2. bölüm / 11
Ay tahtıKael ile Karşılaşma
Bölümler 11Şu an: Kael ile Karşılaşma
- 1 Lanetin keşfi374 kelime
- 2 Kael ile Karşılaşma547 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Ay Mührü'nün İlk Parçası572 kelime
- 4 Kayıp Zamanın İzleri618 kelime
- 5 Karanlıkta Kaybolan Yıldızlar706 kelime
- 6 Ay Mührü’nün Gölgeleri756 kelime
- 7 Kayıp Zamanın Çöküşü654 kelime
- 8 Gölgelerin Dansı ve Ay Işığında Sırlar702 kelime
- 9 Sonsuz Döngü ve Kayıp Zihinler707 kelime
- 10 Sonsuz Geri Dönüş ve Zamanın Bedeli626 kelime
- 11 Sonsuz Yalnızlık ve Yeni Başlangıç510 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selene, geceyi kitaplıkta bulduğu kehaneti düşünerek geçirmişti. Taşın toza dönüşmesiyle ortaya çıkan o derin ses hâlâ kulaklarında yankılanıyordu. Sabah olduğunda odasının penceresinden dışarı baktı. Krallığın ötesindeki Karanlık Orman, Ay Diyarları’nın sınırlarını belirliyordu. Kehanette bahsedilen "Ay Mührü" parçalarının ilkinin orada saklı olduğunu sezgileriyle biliyordu. Saraydan sessizce ayrılmaya karar verdi.
Pelerininin kapüşonunu başına geçirip, sarayın dışındaki patikaya çıktı. Yürürken kalbinde bir korku vardı ama bu korku, heyecanla karışıyordu. İlk kez, lanetinden kurtulma şansı olduğunu hissediyordu.
Karanlık Orman
Ormana vardığında, atmosfer bir anda değişti. Ağaçların yaprakları siyaha yakın koyu bir yeşildi, dallar arasında neredeyse hiç ışık yoktu. Her adımda yerdeki kuru dallar çatırdıyordu. Rüzgarın uğultusu, Selene’ye sanki bir şey fısıldıyormuş gibi geliyordu.
Bir süre ilerledikten sonra, ayaklarının altında bir tuhaflık hissetti. Zemindeki toprak, taş gibi sertleşmişti ve etrafa yayılan garip bir enerji hissetti. Biraz daha ilerlediğinde, üzerinde antik semboller bulunan bir taş anıt gördü. Bu, Ay Mührü’nün saklandığı yer olmalıydı. Ancak taşın etrafında yoğun bir karanlık dönüyordu; bu, sıradan bir büyüden çok daha tehlikeli bir şeydi.
Tam o anda, ormanın derinliklerinden bir figür belirdi. Uzun boylu, siyah pelerinli ve yüzünde gizemli bir maske taşıyan bir adam. Selene, hızla geri çekildi ve gözlerini kısarak adamı inceledi.
“Buralarda ne işin var, prenses?” diye sordu adam, sesi alay doluydu.
Selene’nin gözleri büyüdü. Bu adam onun kim olduğunu nasıl bilebilirdi? “Sen kimsin?” diye sordu, sesi olabildiğince güçlü çıkmaya çalışıyordu, ama içinde bir titreme vardı.
Adam maskesini yavaşça indirdi. Koyu renkli saçları ve sert hatları, karanlığın ortasında ışığa meydan okur gibi görünüyordu. Gözleri ise hem sıcak hem de tehditkârdı.
“Ben mi?” Adam gülümsedi. “Ben bir hiçim. Ama senin kaderini biliyorum, Selene. Ay Tahtı için buradasın, değil mi? O tahtın seni kurtaracağını mı sanıyorsun?”
“Ben... Kehanet...” Selene kelimelerini toparlayamadı. Bu adam, onun hakkında çok şey biliyordu.
Adam birkaç adım ileri çıktı. “Kehanet sadece bir rehberdir. Ama seni uyarmalıyım, tahtın peşine düşmek yalnızca karanlığı serbest bırakır.”
Selene, bir adım geri çekildi. “Eğer beni engellemeye çalışıyorsan, başarılı olamazsın.”
Adam başını yana eğerek onu inceledi. “Seni engellemek mi? Hayır. Aksine, bu yolda sana eşlik edeceğim. Eğer hayatta kalmak istiyorsan, buna ihtiyacın olacak.”
Kael’in Yardımı
Selene, tereddütle adama baktı. Bu yabancıya güvenemezdi, ama onun gücünün farkındaydı. Adamın varlığı, çevresindeki karanlık büyünün bile etkisini azaltıyordu. “Adın ne?” diye sordu nihayet.
Adam, hafifçe gülümsedi. “Kael,” dedi. “Gölge Krallığı’nın sürgün prensi.”
Selene, bu ismi daha önce duymuştu. Kael, yıllar önce Ay Tahtı’nın koruyucusu olarak biliniyordu. Ancak tahtı savunmak yerine, karanlık bir güce boyun eğmiş ve sürgüne gönderilmişti. Onun lanetli bir geçmişi vardı, tıpkı Selene gibi.
“Bana neden yardım etmek istiyorsun?” diye sordu Selene şüpheyle.
Kael’in gözleri karanlık bir gölge gibi parladı. “Çünkü benim de bu kehanetle bir bağım var. Ve belki... belki de seni kurtarmak istiyorum.”
Selene’nin içindeki şüphe bir an bile azalmadı, ama Kael’in yanında durduğunda, korkusu garip bir şekilde azalıyor gibiydi.
Bölüm Sonu: Yolculuk Başlıyor
Kael, Selene’ye Ay Mührü’nün nasıl alınacağını anlattı. Ancak mühür, taş anıtın derinliklerinde, karanlık bir büyüyle korunuyordu. İlk parçayı almak için birlikte tehlikeli bir ritüel yapmaları gerekiyordu. Selene, bu yabancıya güvenip güvenemeyeceğini hâlâ bilmiyordu, ama başka bir seçeneği de yoktu.
“Hazır mısın, prenses?” diye sordu Kael, elini ona uzatarak.
Selene, derin bir nefes aldı ve elini Kael’in eline koydu. “Hazırım.”
Böylece, Selene ve Kael’in Ay Tahtı’na giden tehlikeli yolculuğu başladı. Ancak her adımda, bu yabancı adamın sırlarını çözmesi gerektiğini biliyordu. Çünkü Kael’in karanlığı, Selene’ninkinden bile daha derindi.
Bölüm etkileşimi
