1. bölüm · Ayrılığın sessizliği

Ayrılığın sessizliği

Berra Türekten

Yağmur, Tülay’ın penceresinden sessizce süzülüyordu. Şehrin sokakları griye dönmüş, insanların adımları bile ağırlaşmıştı. O sabah kahvesini karıştırırken, aklı yine aynı isimdeydi: Uras.

Onu son gördüğü gün, hava yine böyleydi.
Bir parkta, solgun sonbahar yapraklarının altında, Uras’ın “Belki biraz uzaklaşmamız gerek” deyişi hâlâ kulaklarında yankılanıyordu. Tülay hiçbir şey dememişti. Çünkü bazı kelimeler, boğazda düğüm olur, dudaklara ulaşamaz.

Günler geçti.
Gamze her zamanki gibi neşeli görünmeye çalışıyor, Eyşan ve Esin onu dışarı çıkarmak istiyordu. Ama Tülay’ın içindeki boşluğu hiçbir kahkaha dolduramıyordu.
Bir tek Uras’ın gidişi, o sessizliği bu kadar derinden hissettirmişti.

Uras ise sanıldığı kadar güçlü değildi.
O da geceleri aynı şarkıyı dinliyor, aynı yollardan geçiyor, aynı sokak lambasının altında duruyordu. Ama geri dönmeye cesareti yoktu. “Belki o unuttu” diye düşünüyordu her seferinde.

Ama kader, bazen insanı kendi sessizliğinde boğmaz — tam tersi, bir şekilde tekrar karşı karşıya getirir.

Bir akşam, yağmur yeniden başladığında, Tülay ellerinde kitap torbasıyla köşeyi döndü.
Ve orada…
Uras, elinde şemsiye, ona doğru yürüyordu.
İkisi de bir an dondu kaldı.
Ne söyleyeceklerini bilemediler.
Sadece göz göze geldiler.
Ve bir gülümseme, yılların sessizliğini bir anda dağıttı.

> “Tülay…”
“Uras…”
Ve bütün ayrılıklar, o anda aydınlandı 🌙