4. bölüm · Aynı masada iki yabancı

Geçmişin gölgesi

Berna Koçak

Mert o gün kafeye geç geldi.
Ela bunu fark etti ama sormadı. Çünkü bazı gecikmelerin sebebi saatler değil, anıların ağırlığıydı.

Oturduğunda gözleri yorgundu. Gülümsemesi eksik.

“İyi misin?” diye sordu Ela.

Mert başını salladı. “İyiyim,” dedi. Ama sesi ikna etmiyordu.

Ela camdan dışarı baktı. Yağmur yoktu ama hava kapalıydı. İçinden geçenleri söylemedi. Sadece bekledi. Çünkü bazen birini konuşturmanın tek yolu, **sabırdır**.

Bir süre sonra Mert konuştu.
“Daha önce birini çok sevdim,” dedi. “Yanlış zamanda.”

Ela’nın kalbi hafifçe sızladı ama yüzüne yansıtmadı.

“Bitti mi?” diye sordu.

Mert başını eğdi.
“Bitmeyen şeyler vardır,” dedi. “Sadece susarlar.”

Ela o an anladı: Mert’in yalnızlığı bir insanın yokluğu değil, **bir hatıranın varlığıydı**.

Masadan kalkarken Mert durdu.
“Eğer bir gün uzaklaşırsam,” dedi,
“sebebi sen olmazsın.”

Ela gözlerinin içine baktı.
“Uzaklaşacaksan,” dedi,
“önce bana söyle.”

Mert ilk kez cevap veremedi.

Ve o gün,
sessiz bağlarına
İlk gölge düşdü.