3. bölüm · Bağın ötesinde

AKAİ ITO

S.Nazlı Gün

Lavaboya gidip sakinleşmek için elimi yüzümü yıkadım. Aynaya bakarken gözlerimin önünde geçmişten bir anı canlandı: Savaş zamanı, Nocteria'nın yıkılmak üzere olduğu o dehşet dolu gün... Babamı, Şeytan Kralı’nı ve aralarında yapılan o gizemli anlaşmayı gördüm. Ardından, o gün gördüğüm rüyayı hatırladım; rüyamda Draven da tam olarak aynı şeyden bahsetmişti.
Kendime gelmek için tekrar elimi yüzümü yıkayıp lavabodan çıktım. Draven kapıda beni bekliyordu. Çıktığımı fark edince hemen yanıma geldi.
"Elara, iyi misin?"
İmalı bir şekilde sırıtarak, "Neden buradasın?" diye sordum.
"Müstakbel karımın nasıl olduğunu merak ettim."
"Ben senin karın falan değilim."
Alaycı bir ifadeyle konuştu: "Öyle mi? O zaman neden hâlâ o yüzüğü takıyorsun?"
"Çünkü lanet olası şey parmağımdan çıkmıyor!"
Sözlerim üzerine elimi tuttu ve yüzüğün üzerinden yavaşça öptü. "Yapma bunu, Elara. Yıllar önce yapılan o anlaşma bizi birbirimize bağladı, bu bağı bozman imkansız."
Cevap vermeden arkamı dönüp hızla oradan uzaklaştım.
Saat gece üçe geliyordu ve ben tek başıma şatonun kütüphanesindeydim. Aynaya bakarken gördüğüm o vizyonla ilgili yazılı bir kaynak olup olmadığını araştırıyordum. Üst raflardan birinde eski bir kitap gözüme çarptı; almak için uzandım ancak boyum rafa yetişmiyordu. Kitaba doğru parmak uçlarımda yükselirken, başka bir elin tenime değdiğini hissettim.
Ürpererek arkamı döndüm. Gelen Draven’dı. Öyle yakındı ki nefesini yüzümde hissedebiliyordum. Kitabı raftan tek hamlede aldı, bana uzatarak hafifçe geri çekildi.
Yüzünde çapkın bir gülümseme belirdi. "Bu saatte kendini bu kadar yormamanı öneririm, bence kendini düğüne saklamalısın eminim çok cafcaflı bir düğün olucak"
"Bu düğün gerçekleşmeyecek!" diye çıkıştım.
"Hadi ya ne yapmayı planlıyosun? Bağı bozmanın bir yolunu buldun mu?" Dedi dalgaya alarak.
"Henüz değil ama bulucam" dedi çenemi kaldırarak.
"Sana daha önce de söyledim Elara; bu bağı koparamazsın. Krallıklar arasında kurulan bu kan bağlarını hiçbir şey bozamaz. Şimdi gidip dinlenmeni öneririm." Göz devirdim.
"Bulmak için biraz acele etmeni öneririm prenses. Vakit daralıyo. Tık tak, tık tak" dedi veKütüphaneden çıkıp gitti.
Bir sandalye çekip masaya oturdum. Kitabın sayfalarını büyük bir hırsla kurcalamaya başladım. Kısa bir süre sonra aradığım o anlaşmayla ilgili sayfayı buldum. Aynada gördüğüm, zihnime üşüşen her şey kelimesi kelimesine bu sayfada yazıyordu.
Birkaç sayfa daha çevirdiğimde karşıma "Akai Ito" yüzüğüyle ilgili bir bölüm çıktı. Heyecanla satırları tarayarak bu lanetli bağı nasıl koparabileceğime dair bir ipucu aramaya çalıştım. Fakat satırlar ilerledikçe umudum tükeniyordu; kitapta buna dair hiçbir şey yoktu.
Draven haklıydı. Bu bağı koparmanın hiçbir yolu yoktu. Aramaya devam ettim. Sarayjn kocaman kütüphanesinde ne kadar Akai Ito yüzüğü ile ilgili kitap varsa hepsini okudum. Bir süre sonra yorgunluktan uyuya kaldım.
Draven, kütüphaneye geri döndü. Masada uyuya kalmış Elara'yı görünce gülümsedi. Ceketini çıkarıp omzuna attı, üşümesin diye onu sıkıca sardı. Yanağına küçük bir öpücük kondurdu. Yanındaki sandalyeyi çekip oturdu kafasını masaya koydu gülümseyerek onu izliyodu. Onu her gördüğünde kalbinde oluşan çarpıntıya bir anlam vermeye çalıştı. Draven, Elara'ya aşık oluyodu. Saçlarını okşadı uyumaküzere olduğunu fark edince onu bırakıp odasına gitti.