6. bölüm · Babamın Yeni Oğlu | yarı texting
Bölüm 5 | Beklenmeyen İtiraf
ille de aşk- mustafa ceceli
Sabah alarmın iğrenç sesiyle gözlerimi açtığımda hayatımın en berbat gününe uyandığımı anlamam sadece iki saniyemi aldı. Tam geceden kalmaydım ve dün hiç kitap defter yüzü görmemiş, telefonuma bile bakmamıştım. Biraz Oğuz'la oyun oynamıştık. Genelde abla oyun oynayalım diye bana yalvardığında başımdan savardım ama dün bayağı bayağı eğlendik.
Yataktan fırlayıp aynanın karşısına geçtiğimde dün geceki stres seansının yüzümdeki tüm enerjiyi sömürdüğünü gördüm.
Harika. Bugün tam bir fırtınanın ortasına yürüyeceksin, Ada Bilgin.
Okul formasını üzerime geçirirken az kalsın düğmelerini söküyordum. Beynim dün geceden beri durmaksızın aynı senaryoları döndürüyordu. Okula adım attığım an herkesin gözü üzerimde olacaktı.
Koridorda yürürken arkamdan fısıldaşacaklar, parmakla göstereceklerdi. Okulun iki zıt kutbu dedikleri Ada ve Ege bir pastane zemininde alt alta üst üste el ele yakalanmıştı. Üstelik bu yetmezmiş gibi ebeveynlerimizin evlilik bombası da ağızlarına sakız olmuştu.
Düşüncelerimin arasında kaybolmuşken yatağın üzerine fırlattığım telefonum art arda titremeye başladı. Korkarak uzandım ve ekranı açtım. Tahmin ettiğim gibi gruptan ziyade benimkiler çoktan özel hattı hatmetmeye başlamıştı bile.
İlk mesaj Feride'dendi.
benfero: KIZIM O FOTOĞRAF NE?! ÇILDIRACAĞIM!!! Şaka mı bu? Montaj mı yoksa ben paralel evrene falan mı uyandım? Ege'yle el ele yerde ne işiniz var sizin? Çabuk bana her şeyi anlatıyorsun!
Hemen arkasından Enes'in mesajını gördüm. Dün öğlen yazmış, üstüne üstlük yedi cevapsız arama yapmıştı.
enenes: Ada kanka acil durum. Caner'in attığı o fotoğraf gerçek mi? Ege Güzey'le sevgili misiniz siz? Olm çocuk bildiğin üstüne kapaklanmış. Okul grubu yıkılıyor şu an. Okula gelince canını okuyacağım, kaçışın yok.
Başka zaman gebertsen bu kadar uzun ve özenli mesaj yazmazlardı ama işte konu Ada'nın özel hayatı olunca pek bir meraklı oluyorlardı.
Derin bir nefes verip ikisine de ortak baştan savma birer gelince konuşuruz mesajı yazdım. Nasılsa okulda başıma üşüşeceklerdi.
Telefonu çantama atıp evden çıktım. Yol boyunca ayaklarım geri geri gitti. Ama kaçış yoktu, o kapıdan içeri girilecekti.
Okul bahçesine adımımı attığım an tahmin ettiğim her şey rüzgar gibi yüzüme çarptı. Kapı önünde duran sigara çekenler grubu, voleybol sahasının kenarındakiler... Herkes ama istisnasız herkes kafasını bana doğru çevirmişti. Bahçedeki uğultu ben yürürken hafifçe azaldı, yerini fısıltılara bıraktı.
"Bak, Ada geliyor..."
"Harbi doğruymuş demek ki, baksana yüzündeki ifadeye..."
Kafamı dik tutmaya çalışarak hızlı adımlarla binaya girdim. Koridora adım attığımda dedikodu kazanı burada çoktan kaynamış, taşmıştı bile. Sınıfa giden koridorda yürürken Caner'le göz göze geldim. Yüzünde yaptığı şeyden dolayı gurur ifadesi vardı.
Ona öldürücü bir bakış fırlatıp yanına doğru ilerledim.
Beni tınlamayıp yanımdan geçecekken kolundan tutup durdurdum. "Sen beni mi takip ediyorsun?"
"Hah," diye bir ses çıkardı. "Ne münasebet?"
"O zaman benim olduğum yerde ne işin vardı?" Bir şeyler söyleyecekken işaret parmağımı havada sallayarak yüzüne doğru hareket ettim. "Sakın tesadüfen oradaydım teranesine başlama. Yemem, biliyorsun."
"Yemezsin, evet," dedi. Sesindeki belli belirsiz ima kaşlarımı çatmama neden olmuştu. Aramızda kısa bir süre sessizlik olunca güne kavgayla başlamak istemediğime karar verdim. Ancak Caner bey bayağı niyetliydi anlaşılan.
"Ege'yle sevgili misiniz?"
Bir şey söylemedim. Hangi cevabın onu mutlu edeceğini bilmediğim için susmayı tercih ettim.
"Yani dışarıdan birliktesiniz gibi duruyor ama bence değil."
"Nerenden çıkardın bunu?"
"İnkar etmiyorsun yani."
"Neyi?" diye sordum düz sesle.
"Ege'den hoşlandığını."
"Anlamadığım şey şu; Ege veya benimle derdin ne? Sevgiliysek sevgiliyiz, değilsek değiliz. Sana ne bundan?"
"Merak sadece," derken dudağının kenarında ukala bir gülüş belirmişti.
"Merak.." diye tekrar ettim aynı şekilde. "Fotoğrafımızı çekip tüm okulun olduğu gruba atmak da mı merak? Dur, yoksa tesadüf mü? Kesin tesadüftür bak! Yanlışlıkla elimden kaçtı diyeceksin şimdi! Sizin şu-"
"Hoşlanıyorum senden," diyerek lafımı bıçak gibi kesti Caner.
Sözleri koridorun gürültüsünde beynimde yankılanırken parmağım havada asılı kaldı. Şaka falan yaptığını sanıp yüzüne baktım ama gözlerindeki ciddiyet okulun dedikoducusu Caner'den çok uzaktı.
"Ne?" diye fısıldayabildim sadece.
"Diyorum ki, hoşlanıyorum senden Ada."
Ağzım bir karış havadayken, "Şaka," diyebildim sadece.
Ofladı. Elini saçlarının arasına daldırıp öfkeyle geri çekti. Biraz sağı solu dolaştıktan sonra tekrar bana çevirdi yüzünü.
"İki yıldır Berk peşinde köpek gibi koşarken benim seni uzaktan izlememi, herkesin, senin bile beni okulda gay sanmanızı sadece merak mı sanıyorsun?" Adımını bana doğru attı, sesini alçattı. "O fotoğrafı merakımdan atmadım. Ege'yle el ele halini görünce çıldırdım. Kıskandım."
Şaşkınlığım bir nebze olsun azalmamışken Caner göz hizama kadar eğilip gözlerimin içine baktı.
"Aramızda bir şey yok de bana. Yalan de."
Şoktan dilimi yutmuştum. Koridordaki birkaç kişinin bakışları bize dönerken ne diyeceğimi bilemeden kalakaldım. Bir şeyler söylemek için ağzımı açacakken yakınlardan gelen tanıdık sesle irkildim.
"Aramızda bir şey var, evet."
Kafamı hızla çevirdiğimde Ege'yi gördüm. Okul çantası tek omzunda, gözlerini kısmış, doğrudan Caner'e bakarak bize doğru yürüyordu. Saçları bu sefer biraz daha düzenliydi. Melankolik havası dağılmış, garip görünüyordu.
Yanımıza ulaştığı an saliseler içinde elimi kavrayıp avucunun içine hapsetti. Okul koridorunun ortasında öğrenciler varken hem de!
"Hatta bence dışarıdan nasıl durduğunun bir önemi yok," dedi Ege, Caner'in gözlerinin içine dik dik bakarak. "Ada benim kız arkadaşım. Bunu aklına soksan iyi edersin."
Ben aval aval Ege'ye bakmaktayken bir anda yürümeye başladı. Elimden tuttuğu için ben de peşinden sürüklendim.
"Bir daha da Ada'nın etrafında dolandığını görmeyeyim." dedi en son.
Caner sinirli bir gülüş fırlattı, gözleri Ege'nin elimdeki eline kaydı. "Öyle mi Ege efendi? Göreceğiz bakalım."
Sınıfa varmadan durdu ve beraberinde ben de durdum. Elini elimden hızla çekti, yüzündeki ifadeyi bozmadan doğrudan gözlerimin içine baktı.
"Bir daha o çocuğa yaklaşma," dedi sesi fısıltıdan hallice çıkarken.
"Sen ne ara geldin ya?" dedim, kalbimin dünkü gibi hızlanmasını engellemeye çalışarak. "Hem niye öyle söyledin?"
Ege koridorda yürümeye başladı, ben de mecburen peşine takıldım. Sınıfın kapısına yaklaştığımızda durdu ve bana doğru eğildi.
"Caner tekinsiz biri Ada," dedi, ses tonu ilk kez bu kadar ciddi ve uyarı doluydu. "Okulda herkes onunla dalga geçiyor, geyik yapıyor olabilir ama o çocuğun nelere bulaştığını kimse bilmiyor. Bağımlı falan o, hapçının teki. Ne idüğü belirsiz tiplerle takılıyor geceleri. Yani anlayacağın, senin gibi bir kıza göre değil. Sana yaklaşmasına izin verme."
İnanamıyordum. Sözleri içimde tuhaf bir sıcaklık yaratırken Ege sınıfa girmek için kapıyı açtı ve yan gözle bana bakıp bildiğim hınzır sırıtışını yüzüne yerleştirdi.
"Ayrıca... Sevgilini koridorlarda yalnız bırakma, dedikodumuz çıkıyor sonra."
Hoca gelmemişti çünkü ders daha başlamamıştı. Ve ne hikmetse herkes sınıftaydı. Hayretler içerisindeyken sülük gibi koluma yapışan Feride'ye döndü bakışlarım.
"Eveeet, Adocum! Benimle geliyorsun!"
"Kız bi dur ya bi dur!"
"E hani bana hani bana?" diyip diğer koluma giren de Enes'ti. İkisi de dik bakışlarını Ege'ye çevirmişken benim yaptığım tek şey öylece durmaktı.
"Ay siz şimdi ciddili sevgili misiniz?"
"Yuh ama Feride! Hoparlörle duyursaydın keşke. Müdür duymamıştır!"
"Ya ben naptımkinee."
"Sus Feride!"
"Ben? Ben de susayım mı?" diye masumca soru soran Enes'ten başkası değildi.
"Sen de sus Enes, lütfen!" diyerek ikisini birden arka sıralardaki boş bir masaya doğru çekiştirdim. Göz ucuyla bizim sıraya doğru ilerleyen Ege'ye baktım. Çantasını sıraya fırlatmış, kulaklıklarını takıp çoktan dünyayla bağını koparmıştı bile. Az önce koridorda Caner'e rest çeken, beni ona karşı uyaran çocuk kendisi değildi sanki.
"Eee?" dedi Feride, masaya adeta yapışarak. "Çatlatma insanı Ado! Koridorda Ege elini tutmuş, Ada benim kız arkadaşım diye bas bas bağırıyormuş, bütün okul bunu konuşuyor! Doğru mu?"
"Bağırmadı bir kere, gayet sakin söyledi," diye fısıldadım, çevredeki kulakları uzak tutmaya çalışarak. "Ayrıca kimsenin konuştuğu yok! Ne kadar çabuk ulaşıyor ya sana haberler?"
"Ee, boşuna gossip girl demiyorlar bize şekerim!"
Enes tek kaşını kaldırıp kollarını göğsünde birleştirdi. "Yani reel olarak sevgilisiniz? Kızım iki yıldır Berk peşinde koşturdu, tamam çapkının teki de. Ege'yle sevgili olmak da.. Ne bileyim.."
"Ya ne sevgilisi Allah aşkına!" dedim daha fazla dayanamayarak. "Dümenden her şey. Mecbur kaldık."
Feride'nin gözleri faltaşı gibi açıldı. "Nasıl yani? Ne mecburiyeti?"
Tam kafedeki rezil anı, panikle ağzımdan çıkan yalanı ve en önemlisi babamla Ege'nin annesinin altı aydır gizlice görüşüp evlenmeye karar verdiklerini anlatacaktım ki sınıfın kapısı açıldı. İçeri giren kişiyle sınıftaki tüm gürültü bıçak gibi kesildi.
Çünkü gelem okul müdiremiz Sedef Hocaydı. Sert, tavizsiz ve okulda disiplin denince akla gelen ilk isimdi kendileri. Kürsüye adımlayıp keskin bakışlarını sınıfın üzerinde gezdirdi. Kadının yüzündeki asabi ifadeyi görünce içimi tuhaf bir huzursuzluk kapladı. Bakışları tam bizim masanın üzerinde durdu, ardından ağır adımlarla sınıfın en arkasına, yani Ege'nin olduğu sıraya doğru ilerledi.
Ege kulaklıkları takılı olduğu için kadının geldiğini fark etmemişti bile. Başını sıraya yaslamış, camdan dışarı bakıyordu. Tam bir melankolikti bu çocuk.
Sedef Hoca Ege'nin masasının önünde durup parmak boğumlarıyla masaya sertçe vurdu. Çıkan ses sınıfta yankılandığında Ege irkilerek başını kaldırdı ve kulaklığını kulağından çıkardı. Yüzünde okul korkudan eser yoktu; aksine gözlerinde derin bir bıkkınlık ve soğukluk vardı.
"Ege Güzey," dedi Sedef Hoca. "Görüyorum ki okul kuralları, disiplin ve ahlak senin için hiçbir şey ifade etmiyor. Ders başlamadan önce koridorlarda sergilediğin rezil tiyatro yetmemiş gibi, şimdi de sınıfta lakayıt lakayıt oturuyorsun."
Sınıfta ölüm sessizliği oluştu. Sedef Hocanın Ege'ye karşı her zaman ekstra bir nefreti, anlaşılmaz bir takıntısı vardı ama bu seferki çıkışı çok ağırdı. Ege ise hiçbir şey söylemeden, sadece kadının gözlerinin içine baktı. Fazla soğuk bakıyordu. Fazla anlamsız. Fazla boş. Normalde de pek sevecen bir ifadesi veya yüzü yoktu ama bu sefer başkaydı.
Hoca arkasını dönüp bu kez doğrudan bana baktı. "Ve Ada Bilgin. Sen de. İkiniz derhal odama geliyorsunuz. Çabuk!"
Müdür hanım sert adımlarla sınıftan çıkarken Feride dehşet içinde kolumu sıktı. "Kızım yandınız, müdür sizi çiğ çiğ yiyecek!"
Sıramdan kalkarken Ege'ye baktım. Ağır adımlarla ayağa kalkıp kulaklığını çantasına tıktı. Koridora çıktığımızda müdürün arkasından yürürken ona doğru fısıldadım.
"Ne yapacağız şimdi? Kesin o fotoğraf yüzünden çağırdı bizi."
Ege bana bakmadı bile, ellerini cebine soktu ve gözlerini koridorun gri zeminine dikti.
"Bırak ne söylerse söylesin. Alışığım ben onun nefretine," dedi fısıltıyla. Sesindeki şeyi her neyse pek ayırt edemedim ama bir isim verecek olursam kimsesizlik derdim. Umursamazlık biraz da.
Müdür odasının kapısının önüne geldiğimizde Sedef Hoca kapıyı sertçe açıp içeri girdi. Arkasından adımlarken Ege'nin rahat, fırlama fırlama sırıtan yüzünün tamamen düştüğünü fark ettim. Yanımda yürüyen çocuk sanki idama giden bir mahkum gibi ruhsuz ve bıkkındı.
Sedef Hoca büyük, deri koltuğuna yerleşip ellerini masanın üzerinde birleştirdi. Gözlerinden resmen nefret fışkırıyordu. Ama bu nefret okulda sevgililik dedikodularına karışan iki öğrenciye duyulan sıradan bir disiplin öfkesi değildi. Ayırt edebiliyordum. Başkaydı. Sanki Ege'nin sadece varlığı bile bu kadını çileden çıkarmaya yetiyordu.
"Geçin karşıma," dedi. İkimiz de masanın önünde yanyana durduk. Ege elleri cebinde, gözlerini müdürün arkasındaki duvara sabitlemişti. Kadının yüzüne bakmıyordu bile.
Sedef Hoca masasındaki tableti çevirip dün akşam Caner'in gruba attığı fotoğrafı önümüze bıraktı. "Bu ne? Neden tüm okul bunu konuşmak zorunda? Hiç hoş bir durum değil. Özel hayatınız beni ilgilendirmez ama bu okulda öğrenci olduğunuzu göz önünde bulundurursak başarı oranınız da etkileniyor."
Konuşmamıza fırsat vermeden kendisi konuşuyordu. "Olay okulda olmadığı için şanslısınız. Ama bir müdür gibi değil de ebevyen gibi size söylüyorum hiç yakışık almıyor bu. Hiç hoş değil. Hani Ege neyse de, o zaten her ortamın problem çocuğu, ondan beklerim. Ya sen, Ada? Başarılı kendi halinde bir kızsın."
"Bir daha tekrarlanmayacak hocam." Yine birilerini korumak isteyem tarafım kabarmıştı ama yapmayacaktım. İki sene önce denediğimde sonucu görmüştüm. Sedef Hocanın gözünde yine aynı duruma düşmek istemiyordum. "Ege'nin suçuydu," dedim tek nefeste. "Bundan böyle ben de özen göstereceğim ama fotoğrafın da, Caner'le olan olayın da sebebi Ege."
İki sene önce yine müdürün yanında Ege'yi korumuştum ama bugün yapmamıştım. Hep çocukça bir istekle bugünün gelmesini bekliyordum. Ege'den intikam almayı. Fakat garip bir şekilde sevinemiyordum. Hatta itiraf etmem gerekiyor ki söylediğim anda pişman olmuştum ama iş işten geçmişti.
Sedef Hoca'nın havalanan kaşları, zafer kazanmış gibi hafifçe dikleşen omuzları... Hiçbirine bakmıyordum. Bakışlarım yanımda sanki bir heykel gibi kıpırdamadan duran Ege'ye kaydı.
Ona bakmamı beklemiyormuş gibi başını yavaşça bana doğru çevirdi. Gözlerinde ne bir öfke, ne bir şaşkınlık, ne de beni yalanlama isteği vardı. Sadece derin, uçsuz bucaksız bir kabulleniş vardı. Ege suçlanmaya, her olayın günah keçisi ilan edilmeye o kadar alışıktı ki bunu benim yapmış olmam bile onun duvarlarında tek bir çatlak oluşturmamıştı. Canını acıtmıştı belki ama bunu bana belli etmeyecek kadar gururluydu.
"Demek öyle," dedi Sedef Hoca, bakışlarını Ege'ye dikerek. "Şaşırmadım zaten Ege. Babanın seninle ilgili yaşadığı sıkıntıları şimdi daha iyi anlıyorum.Gittiğin her ortama problem taşımak zorunda mısın sen?"
Ege kıpırdamadan duruyordu. Gözlerini hocadan çekip tekrar önüne, boşluğa sabitledi. Tek kelime etmiyordu.
"Ada doğruyu mu söylüyor?" diye sorduğunda sadece başını aşağı yukarı sallamakla yetindi. Kötü hissediyordum gerçekten.
"Güzel," dedi Sedef Hoca tableti kapatırken. "Ada, sen sınıfına dönebilirsin. Ege, sen kalıyorsun. Babanla bu durumu görüşmemi ister misin?" Bunu sorarken sesinde belirgin bir şekilde öfke vardı.
"Gerek yok," dedi Ege. Sesi ilk kez bu kadar kısık çıkmıştı. "Gelmeyeceğini siz de biliyorsunuz."
"Çıkabilirsin Ada," diyerek beni odadan kovdu Sedef Hoca, Ege'nin lafını duymazdan gelerek.
Ayaklarım sanki yere çivilenmiş gibiydi. Gitmek, Ege'yi o odada bırakmak istemiyordum. İki yıl sonra aldığım bu çocukça intikam boğazıma dökülen asit gibi yakmıştı içimi. Ege'ye doğru bir adım atacak gibi oldum ama o bana bakmadı bile. Sırtı dik, omuzları çökük, öylece bekledi.
Bahçeye doğru uzaklaşan sırtına bakarken göğsümün tam ortasına oturan taş daha da ağırlaştı. Koridorun ortasında öylece kalakalmıştım. Sınıfa dönüp Feride ve Enes'in meraklı bakışlarına maruz kalmak şu an dünyadaki en son isteyeceğim şeydi. Ayaklarımı zorlayarak ben de bahçeye çıkan kapıya yöneldim.
Ege hayatıma girdiğinden beri dersleri ekme konusunda level atladığımın farkındaydım.
Ege'yi bulmak zor olmadı. Bahçenin en arkasındaki kimsenin uğramadığı, ağaçların gölgesinde kalan eski çardakta tek başına oturuyordu. Sırtını tahta direğe yaslamış, kulaklıklarını takmıştı. Gözleri açık ama nereye baktığı belli olmayan bomboş bir ifadeyle karşıdaki boş duvarı izliyordu.
Yavaş adımlarla çardağa yaklaştım.
Normalde beni gördüğü an dikleşir, laf dalaşına girmek için can atardı. Fazla konuşkan biri değildi biliyordum ama benimleyken o sınırları hep zorlardı.
Şimdiyse gölgem önündeki masaya düşmesine rağmen kafasını kaldırıp bakmadı bile. Orada olduğumu biliyordu ama beni tamamen yok sayıyordu.
"Ege..." dedim, sesim rüzgarda kaybolup gidecek kadar cılız çıkmıştı.
Tepki yoktu. Kulaklığın dışarı sızan hafif sesinden başka hiçbir kıpırtı yoktu onda.
Tanıdık bir melodiydi.
Çardağın içine girip tam karşısındaki tahta sıraya oturdum. Ellerimi dizlerimin arasında birleştirip tırnaklarımla oynamaya başladım. Stresliyken hep bunu yapardım.
"Ege, lütfen kulaklığı çıkarır mısın? Konuşmamız lazım."
Yavaşça kafasını çevirdi. Göz göze geldiğimizde gözlerdeki buz kütlesi içimi titretti. Elini ağırca kaldırıp tek bir kulaklığını çıkardı ama kulağından tamamen uzaklaştırmadı. Sadece ne söyleyeceğimi duymak istiyor gibiydi. Ama yüzü, mimikleri... Tek bir çizgi bile oynamıyordu. Tamamen hissizleşmişti.
Müziği durdurmamıştı ama kulaklığının tekini çıkardığı için sesi duyabiliyordum.
Bugün hayatından defoluyorum, diyordu şarkıda. Fark edilmiyor ama kahroluyorum. Bir zamanlarımın depresif şarkısıydı bu. Ben Ege'ye böyle mi hissettirmiştim?
"Ben... öyle demek istemedim. Aniden oldu. Saçmalıktı. Çocukluktu yaptığım. Hani senin tarafını tutmuştum ama sen özür dilemiştin.. Caner'in söyledikleri de üstüne gelince ne yapacağımı bilemedim. Seni orada öylece suçlu durumuna düşürmemeliydim."
Cümlem bitti. Çardakta derin bir sessizlik başladı. Ege'den bir nefes, bir oflama, en azından sinirli bir kelime bekledim. Beni ilgilendirmez demesini, hatta yine yaptın yapacağını diye laf sokmasını bile kabul edecektim. Konuşsun, yeter ki bir şey söylesin istiyordum. Çünkü onun bu sessizliği garipti.
Ege sadece baktı. O kadar uzun ve düz baktı ki yüzümün alev aldığını hissettim. Ardından tek bir kelime bile etmeden sanki karşısında duvar varmış gibi kafasını tekrar eski yönüne çevirdi. Çıkardığı kulaklığı yavaşça kulağına geri taktı.
Kendince beni tamamen hayatından, alanından silmişti. Dinlediği şarkı da bunu bariz gösteriyordu. Hayatından defoluyorum.
"Ege, yapma böyle," dedim masaya doğru eğilerek. "Cevap vermeyecek misin?"
Gözlerini kapattı. Başını arkasındaki direğe hafifçe vurup öylece kaldı. Duymuyordu, daha doğrusu duymak istemiyordu.
Yanına, tahta sıraya oturdum. Elimi hızla uzatıp kulağındaki kulaklığı sertçe çektim. Ege gözlerini açtı ve kaşlarını çatarak buz gibi bir bakış fırlattı bana. Hâlâ tek kelime etmiyordu ama gitmeyeceğimi anlamış gibiydi.
"Bana öyle bakma Ege. Sessizliğe gömülüp beni yok sayamazsın. Gitmiyorum işte, peşini de bırakmıyorum. Neden iki yıl önce haklıyken özür diledin? Neden ben seni korurken sen tutup özür diledin. Sedef Hocanın gözünde yalancı durumuna düştüm!"
Ee der gibi bana bakıyordu.
"Yani sen yapmasaydın, ben de yapmazdım!"
Gözlerini benden kaçırıp ellerine baktı. Sonra da başını kaldırmadı. "Neden öyle yaptın?"
Elimdeki kulaklığı sertçe çekip geri aldı. "Sana hesap vermek zorunda değilim Ada," dedi düz ve buz gibi bir sesle. Kulaklığı tekrar kulağına taktı ve başını arkasındaki direğe yaslayıp gözlerini kapattı.
Beni yine tamamen yok saymıştı. Aşamadığım, duvarlarını yıkamadığım sessizliğiyle aramıza öyle bir set çekmişti ki daha fazla zorlamanın hiçbir işe yaramayacağını anladım.
"İyi," dedim. "Ne halin varsa gör."
Ayağa kalktım. Bu sefer arkama bile bakmadan çardaktan uzaklaştım. Peşinden koşmaktan, kendimi açıklamaya çalışmaktan vazgeçmiştim. Bahçeyi hızla geçip okul binasına girdim ve merdivenleri darmadağın hislerle tırmanarak sınıfa doğru yürümeye başladım.
Kapıyı yavaşça tıklatıp içeri girdim. Mert Hoca tahtaya bir şeyler yazıyordu.
"Ada? Hayırdır, ilk kez derse geç kalıyorsun."
"Şey... Hocam, Sedef Hoca'nın odasındaydım da, ancak çıkabildim. Özür dilerim."
Hoca hafifçe başını sallayıp, "Tamam, geç yerine," dediğinde adımlarımı hızlandırdım. Bütün sınıfın gözleri üzerimdeydi. Feride ve Enes oturdukları sıradan bana adeta gözlerini belerterek bakıyorlardı ama onlara bakacak yüzüm yoktu.
Çantamı sıraya bırakıp oturduğumda Feride arkamdan sırtıma kalemiyle dürttü. Hocanın tahtaya döndüğü ilk saniye Feride'nin fısıltısı kulağıma ulaştı. "Ne oldu? Ege neden gelmedi?"
"Sonra anlatırım," dedim ve önüme döndüm. Ege'nin boş sırası gözüme takılınca iç geçirdim.
İlerideki günlerimizin de böyle geçeceğinden habersizdim..
**
O günden sonra Ege'yle iki gündür konuşmuyorduk. Daha doğrusu o benden kaçıyormuş gibime geliyordu. Hatta sırf benimle konuşmamak için Mert Hocanın verdiği grup ödevini tek başına yapmış, bana ait olan kısmını da öğrenmem için sırama bırakmıştı. Demek ki benimle vakit geçirmek bile istemiyordu.
Sözelci olmasına rağmen ödevin sayısal kısmını da yapması beni etkilemişti. Hata yoktu. Tek bir hata bile yapmamıştı. Hocanın da hoşuna gitmiş olacaktı ki en çok bizim ödevi beğendi ve tam puan aldık.
Çıkışta da Ege'yi göremedim. Benden kaçıyor demiştim. Biraz etrafıma bakınayım derken arkadan Feride, Enes ve Mira yetişti. Ben hep hızlı yürüyen taraf olduğum için onlar geride kalıyordu.
"Anlat kız!"
Bu iki günde pek moralim olmadığı için onlara hiçbir şey anlatamamıştım. Ve şu an bunu benden talep etmeleri en doğal hakkıydı hepsinin.
"Ya aslında dediğim gibi. Hiçbir şey göründüğü gibi değil.."
"ANLAT KANKA!"
"Bi dur ya! Şimdi bizimkileri takip ediyorduk o gün. Buluştu bunlar. Biz de içeriye girip dinleyelim derken Ege'nin ayağı takıldı ve-"
"Aşk çarpışması oldu!" diye sevinerek yanağımı öpen Mira'ydı. Her şeye romantik bir cevabı olmasını seviyordum.
"Ya işte üst üste alt alta.. Rezillik çocuklar, bildiğiniz rezillik!"
"E bu sevgililik olayı?"
"O da şöyle Eno, babama sevgiliyiz dedim."
"Neden?" diye öne atladı Feride. "Ay etkilendin, değil mi? Saf salak durduğuna bakma Ege'nin. Paralel sınıfın kızları koridorda sürekli onu kesiyor!"
İyi ettin Feride! Sok şunları aklıma. Kıskanayım, o olsun istiyor.
"Saçmalama Fero!" diye çıkıştım. "Babamla Ege'nin annesini görünce aniden söyleyiverdim."
"Sonra da belki sizin için evlilikten vazgeçerler diye sürdürmeye karar verdin."
"Aferin kız Eno! Sabah kahvaltıda ne yediysen yaramış! Kafan çalışıyor!"
"Kız mı? Ha-ha! Her yalanda biraz daha boka batıyorsun. Git kendi derdine yan!" diyen Enes'ti.
"E ne yapacaksın evlilik olayını?" diye sorarken Feride telefonuyla meşguldü.
"Cümle aleme yaymıyorsundur umarım," dedim en sevecen ifademle.
"Ya hiç öyle bok yer miyim? Yaparsam siksinler beni!"
"Lan tamam," dedim anında. "Abartma Fero!"
"Abarma Ali, abarma," diyen Enes'ti. Kendisinin ekran süresinin maşallahı vardı. "Hatta Kamran si-"
"Bak!" diyerek uzanıp yanımdaki Enes'in saçını çekti Feride. "Devamını getirirsen asıl ben seni-"
Tövbe diye söylenip sustu. "İnsanı dinden imandan çıkartırsın Eno!"
"E yürüyor ama çocuk sana!" dedi Enes.
"Kamran'ı bıraksan oturduğu sandalyeye de yürür!"
"Ayy!" dedim birden. "Ben neyi unuttum!"
"Ay ne oldu?" diye sordu Mira merakla.
"Ben sabah Caner'le karşılaştım."
"Şu gruba foto atan am oğlu mu?" Enes'in küfürlerine alışmıştım. Her ne kadar her seferinde yaratıcılığına ve hayal gücüne şaşırsam da alışmıştım.
"Evet. Hani gay olduğunu tüm okul biliyordu.. Ama değilmiş." Adımlarını durdurmuş merakla hepsi bana bakıyordu.
"Benden hoşlanıyormuş!" dedim tek nefeste.
"OHA!"
"Ne?"
"Çüş!"
"Peki niye gay olmadığını söylemedi bize? Madem yalanmış.."
"Aklınca bana yaklaşmak için.."
"Vay çakal!" dedi Enes şaşırarak. "Gizliden gizliye hoşlanıyormuş?"
"Çok romantiiiik.."
"Mira!" dedik hepimiz tek ağızla.
"Ne dedim ki ben ya?"
"Ege onun iyi biri olmadığını söyledi!"
"E kıskandığından şekerim," diyen Feride'ydi. Sebebim olacaklardı en sonunda.
"Her şey oyun dedim ya! Niye kıskansın onu?"
Feride, "Gerçeğe dönüyor olabilir mi?" dediğinde ters bakışlarım onu susturdu.
"Peki Sedef'in odasında neler oldu?"
"Her şeyin Ege'nin suçu olduğunu söyledim."
"Aferin Ado! Gözüme girdin!" diyerek yanağıma ıslak bir öpücük bıraktı Enes.
"Lan niye öyle yaptın?" diyense Feride'ydi.
"Yazık çocuğa ama.."
"Bu sefer haklısın Miracığım. Çünkü ben de suçlu hissettim."
"O zaman neden yaptın?" diye sordu Feride.
"Unuttunuz galiba iki yıl öncesini. Beni yalancı durumuna düşürmüştü hatırlarsanız.. Müdürün yanında.."
"Sende de ne kin varmış arkadaş!" diyerek omzuma çarptı Enes.
"Ben unutmuştum ya onu!" dedi Feride.
"Tamam, suçlamayın beni. Zaten Ege'yle aramız bozuk. Müdür de ağzına etti çocuğun resmen."
"Neden?"
"Bilmiyorum. Sanırsam Ege'den hiç hoşlanmıyor."
"Tamam biraz sert falan ama iyi biri ya Sedef."
"Sana, bana iyi Eno. Ege'yle görsen boğazlayacak gibi bakıyor çocuğa."
"Neden acaba?"
"Amaan! İrdelemeyin. Düşman değiller ya. Klasik müdür işte!"
"Bakın, sizden laf çıkmaz biliyorum ama yine de söylüyorum. Ne Caner olayını, ne de evliliği kimse bilmeyecek."
"Ada, evlilik olayını bilmeyen yok. Ama Caner konusunda için rahat olsun."
Mira her zamanki gibi içimi rahatlatıyordu.
"Aşk olsun çirkin ördek!" dedi Enes üzgün üzgün. Çocukluğumda çirkin olduğumu söyleyip durur, inadına bana böyle hitap ederdi. "Bize güvenmiyor musun?"
"Güveniyorum tabii ki. Dedikoduyu meslek yapmış bir adet şahıs belki kariyerini benden üstün görür diye.."
Feride anında dudağını büzerek kollarını boynuma doladı. "Hayır hayır. Benim seçimim hep sizden yana canolar!"
"Yaa öyle mi?"
Mira, Feride ve ben sarılırken Enes yüzünü ekşiterek bize bakıyordu. Yolun ortasında birbirimize sarılmıştık.
"Ay bayılacağım! Yine cıvıdı bunlar," dediğinde çoktan ayrılmış, yürümeye devam ediyorduk.
Herkes kendi sokağına geldikçe teker teker ayrıldık. Önce Mira el sallayıp kendi sokağına saptı, sonra Feride ve Enes'le de vedalaştık. Enes giderken bile arkasından "Düşün dediklerimi!" diyerek imalı bakış fırlatmayı ihmal etmemişti.
Sonunda sokakta tek başıma kalmıştım. Yavaş adımlarla bizim eve doğru yürürken adımlarım beni geri geri götürüyordu. Kafamın içinde Ege'nin kulaklığı kulağına takıp beni tamamen yok saydığı an dönüp duruyordu.
Apartmanın önüne gelip çantamdan anahtarı çıkardım. Kapıyı açıp içeri girdiğimde evin içindeki sessizlik yerine salondan gelen sesler karşıladı beni.
İçeriden babamın ve bir kadının sesleri geliyordu.
Üstümü bile değiştirmeden salona doğru adımladım. Kapı eşiğinde durduğumda bakışlarım anında tekli koltukta, adeta bir yabancı gibi iğreti oturan Ege'yi buldu.
Üzerinde yine siyah kapüşonlusu vardı, kollarını göğsünde bağlamış, gözlerini halının üzerindeki bir noktaya dikmişti. Bakışları buram buram öfke ve kırgınlık kokuyordu.
"Ah, Ada gelmiş," dedi babam, beni görünce rahat bir nefes alarak. "Hoş geldin kızım. Biz de Ege ve annesiyle yeni ev düzenini konuşalım diyorduk ama..." Babam lafını bitiremeden bakışları Ege'ye kaydı.
Ege kafasını bile kaldırmadan buz gibi sesle lafa girdi. "Bana sormanıza gerek yok demiştim zaten. Benim bir şey istediğim yok."
Annesi mahcup bir ifadeyle Ege'nin koluna dokunacak oldu. "Egecim, lütfen böyle yapma oğlum. Biz artık yeni bir sayfa açıyoruz."
Ege annesinin elinden rahatsız olmuş gibi kolunu hızla geri çekti. O an gözlerindeki tanıdık ifadeyi gördüm. Annesinin yüzüne bile bakmadan ayağa fırladı. Çantasını tek omzuna takarken bakışları saliseliğine kapı eşiğindeki bana kaydı. Günlerdir yüzüme bakmayan çocuk karşımda duruyordu. Bana öyle uzak, öyle kırgın baktı ki ezildiğimi hissettim.
"Gidiyorum," dedi Ege ruhsuz bir sesle. "Beni bu tiyatroya dahil etmeyin."
Hiç kimsenin bir şey söylemesine fırsat vermeden yanımdan teğet geçip koridora doğru ilerledi. Arkasından bakakalırken dış kapının sertçe kapanma sesi evin içinde yankılandı.
Bölüm sonuuuuu
