye bir ninni söylemeye başladım.
Bu ninniyi ilk kez on yaşımda rüyamda bir kadın söylerken görmüştüm, o günden sonra sürekli rüyalarımda bu ninniyi duymuştum. O kadın kimdi bilinmezdi ama çok efkarlı bir şekilde söylüyordu. Hiç tanımasam bile o kadının hâline çok üzülüyordum. Yüzü nasıl, dış görünüşü nasıl hiç bilmiyordum. Çünkü onu ne zaman rüyamda görsem hep sisli bir şekilde görüyordum.
Ninninin o dertli ve hüzün dolu sözlerini söylerken gözlerimden yaşlar geliyordu, belki de bu kadın bebeğini kaybetmişti ve ağlayarak bu ninniyi söylerdi. Bense hiç olmayan anneme söyler ve ağlardım. Bir süre sonra ninni bitmeye az kalmışken Minel'in o düzenli nefes alışları boynuma vururken uyuduğunu anlamıştım. Yüzümde şefkatli bir gülümseme oluşmuştu bile, neden bilmiyorum ama bu bebeğe baktığımda onu sevgi ile sarmalayasım geliyordu.
Bir süre onu izledikten sonra ayağa kalkıp sessiz adımlar atmaya özen gösterip odadan çıktım. Kapıyı sessizce kapatıp önüme döndüğümde Bora Bey'i görmeyi beklemediğim için irkildim. " Bora Bey? Bir sorun mu var?"
Gözleri yüzümü daha dikkatli incelerken, "Hayır, bir sorun yok. Seni eve Kerim götürüp getirecek. Sabah saat sekizi geçmeden önce burada ol!
Vakit kaybına tahammülüm yok!" Dedi ve cevap vermeme izin vermeden ilerlemeye başladı. Arkasından kaşlarımı çatıp, "Merak etmeyiniz Bora Bey, sabah şafak vakti olmadan gardiyanımla kulenizde olurum."
Arkamı dönüp ilerlemeye başladım, bir iki adım attığımda karşımda Kerim duruyordu. Gözlerinde anlamdıramadığım bir hüzün ve özlem ile bana bakıyordu. Ona bir gülümseme gönderip, "Gidelim mi?"
Kerim başını iki yana sallayıp kendine gelmeye çalıştı, bana dönüp, "Gidelim."
Malikaneden çıkıp garaj bölümüne gittiğimizde, bir sürü son model arabalar duruyordu, arka tarafta ise eski yetmiş, seksen ve doksanlardan kalma araçlar vardı. Jeep tarzı bir arabaya bindiğimizde Kerim aracı çalıştırdı. Garajdan ayrıldık ve malikanenin o devasa kapısından çıkmış olduk.
Malikanenin o devasa kapıları arkamızdan kapanırken, boynumdaki o sızının hiç olmadığı kadar arttığını fark ettim. Sanki bu devasa kule beni sıradan sadece bir dadı olarak değil, yıllar önce kaybettiği bir parçası olarak içeri, yeniden geri alıyordu.
Geçmiş asla geçmezdi, sadece üstünü kapattığınızı sanardınız. Lakin o en savunmasız anınızda vururdu sizi. Tamam geçti, kanamaz artık diye avunurdunuz. Ama içten içe kanar dururdu.
Şimdi Simge geçmişini unuttuğunu sanıyordu ama sadece o unuttuklarını gün yüzüne çıkartması için kendi öz benliğine geri dönmesi gerekiyordu. Ve bunun içinse sadece bir adım yeterdi.
Bölüm etkileşimi
