6. bölüm · Aynadaki Katil:YORU

Sato

Eylül Özdemir

Akane’nin gidişinden sonra sınıfın üzerindeki o ağır hava dağılmamıştı; aksine daha tekinsiz bir hal almıştı. Akane bir despottu, ama en azından ne yapacağı belliydi. Yoru ise bir bilmeceydi. Herkes onun etrafından dolanırken, sınıfa yeni bir ses hakim olmaya çalışıyordu: Sato.
Sato, okulun basketbol takımındaydı. Akane gibi sinsi değil, kaba kuvvetiyle öne çıkan, gürültücü ve kibirli bir tip. Akane’nin "korkudan delirdiği" söylentilerini bir zayıflık olarak görüyor, Yoru’nun sadece "şanslı bir tuhaf" olduğuna inanıyordu.
Sabah ilk ders başlamadan hemen önce, Sato elindeki topu sertçe Yoru’nun sırasına vurdu. Topun çıkardığı gümleme sesi sınıftaki tüm fısıltıları bıçak gibi kesti.
"Hey, hayalet kız," dedi Sato, sesi sınıfta yankılanıyordu. "Akane’yi korkutup kaçırmış olabilirsin ama ben onun gibi aynalardan korkmam. Burası artık benim bölgem ve senin o karanlık bakışların bende sökmez."
Yoru başını kaldırmadı. Elindeki siyah turnayla oynamaya devam etti. Bu sessizlik Sato’yu daha da sinirlendirdi.
"Sana diyorum! Suratıma bak!" Sato, Yoru’nun kitabını sertçe yere fırlattı.
Yoru yavaşça başını kaldırdı. Gözleri her zamankinden daha derin, daha boştu. Ama bu sefer aynadaki ses değil, Yoru’nun kendi içindeki bir öfke kıpırdadı. Yine de hiçbir şey yapmadı. Sadece Sato’nun gözlerinin içine baktı.
"Kitabı al," dedi Yoru. Sesi o kadar alçaktı ki, Sato duymak için öne eğilmek zorunda kaldı.
"Ne dedin? Duyamadım?" Sato alaycı bir tavırla kulağını yaklaştırdı.
O sırada sınıfın en arkasından bir sandalye gıcırtısı duyuldu. Ren, kulaklıklarını boynuna indirmiş, buz gibi bakışlarını Sato’nun ensesine dikmişti. Ren normalde kimsenin işine karışmazdı, ama Sato’nun bu gereksiz gürültüsü onu rahatsız etmiş gibiydi.
"Sato," dedi Ren, sesi bir emir kadar netti. "Gürültü yapıyorsun. Yerine otur."
Sato arkasına döndü, yüzünde aptalca bir gülümseme vardı. "Ne o Ren? Bu hayalet kızı mı koruyorsun? Yoksa senin de mi aklını başından aldı?"
Ren ayağa kalktı. Adımları ağır ve tehditkardı. Yoru’nun sırasının yanına gelip durdu. Yoru’ya bakmadı, sadece Sato’ya odaklandı. Aralarındaki gerilim sınıftaki oksijeni tüketiyor gibiydi.
"Kimi koruduğum seni ilgilendirmez," dedi Ren, sesi tehlikeli bir sakinlikteydi. "Sadece sesini kes ve o kitabı yerden al."
Sato, Ren’in o meşhur öfkesini biliyordu. Bir an tereddüt etti. Tam o sırada, Yoru’nun yanındaki pencerenin camında bir karartı belirdi. Yansıma-Yoru, camın arkasında Sato’nun gölgesini boğazından tutmuş gibi görünüyordu. Kimse fark etmedi ama Sato bir anda nefes alamıyormuş gibi öksürmeye başladı. Eli boğazına gitti, yüzü kızardı.
Panikle eğilip kitabı aldı ve Yoru’nun masasına bıraktı. "Tamam... Tamam, lanet olsun," diye mırıldanıp hızla yerine döndü.
Ren, Sato’nun bu ani geri çekilmesine şaşırmıştı. Yoru’ya kısa, sorgulayan bir bakış attı. Yoru ise hala o siyah turnayla oynuyordu. Ren, hiçbir şey demeden yerine geri döndü.
Yoru, camdaki yansımasına fısıldadı: "Ben halledebilirdim."
"Biliyorum," dedi yansıma, camın ardından sinsi bir gülüşle. "Ama o çocuğun senin için ayağa kalkması hoşuna gitmedi mi? Bak, kalbin hala hızlı atıyor."
Yoru elini kalbine koydu. Haklıydı. Ama bu hoşlantı mıydı yoksa birinin ilk kez onun için sesini çıkarmasının verdiği şaşkınlık mıydı, bilmiyordu.