8. bölüm · Ayrılığın sessizliği
Kader'in fısıltısı
Tülay, o sabah aynaya baktı.
Artık yüzünde eski kırgınlık yoktu.
Uras’la yeniden görüşüyorlardı ama bu defa hiç acele etmiyordu.
> “Sevgi, bazen sabırla yeniden yeşerir,” dedi kendi kendine.
Uras da aynı düşüncedeydi.
“Kaybettiğim değil, geç bulduğumdu belki de,” diye yazdı defterine.
Gamze, bir sabah Çağatay’dan bir mesaj aldı:
> “Kahvaltıya gelir misin?”
Bir an düşündü.
Sonra kalbine sordu.
Kalbi, “Evet” dedi.
O gün, ikisi uzun zaman sonra kahvaltıda aynı masadaydı.
Gamze’nin kahkahası yine eskisi gibi içtendi.
“Biliyor musun,” dedi Çağatay, “ben seni hiç unutmam sanıyordum.
Ama seni sevmeyi unutunca, seni gerçekten sevmeye başladım.”
Eyşan ve Efe uzun süredir konuşmuyordu.
Bir gün, eski okul bahçesinde karşılaştılar.
Efe elinde küçük bir defterle geldi.
> “Sana yazdığım ama hiç veremediğim notlar,” dedi.
Eyşan defteri aldı, bir sayfasını açtı.
İlk cümle şöyleydi:
“Senin adın geçince, sessizlik bile gülümser.”
Eyşan gözlerini kapattı.
“Belki bir gün yine deneriz,” dedi.
Efe gülümsedi:
“Belki o gün çoktan gelmiştir.”
Esin, uzak bir şehirdeydi artık.
Bir kafede oturuyor, insanları izliyordu.
Bir deftere son cümlesini yazdı:
> “Bazı hikâyeler yarım kalmaz, sadece yazarını değiştirir.”
Sonra defteri kapattı, denize baktı, ve ilk kez kalbinde bir huzur hissetti.
O akşam Tülay, Uras’la sahilde yürüyordu.
Rüzgâr saçlarını uçuruyor, deniz fısıldıyordu.
Uras elini tuttu.
> “Bu kez gidecek olursam, sen de gel olur mu?”
Tülay başını eğdi, hafifçe gülümsedi.
“Bu kez birlikte kalalım.”
Ve denizin üstünde yankılanan o fısıltı, kaderin sesi gibiydi:
> “Bazı insanlar, sonunda yine birbirine döner… çünkü kalp yolunu hep bulur.”
