7. bölüm · AYNADAKİ YABANCI
7. Bölüm:Karşı Kaldırımdaki Adam
Peki şimdi ne yapacaktım?
Polise gidip bütün bunları anlatacak mıydım?
Yoksa hiçbir şey olmamış gibi davranıp eve mi dönecektim?
Bu gerçekten benim üzerime kurulmuş hastalıklı bir oyun muydu, yoksa çok daha ciddi bir şeyler mi dönüyordu?
Ama gördüklerim...
Bunlar bir şaka olamazdı.
Mesajlar gerçekti.
Çakmak gerçekti.
Sarmaşıklarla sarılmış o kutu gerçekti.
Boynumda taşıdığım Zümrüt kolye gerçekti.
Ya sorun bunlar değilse?
Ya sorun bendeyse?
Boğazım düğümlendi.
Ya bütün bunlar zihnimin bana oynadığı bir oyunsa?
Düşünceler kafamın içinde birbirine çarpıp dururken karşı kaldırıma baktım.
Az önce gördüğüm siyah giyimli adamın kaybolduğu yere.
Sanki tekrar ortaya çıkacakmış gibi...
Tam o sırada kolumda bir baskı hissettim.
Mia.
İrkilerek ona döndüm.
Bu kez yüzündeki ifade farklıydı.
Endişeliydi.
Gerçekten endişeliydi.
Artık onun da bunun basit bir şakadan ibaret olmadığını anladığını hissedebiliyordum.
— Bu kadarı fazla Anna.
Sesi ciddi çıkıyordu.
— Direkt polise gitmeliyiz. Bunların kim olduğunu bilmiyoruz. Belki de saplantılı bir manyağın tekidir. Gerekirse ben de sende kalırım. Ailen dönene kadar seni yalnız bırakamam.
Mia konuşurken elim istemsizce çantama gitti.
Çakmağı çıkardım.
Sonra boynumdaki kolyeye dokundum.
Bu kez taş buz gibiydi.
Ama daha birkaç dakika önce tenimi yakacak kadar sıcaktı.
Ne zaman ısınsa...
Bir şey oluyordu.
İçimde yükselen korku bu kez öfkeye dönüştü.
Yeterdi artık.
Kolyeyi boynumdan sertçe çekip çıkardım.
Çakmakla birlikte avucumun içine sıkıştırdım.
Ve hiç düşünmeden yanımızdaki çöp kutusuna fırlattım.
Mia şaşkınlıkla bana baktı.
— Anna!
Sonra kaşlarını çattı.
— Tamam korkuyorsun ama bu kadar da değil. Belki sana gerçekten hoşlanan biridir. Ayrıca o kolye çok güzeldi.
Ben cevap vermedim.
Çünkü o kolyenin güzelliği artık umurumda değildi.
Bana hissettirdiği şey korkuydu.
Ve ben korkmaktan yorulmuştum.
Karakola vardığımızda içerisi beklediğimden sakindi.
Bu işime gelmişti.
Birkaç dakika sonra bizi çağırdılar.
Karşımdaki polis memuru ciddi bir ifadeyle oturuyordu.
Tam anlatmaya başlayacakken fark ettim.
Ben ne diyecektim?
"Parlayan bir kolye gördüm" mü?
"Kaybolan harfler gördüm" mü?
Derin bir nefes aldım.
Sonra telefonu uzattım.
— Önce bunlara bakın.
Memur mesajları inceledi.
Ardından gözlerini bana çevirdi.
Ben de anlatmaya başladım.
Doğum günümden...
Kutudan...
Kolyeden...
Çakmaktan...
Mesajlardan...
Beni izleyen adamdan...
Her şeyden.
Konuşmam bittiğinde odada birkaç saniyelik sessizlik oluştu.
Sonra memur dudaklarının kenarını yukarı kaldırdı.
Gülümsüyordu.
Hayır.
Sırıtıyordu.
— Açıkçası oldukça yaratıcı.
Kaşlarım çatıldı.
— Efendim?
— Hikâyeniz diyorum. Güzel kurgu olmuş. Yeni roman falan mı yazıyorsunuz?
Mia bile şaşkınlıkla ona baktı.
Ben ise konuşamadım.
Memur devam etti.
— Şaka yapıyorsanız başarılı. Ama değilse...
Sandalyesine yaslandı.
— Belki sizi bir psikiyatriste yönlendirebiliriz.
O an içimde bir şey kırıldı.
Öfke değildi.
Korku da değildi.
Çaresizlikti.
Biri sizi dinliyor ama aslında hiç duymuyorsa...
İnsan ne yapacağını bilemiyor.
Sessizce ayağa kalktım.
Hiçbir şey söylemeden odadan çıktım.
Karakolun önüne vardığımda Mia beni bekliyordu.
Yanında Edward vardı.
Barışmışlardı.
Bunu yüzlerindeki ifadeden anlamak zor değildi.
Ama o an onların ne konuştuklarıyla ilgilenemiyordum.
Çünkü gözlerim başka bir yere takılmıştı.
O an karakolun karşısındaki banklarda bacak bacak üstüne atmış siyah gömlekli, siyah kumaş pantolonlu ve bir elinde tuttuğu ceketiyle yine o adamı gördüm.
Bakışları benim üzerimdeydi.
Bu kez kaçmamıştı.
Saklanmamıştı.
Sanki beni göreceğini zaten biliyormuş gibi rahat görünüyordu.
Karakolun kapısından çıktığım andan beri gözlerini üzerimden çekmediğini fark ettiğimde içimi yeniden o tanıdık huzursuzluk kapladı.
Ama bu kez korkunun arasında başka bir his daha vardı.
Açıklayamadığım bir şey.
Çünkü adamın bakışlarında tehditten çok, bekleyiş vardı.
Sanki bir şeyin olmasını bekliyordu.
Sanki benim çoktan anlamam gereken bir şeyi biliyordu.
Ve nedense bu, beni tehdit edilmekten daha çok korkutmuştu.
O an ilk kez şunu düşündüm:
Belki de asıl hata polise gitmek değildi.
Asıl hata, onun beni ne kadar yakından izlediğini unutmuş olmamdı...
