7. bölüm · ATA-1
OPERASYON-1
İnsan farklı olanı ya anlamaya ya da yok etmeye çalışan garip bir ırktır aslında. Yıllarca anlamaya çalışmak zor geldiği için yok eden olmayı tercih ederek hayatını cehenneme çevirmiştir. Ama değişen düzen ve yıllar boyu devam eden eziyet dolu azap yıllarından sonra farklı olanı anlamayı öğrenerek bir sonraki seviyeye geçmeyi başarmıştır. Bu başarı onun kısılıp kaldığı cehennemin kapılarını kırmasını sağlayan temel neden olmuştur.
İnsanın bu evrimi farklı yabancı ırklar ile diyaloğunu sağlamakla kalmamış bazen elçilikler bazen de yardımlaşma adı altında personel değişimleri ile topluma yeni bireyler katmayı da sağlamıştır. Melez , ana menşei aynı olan iki farklı türün birleşerek oluşturduğu yeni karma tür anlamındadır. İşte Türkiye Cumhuriyeti 30. yüzyıldan sonra farklı türlerle evlilikleri kabul ederek melez bireyleri toplumlarına katmışlardı.
Arim , Ata-1 gemisinin baş mühendisi ve bu melez bireylerden biriydi. Egollus denilen bir ırkın mensubu bir anne ile Türk bir babanın oğlu. Egolluslar kişilikleri ve bedenleri iki farklı fazda bulunan insanımsı denen türlerden biriydi. Egolluslar, normal hayatlarını mantık çerçevesinde idame ettiren ve öncelikleri toplumları ile kendi benlikleri olan bencil bir ırktı aslında. Ama savaşırken ya da daha doğrusu ailelerini fiziksel olarak korumak zorunda olduklarında içlerinde bastırdıkları vahşi duygularını serbest bırakarak pek çok insan için canavar denebilecek bir forma dönüşebiliyorlardı.
Yıldırım dıştan gözlemlediği Arim'i her daim narsist olarak tanımlayabileceği normal ve mantıklı yapısında görmüş olsa da ona karşı temkinli olması gerektiği konusunda uyarılmıştı. Arim için hayatının merkezi eşi Dupduru ve makineler olduğu için diğer her şey anlamsız kalıyordu. Gemiye girdiği andan itibaren kendi ekibiyle bile mesafeli olan bu adam Yıldırım için fazlasıyla tehlikeliydi. Arim tahmin edilemezdi bu nedenle de dikkatle yaklaşılması gereken bir adamdı. Yıldırım kafasında dönen düşünceleri bir kenara bırakıp karşısında duran ve bilgisayar ekranında hesap yapan baş mühendise döndü.
" Arim subayım, teknik kısımları geçersek o gemiye göndermem gereken askerlerim için özel bir durum mevcut mu?"
Arim kafasını işinden kaldırmadan Yıldırım'a cevap verdi.
" Hayır"
" Kalisler, hafife alınacak bir ırk değiller. Hem taktik hem de bedensel olarak bize denk hatta bazı alanlarda bizden ilerideler."
Yıldırım sustuğunda Arim elindeki hesabı bırakıp gözlerini karşısında endişe ile bakan adama yöneltti.
" Yani benden ne istiyorsun kumandan?"
" Adamlarımı oraya gönderdiğimde eğer kaptan haklı ise onlara avantaj sağlayacak ya da yardım göndermemi sağlayacak bir düzenleme güzel olurdu."
Arim'in yüzünde geniş bir tebessüm oluşurken " Hmm" dedikten sonra tekrar ekrana döndüğünde söyledikleri ile Yıldırım derin bir nefes aldı.
" Bakarız."
" Nasıl yani?"
" İnsanlar neden net cevaplara takılırlar ki? Neyse komutan sihirbaz değilim, zamanım az işim çok . Ve evet elimden geleni yapacağım. Son olarak Arim yeterli."
Yıldırım aldığı cevap ile bir süre duraksadı. Ardından dudağını kenarı kıvrılırken:
"Peki Arim ve ben de komutan yerine Yıldırım'ı tercih ederim " dedikten sonra arkasını dönüp odadan çıktı. O çıkarken Arim Dupduru'dan sıklıkla duyduğu bir melodiyi dudağında yaramaz bir tebessümle mırıldanmaya başlamıştı bile.
"Yaşamak oyun değil arkadaş
Dünyaya gelmenin bir bedeli var
Dost bildiklerin tükenmez arkadaş
Sevgi insanların hamurunda var..."
........
Yıldırım mühendislikten çıktığında adımlarını askerlerin dinlenmek amacı ile kullandığı serbest alana gitmek için taşıyıcı olan turbo asansöre yönlendirdi. Turbo asansörden alanın bulunduğu kata geldiğinde göndereceği askerleri belirlemişti bile. Serbest alana geldiğinde kendisinin ve Elif komutanın adamlarını tatlı bir rekabetin içinde buldu. Seçtiği askerleri sağlam bir bahane ile almalıydı. İçeri girdiğinde sert adımları ile askerler dikleşip selam durdular. O da sakince karşılarına geçip "Rahat" dediğinde herkesin dikkati ondaydı.
" Beyler bayanlar, misafirlerimiz gemiye geldiler. Kaptan benden Kalis askerleri ile bir dostluk müsabakası düzenlememi istedi. Hazırlıklarınızı ona göre yaparak talimatımı bekleyin. Sizden mutlak bir galibiyet bekliyorum. Sezen ve Kara benimle gelin detayları konuşalım."
Askerler " Emredersiniz" diye karşılık verdiklerinde Yıldırım arkasını dönüp kapıya yöneldiği zaman Sezen ve Kara da peşinden geldiler. Yıldırım, kaptanın talimatı doğrultusunda hareket ederken içinde bulunduğu durumun belirsizliği nedeniyle adamlarına karşı ihtiyatlı davranmıştı. Eğer kaptanın tahmini doğru değilse yapacağı yanlış bir hamle diplomatik bir krize neden olabilirdi. Seri adımlarla odasına ulaştığında arkasındaki adamlarla içeri geçti. Kara ve Sezen camın önünde duran komutanlarının karşısında elleri arkada beklerlerken Yıldırım derin bir nefes alıp hemen konuya girdi.
" Öncelikle konuştuklarımız şimdilik bu odadan dışarı çıkmayacak. Büyük elçimiz ve eşi buraya geldikleri sırada büyük elçimiz Pelin hatun okulda ilk öğrendiğimiz şekilde yardım istediler. Ama konunun tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz için sizleri diğer gemiye keşfe göndereceğim."
Yıldırım duraksadığında Sezen kaşlarını çatarak:
" Komutanım, neler olduğuna dair bir tahmininiz olduğunu varsayabilir miyiz?" dediğinde Yıldırım başını aşağı yukarı salladı.
"Aslında benim değil ama kaptanın tahminine göre elçilerin geldiği gemide bir rehine durumu olması çok yüksek bir ihtimal. Bildiğiniz gibi Kalis hükümeti tarihinde ilk defa istikrarlı ve uzun süreli bir koalisyon ile yönetiliyor. Tabi ki ırkın yapısı gereği bundan hoşnut olmayanlar pek çok defa farklı eylemlerde bulundular. Eğer kaptan haklı ise yapacakları bir eylem için dışarıdan yardım alınmasını engellemek amacı ile elçileri rehin tutuyor olabilirler. Ve yeniden belirteyim bu sadece bir tahmin."
Sezen dudaklarını birbirine bastırıp yüzünü buruşturarak bakışlarını Kara'ya yöneltti. Kara ise umursamaz bir şekilde kaşlarını havalandırıp:
" Yani biz içeri girip durumun ne olduğunu öğreneceğiz öyle mi?" dediğinde Sezen de anlamaya çalışan bakışlarını Yıldırım'a yöneltti. Yıldırım onları onaylarken iletişim cihazından gelen ses ile konuşmaları bölündü.
" Yıldırım, makine dairesine gelir misin?"
Arim'in soğuk sesine tezat olan hitabı ile iki asker bakışlarını komutanlarına döndüklerinde Yıldırım derin bir nefes alıp "Uzun hikaye" diye karşılık verdikten sonra Arim'e geliyoruz diyerek askerlerini de alıp odadan çıktı. Çok geçmeden makine dairesine ulaştıklarında Arim'i kontrol panelinde bir şeylerle uğraşırken buldular.
" Arim halledebildin mi?"
Arim panelden başını kaldırıp karşısında ona endişe ile bakan Yıldırım'a psikopat bir tebessüm sundu.
" Halletmemem garip olurdu. Gelin benimle."
Arim'in hareketlenmesi ile üç asker onun peşine takılıp makine dairesinin yan kısmında bulunan teknik laboratuvara geçtiler. Arim masanın üzerindeki dağınıklığın içinden iki bileklik alarak Yıldırım'a doğru döndü.
" Bu bileklikler diğer gemiyle transferiniz için gereken gizliliği sağlayacak. İçindeki güç kaynağı gemideki varlığın gücünü dönüştürmek için kullandığı materyalden oluşuyor. Ancak bu sadece dönüşümü sağlayan madde ana güç kaynağı kişinin kendi ürettiği enerji. Bu sayede transferin görünmesi normal yollarla mümkün olmayacak."
Sözünü bitirdikten sonra Yıldırım :
" Peki diğer konu?" diye sorduğunda gülüşü tehlikeli bir şekilde genişledi.
" Eğer ki kaptanın tahmini doğru ise oraya daha fazla asker göndermek için normal yolları kullanacağız."
" Ama kalkanları buna engel olacaktır."
Bu defa Arim tekrar masaya dönerek kaleme benzeyen bir aleti çıkardı.
" İşte o zaman devreye bu ufak yaramaz alet giriyor. Kalis ırkı çok iyi savaşçılar olabilir ama teknolojik anlamda onlardan daha ileriyiz. Bu aleti bilgisayar panellerinden birine 15 saniyeliğine tutarsanız ana işlemciye girip bilgisayara müdahale yapmamızı sağlayacak korumalı bir program yerleştirmemiz mümkün olacaktır. Ancak bileklikler için iki uyarıda bulunmam gerek. İlki bileklikler sizin enerjinizi kullanıyor, gizliliği sağlayan da bu zaten. Bu nedenle bedensel olarak hem transfer sonrası hem de iletişim sonrası bedende ağır bir yorgunluk ve güç düşmesi olacağını düşünüyorum. İkincisi ise kalkanlar düştükten sonra sizi hemen transfer etmeliyiz zira bu bileklikleri iki saatten fazla takarsanız sonuçlarının hiç de iyi olmayacağını düşünüyorum. Ama iki konuda net değil çünkü deneme ya da test yapma şansım olmadı."
Yıldırım derin bir iç çekerken adamlarını bir varsayımın üzerine tehlikeye atmak konusunda kendi ile savaşıyordu. Görevi kaptanın emirlerini yerine getirmek olsa da adamlarının hayatı onun sorumluluğundaydı. Kesin emin olmadıkları bir tehlike için böyle bir kararı vermek onu için fazlasıyla can sıkıcıydı. Düşüncelerini Kara'nın tok sesi böldü.
" Komutanım, ben kendi adıma bu riskleri göze alıyorum. Açık konuşmam gerekirse sadece bir tahmin bile olsa böyle bir duruma kayıtsız kalamayız."
Yıldırım'ın bakışları Kara'ya döndüğünde endişeli bir şekilde gülümsedi. Tam bir şeyler söylemeye hazırlanırken Sezen'in söyledikleri ile duraksamak zorunda kaldı.
" Komutanım ben de Kara'ya katılıyorum. Endişe etmeyin, biz bu görevi kabul ederken her türlü tehlikeyi gönüllü kabul etmiş askerlerdik. Siz başlamadan bize kalmak istemeyene saygı duyarım demiştiniz. Bu bizim tercihimiz ve buradaysak elimizden geleni yapmalıyız."
Sözün bittiği yerdeydiler. Yıldırım omuz omuza pek çok mücadeleye girdiği adamlarına gururlu bir şekilde bakarak:
" O zaman gazanız mübarek olsun yiğitler." dedikten sonra Arim'e döndü.
" Hazırsak başlayalım Arim"
Arim tek kaşını kaldırıp gülümserken başı ile onay verdi ve laboratuvarın arka tarafını göstererek önden ilerledi. Zorlu bir görev için ilk adımı atmışlardı. Yıldırım askerleri ile Arim'in arkasından ilerlerken elinden gelen tek şeyi yapıp iyi olmaları için dua etmişti.
