5. bölüm · Babamın Yeni Oğlu | yarı texting
Bölüm 4 | Üvey Sevgilim
cheap thrills- sia
Sessizlik son sürat devam ediyordu çünkü hâlâ boydan boya yerlerdeydim. Daha doğrusu yerlerdeydik. Ege'yle.
Az önce mantıksız bir şekilde şak diye sevgiliyiz dediğim oğlanla.
Babamın ve henüz adını bilmediğim kadının çözemediğim, fakat korkunç duran bakışları üzerimizdeydi. Neden bu halde kaldığımızı ben de çok merak ediyordum. Sanırım içinde bulunduğum durum hoşuma gitmişti çünkü Ege'nin kokusu-
Saçmalıyorum. Kesinlikle saçmalıyorum. Sevgiliyiz dedim ama o kadar da değil.
Gözlerimi çevirdiğimde hâlâ el ele tutuştuğumuzu gördüm ve kaşlarımı çattım. Göğsünden ittiğimde Ege rüyadan uyanmış gibi tekte silkinerek üzerimden kalktı.
Her ne kadar görmezden gelmek, hatta ömrüm boyunca hatırlamak istemesem de babam, Ege'nin annesi ve tanımadığım insanlar bize bakıyordu. Onları görme merkezimden uzak tutmaya çalışarak kalkmam için bana elini uzatan Ege'ye döndü bakışlarım. Saçma bir şekilde istemsizce gülümserken buldum kendimi. Hemen toparlanıp ayağa kalktım. Üstümü düzelttikten sonra dilimle dudaklarımı ıslattım. İmkanım olsa tırnaklarımı yeme alışkanlığı edinirdim. Stresliyim. Fena stresliyim.
Babamın ne düşündüğünü hem merak ediyor, hem de büyük bir itinayla düşünmemeye çalışıyordum.
"Şey..." diye başladım söze. Aptal gibi.
Ege de bana katılıp "Şey," dediğinde ney der gibi bakışlarım ona döndü. Kaşlarımı kaldırıp bir şeyler söylemesi için işaret yaptım. Ama sanırım o da durumun ne kadar boktan olduğunun farkındaydı.
Kimse hareket etmiyordu. Sonunda boğazını temizleyerek lafa başlayan ben oldum.
"Biz..." dedim, ağzımdan durumu izah edecek bir şeyler çıkmasını umarak.
"Biz..." dedi Ege.
"Söylediklerimi tekrarlamayı bıraksan mı Ege?"
Ege'nin başı yavaşça bana döndüğünde babam da bana bakıyordu. "Az önce yanlış mı duydum kızım?"
En sevecen gülümsememi takınırken "Hayır babacığım," dedim tatlı tatlı. "Doğru duydun. Ege benim sevgilim." Dedim ve uzanıp çakma sevgilimin elini tuttum. Şaşkın bakışlarla beni izlerken elini elimden kurtarmaya çalışıyordu. Sonunda bunu başardığında aceleyle yanımdan uzaklaştı ve bir adım gerimde durdu.
"Sevgili falan değiliz Doğan Amca," dediğinde şoka uğradım. Şokum şokta yani! Babamın adını biliyordu. Ben neden onun annesinin adını bilmiyordum?
Neden bilesin diye içimden bana cevap veren sesime teşekkür ettim. Neden bileyim ki. Doğru.
Babamın kaşları havalanırken bir bana bir Ege'ye bakıyordu. Ege'nin annesi ise gülmemek için dudağını ısırıyordu.
"Bayağı sevgili gibi görünüyorsunuz zaten," dedi kadın.
"Değiliz anne," diye benden önce lafa atlayan Ege'ydi.
"Öyleyiz baba.. Ve adını bilmediğim gizemli kadın."
Kadın gülümseyerek bana baktığında gözlerimi kaçırdım.
"Seda ben," dedi içtenlikle. Sorry ama bu kadar içtenliğe hazır değilim Seda hanım.
Samimiyetsiz bir gülümsemeyle cevap verdim ona.
"Tamam," dedi babam. "Oturun şöyle."
Yutkunarak sandalyeyi çekmeye yeltendiğimde Ege benden önce davranıp sandalyemi çekti. En şaşkın bakışlarımla ona dönerken o gayet sakindi. "Otursana," dedi. "Adacığım."
Adacığım mı? İğrenç!
Babam bana değil de direkt Ege'ye baktığımda kafamın içinde yankılanan sese hak verdim. Sen şimdi naneyi yimedin mi?
Yedi valla.
"Kaç yaşındasın sen?"
"Baba," dedim itiraz ederek, bi dur dercesine.
"Ne baba kızım? Sohbet ediyoruz şurada."
Yine çaresiz gülümsememle cevap verdim. "Sakın sorgu olmasın o."
"On yedi yaşındayım da.." dedi Ege. "Şimdi şöyle.. Doğan amca.. Bizim aramızda düşündüğünüz gibi bir şey yok."
"Ada var diyor?" diye soruya soruyla karşılık verdi babam. Aslansın be baba!
Ege cevap vermedi. Onun yerine yandan bana bakmakla yetindi. Bugün ya Ege ya da babam tarafından ağzıma sıçılacaktı ama hayırlısı.
Allah'tan ümit kesilmez.
"Çocuğumu sorguya çekme," dedi sonunda Seda isimli hanım.
"E bunlar sevgiliyiz diyor Seda. Ne yapayım?"
"Değiliz dedim ya efendim."
"Sen sussana bi!" diyerek Ege'yi tersledim.
"Tartıştık demin, ondan naz yapıyor."
Fazla konuşkan biri değildi ama benimle konuşurken onu zorladığımın farkındaydım. İster istemez benle fazla konuşmak zorunda oluyordu. Çünkü ben de konuşkandım.
"Erkek adam naz mı yapar? Nerede görülmüş! Nazdı, tripti kızların işi oğlum. Sen her zaman alttan alan taraf olacaksın ki küsmesin sana-"
Durdu. Ofladı. Kızının sevgilisine nasihat verdiğini hatırlayarak susmuştu. E haklıydı adam!
Seda hanım saçını kulağının arkasına ittiğinde gizlice onu izleme fırsatı buldum. Koyu kahverengi saçlı, ela gözlü, uzun boylu bir kadındı. Çirkin diyemezdim ama babama yakıştıramıyordum.
Sanırım ben babamın yanına bir tek annemi yakıştırıyorum. Fazla çocukçaydı.
Kadın çekingen bakışlarla babama baktı, onay alıyormuş gibi bir ifadesi vardı. Babamın hafifçe gözlerini açıp kapattığını gördüğümde bundan emin oldum.
"Galiba bizim de açıklamamız gereken bazı şeyler var," dedi babam. Sanırım beklediğimiz -ya da beklemediğimiz- o konuşma başlamak üzereydi.
Ege'yle aynı anda birbirimize baktık. Sonra yeniden ebeveynlerine.
"Ne açıklaması?" dedim bilmezmiş gibi.
Kadın kısa bir nefes verdi. Karşısında oturan babama baktı yine. Babam da ona.
Öyle uzun baktılar ki. Öyle alışılmış, öyle sıcak baktılar ki. İçimi tuhaf bir his kapladı.
"Tabii sizin meseleyi de konuşacağız," dediğinde ses tonu değişmişti. "Sonra.."
"Şimdi ne konuşacağız?" diye sordu Ege.
Hele şükür! Dilini yuttun zannettim Ege efendi.
"Ege'nin annesiyle..." dedi babam. "Seda'yla yani.." Cümleyi tamamlayamadı. Hayatında ilk kez utanıyormuş gibiydi.
Kadın gülümseyerek devam etti.
"Bir süredir görüşüyoruz."
Burnumdan soluyordum. Belki de çocukçaydı ama buna hiç hazır değildim. Babamı paylaşmak istemiyordum, annemin yerine başkasını görmeye hazır değildim, onun yokluğunu bu kadınla doldurmaya hazır değildim.
İstemiyordum işte!
"Ne kadar süredir?" diye sordu Ege sakince. Bu çocuğun da sakinliğine hayranım. Yerimde duramıyorum ben. Sonunda bir hışımla ayağa kalkıp gitmek üzereyken Ege bileğimden tutup beni durdurdu.
"Bırak!" diye uyardım gayet sakin bir şekilde. "Gitmek istiyorum."
Babamlar merakla bizi izlerken Ege oturduğu sandalyeden hafifçe kalkıp bana doğru eğildi. "Ben de en az senin kadar hazır değilim Ada. Gitme."
Bu söyledikleri beni durdurmaya yetmeyecekti. Kolumu kurtarıp bir adım bile atamadan bu sefer bileğimdeki eli elime kaydı ve sıkıca tuttu. "Nereye?" diye sordu gülümseyerek. "Sevgilim.."
Ne? Ne?
OHA!
Şaşkınlığımı belirtecek kadar kelime dağarcığına sahip değilim ne yazık ki!
Mal gibi göz kırpıştırarak Ege'yle bakışıyorduk ki sonunda yalnız olmadığımızı hatırlayıp arkamıza döndük. Tahmin ettiğimiz gibi babamlar bize bakıyordu. Babam Ege'ye, dolayısıyla elimdeki eline büyük bir öfkeyle bakıyordu. Kıracakmış gibi. Aceleyle elimi Ege'den kurtarıp karşısına geçtim tekrardan.
"Baba.." dedim. "Biz sizin evlenmenizi istemiyoruz."
"Ben evlenmek mi dedim kızım?"
"Liseliler gibi el ele dolaşmayacaksınız herhalde."
Bakışları Ege'yle benim aramda gidip gelirken, "Sizin gibi mi?" diye sordu.
"Konu sizsiniz baba."
"Biz sonra konu oluruz Adacığım. Şu an konu sen ve senin şu sevgilin!" dedi.
Seda hanım uzanıp babamı sakinleştirmek adına elini koluna koydu. "Doğan, sakin ol. Ada senin kızınsa Ege de benim oğlum. Konuşacağız her şeyi."
Babam Seda hanım'ın kolundaki eline dik dik baktı ama tek kelime etmedi. Sadece derin, göğsünü kabartan öfkeli bir nefes verdi. Bakışlarını kadının elinden çekip tekrar bize, ama özellikle de Ege'ye sabitlediğinde gözlerinden resmen alev çıkıyordu. Klasik baba kıskançlığı işte.
Kızının yanında beliriveren sevgili bozuntusunu dövmek istiyordu.
"Seda, oğlun olması bir şeyi değiştirmiyor," dedi babam sakince. "Ben daha liseye giden kızımın bugün karşıma geçip elin oğluna sevgilim demesini, üstelik kafenin ortasında.."
Ege hafifçe boğazını temizledi. Yine beni sinir eden dümdüz bakışlarıyla bakıyordu ama babamın dik dik bakışları karşısında o da oturduğu sandalyede hafifçe dikleşti.
"Doğan amca," dedi Ege, sesini olabildiğince düz tutmaya çalışarak. "Yanlış anlaşılma oldu diyorum ya. Ayağımız takıldı sadece."
"Tamam Ege," diye araya girdim, babamın daha da parlamasını engellemek için. Masanın altından Ege'nin bacağına hafifçe vurdum. Rolünü oyna, çuvallama der gibi gözlerimi kıstım. Madem o bana az önce sevgilim diyerek pas atmıştı, bu dümene ikimiz de batana kadar devam edecektik.
"Biz zaten bir süredir... yani, şeyiz." diye geveledim. Ah bir de konuşabilsem!
"Ciddiyiz," dedim sonunda.
"Ciddiyiz?" Babam masaya doğru eğildi. "Ada, sen daha on yedi yaşındasın kızım. Ne ciddiyeti?"
"E aşk yaşa bakmıyormuş babacığım," diyerek Seda hanımı işaret ettiğimde Ege'nin kıkırdadığını duydum.
"Aşk diyor bir de ya! Kızım sen beni delirtecek misin? Hem bu çocuk az önce sevgili değiliz diye yırtınıyordu, şimdi ne ara ciddi oldunuz?"
"Korktuğu için öyle dedi baba," dedim anında bir yalan uydurarak. "Seni görünce çocuk ne yapacağını şaşırdı tabii. Malum, pek sevecen bakmıyorsun."
Ege'nin alttan kolumu çimdiklemesiyle resmen havaya uçacaktım. Kendimi tuttum fakat bacağımın masaya çarpmasını ve buna bağlı olarak bağırmamı engelleyemedim.
Babam ve Ege'nin annesi bize deli görüyormuş gibi bakarken onlara en masum gülüşümü sundum.
Seda Hanım hafifçe kıkırdadı. "Doğan, gerçekten oğlumun üzerine çok gidiyorsun. Baksana çocukların rengi attı."
Rengimizin falan attığı yoktu. Ege kendisi gayet soğukkanlı bir şekilde önündeki su bardağıyla oynuyordu.
"Rengi falan atmamış, gayet rahat oturuyor karşımda," dedi babam, gözlerini Ege'ye dikerek. "Bak koçum, adın Ege'ydi değil mi? Derslerin nasıl senin? Ne işin var senin benim kızımla? Ayrıca az önce el tutmalar, bırakmamalar falan... Hiç hoşuma gitmiyor böyle gözümün önünde."
Sanki sert konuştuğunu anlamış gibi durdu birden. "Bakın, dışarıdan bakıldığında eski kafalı, muhafazakar bir baba gibi duruyor olabilirim ama inanın öyle değilim," dedi teker teker üçümüze bakarak. "Babayım işte. Kızımı paylaşmak istemiyorum."
Ege bardağı masaya bıraktı. Gözlerini babama çevirdiğinde oldukça sakin görünüyordu. Zaten ne hissettiğini yüzünden okumak zordu. "Derslerim gayet iyi efendim," dedi, sesindeki hafif meydan okuyan tonu sadece ben fark etmiştim.
"Bundan sonra sizin yanınızdayken tutmam elini," dedi. Yan gözle bana baktı, dudaklarının kenarı çok hafifçe kıvrıldı.
Babamın tek kaşı havalanırken herkesten çok tedirgin olan bendim.
"Ben yokken tutacaksın yani?"
Gerginliğim hafif de olsa dağıldı ve bu beni güldürdü.
"Öyle demedi ki Doğan," dedi Seda hanım ince sesiyle. "Tamam Doğan, yeter çocuklara bu kadar sorgu. Biz buraya kendi meselemizi konuşmaya geldik, çocukların ilişkisini sonra da konuşuruz." Seda Hanım bana döndü, ela gözleriyle içtenlikle gülümsedi.
"Ada, tatlım... Babanla bizim durumumuz sandığın gibi annenin yerini doldurmak değil. Kimse kimsenin yerini dolduramaz, bunu biliyoruz. Ama biz birbirimize iyi geliyoruz. Ege de bunu biliyor."
Ege'ye baktım. Yüz ifadesi ciddileşmişti, annesinin bu sözleriyle birlikte o da masadaki ellerine odaklandı. Belli ki o da annesine babamı yakıştıramıyordu, ya da kendi babasının yerini kimsenin doldurmasını istemiyordu. İkimiz de dümenden sevgiliydik ama ebeveynlerimizin bu durumu karşısında hissettiğimiz o yabancılık gerçekti.
Babam derin bir iç çekti. Bakışlarını bana çevirdi, gözlerinde beni anlamaya çalışan babamı gördüm.
"Kızım," dedi yavaşça. "Konuşacağız dedim ya... Hemen böyle kestirip atma." Sonra gözleri tekrar Ege'ye, ardından masanın üzerinde duran ellerimize kaydı. Hâlâ tetikteydi. "Ama bu konuyu evde seninle baş başa da konuşacağız. Ve sen..." dedi parmağını Ege'ye doğru sallayarak. "Gözüm üzerinde."
Ege sadece hafifçe başını sallamakla yetindi. Masanın altından birbirimizin ayağına çarptığımızda bu dümenden sevgililik oyununun bizi nereye sürükleyeceğini ikimiz de bilmiyorduk.
Birden "Ne kadar süredir konuşuyorsunuz?" diye sordu Ege. Gülünecek bir şey yoktu ama pişmiş kelle sırıtıyordum şu an.
İkisi de sessiz kaldı.
"Altı ay," dedi babam.
"ALTI AY MI?" Kendime engel olamayıp yine bağırmıştım. Yan masalardan birkaç kişi dönüp bize baktı ama umursamadım.
"Altı ay boyunca sakladınız mı?"
"Emin olmak istedik."
"Neyden?"
Babam gülümseyip karşısındaki kadına baktı. Kadın da ona. Sonra uzanıp masanın üzerinden elini tuttum. Farketmeden bacağımdaki elimi yumruk yapmıştım. Ege bana bakmadan yumruk yaptığım parmaklarımı ayırmaya çalışınca şaşırdım. Elimi elinden çekmek istedim ama bırakmadı. Kulağıma doğru, "Sakin ol," dedi. "Evlenmeyecekler."
"Müneccim misin sen?" dediğimde fısıldamama rağmen sesimdeki öfke barizdi.
Söylediğime sadece ofladı.
"Birbirimizden," dedi o ara babam.
İkimiz de sustuğumuzda babam önce bana, sonra Ege'ye baktı.
"Sizin yaşınızdayken aşk başka türlü yaşanıyor sanıyorsunuz."
Gözlerimi devirmemek için büyük bir savaş veriyordum şu an. Niye bu kadar öfkelendiğimi ben de bilmiyordum. Beni anlamak bana da zor geliyordu.
"Ama aşk hep aşktır çocuklar. Bu yaş aldığınızda bile değişmiyor.."
Kadın hafifçe güldü.
"Sadece insan biraz daha.. utangaç oluyor."
Babam gülümseyerek başını salladı.
"Aynen öyle."
"Biz birbirimizi seviyoruz."
"Şu utangaçlığa bak." diye mırıldandım.
"Ne yapalım?" dedi babam. "On altı yaşında değiliz artık."
"Fark ettik."
"Biz de bu konuları konuşmaya alışık değiliz."
"Biz de alışık değiliz."
Birden bize bakan bakışları değiştiğinde boku yuttuğumuzu anladım.
"Asıl sizin burada ne işiniz vardı?" diye sordu babam.
"E bunları konuştuk ama!" dedim.
"Yaa. Ben hatırlamıyorum nedense."
Sessizlikten sonra, "Takip mi ettiniz bizi?" diye sordu.
Yine sessizlik.
"Ettiniz."
"Ettik," dedi Ege.
"E, ne bekliyordunuz ki? Ettik tabi," diyen bendim.
"Bakın çocuklar..."
"Başlama," dedim anında. Yüz ifadesi ne söyleyeceğini yeterince açıklıyordu.
"Ada."
"Evlenmeye karar verdiyseniz başlama baba."
"Evlilik lafını nereden çıkardın?"
Gözlerimi devirdim. "Bakışlarından."
"Bakışlarımdan mı?"
"Evet."
"Evlilik bakışı diye bir şey mi var?" diye sordu babam.
"Var."
Ege hemen atladı.
"Kesin var."
"Gördün mü?" diye parmağımı Ege'ye doğru uzattım.
"Evet gördüm."
"Ben de gördüm."
İkimiz de ilk kez aynı tarafta buluşmuş gibiydik. Ege'nin annesi gülerek yüzünü kapattı.
"İnanılmazsınız."
"Bakın, uzadıkça uzuyor bu konu çocuklar. Bizim kararımız değişmeyecek. Ada, Ege.. Evleniyoruz biz."
Tamam tahmin ediyordum da, dan diye de söylenmez ki! Okkalı bir küfrün tam yeri ama babamın yanında olmazdı. En iyisi susmaktı ama mimiklerim beni ele veriyordu.
"Ciddisiniz?"
Evet anlamında başını sallayınca çaresizce önüme düştü başım.
"Peki..." dedim, sesimi bir tık yükselterek masaya doğru eğildim. "Biz ne olacağız?"
Babam anlamamış gibi kaşlarını çattı. "Nasıl ne olacaksınız kızım? Ne alakası var?"
Ege'yle birbirimize baktık, sonra babama döndüm. "Baba, farkındaysan az önce burada biz sevgiliyiz ciddiyiz, hatta aşk yaşa bakmıyormuş diye nutuk çeken bendim. Şimdi siz evlenirseniz biz ne oluyoruz? Üvey kardeşler sevgili oldu mu dedirteceğiz kendimize?"
Ege lafı duyunca boğazına kaçan suyu öksürerek çıkartmaya çalıştı. Seda Hanım ise şokla bir bana bir oğluna bakıyordu.
"Ada!" diye gürledi babam, sinirlenmeye başlıyordu. "Düzgün konuş. Ne üvey kardeşi, ne sevgilisi? Daha dün tanıştığı çocuğa.. Allahım!" Elini öfkeyle saçlarının arasından geçirdi. "Saçma sapan konuşma yavrum. Hem siz ne ara sevgili oldunuz da bunları düşünüyorsunuz?"
"Valla baba," dedim üste çıkarak. "Biz fırtına gibi bir aşk yaşıyoruz, hızıma yetişemezsin. Hem Ege benim kaç yıllık sınıf arkadaşım, değil mi Ege?"
İsmi lazım olmayan şahıs masum masum bana bakarken süt dökmüş kedi yavrusuna benziyordu. "Evet," dedi zorla.
9.sınıfta olanlardan sonra pek konuşmamıştık, hatta neredeyse hiç. Bu yüzden ondan sınıf arkadaşım diye bahsetmemi garipsemişti. Aynı sınıfta çok uzaktık birbirimize.
Sen de arkamdan iş çevirmişsin baya baba. Altı ay ne demek ya?"
"Kararım kesin," dedi babam, Seda Hanım'ın elini masanın üzerinden tutarak. "Biz evleniyoruz. Sizin iki günlük çocukluk aşkınız yüzünden hayatımı erteleyecek değilim. Zaten eve gidince bu konuyu seninle çok ayrıntılı konuşacağız, hanımefendi."
"Konuşalım Doğan Bey, konuşalım," dedim dik dik bakarak.
Görüşme tam bir fiyaskoyla, daha doğrusu tam bir komedi tufanıyla son bulmuştu. Ege'yle son bir kez sıçtık der gibi bakıştık, ardından eve gittik. Yol boyunca bana attığı dik dik bakışları ve Ege ile ilgili her türlü sorusunu camdan dışarıyı izleyerek geçiştirdim.
Eve gelip kendimi odama attığımda stres seansım anca bitmişti. Yatağa boylu boyunca uzandım. Üzerimi bile değiştirmeden tavanı izliyordum.
Telefonuma düşen bildirimle ekranı açmam bir oldu.
egeninkiyisi: ailelerimizin evlilik haberi okul grubuna düsmüs
issizada: şaka yapıyorsun, değil mi?
egeninkiyisi: keske
egeninkiyisi: aynı evde yasayacagimizi sotlıyolar
issizada: ölürüm daha iyi.
egeninkiyisi: merak etme ben dw seninle aynı soyadini tasimaya hazir degilüm
Okul grubundan gelen art arda mesajlar Ege'nin bahsettiği durumdu. Bizim okulun Dedikodu Kazanı grubu resmen çıldırmış gibi mesaj fırlatıyordu. Ekranı kaydırdım ve gördüğüm şeyle harbi harbi nefesim kesildi.
Grupta bir fotoğraf vardı.
Kafedeki rezil düşüş anımızın fotoğrafı!
Biri bizi tam Ege üstümdeyken, ellerimiz sımsıkı kenetli haldeki rezil pozisyonda çekmişti. Altına da Caner diye biri şöyle yazmıştı.
canercandir: Arkadaşlar, okulun iki zıt kutbu Ada ve Ege pastane zemininde aşk ilan ederken yakalandı. Harbi harbi el eleler, şoktayım!
Grup mesajları alt alta akıyordu.
"Oha ne?"
"Ada ve Ege mi? İmkansız lan!"
"çocukla resmen üst üsteler, ne imkansızı!"
Utançtan yerin bin kat dibine girmek üzereydim ki grubun hemen üstünden gelen özel mesaj belirdi. Yine Ege'ydi.
egeninkiyisi: gordun mu
issizada: görmez olaydım.
egeninkiyisi: fotografi da gormussındur
issizada: haliyle
egeninkiyisi: ne dusunpyrsub
egeninkiyisi: napicaz
issizada: sen daha klavye kullanmasını bilmiyorsun annenin evliliğine nasıl engel olacaksın
egeninkiyisi: ADA!!
issizada: ne ada ne?
issizada: fotoğrafı görmemiş gibi davranma. herkes görmüş ve bunun ne demek olduğunu biliyor musun?
egeninkiyisi: evwt
egeninkiyisi: okulun en populer kizlarindan biieyle shiplwniyorum
egeninkiyisi: halimden memnun olmayauim mi?
issizada: olma ege olma!
issizada: ne oldu sana ben
seni bayağı ciddi biri sanıyordum
issizada: yanılmışım
issizada: bayağı cıvıkmışsın
egeninkiyisi: civiklik degildir o
egeninkiyisi: duygularimi saklama sekli düyelim
issizada: sen acaba melankolik görünümlü bir şizofren olabilir misin?
egeninkiyisi: bilmem olabilir miyim?
Bölüm sonuuuuuuuu
