2. bölüm / 2
Ateşle Oynama ❤️🔥🔥Ateşle Oynama ❤️🔥🔥
Bölümler 2Şu an: Ateşle Oynama ❤️🔥🔥
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
14
Odaya girdiğinde defteri hemen açmadı.
Masaya koydu.
Yanına oturdu.
Kalemi eline aldı ama sayfaya değdirmedi.
Bir süre sadece boşluğa baktı.
Sonra ilk sayfayı çevirdi.
Beyazdı.
Korkutucu derecede beyaz.
Derin bir nefes aldı.
Aklına büyük cümleler gelmedi.
Gelmesini de istemedi.
Kalem nihayet sayfaya dokundu.
Yavaşça yazdı:
“Bugün korkmadım.”
Durdu.
Okudu.
Silmedi.
Altına küçük harflerle bir cümle daha ekledi:
“Ve bu benim için yeterli.”
Kalemi bıraktı.
Defteri kapattı.
Kapının kenarında Ateş vardı.
Ne yazdığını sormadı.
Zeynep defteri göğsüne bastırdı.
“Yazdım,” dedi sadece.
Ateş başını salladı.
“Güzel.”
O an Zeynep şunu hissetti:
Her hikâye bağırarak başlamaz.
Bazıları fısıltıyla başlar.
15
Zeynep defteri kapattıktan sonra bir süre elinde tuttu.
Sonra tereddütle Ateş’e uzattı.
“Okur musun?” dedi.
Sesindeki çekingenlik hâlâ oradaydı.
Ateş defteri aldı.
Oturdu.
Acele etmedi.
İlk satırı okuduğunda yüzünde bir şey değişti.
Küçük ama fark edilir bir şey.
Sayfayı çevirmedi.
Sadece yazılanlara baktı.
Zeynep karşısında duruyordu.
Nefesini tuttuğunu fark etmedi bile.
Ateş defteri kapattı.
Başını kaldırdı.
“Bu çok dürüst,” dedi.
“Ve çok cesur.”
Zeynep kaşlarını çattı.
“Bir cümle sadece.”
“Bazı cümleler yeter,” dedi Ateş.
“Özellikle doğruysa.”
Defteri ona geri verdi.
Zeynep defteri aldı.
Bu sefer elinden düşecek gibi hissetmedi.
“Beğendiğine sevindim,” dedi.
Ateş başını iki yana salladı.
“Beğenmek değil,” dedi.
“İnanmak.”
16
Zeynep gülümsedi.
Küçük, sessiz bir gülümseme.
O an şunu anladı:
Yazdığı şey artık sadece ona ait değildi.
Ama hâlâ güvendeydi.
Sanki söyleyip söylememek arasında kalmış gibiydi.
Zeynep fark etti.
“Ne?” dedi.
Ateş hafifçe gülümsedi.
“Bir kelime var,” dedi.
“Orada.”
Zeynep şaşırdı.
“Hangi kelime?”
Ateş hiç düşünmeden cevap verdi.
“Bugün.”
Zeynep kaşlarını çattı.
“Niye?”
“Çünkü,” dedi Ateş,
“Dünle ilgili değil.
Yarınla da değil.”
Bir adım yaklaştı ama mesafesini korudu.
“Sadece bugün,” diye devam etti.
“Yaşadığını söylüyor.”
Zeynep deftere baktı.
O kelimeyi yeniden okudu.
Bugün korkmadım.
İlk kez fark etti:
Gelecek bazen tek bir kelimeye sığabiliyordu.
Zeynep başını kaldırdı.
“Yarın için de yazarım,” dedi.
Ateş gülümsedi.
“Ben okurum.”
O kelime orada kaldı.
Küçük.
Ama güçlü.
17
Akşam olmuştu.
Ev sessizdi ama Zeynep’in içi hiç de öyle değildi.
Koltuğun ucuna oturmuştu.
Ayağını sallıyor, Ateş’e bakıp bakıp duruyordu.
Birden konuştu:
“Bence senin yaran var.”
Ateş kaşlarını kaldırdı.
“Ne?”
“Yani,” dedi Zeynep, ciddiyet taklidi yaparak,
“kesin vardır. İnsan bu kadar sakin olamaz.”
Ateş hafifçe güldü.
“Emin misin?”
Zeynep hemen atladı.
“Evet. Ama saklıyorsun.”
“Niye saklayayım?”
Zeynep omuz silkti.
“Bilmem. Erkekler yapıyor ya.”
Ateş güldü.
“Kanıtın var mı?”
Zeynep yerinden kalktı, karşısına geçti.
Gözlerini kıstı.
“Bak,” dedi.
“Normalde ben böyle konuşmam.”
Ateş kollarını kavuşturdu.
“Şu an bayağı normal görünüyorsun.”
Zeynep güldü.
“Hayır,” dedi.
“Şu an iyi hissediyorum.”
Bu cümle ikisini de durdurdu.
Ateş’in yüzü ciddileşti ama yumuşaktı.
“Bu güzel,” dedi.
Zeynep tekrar koltuğa oturdu.
“Ama yine de,” dedi,
“bence yaran var.”
Ateş başını iki yana salladı.
“Yok.”
Zeynep sırıtıp fısıldadı:
“Bak… bulursam şaşırma.”
Ateş bu kez kahkahayı tutamadı.
O akşam Zeynep şunu fark etti:
İyileşmek bazen gülmekle başlıyordu.
Zeynep bir an sustu.
Sonra Ateş’e tekrar baktı.
“Bir şey soracağım,” dedi.
“Ama gülme.”
Ateş kaşlarını kaldırdı.
“Bu cümleden sonra zor.”
Zeynep gözlerini devirdi.
“Bak işte!”
Sonra kendi de tutamadı.
Kısa bir gülüş çıktı önce.
Ardından bir tane daha.
Bir anda kahkahaya dönüştü.
Yüksek değildi ama gerçekti.
Zeynep iki eliyle ağzını kapattı.
“Ben—” dedi,
“çok uzun zamandır böyle gülmemiştim.”
Ateş ona baktı.
Bir şey demedi.
Sadece gülümsedi.
Zeynep’in kahkahası yavaş yavaş dindi.
Gözleri dolmuştu ama bu kez acıdan değil.
“Garip,” dedi.
“İyi hissettiriyor.”
Ateş başını salladı.
“Evet.”
Zeynep koltuğa yaslandı.
Hâlâ gülümseyerek.
O akşam evde ilk kez kahkaha yankılandı.
Ve hiçbir şey bozmadı onu.
18
Sabah Ateş ilk uyanan oldu.
Oda sessizdi.
Zeynep yan tarafta uyuyordu.
Yüzü rahattı, kaşları çatık değildi bu kez.
Ateş bir süre kımıldamadı.
Sadece baktı.
Nefes alışını saymadı,
zamanı durdurmaya çalışmadı.
Sadece o anın geçmemesini istedi.
Zeynep hafifçe kıpırdadı ama uyanmadı.
Ateş eğildi.
Çok kısa, çok hafif bir öpücük kondurdu dudağına.
Bir uyandırma gibiydi, bir veda değil.
“Zeyno,” dedi fısıltıyla.
“Sabah oldu.”
Zeynep gözlerini araladı.
Önce ne olduğunu anlamadı.
Sonra onu gördü.
Gülümsedi.
“Gittin sandım,” dedi uykulu bir sesle.
Ateş başını iki yana salladı.
“Hayır,” dedi.
“Buradayım.”
Zeynep gözlerini kapatıp tekrar açtı.
“İyi,” dedi.
“Öyleyse uyanabilirim.”
Sabah, ikisi için de ağır gelmedi.
19
Zeynep birden doğruldu.
Ateş’e baktı, gözlerinde yaramaz bir ışık vardı.
“Çok ciddisin,” dedi.
“İnsan sabah sabah bu kadar ciddi olur mu?”
Ateş kaşlarını kaldırdı.
“Ne yapayım?”
Zeynep cevap vermedi.
Yastığı kaptığı gibi Ateş’e attı.
“Hey—” dedi Ateş, gülerek.
Zeynep kahkaha atıp kaçmaya başladı.
“O kadar sakin değilsin bence!” diye seslendi.
Ateş ayağa kalktı.
“Dur bakalım,” dedi.
“Bir yakalayayım.”
Zeynep yatağın etrafında dönerken ayağı takıldı.
Tam düşecekken Ateş de dengesini kaybetti.
İkisi birden yatağa düştüler.
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Zeynep gülmeye başladı.
Arkasından Ateş.
Ateş doğrulup ona baktı.
Hâlâ gülümsüyordu.
“Tamam,” dedi.
“Pes.”
Sonra eğildi.
Zeynep’in yanağına kısa, hafif bir öpücük kondurdu.
Zeynep şaşırdı.
Sonra yüzü kızardı.
“Bu haksızlıktı,” dedi.
Ateş gülerek geri çekildi.
“Yakalanmanın bedeli.”
Zeynep başını yastığa gömdü ama gülümsemesi kaybolmadı.
O sabah evde kahkaha vardı.
20
Ve bu, ikisi için de yeterliydi.
Dışarı çıktıklarında hava açıktı.
Sahile doğru yürüdüler.
Bir satıcıdan pamukşeker aldılar.
Zeynep’inki pembeydi.
“Çocuk gibisin,” dedi Ateş.
Zeynep omuz silkti.
“Zaten biraz öyleyim.”
Kayalıklara doğru ilerledi.
Ateş birkaç adım geride kaldı.
Zeynep bir an dengesini kaybetti.
Ayağı kaydı.
Ses çıkarmadı ama yere oturur gibi düştü.
Bir süre orada kaldı.
Sonra ayağa kalktı, pamukşekeri hâlâ elindeydi.
Ateş’in yanına geldi.
“Şey…” dedi.
“Biraz önce düştüm.”
Ateş’in yüzü bir anda ciddileşti.
“Nasıl düştün?” diye sordu.
“Öyle,” dedi Zeynep.
“Kaydı işte.”
Ateş ellerini tuttu.
Kontrol eder gibi baktı.
Sonra hiç beklemeden,
Zeynep’in ellerini tek tek öptü.
“Bir daha yalnız gitme,” dedi.
Sesi kızgın değildi.
Korkmuştu.
Zeynep şaşırdı.
Sonra gülümsedi.
“Tamam,” dedi.
“Söz.”
Pamukşeker eriyordu.
Ama Zeynep’in içi ilk kez böyle sıcaktı.
21
Zeynep elini hafifçe kaldırdı.“İyiyim,” dedi.
“Gerçekten.”
Ateş rahat bir nefes aldı ama elini bırakmadı.
Tam o sırada arkadan bir ses geldi.
“Ateş?”
İkisi birden döndü.
Uzun zamandır görülmediği belli olan bir kız yaklaşıyordu.
Gülümsemesi tanıdık ama rahatsız ediciydi.
Ateş’in adını söylerken bir adım fazla yaklaştı.
Elini onun boynuna doğru uzattı.
“Vay,” dedi.
“Sevgilim… sen hizmetçilerle mi geziyordun artık?”
Zeynep bir an durdu.
Sonra hiç tereddüt etmedi.
Ateş’in yanına geçti,
hafifçe eğilip dudağına kısa bir öpücük kondurdu.
Sonra başını kaldırdı, gülümseyerek konuştu:
“Aşkım,” dedi.
“Bu kim?”
Kız donakaldı.
Ateş’in sesi sakindi.
“Önemsiz biri,” dedi sadece.
Zeynep başını hafifçe yana eğdi.
Parmak uçlarına çıktı, Ateş’in kulağına doğru yaklaştı.
“Bunu,” diye fısıldadı,
“evde sana soracağım.”
Sonra geri çekildi.
Yüzünde sakin ama net bir ifade vardı.
Kız bir şey söylemek istedi ama kelimeler gelmedi.
Ateş bile şaşırmıştı.
Zeynep Ateş’in elini tuttu.
Sıkmadı.
Ama bırakmadı.
Ve o an herkes,
kimin nerede durduğunu anladı.
22
Eve vardıklarında ikisi sessizce odasına geçti.
Kapıyı kapattılar.
Hava hâlâ gergindi.
Zeynep derin bir nefes aldı.
“Tamam,” dedi.
“Şimdi bana anlatacaksın.”
Ateş başını iki yana salladı.
“Sakin ol, her şeyden önce bunu konuşacağız.”
Zeynep defteri gibi masaya bıraktı ellerini.
Gözleri ciddiydi.
“Az önceki kız… kim?”
Ateş durdu.
Sesi sakin ama netti.
“Eski bir arkadaş. Sadece arkadaş.”
Zeynep gözlerini kısarak baktı.
“Arkadaş mı? Bana dokunurken?”
Parmak ucuyla hafifçe işaret etti.
“Boynuna dokundu, Ateş.”
Ateş başını eğdi, ellerini omuzlarında tuttu.
“Zor bir an oldu. Ama bir şey olmadı. Seni düşünerek uzaklaştım.”
Zeynep derin bir nefes aldı.
“Buna inanmak zor,” dedi.
“Ama… sana güvenmek istiyorum.”
Ateş gülümsedi.
“Biliyorum. Zor. Ama gerçekten, önemsizdi. Sadece geçici bir an.”
Zeynep hafifçe gülümsedi, parmak ucundan geri çekildi.
“Peki… evet. Ama bir daha böyle bir şey olursa, bana söyleyeceksin.”
Ateş başını salladı.
“Bana söz ver,” dedi.
“Verdim,” dedi Zeynep.
Ve o an, sessizlik içinde birbirine güven biraz daha sağlamlaştı.
23
Akşam sessizliği odada hâlâ vardı.
Zeynep biraz gergindi, ama artık gülümseyebiliyordu.
Ateş cebinden küçük bir şey çıkardı.
Küçük, sade bir yüzük.
Parmağına taktığında ışık odada yansıdı.
“Bu…” dedi Ateş, sesi sakin ve hafif gülümseyerek,
“bir hatırlatma. Seni düşündüğümü hatırlatacak.”
Zeynep parmağına bakakaldı.
“Böyle küçük bir şey… çok özel.”
Gülümsemesi doğal ve içtendi.
Ateş hafifçe başını eğdi.
“Masum bir jest. Sadece, sana güveniyorum demek istedim.”
Zeynep yüzüğe baktı, sonra Ateş’in gözlerine.
“Bunu her zaman takacağım,” dedi.
“Bana hatırlatır… birlikteyken ne kadar şanslı olduğumuzu.”
Ateş elini tuttu.
Sıkmadı, sadece tuttu.
Ve o an ikisi de sessizlikte bir şeyleri paylaştı:
Güven, sıcaklık ve birbirine bağlılık.
24
Gece iyice çökmüştü.
Zeynep yorgun ama huzurluydu.
Ateş yanındaki yatakta sessizce oturdu.
Zeynep bir an durdu, sonra hafifçe yana kaydı.
“Sana yakın olmak istiyorum,” dedi sadece.
Ateş başını salladı, onayladı.
Zeynep yavaşça yanına uzandı.
Aralarına mesafe bırakmışlardı ama yakınlardı; başlarını birbirine yasladılar.
Hiç konuşmadılar.
Sadece nefes alışları birbirine karıştı.
Sessizlik, artık rahatsız edici değildi; sıcak ve güvenliydi.
Zeynep gözlerini kapattı.
Ateş kolunu hafifçe etrafına sardı.
Bu, sadece birini yanında hissetmekti; başka hiçbir anlam taşımıyordu.
Ve o gece, ikisi de huzur içinde uyudu.
İlk kez, korku ve gerginlik olmadan.
25
Sabah güneş ışıkları perdeden içeri süzüldü.
Odanın sessizliği, geceyi hatırlatıyordu ama artık gerginlik yoktu.
Zeynep gözlerini açtı.
Yanında Ateş vardı, hala uykulu ama yüzünde huzurlu bir ifade.
Küçük bir gülümseme belirdi Zeynep’in yüzünde.
Parmağındaki yüzüğü fark etti, hafifçe elini tuttu.
Ateş uyanınca göz göze geldiler.
Sessizlik konuşuyordu: güven, bağlılık ve birlikte atlatılmış her şey.
Zeynep hafifçe gülümsedi:
“Artık korkmuyorum,” dedi.
“Sen buradasın, ben buradayım. Yeter.”
Ateş başını salladı.
“Her zaman,” dedi.
“Ne olursa olsun.”
O gün onlar için sadece yeni bir gündü.
Ama her günün başlangıcında artık korku, yalnızlık ve belirsizlik yoktu.
Sadece huzur, güven ve küçük mutluluklar vardı.
Ve böylece hikaye, Zeynep ve Ateş’in birbirine duyduğu güven ve bağ ile sakin bir şekilde sona erdi.
Yeni bir hayatın ilk sabahıydı, umut ve gülümsemelerle dolu.
Bölüm etkileşimi
