3.BÖLÜM: ESKİ BİR DOST VE YENİ YIL KUTLAMASI PART-II

Vaveyla Yazarı: Uwu Kizi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 3.BÖLÜM: ESKİ BİR DOST VE YENİ YIL KUTLAMASI PART-II

Akşam olduğunda herşey hazırdı tüm yemekhaneyi süslenmiş renkli ışıklar asmış yemekleri hazırlamıştık

Duru bir anda elinde şapkalar ve tüylü,parıltılı süslerle geldi hani şu boyna da asılan ama normalde süsleme için kullanılanlardan

"Bunlar olmadan olmaz!"

Başımı iki yana salladım "Hayır,hayır hayır hiç bir güç beni o şeyleri takmaya zorlayamaz!"

Suna'nın gözleri parladı. "Ya şu mor tüylü olan ne kadar güzel! Bana onu verir misin Duru!"

"Al bakalım!" Duru, mor tüylü süslü havaya fırlattı, Suna havada yakalayıp hemen boynuna astı. Sonra bir de pembe olanı kaptı, onu da saçına taktı.

Gökçe, Suna'nın haline bakıp kahkaha attı. "Kızım sen yılbaşı ağacı mı oldun?"

"Ne var? Güzel duruyor işte!" dedi Suna boynundaki tüyü sallayarak

Mine, elindeki yeşil tüylü süsü çevirirken çekingen bir sesle sordu: "Ben... ben de taksam mı?"

"Tabii ki takacaksın!" diye bağırdı Duru, Mine'nin boynuna yeşil tüylü süsü ve yeşil şapkayı takarken

Durunun gözleri Umaya kaydı "Umay sen de bu mavi süsü tak hem o yuvarlak maviş gözlerinle de uyumlu olur ay birde beyaz giymişsin bu beyaz kombine bir de beyaz şapka takarsan tam bir kar perisi olursun"

Umay, Duru'nun heyecanına karşı koyamadı. Beyaz şapkayı ve mavi tüylü süsü boynuna taktığında, gerçekten de bir kar perisi gibi duruyordu. Mavi gözleri, beyaz kıyafetleri ve mavi tüylerle adeta buz kristallerinden yapılmış gibiydi.

"Vay canına," dedi Mine, gözleri parlayarak. "Umay, sen gerçekten çok güzel duruyorsun!"

Umay utangaçça başını eğdi. "Boşverin be, siz de güzelsiniz."

Duru, sıra bana geldiğinde elinde kırmızı tüylü bir süs ve kırmızı bir şapkayla dikildi karşımda. Gözleri parlıyordu.

"Elay, senin için özel seçtim!"

"Hayır," dedim kesin bir dille. "Kırmızı giymem. Hem bu saçmalığa katılmıyorum."

"Ya hadi ama!" diye sızlandı Duru. "Aslan mührü aldın, aslan gibi duruyorsun! Kırmızı sana çok yakışır!"

"Yakışmaz"

"Ya lütfen ama! Çok yakışır!"

"Hayır!"

Umay,Durunun elindeki kırmızı süsü ve şapkayı alıp o masmavi gözleriyle bana baktı

"Lütfennnn" dedi sesini iyice tatlı yaparak

Ah hayır yine o tatlı ve masum yavru kedi bakışları onlara hayır diyemediği biliyor
Ama hayır karşı koymalıydım

"Asla"
Duru derin bir nefes aldı "Bana başka çare bırakmadın,eğer bunları takmazsan sıcak çikolata yok!"

"Ne!?" Diye haykırdım "Ama bu şantaj"

"Yani kabul mü?"

Kuşkuyla baktım,bunları takmak istemiyordum...ama sıcak çikolata olmadan da olmaz ki,hayır asla takmam...ama sıcak çikolata

Sıcak çikolata aşkıma yenik düşüp kırmızı tüylü süsü ve kırmızı şapkayı taktım. Duru sevinçle zıpladı, Umay ise zafer dolu bir gülümsemeyle bana baktı.

"İşte! Şimdi tam bir Aslan oldun!" dedi Duru, ellerini çırparak.

"Ben zaten Aslan'ım," diye homurdandım. "Sadece kırmızı giymeyi sevmiyorum."

"Ama çok yakışmış!" dedi Suna, başını iki yana sallayarak. "Cidden Elay, kırmızı sana yakışıyor."

Gökçe, elindeki turuncu tüylü süsü takarken araya girdi: "Elay her şeye yakışır zaten, sorun o değil. Sorun onun inatçılığı."

"Ben inatçı değilim," dedim, kollarımı göğsümde bağlayarak. "Ben prensipli biriyim."

"Prensip mi?" diye güldü Duru. "Sıcak çikolata için prensiplerini çiğnedin!"

"O başka," diye mırıldandım, kızarmış bir şekilde. "Sıcak çikolata kutsaldır."

Mine gülerek araya girip "Hadi kızlar fotoğraf zamanı üç,iki,bir!"

Mine'nin deklanşör sesiyle birlikte, hepimiz birbirimize sarılmış, gülümsüyorduk. Fotoğrafta beş farklı renk, beş farklı hikâye, ama tek bir karede toplanmıştık. Duru, mor tüyleriyle en önde poz verirken, Suna pembe ve mor karışımı bir tüy yumağı gibi duruyordu. Gökçe turuncu süsüyle aslan yelesini andırıyor, Mine yeşil tüyleriyle sessiz ama güçlü bir duruş sergiliyordu. Umay ise beyaz ve mavi uyumuyla adeta bir kar perisi gibiydi. Ben ise kırmızı tüyler ve şapkayla... istemeden de olsa grubun bir parçası olmuştum.

"Harika oldu!" dedi Mine, telefonuna bakarak. "Bunu çerçeveletip odamıza asacağım!"

"Ben de bir tane istiyorum!" diye atıldı Duru

"6 Tane bastıracağım her kese bir tane,herkes yanında taşısın"

"Evet!!" Diye bağırdık hep bir ağızdan

Fotoğraf çekiminin heyecanı üzerimizden dağılmadan, Duru ellerini çırptı ve bağırdı:

"Şimdi müzik zamanı!"

Gökçe, yan taraftaki dolaptan eski bir müzik seti çıkardı. "Bunu Şeker Teyze verdi. İçinde birkaç CD de var, bakalım ne varmış."

Suna hemen atıldı, CD'leri karıştırmaya başladı. "Duman var! Mor ve Ötesi var! Bir de... Merve Özbey mi bu? Duru sen mi koydun bunu?"

"Ne var?" dedi Duru savunmacı bir tavırla. "Güzel şarkıları var!"

Gökçe, turuncu tüylerini sallayarak homurdandı: "Kızım biz rockçıyız! Rock!"

"Burada kraliçe benim, müziğe ben karar veririm!" diye atıldı Duru

Mine araya girdi: "Siz kavga etmeden önce birleştirelim, mesela yarısı rock, yarısı pop olsun"

"Olmaz!" dedi Gökçe ve Duru aynı anda

Suna, iki kıza baktı. "Ben şarkı söyleyebilir miyim?"

Bütün gözler Sunay'a döndü. Duru şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Sen mi? Şarkı söyleyecek misin?"

"Evet tabi isterseniz" dedi utangaçça

"Tabi ki sahne senin!" Dedi Duru heyecanla

Suna sahneye çıktı "Ne söylememi isterseniz?"

"Fatk etmez,söyle bireyler!" Dedi Duru heyecanla

"Tamam o zaman!" Deyip mikrofonu eline aldı

Senin ellerindeyim
Düşlerindeyim, gülüşlerindeyim
Kaybolan soluk gidişlerin
Canım sevgilim artık ölmeyelim

Boşluğun dibinde yalnızım
Biraz kararsızım
Kendinden utanır mısın?
Sonum belki en başımdır
Yollar karışmıştır
Ben olmadan kaçamaz mısın?

Düşerdim yamaçlarından
Sapsarı saçlarından, avuçlarından
Yine de kalkar severdim, gülüşün özeldi
Beni kendinden kurtar

Düşerdim yamaçlarından
Sapsarı saçlarından, avuçlarından
Yine de kalkar severdim, gülüşün özeldi
Beni kendinden kurtar"

Şarkı bittiğinde Suna gözlerini açtı. Odada öyle bir sessizlik vardı ki, sanki herkes nefesini tutmuştu. Sonra Duru birden zıplayarak bağırdı:

"AĞZIM AÇIK KALDI!"

Umay elindeki CD'leri yere düşürdü. "Kızım sen sesini neden saklıyorsun?! Bu sesle sahne senin!"

Gökçe başını iki yana salladı. "Ben şok oldum. Yani cidden şok oldum. Suna, senin bu kadar güzel şarkı söylediğini nereden bilelim?"

Mine telefonunu kaldırdı. "Bunu kaydettim. İleride çok işimize yarayacak"

Suna utangaçça saçlarının arkasına kaçırdı. "Cidden sesim güzel mi? Yani şarkıcı olmak istiyordum ama hep kuşku duyuyordum..."

"Kuşku mu?!" diye bağırdı Duru, Suna'ya koşup sarılarak. "Kızım sen resmen bir yıldızsın! Bunu saklaman büyük günah!"

Mine, telefonunu çevirip Suna'ya doğrulttu. "Suna, lütfen bir şarkı daha söyle. Hatta birkaç şarkı. Bu geceyi unutulmaz kılalım!"

Suna, Mine'nin bu isteği karşısında gülümsedi. "Peki, ama bu sefer hep birlikte söyleyeceğiz, tamam mı? Dans da edeceğiz!"

"Dans mı?!" dedi Gökçe, gözlerini devirerek. "Ben dans etmem!"

"Edeceksin!" dedi Duru, Gökçe'nin koluna girip onu ortaya çekerek. "Bu gece dans edecek, eğlenecek ve güleceğiz! Kimse kenarda oturmayacak!"

Gökçe, Duru'nun kolundan kurtulmaya çalıştı ama Duru'nun sıkı tutuşu karşısında başarısız oldu. "Ya bırak beni! Ben dans bilmem!"

"Dans etmek için bilmek gerekmez! Hissetmek gerekir!" dedi Duru, Gökçe'nin ellerini tutup sallamaya başlayarak.

Suna, CD çalara yeni bir şarkı koydu. Hafif, ritmik bir pop şarkısıydı. Duru hemen ritme uyum sağladı, Gökçe'yi de sürükleyerek. Gökçe önce direndi ama sonra istemsizce gülümsemeye başladı.

"Bak! Gülümsüyorsun!" dedi Duru, Gökçe'nin yüzüne bakarak. "İşte! Bu gece böyle olmalı!"

Umay, Mine ve Suna da ortaya katıldı. Beş kız, yemekhanenin ortasında dönüyor, dans ediyor, kahkahalar atıyordu. Renkli ışıklar yüzlerine vuruyor, tüylü süsler havada uçuşuyordu.

Ben ise kenarda oturmuş, sıcak çikolatamı yudumluyordum. İzlemek, katılmaktan daha iyiydi. Ama Duru, peşimi bırakmayacağını biliyordum.

"Elay! Gel!" diye bağırdı Duru, bana doğru koşarak. "Dans etmeyecek misin?"

"Hayır," dedim soğuk bir sesle. "Ben izliyorum."

"İzlemek yok! Bu gece herkes dans edecek!" Deyip kolumdan tuttu ve beni ortaya çekti.

"Duru, bırak beni!" dedim, direnmeye çalışarak.

"Bırakmam!" dedi Duru, ellerimi tutup sallayarak. "Bak, basit! Sağa, sola, öne, arkaya! Sadece ritmi hisset!"

Duru'nun enerjisi gerçekten bulaşıcıydı. İstemeye istemeye de olsa, ben de hafifçe sallanmaya başladım. Duru sevinçle zıpladı.

"İşte! Oluyor! Elay dans ediyor!"

"Dans etmiyorum, sadece sallanıyorum," diye homurdandım.

"Bu da dans! Sallanmak da danstır!" dedi Duru, kahkaha atarak.

Suna, şarkıyı değiştirdi. Bu sefer daha yavaş, daha duygusal bir şarkıydı. Duru, beni bırakıp Umay'a yöneldi. "Umay, bu şarkı senin için!"

Umay şaşkınlıkla baktı. "Benim için mi?"

"Evet! Hissederek dans et! Sanki bir kar perisisin, rüzgârda süzülüyorsun!"

Umay, önce utandı ama sonra gözlerini kapatıp müziğe teslim oldu. Kollarını açtı ve hafifçe dönmeye başladı. Beyaz kıyafetleri, mavi tüyleriyle gerçekten de bir kar perisi gibiydi.

Gökçe, Umay'ın dansını izlerken ağzı açık kaldı. "Vay canına... Umay gerçekten dans edebiliyormuş."

"Herkes dans edebilir!" dedi Duru, gururla. "Yeter ki istesin!"

Mine, elindeki telefonu çevirerek herkesi kaydediyordu. "Bu geceyi asla unutmayacağız! Bu kareler, bizim için birer anı olacak!"

Dans ederken, Duru birden durdu. Gözleri parladı, aklına yeni bir şey gelmişti. "Ya bir oyun oynasak?"

"Oyun mu?" diye sordu Suna, merakla

"Evet mesela Tabu!"

Yemekhanede bir anda heyecan dalgası yayıldı. Duru'nun "Tabu" önerisiyle herkesin gözleri parlamıştı. Ama Gökçe hemen itiraz etti:

"Tabu mu? Kızım biz burada beş kişiyiz, Tabu en az dört kişiyle oynanır ama biz beş kişiyiz sorun değil de... kim kime anlatacak?"

"Takım kuracağız işte!" dedi Duru, heyecanla ellerini çırparak. "İki takım oluruz, biri anlatır biri bilir! Kaybeden takım ceza çeker!"

"Ceza mı?" diye sordu Mine kaşlarını kaldırarak. "Ne gibi?"

Duru sinsi sinsi gülümsedi. "Bunu oyunun sonunda açıklarım."

Hepimiz birbirimize şüpheyle baktık. Duru'nun "ceza" dediği şey genelde ya çok komik ya da çok utanç verici olurdu. Ama o gece her şeye razıydık

~&&~

"Peki takımlar nasıl olacak?" diye sordu Suna.

Duru düşündü. "Elay ve Umay bir takım. Ben, Gökçe ve Mine diğer takım."

"Neden böyle ayırdın?" diye söylendi Gökçe. "Elay zaten her şeyi bilir, haksızlık bu!"

"Elay bilir ama anlatmayı sevmez," dedi Duru, göz kırparak. "Umay da utangaçtır. Siz ikiniz konuşkan ve enerjiksiniz. Dengeli olsun."

Mine başını salladı. "Mantıklı aslında. Hadi başlayalım."

Duru, bir kağıt parçasına kelimeler yazdı, katlayıp bir kavanoza attı. "Basit kurallar: Anlatan kişi kelimeyi söylemeden, el kol hareketleri ve benzetmelerle anlatacak. Diğer takım üyeleri de tahmin edecek. Süre 1 dakika. Hazır mısınız?"

"Başla!" dedi Gökçe heyecanla.

Duru, kavanozdan ilk kağıdı çekti ve açtı. Gözleri parladı. "Elay, Umay, siz başlayın!" Kağıdı Umay'a uzattı.

Umay kağıda baktı, gözleri büyüdü. "Aman Tanrım..." diye mırıldandı

"Ne var?" Diye sordum merakla

Umay derin bir nefes aldı. "Tamam... Şey... Bu hayvan, büyük, sarı-kahverengi, yelesi var, kükrer..." diyerek eliyle yele hareketi yaptı.

"Aslan!" Diye bağırdım hemen

"Evet!" Umay sevinçle zıpladı. "Bir sonraki! Şey... kışın yağar, beyazdır, soğuktur, çocuklar oynar..."

"Kar!" Dedim bu sefer

"Evet! Hadi devam! Bu bir içecek, sıcak, kakaolu, üstünde krema olabilir..."

"Sıcak çikolata!" Dediğimde sesim heyecanlıydı

"Evet!" Umay, kağıda bakıp hızla devam etti. "Bu bir mevsim, soğuk, beyaz, yılın sonu..."

"Kış!"

"Bu bir renk, ateş gibi, tutku..."

"Kırmızı!"

"Bu bir duygu, arkadaşlar arasında olur, güven..."

"Sevgi!"

"Zaman doldu!" diye bağırdı Duru. "Ama 5 doğru cevap! Harikasınız!"

"Harikasınız!" dedi Duru, gözleri parlayarak. "Şimdi sıra bize!"

Gökçe, kolunu sıvadı. "Gösterin bakalım neymiş o kelimeler!"

Duru, kağıtları karıştırdı ve Mine'ye uzattı. Mine kağıda baktı, yüzünde sinsice bir gülümseme belirdi.

"Başlıyoruz!" dedi Mine. "Bu, bir şey, yeşil, ormanda yaşar, zıplar..."

"Ağaç!" dedi Gökçe hemen.

"Ne ağacı! Kurbağa!" diye bağırdı Duru, Gökçe'nin kafasına hafifçe vurarak.

"Kurbağa mı? Uzun ne alaka!"

"Zıplar dedim ya!"

"Tamam, tamam, devam!" diye söylendi Gökçe.

Mine devam etti: "Bu bir eşya, dikdörtgen, cam, içinde resimler olur..."

"Telefon!" dedi Duru.

"Evet! Sıradaki! Bu bir hayvan, küçük, tüylü, mırıldar..."

"Kedi!" diye bağırdı Duru ve Gökçe aynı anda.

"Kim söyledi?" diye sordu Mine.

"Ben!" dedi Duru.

"Ben!" dedi Gökçe.

"Ben söyledim!" diye ısrar etti Duru.

"Yok canım, ilk ben söyledim!" diye atıldı Gökçe.

"Kavga etmeyin kızlar, puanınızı kabul ediyorum!" dedi Mine gülerek. "Devam! Bu bir meyve, sarı, uzun, maymunlar sever..."

"Muz!" dedi Duru.

"Bu bir meslek, beyaz önlük giyer, hastalara bakar..."

"Doktor!" dedi Gökçe.

"Evet! Sıradaki! Bu bir ünlü, şarkıcı, uzun saçlı, 'Aşk Laftan Anlamaz' şarkısı var..."

"Demet Akalın!" dedi Duru.

"Evet! Zaman!"

Suna durdu. "Kaç doğru?"

Mine parmaklarını saydı. "4 doğru! Siz kazandınız!"

"Ne?" dedi Duru, şaşkınlıkla. "Ama biz 5 tane söyledik!"

"Gökçe ile Duru aynı anda söylediğiniz için bir tanesi sayılmadı," dedi Mine, sırıtarak

Duru "Tamam tamam hadi son tur bu sefer Elay Umaya anlatacak!"

Duru, kağıdı bana uzattı. Derin bir nefes aldım. Umay karşımda, mavi gözleriyle bana bakıyordu. "Hazır mısın?" dedim.

"Hazırım!" dedi Umay heyecanla.

Duru kronometreyi başlattı: "Başla!"

Kağıda baktım. İlk kelime: "Gökkuşağı"

"Şey... yağmurdan sonra olur, renkli, yedi renk..." dedim hızlıca.

"Gökkuşağı!" diye bağırdı Umay.

"Evet! Sıradaki!" dedim, kağıda bakarak.

Şemsiye

"Yağmurda kullanılır, açılır, kapanır..." diye anlatmaya çalıştım.

"Şemsiye!" dedi Umay.

"Hızlısın!" dedim, şaşkınlıkla. "Devam!"

Kelebek

"Uçar, renkli kanatları var, tırtıldan dönüşür..." diye anlattım.

"Kelebek!" dedi Umay, gözleri parlayarak.

"İyi gidiyoruz! Sıradaki!

Odun

"Ben bunu Cihsna söylerken çok kullanırım hatta bugünde söyledim" dedim.

"Oküz!" dedi Umay.

"Diğeri"

"Odun!"

"Harika! Devam!"

Yılan

"Bizim şu Baharın lakabı ne?"

"Yılan kadın!" dedi Umay.

"Kadını at!"

"Yılan!"

"Zaman!" diye bağırdı Duru. "Kaç doğru?"

Mine parmaklarını saydı. "5 doğru! Elay ve Umay kazandı!"

Evet!" diye bağırdı Duru, ellerini havaya kaldırarak. "Şimdi kazanan takım ne isterse onu yapıyoruz"

"5 dakika boyunca sahnede komik dans edin!" Dedim heyecanla

Duru'nun yüzü bembeyaz oldu. "Ne?! Komik dans mı?!"

Gökçe, elleriyle yüzünü kapattı. "Ben bunu yapmam! Rezil olurum!"

"Kurallar kuraldır!" dedi Suna, kahkaha atarak. "Hadi bakalım, sahne sizin!"

Mine derin bir nefes aldı ve ayağa kalktı. "Tamam, madem kaybettik, cezamızı çekeceğiz. Ama siz gülecekseniz, biz de güleriz!"

Duru ve Gökçe, Mine'nin bu cesur çıkışına şaşkınlıkla baktı. Sonra Duru da ayağa kalktı. "Mine haklı! Kaybettik, cezamızı çekeceğiz! Ama en iyi şekilde!"

Gökçe, homurdanarak ayağa kalktı. "Tamam, tamam! Ama sakın videoya çekmeyin!"

Mine, telefonunu eline aldı. "Çekmem söz! Ama izleyeceğim!"

Suna, müzik setine koştu ve hareketli bir şarkı buldu. "Hazır mısınız? Üç, iki, bir!"

Müzik başladığında, Duru hemen hareketlendi. Kollarını salladı, kalçalarını oynattı, sanki bir kuş gibi zıpladı. Gökçe, önce utandı ama sonra Duru'nun enerjisine kapıldı. O da kollarını açtı, garip garip sallanmaya başladı. Mine ise en arkada, müziğin ritmine uyum sağlamaya çalışıyordu ama hareketleri o kadar mekanikti ki, daha da komik duruyordu.

Umay, yanımda kahkahalarla gülüyordu. "Bak Gökçe'ye! Sanki bir robot gibi!"

"Ya Mine'ye bak!" dedim, gülmekten gözlerim yaşararak. "Sanki yürümeyi yeni öğrenen bir ördek!"

Suna, zaten yerde yuvarlanıyordu. "Duru! Duru ne yapıyorsun?! O hareket ne?!"

Duru, arkasını dönüp kalçasını salladı, sonra birden yere çömeldi ve kollarını iki yana açtı. "Bu! Bu tavuk dansı! Kızlar, tavuk dansı yapalım!"

Gökçe, Duru'nun bu çılgınlığına dayanamadı, o da yere çömeldi ve kollarını kanat gibi açtı. Mine de mecbur katıldı. Üç kız, yerde tavuk gibi zıplayıp kollarını sallarken, biz dört kız kenarda kahkahalarla yuvarlanıyorduk.

"Videoya çekme!" diye bağırdı Gökçe, ama o da gülmekten kelimeleri zor çıkarıyordu.

"Çekmiyorum! Sadece izliyorum!" dedi Mine ama telefonu hala elindeydi.

Suna, yerde yuvarlanırken nefes nefese kaldı. "Çok komiksiniz! Allah'ım, ne yapıyorsunuz böyle?!"

Umay, gözyaşlarını silerken "5 dakika doldu mu?" diye sordu.

"3 dakika daha var!" dedim, kolumdaki saate bakarak. "Devam!"

Duru, tavuk dansından sonra ayağa kalktı ve bu sefer kollarını havaya kaldırıp bir melek gibi dönmeye başladı. Ama dönerken dengesini kaybedip yanındaki Gökçe'ye çarptı. Gökçe de Duru'ya çarpınca yuvarlanıp Mine'nin üzerine düştü. Üçü birden yerde yuvarlandı.

Yemekhanede kahkaha tufanı koptu. O kadar yüksek sesle gülüyorduk ki, Neriman Hanım'ın odasına kadar sesimiz gitmiştir muhtemelen. Ama umurumuzda değildi. O an, sadece o andı.

"5 dakika doldu mu?!" diye bağırdı Gökçe, yerde yatarken. "Lütfen doldur! Nefes alamıyorum!"

"Tamam, tamam!" dedim, saate bakarak. "Bitti!"

Üç kız, yerde nefes nefese yatarken, biz dört kız hala gülüyorduk. Suna, gözyaşlarını silerek "Bu gece asla unutmayacağım!" dedi.

Mine, doğrulup saçlarını düzeltti. "Bu ceza, hayatımın en eğlenceli cezasıydı."

Duru, hala yerde yatarken kollarını açtı. "Ve en yorucusu! Ama değdi! Bu gece harika!"

Umay, Duru'ya doğru eğildi ve elini uzattı. "Kalk bakalım, tavuk kraliçesi!"

Duru, Umay'ın elini tutup ayağa kalktı. "Tavuk kraliçesi mi? Bunu tişörtüme yazdıracağım!"

Gökçe de ayağa kalktı, Mine'ye yardım etti. "Biz bu geceyi asla unutmayacağız, değil mi?"

"Unutmak mümkün değil!" dedi Mine, gülümseyerek. "Tavuk dansı yapan üç kız, izleyen dört kız... Bu, yıllar sonra anlatacağımız bir hikâye."

Suna, müzik setine doğru yürüdü. "Hâlâ 5 dakikamız var. Ne yapalım?"

"Oturup sohbet edelim," dedi Duru, yere oturarak
Umay önce başladı "Kızlar biliyorsunuz Üniverste masraflarını karşılaşmamız gerekiyor yurt sadece yüzde 10 burs ödüyor ben yüzde 60 burs kazandım yani toplam yüzde 70 oluyor ama geriye yüzde 30 kalıyor ve bunun parasını ödemek için işe başlamaya karar verdim"

Umay'ın sözleriyle birlikte odada bir sessizlik oldu. Herkes birbirine baktı. Bu konu, hepimizin aklının bir köşesinde olan ama konuşmaya cesaret edemediğimiz bir şeydi.

Duru, başını iki yana salladı. "Ben de aynı durumdayım. Yurt yüzde 10 veriyor, ben yüzde 50 burs kazandım Toplam yüzde 60 ediyor. Kalan yüzde 40'ı ödemek için çalışmam lazım."

"Ben yüzde 60 kazandım," dedi Gökçe, omuz silkerek. "Kalanı ödemek için ne yapacağım bilmiyorum. Belki kafede çalışırım."

Mine, elindeki telefonu bırakıp derin bir nefes aldı. "Ben yüzde 70 kazandım. Ama kalan yüzde 20'yi ödemek bile zor"

"Ben de konservatuvar kazandım," dedi Suna, sesi titreyerek. "Bursum yüzde 50. Kalanı ödemek için şarkı söyleyerek para kazanmayı düşünüyorum. Küçük mekanlarda sahne alabilirim belki."

"Ben yüzde 80 burs kazandım,yurdun kiyke birleşince yüzde 90 oluyor ama kalan yüzde 10'u tamamlamam lazım" diye mırıldandım

Duru "Şey aslında ben bir kafede yarı zamanlı iş buldum ama bir eleman eksikleri daha var"

Gökçe heyecanla "Hangi kafe?"

"Şu yeni açılan kafe var ya orası işte sahibi Sıla hanım çok tatlı bir kadın,geçen hafta başvurmuştum kabul edildiğini bugün arayıp haber verdi bir de eleman eksiği olduğunu 'yanında bir kişiye daha getirebilir misin?' Dedi

Mine heyecanla "Bende şu kumsal yakınındaki kafede iş buldum ama biri daha lazımmış,Elay ne dersin?"

Mine'nin teklifiyle birlikte tüm gözler bana döndü. Sıcak çikolata bardağını elimde çevirirken bir an düşündüm. Çalışmak... fikri aslında hiç fena değildi. Hem okul masraflarını karşılamak hem de... belki biraz daha bağımsız olmak.

"Kumsal yakınındaki kafe mi?" diye sordum, kaşlarımı kaldırarak. "Ne tür bir yer?"

Mine'nin gözleri parladı. "Sahile sıfır, ahşap bir dükkan. Müzik çalıyor, kitaplık var, insanlar gelip kahve içip denizi izliyor. Çok sakin bir yer. Sahibi de genç bir kadın, Aslı Hanım. Çok tatlı biri."

"Sakin mi?" dedim, biraz ilgilenerek. "Gürültülü değil yani?"

"Hiç değil!" dedi Mine heyecanla. "Zaten sahildeki kafeler genelde sakin olur. Hem senin gibi sessiz biri için ideal,hem ben sahibiyle konuşurum belki Sunaya duygun iş olabilir."

Bir an düşündüm gerçekten iyi fikirdi "Peki tamam o zaman Ben,Mine ve Suna kumsal tarafındaki kafeye,Duru ve Gökçe de şehir tarafındaki yeni açılan kafeye gitsin geriye sadece Umay kalıyor"

Umay gülümsedi "Merak etmeyin ben onu hallettim,bir evde hizmetli çalışan olarak başlayacağım yarın,elim wv işlerine yatkın zaten"

"Kimin evinde yapacaksın adamın ismi ne?" Diye sordu Duru

"Kerem Saygın diye bir iş adamı,evinde genç bir kıza ihtiyaç varmış"

Umay'ın sözleriyle birlikte Duru'nun yüzünde garip bir ifade belirdi. Kaşlarını çattı, sanki bir şey hatırlamaya çalışıyordu.

"Kerem Saygın mı?" dedi Duru, sesinde tedirgin bir tonla. "Bu ismi nereden duydum acaba?"

"İş adamı işte," dedi Umay, omuz silkerek. "Zengin biri herhalde. Evinde yardıma ihtiyacı varmış, ben de temizlik, yemek, düzen gibi işlere bakarım."

Mine, telefonunu eline alıp bir şeyler aramaya başladı. "Kerem Saygın... Bir dakika, bu ismi ben de duymuştum galiba." Parmakları ekranda gezindi, sonra gözleri büyüdü. "Umay, bu adam geçen yıl gazetelere çıkmıştı."

"Ne gazetesi?" diye sordu Gökçe, merakla.

Mine, telefonu çevirip hepimize gösterdi. Ekranda, yakışıklı, orta yaşlı bir adamın fotoğrafı vardı. Başlık ise şöyleydi: "İş İnsanı Kerem Saygın'dan 22 Milyon TL'lik Bağış: Kimsesiz Çocuklar Yüzünü Güldürecek"

"Vay be," dedi Suna, gözleri parlayarak. "Milyoner bir hayırsever adam. Umay, sen iyi bir eve denk gelmişsin."

Umay rahatlamış görünüyordu. "Yani güvenilir biri, değil mi?"

"Görünüşe göre öyle," dedi Mine, telefonu kapatarak. "Ama yine de dikkatli ol. Kim bilir, zengin adamların tuhaf huyları olabilir."

"Ben zaten sadece temizlik ve yemek yapacağım," dedi Umay. "Başka bir şeyle ilgilenmem."

Duru hala düşünceliydi. "Yine de... bu isim tanıdık geliyor bana. Nereden duydum acaba?" Başını iki yana salladı. "Neyse, hatırlarım belki. Önemli değil,ama sen yine de dikkatli ol ne olacağı beli olmaz mavişim"

Umay, Duru'nun uyarısına hafifçe gülümsedi. "Merak etme Duru, ben büyüdüm artık. Kimseye kolay kolay güvenmem. Ama bu adamın bir hayırsever olduğunu duyunca içim rahatladı."

"Hayırsever olmakla iyi insan olmak aynı şey değil," dedi Gökçe, gözlerini kısarak. "Her hayırseverin ardında bir hesap vardır. Bunu bana annem öğretti."

Gökçe'nin annesini hatırlayınca hepimiz sustuk. O kadın, Gökçe'ye inanmamıştı. O sözler havada asılı kaldı.

Umay, konuyu değiştirmek için elindeki sıcak çikolatayı kaldırdı. "Neyse, şimdi kutlama zamanı! Bir kadeh kaldıralım!" dedi.

Hepimiz bardaklarımızı kaldırdık. Duru, her zamanki coşkusuyla bağırdı:

"Yeni yıla, yeni başlangıçlara, yeni dostluklara ve... aslanlara!"

"Aslanlara!" diye bağırdık hep bir ağızdan.

Bardaklar havada buluştu, sıcak çikolatalarımızdan bir yudum aldık. O an, hepimiz aynı duyguyu paylaşıyorduk: Bu gece, yıllardır hissetmediğimiz bir şeyi hissettiriyordu bize. Ait olmayı

Saatime baktım 23:59

"Kızlar son bir dakika!"

Saat 23:59'du. Duru hemen müziği açtı, bu sefer daha hareketli bir şarkıydı. Hepimiz ayağa fırladık. Gökçe ellerini çırpıyor, Mine bağırıyor, Suna zıplıyor, Umay ise kendi etrafında dönüyordu.

Ben kenarda durup onları izledim. O an, içimde garip bir şey hissettim. Sıcaklık. Bu kadar yıl sonra ilk defa, gerçekten ait olduğum bir yerdeydim.

"Saat! Saat!" diye bağırdı Duru. "Hazır mısınız?"

"Evet!" diye bağırdık hep bir ağızdan.

Duru, kronometreyi eline aldı. "10! 9! 8!"

Hepimiz bağırdık: "7! 6! 5!"

"4! 3! 2!"

"1!"

Yeni yıl girmişti. Duru hemen "MUTLU YILLAR!" diye bağırıp bana sarıldı. Sonra sırayla herkese sarıldı. Gökçe, Mine ve Suna da birbirine sarıldı. Ben ise Umay'a döndüm. Gözleri doluydu.

"Mutlu yıllar Elay," dedi, sesi titreyerek.

"Mutlu yıllar Umay," dedim, hafifçe gülümseyerek.

Umay, gözlerini silip güldü. "İlk defa böyle bir yılbaşı geçiriyorum. Ailem öldükten sonra... hiçbir yılbaşını kutlamamıştım."

"Bende," dedim sessizce. "Ailem öldükten sonra, yılbaşı benim için sadece bir gündü. Ama bu gece... farklı."

Umay başını salladı. "Evet. Çok farklı."

Duru araya girdi, kolunu Umay'ın omzuna atarak. "Ağlamak yok! Bu gece eğleniyoruz! Hadi, yeni yılın ilk dansını yapalım! 2020 ye resmen girdik!" Dedi heyecanla

Suna hemen müziği değiştirdi. Yavaş, duygusal bir şarkıydı. Duru, Umay'ı ortaya çekti ve dans etmeye başladılar. Umay önce utandı ama sonra Duru'nun enerjisine kapıldı. Gökçe ve Mine de onlara katıldı.

Ben ise kenara oturdum, sıcak çikolatamdan bir yudum aldım. İzlemek, katılmaktan daha iyiydi.

Sonra telefonum çaldı. Ekrana baktığımda tanımadığım bir numara vardı. Kaşlarımı çatarak açtım.

"Alo?"

Uzun bir sesizlik oldu sonra bir adam sesi geldi "Mutlu yıllar küçük kardeşim"

Telefon elimde titredi. O ses... o sesi rüyamda bile duysam tanırdım. Ama gerçek miydi bu? Yoksa yine bir rüya mıydı?

"Rüzgar?" diye fısıldadım, sesim titriyordu. "Ağbi... sen misin?"

Odadaki sesler birden kesildi. Duru müziği durdurdu. Hepsi bana bakıyordu. Ama umurumda değildi. Sadece telefona odaklanmıştım.

"Benim," dedi Rüzgar, sesi boğuktu. Ağlıyor muydu? "Elay... benim."

Sanki dünya durdu. 13 yıl boyunca beklediğim o an gelmişti. Ama ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Ne diyebilirdim ki? "Neredeydin?" mi? "Neden aramadın?" mı? "Beni unuttun mu?" mi?

"Seni çok özledim," dedim sonunda, sesim çatallanarak. "Her gün... her gece seni düşündüm. Neden aramadın? Neden?"

Rüzgar derin bir nefes aldı. "Arayamadım Elay. Kelimeler yetmedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Ama seni hiç unutmadım. Asla."

"Efil... Efil'i aradın mı?" diye sordum, gözlerim dolarken.

"Evet," dedi Rüzgar, sesi acıyla. "Ama beni tanımadı. Almanca konuştu, Türkçe unutmuş. Belki de... belki de unutmak istedi."

"Unutmadı," dedim, sesimi sertleştirerek. "Unutamaz. Biz üç kardeşiz. Kanımız aynı. O da seni özlüyordur, sadece gösteremiyordur."

Rüzgar sessiz kaldı. Sonra fısıldadı: "Elay... affeder misin beni?"

"Ağbi..." dedim, gözyaşlarım artık tutamıyordum. "Affedecek ne var? Sen benim ağbimsin. Her zaman öyle kalacaksın."

Telefonda Rüzgar'ın hıçkırıkları duyuldu. "Seni çok özledim, küçük kardeşim. Çok."

"Ben de seni özledim," dedim. "Ama şimdi... şimdi konuşuyoruz ya. Bu yeterli."

"Bir gün görüşeceğiz," dedi Rüzgar, sesi kararlıydı. "Söz veriyorum. Bir gün hep birlikte olacağız. Ben, sen ve Efil."

"Bekleyeceğim," dedim, gülümsemeye çalışarak. "Ama çok bekletme, tamam mı?"

"Tamam," dedi Rüzgar. "Mutlu yıllar Elay."

"Mutlu yıllar ağbi."

Telefon kapandı. Bir süre olduğum yerde donup kaldım. Elimdeki telefonu indirdim. Odada öyle bir sessizlik vardı ki, iğne düşse duyulurdu.

Sonra Duru yanıma koştu, kollarını boynuma doladı. "Elay! Ağabeyin miydi? Allah'ım, ağabeyinle mi konuştun?"

Başımı salladım, hala konuşamıyordum. Umay da yanıma geldi, elini omzuma koydu. Gözleri doluydu.

"Elay," dedi Mine, yanıma yaklaşarak. "İyi misin?"

"Evet," dedim sonunda, sesim titrek ama kararlıydı. "Evet. İyiyim. Hatta... çok iyiyim."

Suna, elindeki bardağı kaldırdı. "O zaman bu kadeh ağabeyine olsun! Rüzgar'a!"

"Rüzgar'a!" diye bağırdı Gökçe, bardağını kaldırarak.

"Rüzgar'a!" diye bağırdık hep bir ağızdan.

Hepimiz bardaklarımızı kaldırdık. O an, içimde yıllardır hissetmediğim bir duygu vardı. Umut. Belki de bu yıl, her şey değişecekti

~&&~

Odaya geldiğimizde hepimiz yorgunluk ama bu çok güzel bir yorgunluktu herkes köşesine çekilmiş kendi halinde takılıyordu

Ama birden Suna'nın sesi geldi "Nasıl ya!?"

Hepimiz ona döndük,Duru merakla sordu

"Suna ne oldu?"

"Biri benim burs paramın tamamını ödemiş,ama Neriman Hanım değil!"

"Yahu belki karıştırmışsındır hem nereden biliyoruz onun ödemediğin?" Diye dordu Gökçe

"Ya ben onu tanımıyor muyum? O kadın günahını bile vermez ayrıca burada Yurdun ismi yazmıyor! Başka biri ödemiş,acaba...." dedi ve durdu

"Eğer annem olacak o kadın ödediyse okulu bırakırım!"

"Suna sakin..." demeye çalıştım ama beni dinlemeyip odadan dışarı fırladı nereye gittiğini hepimiz iyi biliyorduk Neriman hanımın odasına gidiyordu

"Sizce peşinden gitmeli miyiz?" Dedi Mine

"Bu onların arasında karışmamız doğru olmaz" diye mırıldandım
Sadece 15 dakika sonra Suna sinirle odaya geldi

"Alın yetimhanenizi başınıza çalın!" Deyip dolabını açıp dolabın üstündeki bavulunu aldı ve sinirle kıyafetlerini koymaya başladı

Suna'nın bavula kıyafetleri fırlatışı o kadar hızlıydı ki, ne olduğunu anlamamız birkaç saniye sürdü. Duru ilk tepki veren oldu, koşup Suna'nın kolundan tuttu.

"Suna! Dur! Ne yapıyorsun?!"

Suna, Duru'nun elini sertçe silkeledi. "Bırak beni! Gidiyorum buradan!"

"Ne? Nereye gidiyorsun?" diye sordu Gökçe, ayağa kalkarak.

"Neriman Hanım ile tartıştık,hadimi artık aştığımı ve agresif bir kişilik olduğumu söyledi,Kadın biletimi çoktan almış 'Bu gece Antalya'ya gidiyorsun artık seninle uğraşamam!' Dedi"

Suna'nın sözleri odada bir bomba gibi patladı. Hepimiz donup kaldık. Duru'nun eli hala Suna'nın kolundaydı ama tutuşu gevşemişti.

"Ne?" dedi Mine, sesi şaşkınlıkla titreyerek. "Antalya'ya mı? Şimdi mi?"

"Evet, şimdi!" dedi Suna, gözleri yaşlarla dolarken ama sesi sertti. "Kadın benimle uğraşamayacağını söyledi. 'Sen çok asi bir kızsın, burada kalmana izin veremem' dedi. Biletimi aldı, valizimi topladı, otobüs saatimi söyledi. Gidiyorum."

"Olamaz!" diye bağırdı Umay, yatağından fırlayarak. "Suna, bırakamazsın bizi! Daha yeni bulduk birbirimizi!"

Suna durdu. Bavulu yarı toplanmış, elinde bir tişörtle olduğu yerde kalakaldı. Gözlerindeki yaşlar artık tutamıyordu.

"Ben de kalmak istiyorum," dedi, sesi kırılarak. "Ama Neriman Hanım... o kadın beni istemiyor. Hep istemedi zaten. Beni ilk gördüğü günden beri 'sorunlu' olduğumu söyledi. Ne yaparsam yapayım, ne kadar uysal olmaya çalışsam da... yeterli değilmişim."

Gökçe, yumruklarını sıkarak öne çıktı. "Ben gidip o kadına bir şeyler söyleyeceğim! Hakkımız var burada kalmaya! Kimse bizi sokağa atamaz!"

"Gökçe, dur!" dedi Mine, Gökçe'nin koluna girerek. "Sinirle gidip bağırırsan daha da kötü olur. Önce konuşalım, ne yapabileceğimize bakalım."

"Ne yapabiliriz ki?" dedi Suna, hıçkırarak. "Biletim alınmış, otobüs iki saat sonra. Gideceğim."

"Gitmeyeceksin!" dedi Duru, kararlı bir sesle. "Hiçbirimiz gitmene izin vermeyeceğiz,hem okulun burada eğitimin ne olacak!"

"Antalya da devam edeceğim,Neriman Hanım her şeyi hazırlamış beni Antalya'daki yetimhaneye vermek istedi ama ben istemedim üniversitenin yurtlarında yer bulurum"

Odanın kapısı açıldı,Neriman Hanım içeri girdi "Suna haxır mısın? Gitme zamanı"

Sunanın sesi titriyordu "Arkadaşlarımla vedalaşmak..."

"Olmaz geç kalıyoruz!"

Sert bir şekilde Neriman hanıma baktım sonra kızlara,kızlara kafamla dolapları işaret ettim kızlar anlayıp dolaplarına yöneldi

Neriman hanım sert bir tonla "Ne yapıyorsunuz siz?!"

"Sunayla otogarda vedalaşacağız,istediğinizi yapın biz arkadaşımızla vedalaşmak gitmiyoruz!"

Kızlar dolaylarında montlarını ve atıklarını çıkarıp giysiler,Umay benim montumu getirince elinden alıp üstüme geçirdim "Saol" diye mırıldandım

Neriman hanım homurdansa bile kabul etmek zorunda kaldı

OTOGAR-01:30

Otogarın soğuk, rüzgârlı havası yüzümüze çarpıyordu. Sarı ışıklar altında, az sayıda yolcu ve görevli vardı. Suna'nın otobüsü henüz gelmemişti ama peronda bekleyen birkaç kişi vardı. Hepimiz Suna'nın etrafında toplanmıştık. Kimse ne diyeceğini bilmiyordu.

Suna, bavulunun sapını sıkıca tutuyordu. Gözleri kıpkırmızıydı ama ağlamamak için dişlerini sıkıyordu. Duru, yanına yaklaşıp omzuna dokundu.

"Suna," dedi Duru, sesi her zamankinden yumuşaktı. "Gitmek zorunda değilsin. Neriman Hanım'a karşı çıkabiliriz. Hakkımız var."

Suna başını iki yana salladı. "Hayır Duru. Ben burada kalsam bile o kadın beni hayatım boyunca zorlaştırır. Okulumu, bursumu, her şeyimi tehlikeye atar. Gitsem belki daha iyi olur."

"Daha iyi olmaz!" dedi Gökçe, sesi sertti ama gözleri doluydu. "Burada biz varız. Arkanda dururuz. Seni kimseye yedirmeyiz."

Suna, Gökçe'nin bu sözlerine hafifçe gülümsedi. "Biliyorum Gökçe. Ama… Neriman Hanım'la tartıştıktan sonra anladım ki, burada ne kadar kalsam da ona asla yeterli gelmeyeceğim. Hep bir kusur bulacak. Hep bir bahane."

Mine, elindeki telefonu kaldırdı. "Suna, bana söz ver. Gittiğin yerde bizi arayacaksın. Haber vereceksin. Lütfen."

Suna, Mine'nin gözlerine baktı. "Arayacağım. Söz veriyorum."

Umay, sessizce Suna'ya yaklaştı ve eline küçük bir kese kağıdı uzattı. İçinde kurabiyeler vardı.

"Yolda acıkırsın diye," dedi Umay, sesi titreyerek. "Dün geceden kalmıştı. Taze değil belki ama…"

Suna, keseyi aldı ve Umay'a sarıldı. "Teşekkür ederim, Umay. Sen çok iyi bir kalbe sahipsin"

Suna, Umay'ı bir kez daha sıkıca sarıldı. Sonra Gökçe, Mine ve Duru'ya sırayla sarıldı. En son bana geldi.

Karşımda durdu. Gözlerimin içine baktı. "Elay," dedi, sesi yumuşaktı. "Seninle tanıştığım için mutluyum. Biliyor musun, ilk başta senden korkuyordum. Çok soğuk duruyordun. Ama aslında çok sıcak bir kalbin var."

"Ben soğuk değilim," dedim, sesim hafifçe titreyerek. "Sadece… alışmam zaman alıyor."

Suna gülümsedi. "Biliyorum. Ama seninle arkadaş olduğum için mutluyum. Seni özleyeceğim."

"Ben de seni özleyeceğim," dedim, kelimeler ağzımdan zorla çıkarken. "Ama gideceksen… git. Ama dön. Bir gün döneceksin, değil mi?"

Suna'nın gözleri doldu. "Döneceğim. Söz veriyorum."

Tam o sırada otobüs perona yanaştı. Suna, bavulunu kaptı ve son kez hepimize baktı.

"Mutlu yıllar kızlar," dedi, sesi boğularak. "Sizi seviyorum."

"Seni de seviyoruz!" diye bağırdı Duru, gözyaşları içinde.

Suna, otobüse bindi. Camdan bize el salladı. Biz de ellerimizi kaldırdık. Otobüs hareket ettiğinde, Suna'nın eli hala camdaydı. Uzaklaştıkça, eli küçüldü, küçüldü… ve sonra kayboldu.

Otogarın ortasında beş kız kalmıştık. Duru ağlıyordu. Mine sessizce gözyaşlarını siliyordu. Gökçe, başını iki yana sallıyor, hiçbir şey söylemiyordu. Umay, elleriyle yüzünü kapatmıştı. Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım.

İçimden bir ses fısıldıyordu: Bu vedalaşma değil, bu sadece bir "görüşürüz"dü. Ve Suna, bir gün dönecekti

Evet, bir bölümün daha sonuna geldik. Umarım beğenirsiniz. Düşüncelerinizi yorumlarda yazarsanız sevinirim. Okuduğunuz için teşekkür ederim ❤️🥰🌹

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18