6. bölüm · ATEŞ HATTI
0.6
Bazı insanlar hayatınıza bir kapıyı kırarak girer; bazıları ise sadece bir mesajla uykunuzu kaçırır."

(Pars Karahan)
♤¤》
Kapı öyle sert açıldı ki, sanki kırılacakmış gibi bir ses çıktı. Hemen arkamı döndüm.
"Ares Solis Varkova," dedi şaşkınlıkla.
"Sen gelmişsin," diyerek hızlıca yanıma geldi.
Ayağa kalktım. Nasıl olur da beni bulur, Allah aşkına? Bana doğru geldi, ben de ona doğru gittim.
Kollarını belime sardı, ben de karşılık verdim.
"Sen buradasın ve benim haberim yok, ne iş?"
Tabii ki aptallık yapıp Türkçe konuşmayacaktım. Kendimi ondan biraz uzaklaştırarak Rusça cevap verdim:
"Да, я здесь. Или вы не рады моему приходу?"
(Evet, geldim. Yoksa gelmeme sevinmedin mi?)
"Lan Türkçeni mi unuttun kızım, yoksa Rusluğun mu tuttu yine?"
"Что ты говоришь? Я всё равно русская."
(Ne diyorsun? Ben zaten Rus'um.)
"Kızım biliyorum ama sen Türkçeyi kendi dilinden farksız konuşuyordun. Noldu, salağa yatma, Türkçe konuş."
Dediklerini yapmayacaktım tabii ki. Bir de Pars'ın önünde hemen buradan çıkmalıydık.
"Пошли, я расскажу позже," dedim kolundan tutarak.
(Hadi gidelim, daha sonra anlatırım.)
Kapıya doğru yürürken arkamızdan Pars'ın buz gibi sesi yükseldi:
"Nereye küçük hanım? Daha konuşmamız bitmedi."
"Думаю, тут говорить не о чем."
(Bence konuşacak bir şey yok.)
Eren'in kolundan tutup dışarı çıktım. Pars'ın tek kelimesini bile beklemedik.
Bardan uzaklaştıktan sonra hemen yakındaki bir kafeye oturduk.
"Nasıl buldun sen beni?"
"Lan hani Türkçeni konuşmayacaktın? Cool mu olmak istedin yoksa?"
"Yok lan," dedim gülerek.
Eren, Türkiye'ye ilk geldiğimde arkadaş olduğum tek kişiydi. Beni her şeyde anlardı, asla yargılamazdı. Hatta yardım da ederdi. Öyle bir tipti ki, her şeyimizi birbirimize söylerdik. Hiçbir şeyi saklamaya çalışmazdık.
"Pars'ın yanında Rusça konuştum, nasıl seninle Türkçe konuşayım salak?"
Telefonuma baktım, hemen ardından Eren'e döndüm.
"Ben şimdi gidiyorum. Söz, her şeyi konuşacağız," diyerek ayağa kalktım.
♧》
Eve geldiğimde hemen banyoya gidip duş aldım. Pijamalarımı giydikten sonra yatağa uzandım ve Pars'a mesaj attım.
Siz: Naber? (01:23)
Siz: Niye cevap vermiyorsun?(01:25)
Siz: PARSSSS(01:41)
Proteinli Odun: Ne var?(01:43)
Siz: Niye geç yazdın?
Proteinli Odun: Sana ne? Yoksa beni sevmeye mi başladın?
Siz: Yok lan, ne sevmesi. Bir şey diyecektim ya da boş ver, kendin görürsün.
Proteinli Odun: Neyi kendim göreceğim?
Ya sabır...
Siz: Hakikaten sabır. Kendin gör.
(Siz çevrimdışı oldunuz)
Proteinli Odun: BUNU SEN Mİ GÖNDERDİN LAN!!(02:01)
Proteinli Odun: BU NE OĞLUM? DALGAMI GEÇİYORSUN? HEMEN BURAYA GEL!!
