2. bölüm / 2
AURAOkulların açıldığı gün
Bölümler 2Şu an: Okulların açıldığı gün
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah uyandığımda yine okul vardı. Bugün erken uyanmıştım. Bu yüzden heyecan ve tedirginliği aynı anda hissediyordum. Ortam kurmaktan korkuyorum çünkü farkındaydım ki yine bu ortam da geçici olacaktı. Yine de tek kalmaktan daha iyi olan şey, birkaç aylık veya bir yıllık arkadaş edinmek. Annem bu işine kadrolu girmediği için muhtemelen en kısa zamanda başka bir yere taşınacaktık. Bunun bilincinde olmak beni daha da üzüyordu.
Üstümü giydim, yemeğimi de yedim. Okul eve yürüme mesafesinde olduğu için servisle gitmeyeceğim. Annem çoktan kendi okuluna gitmişti bile. Hemen çantamı aldım, anahtarları içine attım ve evden çıktım. Merdivenlerden inmeye başladım ve okula doğru yürüdüm.
Okula vardığımda uzun süre bahçede bekledim. Tören ve konuşma olduğu için sınıfımı biliyordum. Bu yüzden tören biter bitmez sınıfıma yöneldim. Okulun içi, dışı, hatta bahçesi bile gerçekten çok güzeldi.
Artık bu okulda tek bir hedefim olacaktı: Amigo kaptanı olmak.
En sevdiğim şeylerden biri amigo kaptanı olmaktı. Bu yüzden gittiğim her okulda, çok küçük yaşlardan beri amigo gruplarının bir parçası oldum.
Düşüncelere dalmışken kitaplarımı alacağım yere çoktan ulaşmıştım. Bir sürü kitap verdikleri için hepsini taşımak hiç de kolay değildi. Dolabıma doğru yürürken bir anda ayağımı burktum ve yere düştüm.
Hem rezil olmuştum hem de ayağım acıyordu.
Önemli bir şey olmadığı kesindi. Hemen yanıma yakışıklı bir çocuk geldi ve kitapları benimle birlikte toplamaya başladı. Kitapların bir kısmını kendisinin taşımak istediğini belli eder gibi bana göz kırptı.
— Teşekkür ederim, dedim.
— Rica ederim. Hangi sınıfa gideceksin?
— 12-B.
— Harika! Ben de aynı sınıftayım.
— Güzel, diye yanıt verdim.
— İsmin ne peki?
— Laura.
— Hmm, çok güzelmiş.
— Senin ismin ne peki?
— Noah.
Sohbet ederken çoktan sınıfa gelmiştik.
Sınıfın kapısından girdiğim anda kafama kâğıttan yapılmış bir top atıldı. Atıldığı tarafa doğru baktığımda asansörde gördüğüm çocuğu gördüm.
— Pardon, matmazel. Yanlış kişiydi, dedi.
Yanında bir kız, bir de erkek çocuğu vardı. Kız muhtemelen sevgilisiydi, diğeri de arkadaşı olmalıydı.
Yanıt vermekte geç kalmıştım.
— Hmm, peki. Görüldü yedim, dedi.
Oturduğu masadan kalkıp yanıma geldi.
— Ooo, kankam Noah da buradaymış.
Noah ona bir kez baktı.
— Bu kızı rahat bırak.
— Sana ne be? dedi çocuk.
Sonra bana döndü. Yüzünde tatlı bir ifade belirdi.
— Adın ne, matmazel? Benim için matmazel olacak da merak ettim.
— Sana ne? dedim ve yürüdüm.
Tam bir sıraya oturacaktım ki:
— Orası dolu, dedi.
Başka bir sıraya oturmaya çalıştım.
— Orası da dolu, dedi.
Derin bir nefes alıp verdim.
— Neresi boş o zaman?
— Yanım, dedi piç gülüşü atarak.
— Sevgilin yok mu senin? Asla! Hem sevgilin dururken ben ne alaka? dedim.
— Sevgilim mi? O kim? Benim niye haberim yok
Etrafına bakındı boş boş.
Az önce yanında olan kıza baktım. Kız da yanımıza gelip tatlı bir gülümsemeyle konuştu.
— Ben Amanda, kuzeniyim.
— Sen? dedi.
— Laura, dedim gülümsemesine karşılık vererek.
Çocuk hemen araya girdi.
— Ben de Ivan bu arada. Sevgilim yok yani. Yanıma gelebilirsin.
Arkadaşı olduğunu düşündüğüm çocuk:
— Ben oturuyorum ya, dedi.
Ivan ona dönüp. .
— Of, bir sus sen de. Oturmazsın, biter.
Ne kadar kaba bir söz, diye geçirdim içimden.
Noah bu sırada bana döndü.
— Benim yanıma gelebilirsin.
Amanda hemen araya girdi.
— Ne alaka? Ben dururken!
Kolumdan tutup beni kendi yanına oturttu.
Noah kitaplarımı sıranın üzerine bıraktı ve önümdeki sıraya geçti. Ivan da az önce oturduğu sıraya, yani arkama geçti.
Ne güzel bir düzen!
Ama o sırada hoca geldi ve herkes ayağa kalktı.
Ivan hariç.
Neden ona bakmıştım ki?
Daha fazla kafamı yormadan derslere odaklanmayı deneyeyim, diye düşündüm ve önüme döndüm. Hoca ile tanışma süreçlerinden sonra zil çaldı ve teneffüs oldu. İlk gün olduğu için ders işlenmemişti.
Noah’ın yanına gittim.
— Beni kantine götürür müsün?
Aslında ilk tercihim Amanda olurdu fakat onun doğal olarak bir ortamı vardı ve onlarla dışarıya çıkmıştı. Boş gördüğüm kişi Noah’tı, bu yüzden onu seçmiştim.
Noah, düşüncelere dalmışken cevap verdi.
— Elbette. Hadi, gel benimle.
Ayağa kalktı, ben de peşine takıldım. Bu süreçte biraz tanışmış olduk. On altı yaşındaymış fakat geçen sene devamsızlıktan sınıfta kalmış. Hatta onun gibi Ivan ve Amanda da sınıfta kalmış. Burcu Terazi’ymiş. Futbol kulübündeymiş ve bu sene de olmaya devam etmeyi düşünüyormuş. Hafızam çok iyi olmasa da şimdilik bunların hepsi aklıma girmişti.
Biraz sohbet ettikten sonra kantine vardık. Kantin düşündüğümden daha büyüktü. Hatta okul çok büyüktü; kantin de okula göre normal, hatta küçük bile sayılırdı. Sıra bayağı uzundu. Sırayı beklerken zil çalar diye korkmuştum ki Ivan geldi.
— Ooo, Matmazel, sırayı mı bekleyeceksin?
Kolumdan tutup beni ön sıralara götürdü. Normalde itiraz ederdim fakat çok acıktığım için itiraz etmedim. Bu sefer de Noah’a yanlış yaptım gibi geliyordu. Fakat Noah da benimle gelmişti. Araya bir yerde kaynakçılık yaptık ve hemen sıra bize geldi.
Bir sandviç ve bir tane elma suyu istedim, ardından parasını verdim. Ben sınıfa gidecekken Ivan kolumdan tuttu.
— Hadi ama, eşlik et. Üzülürüm.
— Üzül.
— Kalbimi kırdın, Matmazel.
— Çok da umurumda, geri zekâlı.
Ardından yürüdüm ve Noah’ın yanına gittim.
— Seni bırakıp araya girdim ama ayıp olmadı, değil mi? diye sordum.
— Ayıp olmadı. Acıkmıştın, her hâlinden belli, dedi.
— Acıkınca sinirli oluyorum, umursamaz oluyorum ve hemen kan şekerim düşüyor.
— O zaman seni aç bırakmayız, dedi.
Hafifçe gülümsedim. O da karşılık verdi.
Ardından sınıfa çıktık ve sırama oturdum. Bir iki dakika sonra yanıma Amanda geldi.
“Neredesin? Seni bulamadım.”
“Kantine indim.”
“Kızım, salak mısın? Birlikte gidenilirdik”. Dedi bende “Sen bir yere gitmeyince ben de arkadaşlarımla seni tanıştırayım diye onları çağırmaya gitmiştim. Tek başına mı indin?”
“Hayır, Noah ile gittim.”
Gözlerini devirdi.
“O sünepeyle mi? Ne zevksizsin!”
Ne demek istediğini anlamıştım. Hemen itiraz ettim.
“Hayır!” dedim.
“Haa, yanlış anlamışım. Pardon.”
“Sorun değil.” dedim sevecen bir gülümsemeyle.
Ardından hoca geldi derse başladık. Dersler gayet güzel geçiyordu. Hoca ilk günden derse başlamıştı ama yoğun değildi. İlk ünitenin konusunu anlatıyor, kitabı falan tanıtıyordu.
Dersin ortalarına doğru dayanamadım ve Amanda'ya sordum:
“Bu okulda amigo seçmeleri var, değil mi?”
“Var, evet. Neden sordun ki? Yoksa amigo musun?”
Başımı onaylarcasına salladım. Amanda bu sese ellerini çırptı. Hoca bize baktı.
“Sen yeni öğrencisin sanırım. Kendini tanıt.”
“Olur, hocam.” dedim.
Ayağa kalkmamı istedi. Ben de ayağa kalktım. Mrs. Collins hafif kilolu bir hocaydı. Kızıl saçları ve ela gözleri vardı. Sevimli bir hocaya benziyordu.
“Ben Laura. Laura Bellamy. Bu yıl aranıza yeni katıldım. Annemin işi nedeniyle buraya taşındık.
Sınıfa kısaca göz gezdirdim ve gülümsedim.
“Aramıza hoş geldin, Laura.” dedi Mrs. Collins. “Umarım burada güzel vakit geçirirsin. Şimdi yerine oturabilirsin.”
“Teşekkür ederim, hocam.” ...dedim ve sırama oturdum.
Derin bir nefes verdim.
Amanda “bingo!” dedi heyecanlı bir sesle.
Hoca bizi açıkça duyabiliyordu ama ilk gün olduğu için bir şey demediği belliydi.
“İlk sınavını başarıyla tamamladın!” diye devam etti.
Hafifçe kıkırdadım.
“Bu arada, ben de amigoyum ama kaptanlıkla işim olmaz. Eğlence için yapıyorum.” dedi.
Hoca bizi serbest bırakmıştı, artık rahatça konuşabiliyorduk. Noah arkamda resim çiziyor, Ivan ise uyuyordu. Uyurken çok yakışıklıydı. Her neyse, ne diyordum ben?
“Harika! O zaman kaptanlık benim olur.” dedim.
“Pek de kolay olmaz. Karşı sınıftan Fallon diye bir kız var. Ömründe görebileceğin en gıcık kız.” Yüzünü iğrenmiş bir ifadeye bürüdü. “Ama piç çok güzel dans ediyor. Onunla rakip olan herkes ya yalakası oldu ya da amigoluktan vazgeçti.”
“O zaman bir ilk olurum.” dedim kibirli bir sesle.
“Bir de en yakın arkadaşı var, Estelle. O da tam bir mal. Diğer kızın ayak işlerini yapıyor. Babası inanılmaz zengin biri, bu yüzden Fallon'a her şeyi alıyor. Fallon da zengin ama hazır parayla geçiniyor. Kendilerince zorbalar ama zorba bile değiller, sadece mallar.”
Onlardan hoşlanmadığı bariz bir şekilde belliydi.
Bunları bana sanki küçük engelleri bilmem için söylüyor gibiydi. Bir süre sohbetten sonra ders bitti ve Amanda ile dışarıya çıktık. Yanımızda Ivan da vardı. Koridordaki panoya baktığımda bir şey dikkatimi çekti.
“Okul açılış partisi, bu akşam parti varmış,” dedim.
Amanda baktı.
“Evet, benim bir arkadaşım yapıyor. Bütün okul davetli, yani sen de davetli sayılıyorsun,” dedi.
Amanda'nın konuşma tarzında genel olarak bir heyecan vardı bu onu tatlı ve sevimli yapıyordu. Amanda akyaz bir kızdı ve dürüst olmak gerekirse çok güzeldi. Erkek olmayı bırak, lezbiyen olsam bile ona bakardım.
Amanda'yı övme seansım da bitmişti. Yanımıza birkaç kız daha gelmişti, birkaç da erkek.
Amanda, her zamanki neşeli sesiyle, “Hadi tanışın, kesinlikle birbirinizi çok seveceksiniz,” dedi.
Kızlardan esmer ve kısa saçlı olan kız, “Selam, ben Sasha,” dedi.
“Selam, ben de Laura,” dedim.
“İsmin çok güzelmiş bu arada. Ben de Henry,” dedi biri.
Ivan kadar uzun olmasa da yine bana göre uzun, esmer bir erkekti. Elini uzatmış, benim de uzatmamı bekliyordu. Elini nazik bir şekilde tuttum ve hafifçe sıkarak, “Memnun oldum,” dedim.
“Ben de,” dedi.
Ivan bu temasa pek memnun olmayan bir şekilde baktıktan sonra Ivan araya girerek, “Sadece Henry yok, diğerleriyle de tanışsana,” dedi.
Ivan'ın sınıfta yanında olan çocuk da sanki Ivan'ın dediğini gerçekleştirmek istermiş gibi, “Ben Oliver, kısaca Oli derler,” dedi.
O, el uzatmak yerine başıyla selam verdi.
Oliver'ın sevgilisi olduğunu düşündüğüm bir kız da, “Selam, ben Diana,” dedi. “Oli'nin sevgilisiyim,” diye de ekledi.Bir erkek daha vardı. “Ben Pedra,” dedi. Akyağız bir çocuktu, o da yakışıklıydı. Tipine on üzerinden 7 verilebilecek düzeydeydi. Her neyse, bana ne tiplerinden?
“Bu arada, bizim bir grubumuz var. Numaranı ver de ekleyeyim, hem parti hakkında da konuşuruz,” dedi Amanda.
“Olur,” dedim ve numaramı verdim.
Zil çaldı ve sınıflara gittik. Diğer dersler ve teneffüsler de aynı geçti. En sonunda okul bitmiş, evlere dağılmıştık.
Bölüm etkileşimi
