7. bölüm · AY KANI

7. Bölüm: Lotus

Aylin

Arista Valtheris

Lunaris Takvimi — 1033
Bahar Döngüsü, 17. Gün

Karşımda kırmızı ışıktan çıkan kadın benim en güçlü Ay Kanı varisi olduğumu söylüyordu.

Kafamda bir sürü soru vardı. Bana gücümü bastırmaya çalışsam bile ortaya çıkacağını söylemişti. Benim için iyi olaylar olmayacaktı.

Kadın gözlerini benden çekip arkama baktı. Baktığında göz bebekleri bir anda büyüdü. Nasıl bu kadar gerçekti? Arkamda Ares vardı. Ne olmuştu da göz bebekleri büyümüştü?

"Sen..." dedi. Bir bana bir arkamda kalan adama bakıyordu. Gülümsedi. "Bu kadar hızlı olacağını sanmıyordum." dediğinde arkama dönüp Ares'e baktım. O da hiçbir şey anlamamıştı.

"Kelime oyunu yapma." dediğimde bakışları bana döndü.

Ama bana cevap vermek yerine Ares'e konuştu. "Aklındakini unut çocuk. Onda kötü hiçbir şey göremeyeceksin." dediğinde kaşlarım çatıldı.

Ares'e geri döndüğümde yüz ifadesinin düz olduğunu gördüm ama elaları çok şey anlatıyordu.

"Benden bir şey mi saklıyorsun?" dedim.

"Herkes bir şey saklar." dedi bana bakmadan. Kadınla ikisi bakışıyordu. Aralarında sessiz bir konuşma geçiyordu. Biri bana ne olduğunu anlatmalıydı!

Kadının gözleri bana döndü. "Birbirinize güvenin." dediğinde kaşlarım daha da çatıldı. O Deve'ye asla güvenmezdim.

"Tut onu." dedi Ares'e bakarak. Ben daha ne olduğunu anlamadan bacaklarımın bağı çözüldü. Yere düşecekken iki el beni tuttu.

Bacaklarım dışında her yerimi oynata biliyordum. Kadın gülümsedi. "Fark etmiyorsun fakat şu anda gücün sayesinde beni görüyorsunuz." dediğinde taşlar yerine oturmuştu.

"O zaman git de kullanmayayım." dedim.

"Gideceğim ama... Gücünü kontrol altına almayı öğrenmelisin. Yoksa arkandaki ansızın bir gün senin soğuk, cansız bedenine sarılıyor olacak." dedi. Ardından kaybolup gitti.

Ares beni kucağına aldı. "Saçmaladı." dedi. Saçmalamış mıydı emin değildim. Kadın her şeyi biliyor gibiydi.

Gücümü kontrol altına alamazsam üstü kapalı bir biçimde öleceğimi söylemişti. Ölmek için daha gençtim. Eğer ben ölürsem halk ne yapardı!

"Sana güvenmeli miyim?" dedim kafamı ona çevirerek.

Geri patikaya çıktık. Yürümeye devam ederken kafasını bana çevirdi. "Güvenmemelisin." dedi.

"Eğer güvenmek istiyorsam." dediğimde kısa bir an duraksayacak gibi oldu. Bozuntuya vermeden yürümeye devam etti ama kafasının karıştığını anlayabiliyordum.

"Sonuçlarına katlanırsın." dedi ciddi bir ifadeyle. Omuz silktim.

"Katlanırız." dedim.

"Sen katlanırsın. Ben katlanmam." dedi çoğul ifade kullanmama dikkat çekerek.

"Senide yanımda katlarım." dediğimde sabırla nefesini verdi.

Saray'ın önüne geldiğimizde korumalar beni görünce gözlerini kocaman açtılar. "Prenses... Nasıl..." dedi bana kapıyı açan.

"İyi rol yapıyorum değil mi?" dediğinde beni onaylar biçimde kafasını salladı.

Yanımıza yaklaşıp beni kucağına almak için ellerini Ares'e doğru uzattı. "Prensesi odasına çıkarayım." dedi muhafız.

Ares çatık kaşlarla karşısındaki adama baktı. Elimi kalbime koyup bayılıyormuş gibi yaptım. "Beni paylaşamayan iki adam." dediğimde Ares'in bakışları bana döndü.

Tam o anda bahçeye Bay Keal girdi. Beni görünce koşarak yanımıza geldi. Ares'e baktım. "Üç." dedim gülümseyerek.

"Ne oldu sana Aristina." dedi Bay Keal. Çatık kaşlarla Ares'e bakıyordu.

"Ne yaptın ona?" dedi sert bir ses tonuyla.

Ares kimseye hesap vermeden saraya girmek için arka kapıya ilerledi. Keal önümüze geçip bizi durdurdu.

"Bırak onu." dedi. Bu adam beni cidden seviyor muydu?

"Çık önümden." dedi Buzdolabı soğuk bir sesle.

Keal yanımıza yaklaşıp beni çekiştirip almaya çalıştı. "Çek o elini." dedi Ares. Zevkle aralarındaki çatışmayı izliyordum. Bir tek patlamış mısırım yoktu.

Kollarımı kaldırıp Ares'in boynuna doladığımda, Keal'ın çatık bakışları bana döndü. "Aristina?" dedi hesap sorar bir tonda.

"Efendim?" dedim.

"İn."

"Emir veriyorsun?"

"Emir veriyorum." dediğinde öyle olsun der gibi kafamı eğdim.

Ares'in boynunu biraz daha sıkı tutarak kendimi yukarı çektim. Artık kollarının arasında oturuyor gibiydim.

"Aristina!" dedi sert bir sesle.

Ares'e baktığımda olduğu durumdan çok memnun olduğunu gördüm. Fırsatçı Haydut!

"Ne? Sen bir kendi kaslarına bak bir de bu adamınkilere bak. Sen beni taşıya bilir misin?" dedim. Bir kolumu Ares'in boynunda çekip koruma kıyafetlerinin altından bile belli olan kol kaslarına koydum.

Lyra'nın diyeceğinin doğru çıkacağına ihtimal vermedim fakat bu kaslar taş gibiydi!

Ares bana odaklanmış gözlerimin en derinine bakıyordu. Gülümsediğimde elaları dudaklarıma döndü.

Keal bu durumu fırsat bilerek beni hızla Ares'in kucağından aldı. Ağzımdan çığlık kaçtığı sırada kendimi baş aşağı bakıyor şekilde buldum.

Bu herifler beni çuval gibi taşıyordu?

"Bırak!" dediğimde omuz silktiğini hissettim.

Biraz doğrulup Ares'e baktığımda sert adımlarla bize doğru geldiğini gördüm. Kıkırdadım. Keal'ın kulağına eğildim. "Ben ne istersem o." dediğimde ürperdi.

"Gel beni al koca bebek!" dedim alayla. Ares'in adımları bir süre duraksasa da devam etti. O sırada Keal koşar adımlarla ilerliyordu.

O kadın yüzünden ayaklarım işlevsizdi ve ben bu adamların oyuncağı olmuştum!

Olduğumuz duruma kahka atarken Keal'ın bacağımı sıktığını hissettim. Kaşlarım çatılırken bir daha yaptığında çok net hissettim.

Keal'ın iki omzundan tuttum. Bir elimi kolunun altından geçirdim. Bacaklarımı beline bağladığımda sırıttığını gördüm.

Ağırlığımı öne verdim. Kolunun altından sıkıca tutup onu yere devirdiğimde, arkamdaki adamın, adımları durmuştu.

Sırtımda olduğunda kolundan çekerek onu tam anlamıyla yere savurmuştum. Ayaklarım beni tutmadığı için yerde oturur bir pozisyonda ona bakıyordum.

"Sen ne yaptın!" dedi gür bir sesle.

"Ne dedim ben sana?" dediğim sırada Ares yanıma geldi. Eğilip beni kucağına aldı. "Ben ne istersem o." dedim.

"Gidelim." diye komut verdiğimde merdivenlere yöneldi. Sapık herif utanmadan bacağıma dokunduktan sonra bir de ne yaptın diye soruyordu.

Ares odamın kapısını açıp içeri girdi. Beni yatağıma bıraktı. Çıkacakken onu durdurdum. "Dolabımdan gecelik versene." dedim.

Dolabıma yöneldi. "Ne yaptı o adam sana?" dediğinde omuz silktim. Tabiiki de ona söylemeyecektim.

Sertçe nefesini verdi. Kırmızı bir gecelik getirdiğinde gülümsedim. "Zevklerimiz aynı. En sevdiğimi getirmişsin!" dedim.

Geceliği üstüme fırlattıktan sonra odadan çıktı. "Deve." dedim dişlerimin arasından.

"Deve!" diye bir daha bağırdığımda bir kaç saniye sonra odamın kapısı açıldı. Kapımın önünde duran iki muhafızdan biriydi.

"Bir isteyiniz mi var Prenses?" dediğinde başımı salladım.

"Gel. Elbisemin arkasını açar mısın?" dediğimde terdütle bana baktı. "Gel hadi." dedim elimle çağırarak.

Tırsak adımlarla yanıma yaklaştı. Saçlarımı arkamdan çektim fermuarı açması için.

Eli fermurarıma gitmişti ki kapının önünden birinin boğazını temizleme sesi geldi.

"Çık." Mezopotamya eşeği gelmişti. Muhafız koşar adımlarla odadan çıktı.

"Ne oldu? Gelmiyordun." dediğimde yanıma yaklaştı.

"Geldim."

"Çağırdığımda gelseydin." dediğimde sertçe nefesini verdi.

"Geldim işte uzatma." dedi.

"Tamam fermuarı aç yarısına kadar." dediğimde elini fermuara koydu.

Yavaşça indirdi. Eli sırtıma değince ürperdim. Eli çok sıcaktı. Açtıktan sonra geri çekildi.

"Tamam çık şimdi." dediğimde odadan çıkıp gitti. Son gördüğüm şey elalarında ki istekti.

Neyi istiyordu?

Elbisemi yere fırlatıp geceliğimi giydim. Yorganı açıp içinde girdim. Rahatlamış gibi nefes verdim. Gözlerimi kapatıp kendimi uykunun kollarına bıraktım.

🍀

Gözlerimi zar zor açabilmiştim.

Odada bir koku vardı fakat ne olduğunu anlayamamıştım. Yataktan kalkıp dolabımın önüne geçtim.

Yine beyaz bir elbise aldım elime. Geceliği çıkartıp üstüme beyaz salaş elbiseyi geçirdim.

Arkamı döndüğümde gözlerim büyüdü.

Odamın her kenarında lotus çiçekleri vardı!

Koşar adımlarla çiçeklerin yanına gittim. Derince soludum. Bu çiçeklerin kokusuna bayılıyordum!

Kimin aldığını anlamıştım.

O Deve almıştı!

Hızla odamdan çıktım. Aşağıya indiğimde etrafıma bakındım. Arka bahçenin kapısının önünde duruyordu.

Kiminle konuşuyordu bilmiyordum ama kaşları çatıktı. Umursamadan üstüne doğru koştum.

Hızımı kesmeden boynuna atladığım da bir kaç adım sendeledi. Uzun zamandır bu kadar mutlu olmamıştım.

Kolları iki yanda duruyordu benim neden sarıldığımı anlamaya çalışıyordu. Kafamı geriye doğru çektim. Ayaklarım yere değmediği için ayaklarımı salladım.

"Sağ ol." dedim kocaman bir gülümsemeyle.

"Sağ mı olayım?" dedi anlamamış gibi.

Hevesle başımı salladım. "Evet, sağ ol." dedim. Ellerimi boynundan çektim. Yere sertçe düştüğümde tok bir ses çıkmıştı.

Arkamı dönüp kimle konuştuğumda Keal'ı görmek kaşlarımın çatılmasına sebep oldu.

"Yanakların." dedi Keal.

Ellerim yanaklarıma gitti. "Ne olmuş yanaklarıma?" dedim. Yanaklarımı ellediğimde sıcacık olduğunu gördüm.

"Pembe." dedi kısaca. Arkamdan bir el alnıma elini yasladı. Geriye sendelediğimde Ares'in göğüsüne çarptım.

"Ateşin var." dediğinde ona döndüm.

"Olabilir."

"Hastasın."

"Hastayım."

"Dinlen o zaman."

"İyi hissediyorum."

"Dinlen."

"Dinlenmeyeceğim."

"Daha çok hasta olacaksın."

"Abartma."

“Ben söylediğim şeyi iki kez söylemem.”

"De bir daha."

"İçeri geç."

"Diyormuşsun." dedim sırıtarak. Parmaklarıyla burnun ortasına baskı uyguladı.

"Neden ona sarıldın?" dedi Keal.

"Çiçek almış bana!" dedim hevesle.

"Bu adam mı?" dedi inanamaz gibi. Başımı hızla aşağı yukarı salladım.

"O adam." dedim bakışlarımı Ares'e çevirerek. Gözleri dudaklarıma düştü.

Öpücük atar gibi yaptıktan sonra içeri geçtim. Bir hasta olmadığım kalmıştı.

Üstüme aniden bir yorgunluk çöktüğünde odama çıktım.

🍀

Ne kadar süre uyuduğumu bilmiyordum. Uykuya daldığımda odamın penceresinden içeri süzülen gün ışığı hâlâ vardı fakat gözlerimi açtığımda odanın içerisindeki ışık çoktan değişmişti. İlk birkaç saniye nerede olduğumu anlamakta zorlandım.

Gözlerimi araladım, tavandaki ahşap kirişlere baktım ve birkaç kez kırpıştırdım. Başımı hareket ettirmeden öylece tavana bakarken zihnim yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Odamdaydım. Yatağımdaydım. Ve nedense bütün bedenim, uyandığım hâlde hâlâ uyuyormuşum gibi ağırdı.

Bir süre hiç kıpırdamadan tavana bakmaya devam ettim. Normalde uyandığım anda yapmam gereken onlarca şeyi düşünürdüm. Zihnim garip bir şekilde sessizdi. Sadece tavandaki küçük çatlağı takip ediyordum. Gözlerimi sağa sola kaydırırken başımın içinde hafif bir ağırlık hissettim. Alnıma dokunmak için elimi kaldırdım. Parmaklarımın sıcak tenime değmesiyle kaşlarım hafifçe çatıldı. Hâlâ sıcaktım. Ares'in söyledikleri boşuna değildi.

Derin bir nefes aldım ve tekrar tavana baktım. O kadar uzun uyumuş olmalıydım ki dışarıdaki sesler bile değişmişti. Koridordan birkaç belirsiz ayak sesi geliyor, ardından tekrar sessizlik çöküyordu. Pencerenin aralığından giren hava perdeleri hafifçe hareket ettiriyordu.

Odamdaki vazoya gözüm takıldı. Ares'in getirdiği çiçekler hâlâ oradaydı. Uzandığım yerden onları görebiliyordum. Bir süre çiçeklere baktım. Lotusların hafif kokusu hâlâ odanın içinde dolaşıyordu. Gözlerimi birkaç saniyeliğine kapatıp tekrar açtım.

Aklıma ilk gelen şey yine aşağıda yaşananlar oldu. Ares'in bakışları... Kaşlarımı çatıp tavana geri döndüm. “Ne garip adam.” diye içimden geçirdim. Ardından istemsizce dudaklarımın kenarı kıvrıldı. Hemen ifademi düzelttim.

Bir süre daha öylece yattım. Vücudum hâlâ dinlenmek ister gibiydi ama zihnim artık tamamen uyanmıştı. Tavana bakarken bugün ne yapacağımı düşünmeye başladım.

Büyük ihtimalle Ares beni görür görmez yeniden dinlenmemi söyleyecekti. Bu düşünceyle gözlerimi devirdim. Bir hastalık yüzünden bütün günümü yatakta geçirmek hiç bana göre değildi.

Yine de içimdeki o garip ağırlık, ayağa kalkmamam gerektiğini sessizce hatırlatıyordu. Birkaç saniye daha tavana baktım ve sonunda derin bir nefes verdim.

Ayağa kalktım. Başımda hala bir ağrı vardı. Üstümdeki beyaz elbiseyi çıkarmak için dolabıma ilerledim.

Ateşimin düşmesi için üstüme askılı siyah bir atlet, altıma da siyah bir şort aldım. Üstümdeki beyaz elbiseyi çıkartıp dolaptan çıkardıklarımı giydim.

Gözlerime sargılı omzum takıldı. Sargıyı yavaşça çıkardım. Gözlerimi kırpıştırıp bir kaç kez doğru mu görüyorum diye baktım.

Doğru görüyordum. Yaramın olduğu yer dikilmişti. İki gün boyunca uyuduğum gün... O Deve dikmişti omzumu.

Çok da güzel dikmişti. Eli becerekliydi. Yada tıp ile bir ilgisi vardı.

Odamdan çıktım. Muhafızların kaldığı odaların yolunu tuttum.

Yedi numaralı kapının önüne gelince hiç beklemeden açtım. Bu kapılarda neden kilit yoktu?

Kapıyı açtığımda sadece altında siyah şort üstünde hiç bir şey olmayan, banyo yapmış bir adam beni karşıladı. Bir elinde beyaz bir havlu ile saçını kuruluyordu.

Gözlerim açıkta kalan kaslarına kaydı. Utanmadan emin olmak için beş defa kaç tane karın kası var diye saydım.

Sekiz taneydi!

Derince yutkundum. Gözlerim göğüsünün ortasındaki derin olan çiziğe takıldı.

Ormanda dövüştüğüm adam o'ydu. O da benim onla dövüştüğümü anlamıştı.

Peki neden o kulübedeydi?

Kafamdaki soruları bir kenara bıraktım. Diğer elinde sağlık kiti vardı. Belli ki kendine pansuman yapacaktı.

Odanın içine girip kapıyı kapattım. Odada ona doğru adımladım. Elindeki sağlık kitini aldım.

Gözlerimle koltuğu gösterdim. Ne yaptığma anlam veremese de koltuğa yöneldi.

Koltuğa oturduğunda onun yanına oturacağımı düşündü fakat kucağına oturdum.

Kaskatı kesildi. Bacaklarımı, iki bacağının arasına yerleştirdim. Hiç bir şey demeden pansuman kitini açıp içinden batikonu aldım.

Batikonu pamuğa döktükten sonra bir elimle göğüsündeki yaraya baskı uyguladım. Karın kaslarında da küçük bir tur attım.

Bir elimi ensesine götürdüm. Ensesindeki saçları okşarken sadece bana bakıyordu.

Aramızdaki sessiz tutkuyu bozdum. "Sendin." dediğimde beni belimden tutarak kendine çekti.

Atletimin sağ omzumdaki askısını omzumdan indirdi. "Sendin." dedi beni tekrar ederek.

Dediğini umursamadım. "Soyunuyor muyuz?" dedim muzip bir sesle. Elim kol kasına gittiğinde tekrar konuştum. "Silikon olduğunu söylemek için geç değil." dedim.

Dudakları iki yana kıvrılacak gibi oldu fakat kendini düzeltti. "Gerçek." dedi.

"Sevdim." dediğimde bakışları alev aldı. Tenindeki sıcaklık bana geçiyor benimde terlememe sebep oluyordu. "Güzel." dedim. Sesim kısık çıkmıştı.

"Senin yüzünden değil." dediğinde gülümsedim.

"Bu bir iltifat mı?"

"Gerçek."

Beni biraz daha kendine çektiğinde vücutlarımız birbirine değiyordu. Ellerimi omzuna koydum.

Sıcaklık artmıştı. "Sıcak oldu." dedim dudaklarına doğru.

"Yanalım." dedi dudaklarıma doğru.

"Yanalım." diye onu onayladım.

Bir elim ensesindeki saçlara gitti diğer elimi de yanağına koydum. Gözleri dudaklarıma düştü.

Bir eli bacağımda yavaşça baş parmağını haraeket ettiriyordu. Diğer eli atletimin içinden belimi okşuyordu.

Aramızdaki tutku git giderek artıyordu.

Aramızda kalan bir kaç santim kapanırken kapı açıldı. İkimizde istifimizi bozmadık.

Bakışları gözlerime çıkmıştı. Derince yutkundu. "Yuh!" dedi arkadan gelen ses.

Elara'ydı.

"Bizimkinin birine tutulacağını kim bile bilirdi." dedi Elara'nın yanındaki ses.

Kaşlarım çatıldı. Gözlerimi zorlukla elalarından çektim.

Kapıya baktığımda Elara'yı ve annemi gördüm. Annem arsız bir sırıtışla bana bakıyordu.

"Biz gidiyoruz, siz devam edin." dedi annem.

"Teyze, bak bak nasıl sıkı tutmuş Aristina'yı." dediğinde bakışlarım atletimin içinden ve bacağımın üstünde döndü.

Bıraksa ellerinden kayıp gidecekmişim gibiydi. "Aristina kızım sen iyi misin? Bu adamı neden kaçırtmaya çalışmıyorsun? Yeni yöntemin mi?" dedi annem. Ares'in kaşları çatıldı.

"Çıkın da işimizi tamamlayalım!" dedi sesimi yükselterek. İkiside kıkırdayarak odanın kapısını kapattı.

Sinirle ayağa kalktım. Bir rahat yoktu! Sıcaklığın yerini soğukluk kaplayınca ürperdim.

"Bir rahat yok!" dedim çatık kaşlarla.

"Diğer muhafızlara ne yaptın?" dedi hesap sorar gibi.

"Ayartmaya çalıştım." dediğimde kaşları çatıldı. "Ama kaçıp gittiler. Sen çok sabırlısın." dedim. Bir adım ona doğru yaklaştım.

"Sabrını tükete bilirim." dediğimde üstüme eğildi.

"Tüket." dedi. Elalarındaki tutku yerini geri alırken bende sırıttım.

Konuşacakken bir adım bana doğru geldi. İki adım geriledim. Bir adım daha attı. Üç adım daha gerilediğimde yatağa sırt üstü düştüm.

Üstüme eğildi. Derince yutkundum. Ellerimi omuzunun iki yanına yerleştirdim.

"Barut ve benzin yanarsa ne olur biliyor musun?" diye sordu.

"Biliyorum."

"Bile bile yanmak istiyorsun."

"İstiyorum."