1. bölüm · Ayinin kalıntısı: seçilmişler mülkiyeti
GİRİŞ: CEHENNEM ZEBANİSİ
.
→ Tek bir mezhebe ait olmayan kimseler sürgüne muhtaçtır.
Zulkhan Anayasaları, sayfa 10, 12. madde.
Gelecek
Kadim Bilge - Kont
Duvarları garip hayvan başları ve bitkilerle dolu bir odada oturmuş, bilgeyi bekliyordu Kont. Bilgi alması lazımdı; karşısındakini tanımak için, ona karşı bir koz bulmak için gelmişti bu kadar yolu. Sertçe yutkunup etrafı incelemeye başladı; garip bir evdi. Her yerde değişik şeyler vardı. Duvarlarda resimler, motifler, garip yazılar, kurutulmuş veya yaş bitkiler, hayvan kafaları!
Bu kadının ruhani varlıklarla oynadığına da emindi. Bir kere tipi bile bir garipti! Onu hep işkillendiriyordu bu tür ruh, cin işleri. "Bırakın da insan olmayan bu insanlar bari bedensiz rahat etsinler," diye düşünüyordu ama nafile. Kadın elinde koca bir kitap tutarak içeriye yavaş ve aheste adımlarla girdi ve Kont'un yanına oturdu. Derin bir nefes verdi ve:
"Bak çocuk. Sana anlatacaklarımı eğer bir başkasına söyleyecek olursan..." Cümlesini yarıda keserek sordu Kont:
"Ne olur cadı, büyücü veya üfürükçü teyze; ha, ne olur?"
Kadın "Ya sabır," çekerek:
"Kıyametimiz olur. Duydun mu beni? İkimizi de yaşatmazlar," dedi son kısımda sesini incelterek.
Kont artık iyice meraklanmaya başlamıştı; beklenti ile kadına baktı. Yavaşça kitaba kaydı gözleri. Üzeri kaliteli bir deriden yapılmıştı; kabartmalı bir geyik motifi vardı ve normal bir kitaba göre çok büyüktü. Kadın yavaşça kitabı araladı. İlk sayfayı açtığında karşılarına bir resim ve yazılar belirdi. Çarpık çurpuk, okunmayan yazılar...
Ama resmi anlayabiliyordu. Arkası dönük, pelerini olan bir kişi vardı; kadın veya erkek olduğu zerre anlaşılmıyordu. Elleri zincirle bağlanmış; hem de bir taneyle değil, onlarcasıyla.
Kadın okumaya başlamıştı, Kont resmi incelerken:
"Efsaneye göre Cehennem Zebansi Samuel, yani Lucifer'dan sonra cehennemden kovulan ikinci varlık olarak yazıldı. Melez oluşundan onu güçsüz bilip cehennem kapılarını üzerine kapattılar."
Kont kaşlarını çattı; anlamaz bir ifade ile kadına bakıyordu. Kadın, onun neredeyse hiçbir şey bilmediğini anlayınca her şeyi baştan anlatmaya karar verdi. Kitabın son sayfasını açıp Kont'un önüne itti. Bir harita ile karşılaşmayı beklemeyen Kont, bir an şaşırmıştı.
"Lumira, Deryan ve..." hafifçe yutkundu "...Zulkhan..." dedi kadın. "Lumira; melek varislerinin ve tanrıçaların krallığı. Deryan; halk krallığı ve Zulkhan; iblis krallığı..."
Kont pürdikkat kadını dinliyordu.
"Senin işin Zulkhan ile; sana o lazım değil mi çocuk?"
Yavaşça başını salladı; yine en imkansıza çatmıştı!
"Zulkhan 12. iblis varisinin seçildiğini duydun mu?"
Evet, bunu duymuştu.
"Duydum, maalesef."
Kadın başını sıkıntı ile salladı.
"Gerçekten de maalesef. İblis krallığı Zulkhan, bizim krallığımız gibi değildir veya Lumira'daki gibi tanrısal sistem de yoktur. Orada ırklar vardır çocuk."
Zulkhan'da ırklar olduğunu duymuştu ama bunların ayrı aileler mi yoksa farklı nesiller mi olduğunu bilmiyordu.
"Toplam 8 ırktan oluşan bu krallığın en büyük halkaları, iblis varisleri. 12 kehanet zinciri laneti sonucu 12 iblis varisi seçilecekti ve sonuncusu, yani en tehlikelisi daha yeni seçilip eğitimlere başlandı. Bu kişi her zerresi ile Zulkhan'a ait ama orada doğmadı veya büyümedi."
Kont iyice meraklanmıştı:
"Kim bu seçilmiş kişi?"
Kadın tereddüt ile, "Cehennem zebanisi," dedi ürkek bir tavırla.
Anlamamamıştı Kont. Bu ismi çok sık duymuştu: Cehennem zebanisi... Ama kimdi? Neydi? Bilmiyordu. Kadın tekrar konuşmaya başladı:
"Cehennem zebanisi tamamıyla Zulkhan'a ait bir varlık; tam üç ırkta izi var. Babası bir iblis, annesi bir vampir ve kendisi ise bir iblis varisi."
Kont bir an donup kaldı. "Her zerresi oraya ait denilirken ciddilermiş," diye düşündü. Öyle biriydi ki 8 ırktan üçünde vardı; hatta biri en büyük halka olan ırktı. İblis varisleri sadece 12 kişinin olduğu en üst mertebeydi. O ırkta bile bulunacak biri miydi bu seçilmiş?
Kadın onun ne düşündüğünü anlayınca konuşmaya devam etti:
"Gerçek ismi Elira... Ve eğer galip gelmek istiyorsan, o tahta geçmeden bu işi bitir çocuk. Süren kısıtlı."
Bu kadın neden babasının ona söylediklerini tekrar ediyordu?
"O tahta geçmeden bitir işini, kes ipini!"
Buraya gelmeden aynen bunları söylemişti; peki neden?
"Lanetin bir diğer parçası şudur: 12. yani son varis, ölümsüzlük büyüsünü hak edendir. Yani eğer olurda geç kalırsan onu şiddetle değil, zekanla yenmelisin."
Anlamaz gözlerle baktı yeniden. Kadın, "Ölüm hiçbir zaman tamamıyla yok olmaz, her zaman derinliklerde uyanmayı bekler; onu fiziksel olarak öldüremezsin," dedi.
"Ama ölmeye ikna edebilirsin."
O an odaya öyle bir sessizlik çöktü ki kandiller titredi, ayaz sertçe esti. Kont şimdi aydınlanmıştı.
"İrade, yenilmeyen tek güçtür," diye sessizce konuştu; Mirza'nın ona gelmeden verdiği mesaj kağıdında yazan bir şeydi bu.
"O gece cehennem sadece bir evlat değil, koca bir imparatorluk kaybetti," diye devam etti kadın.
"Biliyor musun çocuk? İnanmıyorum."
Demesiyle Kont merakla yüzüne bakmaya başladı; neye inanmıyordu? Yaşını başını almış ama iyi yürekli bir kadındı. Buruş buruş yüzü ve elleri, üzerindeki garip siyah bir elbise, kafasında saçlarını yarıya kadar kapatan bir kumaş ile beş metre öteden bile bir bilge olduğu anlaşılıyordu.
"Onun melez olduğu için kovulduğuna inanmıyorum."
Kont iyice meraklanmıştı ama kadın devamını getirmedi; başka da hiçbir şey çıkmamıştı ağzından. Oradan ayrılıp Nort'un yanına gitti. Simsiyah bedeni gece karanlığında resmen kamufle olmuştu ama kıpırdanışlarından nerede olduğu anlaşılıyordu.
Gelirken duvara bıraktığı kandili aldı ve cebine koyduğu bir kibrit ile yaktı. Nort'a ilerleyip tek seferde üzerine atladı. Pelerininin şapkasını kafasına geçirip onun eyerine sakladığı hançerlerini, pelerininin altında gizlediği zırhının kınlarına yerleştirdi. Kandili eyere asıp hafif bir ışık olmasını sağladı ve yola koyuldu.
Kendi mekanına gidecekti.
Sarayda yeterince vakit geçirmişti; bunalıyor, her dakika salak akrabalarından gelen sorulara boyun eğmemeye çalışıyordu. Tek temennisi küçük abisi Mirza'ydı. Düzenli olmasa da saraya sadece onu görmeye gider, onunla vakit geçirip tekrar ormanına dönerdi.
Biraz yol gittikten sonra hedefine ulaşmıştı: Ulu Çınar... Onun en sevdiği yerdi burası. Kocaman bir çınar ağacı ama öyle böyle değil; kudreti taş çatlatırdı. Dalları gövdesine kadar iner, altındakine koruyucu bir kalkan olurdu. En üstünde kendine yaptığı yerde asırlarca kalabilirdi. Nort'un üzerindeki kandili aldı ve çınarın dallarını kaldırıp geçmesini sağladı. Dallar o kadar büyüktü ki içerisi adeta bir kulübe gibiydi. Kont yaklaşıp Nort'un başındaki eyeri çıkarttı. Nort rahatlamışçasına favori yeri olan hafif oyuk yere kendini bıraktı. "Seni tembel at," diye söylendi Kont gülerek.
Ağacın en tepesine çıktı. Yatağı, kandilleri, yemekleri; her şeyi buradaydı. Yatıp üst dalların boşluklarından yıldızlara baktı. Düşünceler onu iyice içine çekiyordu. Bu zebani dedikleri kadın nasıl biriydi? Veya bu lakabı alacak ne halt etmişti? Düşününce bile tüyleri diken diken oluyordu.
Pelerini de iyice onu boğmaya başlamıştı! Şapkasını açıp boynundaki düğmeyi çözdü, üst bedenindeki ince zırhı çıkarttı ve askılık niyetine kullandığı dallara astı. Üzerinde siyah bir gömlek ve pantolonuyla kalmıştı. Derin bir nefes verdi; çözecekti, sadece Deryan'ın değil Zulkhan'ın da sırlarını çözecekti. İlk başta da cehennemin bile içine sığdıramadığı kadından başlayacaktı.
