2. bölüm · AYAZIN HARESİ

BÖLÜM 2

Vespera .

Asil, ona doğru dönen time şüpheli gözlerle bakıyordu. "O kalem," dedi sesi adliye koridorlarından daha soğuk çıkarken. "Kendi kendine yürümediğine göre, kimde?"

Kurtbey, az ileride babasının botlarını giymeye çalışan küçük Alparslan’ın cebinden sarkan altı kaplama kalemi fark etti. Çocuk, kalemi bir hazine gibi saklıyordu. Kurtbey bir an duraksadı; eğer doğruyu söylerse küçük adamın başı yanacaktı. Omuzlarını dikleştirip Asil’in karşısına dikildi.

"Ben aldım Savcı Hanım," dedi Kurtbey, yüzünde o iflah olmaz ifadesiyle. "Rapor yazarken lazımdı, masanızdan tırtıkladım."

Asil’in gözleri kısıldı. Kalemin değerini ve kimden emanet olduğunu Kurtbey de biliyordu. "Öyle mi Üsteğmen? O zaman madem bu kadar 'enerjiksin', Timini de alıyorsun..." Eliyle arka bahçedeki kum torbalarını işaret etti. "Herkes sırtına 50 kiloluk çuvalları alıyor. On tur. Şimdi!

15 Dakika Sonra

Bütün askeriye, bahçenin kenarına dizilmiş kahkahalarla Ayaz Timini izliyordu. Kurtbey en önde, sırtında devasa bir çuvalla ter dökerken arkasından küfürler yükseliyordu.

"Lan Keklik (Kaan)!" diye gürledi Kurtbey nefes nefese. "Sallanma da koş, senin yüzünden Savcı bizi burada kurutacak!"

"Komutanım," dedi Keklik çuvalın altında ezilerek. "Savcı Hanım değil, resmen cellat mübarek! Kalemi sen aldın, cezayı niye biz çekiyoruz ya?"

Vantilatör (Poyraz) yandan lafa girdi: "Sus lan, Hanım Köylü (Bartu) bile senden daha hızlı gidiyor. Adamın sırtında çuval var, hala saçını düzeltme derdinde!"

Hanımköylü küfürlü bir homurtu çıkardı: "Oğlum, Alparslan bizi izliyor, karizmayı çizdirmeyelim dedik. Ama bu Pamuk(Kurtbey) harbiden barutu fazla kaçırmış, Savcıya niye dikleniyorsun be komutanım?"

O sırada kenarda, Maviş (Göktuğ) ve Kürdan (Kılıç) birbirine bakıp sırıtarak fısıldaşıyordu. Ampul (Işık) ise çoktan sönmüş gibi duruyordu.

Asil, elindeki kronometreye bakarken hafifçe gülümsedi. O kalem aslında masada değil, Alparslan'ın kalbindeydi; Kurtbey ise o kalbi korumak için sırtında 50 kilo taşımayı göze almıştı.

Kürdan (Kılıç): "Lan oğlum, bittik biz bittik! Barut Fıçısı (Asil) resmen pimini çekti, hepimizi burada patlatacak. Hatundaki şu duruşa bak, valla dokunsan infaz emrini verecek gibi duruyor."

Keklik : "Sana ne oluyor lan Kılıç? Seninkinin suçu ne? Pamuk komutanım gitti, küçük Alparslan'ı koruyacağım diye suçu üstlendi. Bak şuna, koca Üsteğmen sırtında 50 kiloyla kuzu gibi koşuyor. Komutanım, hani pamuk gibiydin, hadi bir yumuşat şu savcıyı da bırakalım şu çuvalları!"

Pamuk : (Dişlerini sıkarak, nefes nefese) "Ulan Keklik! O dili koparır, senin o sıska boynuna dolarım! Lan koşun diyorum size, Barut Fıçısı kronometre tutuyor orada. Eğer bir tur daha eklerse, o pamuk ellerimi boğazınızda hissedersiniz, siktirmeyin belanızı!"

Hanımköylü : "Aman komutanım, senin pamukluğun anca bize söker zaten. Bak hatun orada 'Adaletin Keskin Kılıcı' gibi dikilmiş, bir gram taviz vermiyor. Lan Kaan, senin o 'Barut Fıçısı' lakabı bu savcıya az bile kalmış. Kadın resmen barut fıçısının içine oturmuş, çakmak bekliyor!"

Vantilatör : "Oğlum sussanıza lan! Kadın duyacak şimdi, 10 turu 20 yapacak. Pamuk komutanım, valla senin bu fedakarlığın ciğerimi söktü. Alparslan da orada 'Babam neden kamyon gibi yük taşıyor' diye bakıyor, karizma yerle bir oldu lan Bartu!"

Kürdan (Kılıç): "Susun lan, Barut Fıçısı geliyor! Herkes dik dursun, sanki tüy taşıyoruz gibi yapın!"

Asil, botlarının çıkardığı o sert sesle timin önünde durdu. Gözlerini Kurtbey'e dikti. "Üsteğmen, Tim'in senin 'pamuk' gibi kalbinle dalga geçiyor galiba. Bir tur daha ister misiniz, yoksa o barut fıçısının ne zaman patlayacağını merak mı ediyorsunuz?"

Kurtbey , çuvalı yere bıraktı, tozu dumanı birbirine kattı. "Savcı Hanım," dedi alaycı bir gülümsemeyle. "Benim pamukluğum sevdiklerime, barutum ise sadece düşmanıma patlar. Ama sizin bu fıçı her an infilak edecek gibi, dikkat edin de kimse yanmasın.”

Asil, timin dağılmasına izin verdikten sonra adliye aracına doğru yürümeye başladı. Topuklu ayakkabılarının toprak zeminde çıkardığı o ritmik ses, az önceki kaosun üzerine çöken bir sessizlik gibiydi. Tam kapıyı açacakken, arkasından o tanıdık, hafif alaycı ses yükseldi.

"Savcı Hanım! Bir saniye bekler misin?"
Asil durdu ama arkasına dönmedi. "Yine hangi 'pamuksu' bahaneyle geliyorsun Üsteğmen? On tur yetmedi mi?"

Kurtbey, botlarını yere vura vura yaklaştı. Elini cebine attı ve o gümüş, üzerinde 'A.S.' baş harfleri işlenmiş kalemi çıkardı. Az önce Alparslan’ın elinden onu nazikçe, bir oyunmuş gibi almıştı. Kalemi Asil’e doğru uzattı.

"Mesele on tur değil, mesele senin o 'Barut Fıçısı' inadın," dedi Kurtbey, sesindeki o sert ama korumacı tonla. "Al şunu. Masandan ben almadım ama kaybolmasına da izin vermezdim. Emanetin bende güvende."

Asil yavaşça döndü. Gözleri önce kaleme, sonra Kurtbey’in terden ıslanmış alnına kaydı. Kalemi almak için uzandığında, parmak uçları Kurtbey’in sertleşmiş nasırlı eline hafifçe çarptı. Bir anlık sessizlik, askeriye bahçesindeki tüm sesleri yuttu.

"Neden?" diye sordu Asil, sesi ilk kez bu kadar kısık çıkmıştı. "Neden suçu üstlendin?"
Kurtbey , hafifçe sırıttı. "Çünkü o çocuk, o kalemi tutarken babasını tutuyormuş gibi hissediyor. Senin adaletine kurban etmesine izin veremezdim. Bizim timde kuraldır; küçükler korunur, bedeli büyükler öder. Ben o bedeli sırtımda 50 kiloyla ödedim, sen de kalemine kavuştun. Ödeştik mi?"

Asil kalemi sıkıca kavradı. "Biz seninle asla ödeşemeyiz Üsteğmen. Çünkü sen adaleti bir duygu sanıyorsun, bense bir kural."

Kurtbey bir adım daha yaklaştı, aralarındaki mesafe neredeyse yok oldu. "O zaman dua et de o kurallar bir gün duygularına muhtaç kalmasın Barut Fıçısı. Yoksa o fıçı patladığında seni toplayacak tek 'pamuk' ben olurum."

Asil hiçbir şey söylemeden adliye arabasına bindi. Dikiz aynasından Kurtbey’in arkasından bakışını izledi. Kalemi avucunda sıkarken, içinden bir ses bu 'Pamuk' lakabının ardında çok daha sert bir kayanın olduğunu söylüyordu

Asil'in adliye aracına binmesinden çok geçmeden, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden gelen acil durum anonsuyla tüm şehir gerildi. Bir terör örgütü liderinin önemli bir hedefle buluşacağı bilgisi gelmişti. Kurtbey'in telsizinden gelen o sert ses, tüm birliği alarma geçirdi.

"Tim! Hazırlık! Derhal toplama noktasına! Hedef: Tuzla Sanayi Bölgesi. Kritik terörist buluşması!"

Dakikalar içinde tüm tim zırhlı araçlara doluşurken, Asil de hızla emniyetin tahsis ettiği sivil zırhlı araca yöneldi. Üzerinde adliye salonlarının o resmi cübbesi yerine, siyah, dar kesim, içinde hareket kabiliyetini kısıtlamayan taktik bir elbise vardı. Belinde ise dikkatlice yerleştirilmiş iki adet Glock tabanca…

Kurtbey, zırhlı aracın kapağını kapatırken Asil'i gördü. Gözleri şaşkınlıkla açıldı. "Savcı Hanım... Sen ciddi misin? Burası operasyon bölgesi, adliye değil. Ne işin var senin burada?"

Asil, soğuk bir bakış attı. "Adaletin olmadığı yerde adliyelerin de bir anlamı kalmaz Üsteğmen. Ve evet, ben Barut Fıçısı'yım. Patlamaya da, patlatmaya da geldim."

Tuzla Sanayi Bölgesi – Terk Edilmiş Depo

Tim, depoya yaklaştıkça tansiyon yükseliyordu. Kurtbey, emirlerini verirken Asil'e dönüp fergah etmiş bir sesle fısıldadı: "Sakın kendini riske atma, arkada kalacaksın."
Asil, sadece başıyla onayladı. İçeri sızma operasyonu başladı. Karanlık ve ürkütücü deponun içinde gölgeler dans ediyordu. İlk çatışma anı, her şeyi altüst etti. Silah sesleri yankılanırken, teröristler her yerden çıkmaya başladı. Tim, siper alıp ateşe karşılık verirken, bir anda iki terörist Asil'in siper aldığı noktanın hemen önüne fırladı.

Kurtbey, "Asil! Siper al!" diye bağırdı. Ancak Asil, sanki bu an için yaratılmış gibiydi. Hareketleri bir balerin zarafeti ama bir katilin kesinliği ile doluydu. Belindeki Glock'lardan birini şimşek hızıyla çekip tek bir hareketle iki hedefe de kafa atışı yaparak onları etkisiz hale getirdi. Kanlar yere sıçrarken, Asil'in yüzünde tek bir mimik bile oynamadı.

Timdeki herkes, o an duraksayıp Savcı Asil'e baktı. Pamuk lakaplı Kurtbey bile şaşkınlıktan donup kalmıştı.

Kürdan (Kılıç): "Lan... Lan bu Barut Fıçısı... Benden daha iyi vuruyor! Bu neydi be abi?"

Keklik (Kaan): "Komutanım, senin o pamukluğun bitti, bu kadın bizi komple yakacak! Savcı mı bu, yoksa Rambo mu? Allah kahretmesin!"

Kurtbey, şaşkınlığını üzerinden attığında, gözlerinde Asil'e karşı duyduğu hayranlık ve derin bir saygı belirmişti. "Tim! Hareket! O Barut Fıçısı sizin için yolu açtı! İlerle!”

Flashback – 15 Yıl Önce
Şanlıurfa -Karlı bir gün

Küçük Asil'in elleri soğuktan morarmıştı ama titretmiyordu. Karşısında duran babası,sadece bir savcı değil bir özel harekatçıydı. Önlerindeki tahta hedefe bakarak sertçe konuştu: "Adalet sadece kağıt üzerinde yazmaz kızım. Eğer elin titrerse, kalemin de titrer, silahın da. Bir hare gibi olacaksın; merkezde ama her yeri aydınlatan." Asil, o gün o tetiği ilk kez çektiğinde, barut kokusu genzini değil, ruhunu yakmıştı. O gün babasına bir söz vermişti: “Zalim için barut, mazlum için hare olacağım.”

Günümüz – Tuzla Sanayi Bölgesi Operasyonu

Silah sesleri deponun içinde davul gibi gümleyerek yankılanıyordu. Asil, bir sonraki köşeyi dönmeden önce şarjörünü saniyeler içinde tazeledi. Hareketleri o kadar otomatiğe bağlanmıştı ki, Tim şaşkınlıktan neredeyse kendi hedeflerini kaçıracaktı.

Kürdan (Kılıç): "Lan... Lan komutanım! Gözümü sevdiğim Pamuk abim! Bu kadın şarjörü benden hızlı değiştirdi lan! Ben mi savcıyım, o mu asker? Kafam yandı anasını satayım!"

Vantilatör (Poyraz): "Kes sesini de ateş et sığır! Bak Barut Fıçısı resmen deponun tozunu attırıyor. Oğlum bu kadın savcı falan değil, bu kadın resmen ölüm meleği. Lan Kaan, çekil önümden, hatunun görüş açısını kapatıyorsun!"

Keklik (Kaan): "Siktir git lan! Ben mi kapatıyorum? Adamlar her taraftan fırlıyor. Komutanım, şu Pamuk modundan çıkıp sen de bir iki tane indir de karizmamız tamamen yerle bir olmasın. Elaleme rezil olduk lan, kadın bizi koruyor resmen!"

Pamuk (Kurtbey): (Siper aldığı yerden iki el ateş ederek) "Ulan hepinizin ecdadını... Düzgün konuşun! Asil Hanım, dikkat et! Saat iki yönünde biri var!"

Asil, Kurtbey’in uyarısına bile ihtiyaç duymadan, olduğu yerde dönüp havada bir takla atarcasına siper değiştirdi ve iki yönündeki hedefi daha havada süzülürken indirdi.

Hanımköylü (Bartu): "Ohaaa! Lan o neydi öyle? Matrix mi çekiyoruz burada? Komutanım, valla billa bu kadın senin barutunu da söndürür, pamuğunu da didik didik eder. Ben gidip Alparslan'a 'Oğlum baban artık ikinci planda' diyeceğim, bu ne karizmadır ya!"

Kürdan (Kılıç): "Lan Bartu, sen anca mektup yaz zaten 'Hanımköylü'. Bak hatun deponun sonuna ulaştı bile. Hadi lan, Barut Fıçısı patlamadan biz bitirelim şu işi!"

Operasyon bittiğinde, depo ölüm sessizliğine bürünmüştü. Asil, silahını soğukkanlılıkla kılıfına soktu, saçından önüne düşen bir tutamı yavaşça arkasına itti. Üzerindeki taktik kıyafetlerle hala bir prenses kadar asil, ama bir namlu kadar tehlikeli duruyordu.

Kurtbey yanına yaklaştı, yüzündeki o 'Pamuk' ifadesi gitmiş, yerini derin bir merak almıştı. "Nereden?" dedi sadece. "Bu eğitim, bu hız... Bir hukuk fakültesinde öğretilmiyor bunlar."
Asil, Kurtbey’in gözlerinin içine baktı. "Benim fakültem dağlardı Üsteğmen. Babam bana adaletin sadece yasayla değil, gerektiğinde barutla da geleceğini öğretti. Şimdi... Şu tutanakları hazırlayalım mı, yoksa daha şaşkın şaşkın bakacak mısın?”

Deponun çıkışında toz bulutu dağılırken, Tim nihayet bir araya geldi. Gece (Sinyal) elindeki tableti kapatıp silahını kılıfına sokarken, Işık (Ampul) da deponun tepesindeki gözetleme noktasından aşağı atladı.

Sinyal (Gece): "Ben... Ben mi yanlış gördüm yoksa Savcı Hanım az önce havada süzülerek mi adam indirdi? Komutanım, Pamuk dedik bağrımıza bastık ama bu Barut Fıçısı hepimizi havada karada katlar!"

Ampul (Işık): "Valla Gece, ben yukarıdan izlerken 'Herhalde yanlışlıkla özel kuvvetler seçmelerine falan düştüm' dedim. Kaan, senin o keklik gibi sekmenle bu hatunun asaleti bir olur mu? Adam ol da Savcı Hanım'dan ders al!"
Keklik (Kaan): "Ya bir git ordan be! Ben de vurdum iki tane. Ama ne bileyim ablacım, kadın resmen John Wick'in savcı versiyonu çıktı. Lan Işık, sen yukarıdan fener gibi parlayacağına iki tane de sen indirseydin ya!"

Sinyal (Gece):”Kaan, senin o 'Keklik' canını yakmasın şimdi, kes sesini! Asil Hanım, valla helal olsun. Bizim bu 'Pamuk' komutan seni sadece hukuk biliyor sanıyordu, yüzünün halini bir görseydin keşke!"

Pamuk (Kurtbey): "Gece, kaşınma! Hepiniz dökülüyorsunuz, hatun tek başına operasyonu bitirdi. Yarın sabah o 50 kilo çuvalları sırtınıza yiyince göreceğim ben sizin o gevşek ağzınızı."

Ampul (Işık): "Aman komutanım, sende de ne bitmez barut varmış. Pardon, senin barutun nemliydi değil mi? Barut Fıçısı (Asil) burada asıl otorite, bence sen sus da karizmanı topla biraz. Lan Bartu, sen niye sessizsin, yine mi mektup kurguluyorsun kafanda?"

Hanımköylü (Bartu): "Oğlum sormayın, Alparslan'a 'Baban bugün bir savcı tarafından rezil edildi' diye mi yazsam, 'Baban bir efsaneye şahit oldu' diye mi, ona karar veremiyorum. Savcı Hanım, valla ellerin dert görmesin, bizimkilerin havasını güzel söndürdün!"

Asil, Tim'in bu gürültülü ve argo dolu muhabbetinin ortasında durdu. Gece ve Işık'a hafifçe gülümsedi; kadın dayanışması her yerdeydi. Sonra Kurtbey'e (Pamuk) döndü.
"Üsteğmen, Tim'in bence haklı. Pamukluğa devam edersen, bir dahaki operasyonda senin yerine ben komuta ederim, haberin olsun."

Kürdan (Kılıç): "Ooo! Komutanım, bu lafın altında kalırsan ben o çuvalı kafama yerim daha iyi!"

Kurtbey, Tim'in kahkahaları ve küfürleri arasında Asil'in arkasından bakarken gülümsedi. "Görürüz Barut Fıçısı, görürüz…”