3. bölüm · Aynı Ritme Farklı Tonda Basmak

Yanlış Bir Kalpte Misafir Olmak

Lee Chae

Parktaki o konuşmanın üzerinden üç gün geçmişti. Üç koca gün... Ne Yuna’dan yeni bir mesaj gelmişti ne de ben ona tek bir kelime yazabilmiştim. Ryujin’in söyledikleri, zihnimin içinde dönüp duran zehirli bir sarmaşık gibiydi.
“Herkesle sabaha kadar konuşur o. İki hafta onun maksimum süresi.”
Okul kantininde, önümdeki soğumuş çayı kaşığımla dalgın dalgın karıştırırken Lia öfkeyle telefonunu masaya bıraktı.
"Hâlâ inanamıyorum Chae," dedi, sesini sadece benim duyabileceğim şekilde kısarak. "Yuna'nın hesabı hâlâ gizli. Ama ortak bir arkadaşımızın hesabından baktım, dün gece hüzünlü bir şarkı paylaşmış. Sanki terk edilen oymuş gibi davranıyor, delireceğim!"
Acı bir tebessüm belirdi dudaklarımda.
"Belki de gerçekten hüzünlüdür Lia. Ama bana değil, o hiç unutamadığı exine karşıdır hüznü."
Lia tam bir şey söyleyecekken, kantinin kapısında o tanıdık silüet belirdi. Ryujin, kulaklıkları boynunda, her zamanki umursamaz adımlarıyla içeri girdi. Gözleri kantinde gezindi ve en son bizim masamızda durdu. Normalde kendi arkadaş grubunun yanına geçerdi ama bu kez adımları doğrudan bizim masamıza doğru yöneldi.
Masanın ucuna gelip sandalyesini ters çevirerek oturdu ve kollarını sandalyenin arkalığına yasladı. Doğrudan gözlerimin içine baktı. Göz altlarımın morluğundan ve solgunluğumdan son üç günümün nasıl geçtiğini anlamış gibiydi.
"Hâlâ o kız için mi bitiriyorsun kendini?" diye sordu, sesi ne hesap sorar gibiydi ne de teselli eder gibi. Sadece çok netti.
"Bilmek istiyorum,"
dedim aniden. Kendi sesimin bu kadar kararlı çıkmasına ben bile şaşırmıştım. Lia şaşkınlıkla bana baktı.
Ryujin tek kaşını kaldırdı.
"Neyi?"
"Yuna'nın o unutamadığı kişiyi. Kim o? Yani... Yuna gerçekten o kadar çok mu seviyor onu, yoksa bu sadece bir takıntı mı? Bilmezsem kafamda sürekli senaryolar kurup duracağım Ryujin, lütfen anlat."
Ryujin derin bir nefes aldı, gözlerini bir anlığına kantinin tavanına çevirip sanki geçmişi düşündü. Sonra tekrar bana döndü.
"Onun adı..." diyerek söze başladı.
"Ve inan bana Chae, Yuna'nınki sevgi değil. O sadece elde edemediği şeylerin kölesi olan bir kız. Arkadaşımla ayrıldıklarında da tıpkı senin gibi onu darmadağın bırakmıştı. Ama arkadaşım arkasına bakmadan hayatına devam edince, Yuna bunu bir takıntı haline getirdi. Sırf onun canını yakmak, ona 'bak ben çok mutluyum' mesajı vermek için internetten senin gibi temiz, saf insanları bulup sevgili oluyor. Sonra da oyun bitince fırlatıp atıyor."
Duyduklarımla nefesimin kesildiğini hissettim. Ben bir aşk hikayesinin içinde olduğumu sanırken, aslında sadece bir intikam oyununun figüranıymışım.
Lia sinirle masaya vurdu.
"Peki o arkadaşın kim Ryujin? Bu okulda mı?"
Ryujin hafifçe gülümsedi ama bu kez bakışlarında Chae’ye karşı garip bir koruma içgüdüsü vardı.
"Bu okulda değil. Ama konumuz o değil zaten. Konumuz, Chae'nin bu akşam o yataktan çıkıp hayata dönmesi."
Başını bana doğru eğdi.
"Bu akşam okul çıkışı bir şeyler içmeye gidiyoruz. İtiraz istemiyorum. Seni o enkazdan ben çıkaracağım."
Ryujin’in bu net tavrı karşısında itiraz edecek gücü kendimde bulamadım. Belki de gerçekten o enkazdan çıkmam, kafamı dağıtmam gerekiyordu.
Okul çıkışında Lia, annesinin acil bir işi çıktığı için üzülerek bizden ayrılmak zorunda kaldı.
"Chae, sakın kafana bir şey takma. Ryujin sana emanet,"
diyerek bana sarıldı ve otobüse bindi. Şimdi sadece Ryujin ve ben vardık.
Ryujin ellerini ceketinin cebine sokup bana baktı.
"Dışarıda kalabalık bir yerlere gitmek istemiyorsun, yüzünden belli. Gel, bize gidelim. Kimse yok zaten. Hem sana benim özel tarifim olan bir şeyler hazırlarım, kafan yerine gelir."
Sadece başımı sallayabildim. Onun arkasından yürürken, adımlarının yaydığı o özgüven hissi garip bir şekilde içimi rahatlatıyordu.
Evine vardığımızda, odası tam da tahmin ettiğim gibiydi; loş, duvarlarında birkaç poster olan, bir köşede elektro gitarın durduğu, kendine has cool bir havası vardı. Ryujin mutfağa geçip iki bardak sıcak, çikolatalı ve hafif kahveli bir içecek hazırlayıp odaya döndü. Birini bana uzatıp yatağının kenarına bağdaş kurarak oturdu.
"Anlat bakalım," dedi, ses tonu bu kez kantindekinden çok daha yumuşaktı. "Gerçekten iyi misin?"
Bardağı ellerimin arasında sıkıca tuttum. Sıcaklığı parmaklarıma yayılırken gözlerim yerdeki halıya takıldı.
"Bilmiyorum. İçimde bir yerlerde hâlâ 'neden ben?' sorusu dönüp duruyor. Kendimi çok aptal gibi hissediyorum. Sırf bir başkasının canını yakmak için beni kullanmış olması..." Sesim titrediğinde sustum. Ağlamak istemiyordum artık.
Ryujin bardağını komodinin üzerine bıraktı. Yatakta bana doğru biraz daha yaklaştı. Aramızdaki o mesafeli duruşu aniden kaybolmuştu. Elini uzatıp titreyen ellerimin üzerindeki bardağı aldı ve kenara koydu. Ardından, sıcak parmakları yavaşça çenemi buldu ve kafamı kaldırıp doğrudan gözlerinin içine bakmamı sağladı.
"Sana bir daha kendini suçlama demeyeceğim," diye fısıldadı. Sesindeki o boğuk, cool ton bu kez çok yakınımdan geliyordu ve kalbimin ritmini altüst etmeye yetmişti. "Çünkü o kız senin ne kadar değerli olduğunu göremeyecek kadar kördü, Chae."
Gözleri bir anlığına dudaklarıma kaydı, ardından tekrar gözlerime döndü. O an odadaki havanın aniden ağırlaştığını, aramızdaki o görünmez elektriğin ikimizi de sardığını hissettim. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki, sesinin odada yankılanmasından korktum.
Ryujin, derin bir nefes alarak yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdı. Nefesi tenimi yakarken, elini yavaşça yanağıma kaydırdı. Baş parmağıyla elmacık kemiğimi hafifçe okşadı. Bu hareket, içimdeki tüm o Yuna acısını tek bir saniyede silip süpürmüştü. Chae olarak ilk defa internetteki sahte bir ekrana değil, tam karşımda duran kanlı canlı, bana bu kadar değer veren bir kıza bakıyordum.
"Ryujin..."
diye fısıldayabildim sadece. Ama gerisini getirmeme izin vermedi.
Dudakları, yumuşak ama bir o kadar kararlı bir şekilde dudaklarımla buluştu. İlk başta Yuna’nın açtığı yaraları iyileştirmek ister gibi naif ve yavaştı; ama saniyeler geçtikçe içimizdeki o çekim, o ana kadar sakladığımız tüm duygular açığa çıktı. Kollarımı nasıl olduğunu anlamadan onun boynuna doladım, o ise belimi sıkıca kavrayarak beni kendine daha da çekti. Yatağın üzerine doğru yavaşça gerilerken, bi yandan da kıyafetlerimi nazikçe çıkartıyordu. Zihnimdeki tüm hüzünlü şarkılar yerini Ryujin'in kalbimin ritmine eşlik eden nefesine bırakmıştı. O gece, Yuna’nın açtığı o derin enkazdan, Ryujin’in kollarında yepyeni bir yangınla çıktım.

Sabahın ilk ışıkları Ryujin’in odasının perdesinden içeri sızarken, gözlerimi onun kokusuyla sarılı bir yatakta açtım. Telefonum komodinin üzerinde duruyordu. Ekranda Yuna’dan gelen 2 yeni bildirim vardı ama artık hiçbirinin önemi yoktu. Çünkü ben, ait olduğum ritmi çoktan bulmuştum.