2. bölüm / 4
Aslan eli2.Bölüm
Bölümler 4Şu an: 2.Bölüm
- 1 1.bölüm (giriş)2.154 kelime
- 2 2.Bölüm1.584 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Bilgi bölümü66 kelime
- 4 3.bölüm981 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gacela Lion ; Landion taşrası 14 yıl sonra
Çarşının insanla dolu sokaklarında hızlı hızlı ilerlerken üstümde geçirdiğim keten pelerin uçmasın diye bir elimle şapkasını tutyordum. Giydiğim beyaz uzun gömlek ve deri pantolon bu gün daha rahat hissettiriyordu. Bugün kesinlikle mükemmel olacak olmak zorunda. Landion’un yarısını kaplayan devasa bir saraydan kaçtım ve çok gerekliymiş gibi haftalardır planlanmış bir çay zamanını görmezden gelerek beni tek bir sözü ile küle çevirebilecek bir kadına karşı geldim. Şu saatten itibaren yapmam gereken tek şey çarşıdan kimsenin bereket balolarına yada kıta sohbetlerine katılmadığını ummak . Saraydan bu kadar uzaklaşmışken sosyete meraklısı biri beni yakalasın istemem, durduk yere çok sevgili ablam Lauretta’nın azarını işitmek asla istemem. Prenses olmakla ilgili kurallar, uymak zorunda olduğum gereksiz kanunlar, aklım ve yaşımla ilgili bazı üstü kapalı hakaretler. Belki bu sefer beni direkt Xenia veriri ve sadece sessiz bir dayak yerim. Xenia sessizce kitap okur saatlerce eşlik ederim. Düşüncesi bile yordu , laf işkencesini tercih ederim. Okumayı sevmiyor değilim ama hiç sesin olmadığı yada konuşamadığım bir yerde bulunmak beni yoruyor. Yine de çiçek prensesin gözüne girmek kimseyi saraya sokmazdı ama inci varis kesinlikle sokardı, hele birde onun baş belası , poposunun üstünde oturmayı bilmeyen kardeşini nerelerde gezdiğini söylemek kesin sokardı belki lauretta’ya Zeyen‘den daha yakın bir onuma bile getirebilir. Kafamda kurduğum garip düşünceye göz devirdim. Ben baş belası yada firari değilim, o koca saray kafayı bozmuş kendini demokrat sanan kambur develerle doluyken hayat ancak böyle eğlenceli hale geliyor. Burada kafaya takılacak daha az konu varken sarayda nefes alamadığım bir korse giyip ablalarımın peşinden koşamam. Düşününce onlara da keten pantolon ve gömlek alsam iyi olabilir. Kıçı kalkık elbiseler giymekten rahatlık nedir unuttular. İdman giysisi dışında eteksiz bir şey giydiklerini hiç görmedim onların bile arkasında küçük oval bir etek var.
Tıklım tıklım olan sokak biraz sakinleşince yavaşladım. Taş zemin üstüne açılmış sergilerde her türlü ürün vardı meyveler, el yapımı turtalar , sahte olamayacak güzellikte gümüş kolyeler, canlı renkli kumaşlar çarşının her yanı cıvıl cıvıldı. Güneşli havada da taşrada gezinmeyi sarayın aynalı koridorlarında kıvırtarak yürümeye tercih ederim. Varış adresime yaklaşmışken dikkatimi çeken bir serginin önünde durdum. Çeşit çeşit seramik bardağın olduğu serginin satıcısı yaşlı kısa saçlı bayan diğer sergi sahiplerinin aksine sesini yükseltmeden sadece etrafına bakıyordu. Beyaz üstüne sarı bir nilüfer çizilmiş kulpsuz çay bardağını elime aldım. Seramik elimden kayıp gidecekmiş gibi hissettiriyordu.
“İki gümüş, leydim”
Satıcının güler yüzlü sözleri beni daha hızlı ikna etti. Elimi belimdeki küçük çantaya götürdüm ve çıkardığım koca altın para ile bakıştım. Hadi be prensesin çantasında iki gümüş yok mu? Evet tabiki de yok. Aptal kafam böyle küçücük bir detayı cidden düşünemedi. Aynı gülümsemeyle iki at alınacak koca altın paramı çantama geri soktum.
“Teşekkürler “ bardağı aldığım gibi yerine geri koydum. Bugün kesinlikle iki bardak fazla şarap alacağım. Sergileri ve güzel porselen fincanı geride bırakıp çarşının dar ara sokaklarına daldım. Taş evlerin arasından ilerlerken insan seslerinin azalması üstümdeki pelerini çıkardım. O kumaş parçasını seviyorum ama güneş bu kadar yakındayken daha fazla üstümde kalması pek sağlıklı olmaz. Aşağı inen dört basamaklı merdivenden inip aslan hanının arka kapısından içeri girdim. Ahşap kapı gıcırdayarak açıldı. İçerideki şarap ve limon birası kokusu gözlerimi açmama sebep oldu. Aslan taşrasında limon birası fazla popüler ve ucuzdu.
Hanın içinde en kuytu köşelerden birine oturup Koen'u beklemeye başladım. Taş duvar sırtımı dayadım kapşonumu olabildiğince aşağı çekip yüzümü gizledim. Buralarda kimse beni tanımaz ama birazdan beni dinkent prensinin yanında görünce sorgulayacak çok kişi olur. Aslanlar mahremiyetin kadından geldiğine inanır, fakat mahremiyeti de onlara baba öğretir. Çağrıya odaklanmaktansa biraz düşünmeyi deneseler aslında hiç fena akrabalarım yok. Landion’un hanları genelde dinkent sınırında yada aslan inine olabildiğince yakınında olurdu. Dinkent veliaht prensi keon fazla prestijli, alımlı ve bir erkeğe kıyasla güzel görünürdü fakat göründüğünden daha aptal dı.
Veliaht olmasına rağmen yönetim nedir bilmez insanlar, halk yada dinkent de hangi kürler varsa hiçbiri onun umrunda değil di. Keon biraz rahat ve ne olursa olsun insanı ve sanırım bu yüzden birlikteyiz. Ne kadar aptal olursa olsun benim olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Pelerinimi düzelttim etrafı gözetledim. Hala gelmedi. Han boştu, bir iki ayyaş dışında. Hiç gelmezse ablalarıma ne diycem? İşte asil bir sıçış.
Oturduğum yerden kalkıp sessiz sessiz dışarı çıktım. Gerçekten lu'nun beni canlı canlı yakması için artık bir sebebi var. Pelerimi biraz daha önüme çekip koşmaya başladım. Güneş batmaya başlamış dı bile, Landion da akşam yemeği hava tamamen karardığında yenir ve aileden bir kişi bile eksikse o gelinceye dek kimse tabağına okunmaz. “Cidden çok da önemli biri değilim bensiz başlayın” gibi anlamsız bahaneler kral Allen ve pek sevgili inci varis bayan Lauretta için hiç önemli değil. “Bir prenses “ diyerek başlayan bir azar ve sonunda mabete dişilerin yanına yollayacağım.tekrar.
Dinkent taşrasından çıktığımda nefesim kesilmişti. Ah yüce tanrı daha lion’nun yakınlarına bile değilim
“Sikik keon" dinkent’in büyük çanına doğru bağırdım
Papucumun prensi. Bir daha Landion’a geldiğinde onu küçük oğlum ile tanıştırmayı asla unutmayacağım. Bir düşünce vuka'yı bugün hiç görmedim. İlginç
Gacela Lion ; Landion taşrası 14 yıl sonraÇarşının insanla dolu sokaklarında hızlı hızlı ilerlerken üstümde geçirdiğim keten pelerin uçmasın diye bir elimle şapkasını tutyordum. Giydiğim beyaz uzun gömlek ve deri pantolon bu gün daha rahat hissettiriyordu. Bugün kesinlikle mükemmel olacak olmak zorunda. Landion’un yarısını kaplayan devasa bir saraydan kaçtım ve çok gerekliymiş gibi haftalardır planlanmış bir çay zamanını görmezden gelerek beni tek bir sözü ile küle çevirebilecek bir kadına karşı geldim. Şu saatten itibaren yapmam gereken tek şey çarşıdan kimsenin bereket balolarına yada kıta sohbetlerine katılmadığını ummak . Saraydan bu kadar uzaklaşmışken sosyete meraklısı biri beni yakalasın istemem, durduk yere çok sevgili ablam Lauretta’nın azarını işitmek asla istemem. Prenses olmakla ilgili kurallar, uymak zorunda olduğum gereksiz kanunlar, aklım ve yaşımla ilgili bazı üstü kapalı hakaretler. Belki bu sefer beni direkt Xenia veriri ve sadece sessiz bir dayak yerim. Xenia sessizce kitap okur saatlerce eşlik ederim. Düşüncesi bile yordu , laf işkencesini tercih ederim. Okumayı sevmiyor değilim ama hiç sesin olmadığı yada konuşamadığım bir yerde bulunmak beni yoruyor. Yine de çiçek prensesin gözüne girmek kimseyi saraya sokmazdı ama inci varis kesinlikle sokardı, hele birde onun baş belası , poposunun üstünde oturmayı bilmeyen kardeşini nerelerde gezdiğini söylemek kesin sokardı belki lauretta’ya Zeyen‘den daha yakın bir onuma bile getirebilir. Kafamda kurduğum garip düşünceye göz devirdim. Ben baş belası yada firari değilim, o koca saray kafayı bozmuş kendini demokrat sanan kambur develerle doluyken hayat ancak böyle eğlenceli hale geliyor. Burada kafaya takılacak daha az konu varken sarayda nefes alamadığım bir korse giyip ablalarımın peşinden koşamam. Düşününce onlara da keten pantolon ve gömlek alsam iyi olabilir. Kıçı kalkık elbiseler giymekten rahatlık nedir unuttular. İdman giysisi dışında eteksiz bir şey giydiklerini hiç görmedim onların bile arkasında küçük oval bir etek var.Tıklım tıklım olan sokak biraz sakinleşince yavaşladım. Taş zemin üstüne açılmış sergilerde her türlü ürün vardı meyveler, el yapımı turtalar , sahte olamayacak güzellikte gümüş kolyeler, canlı renkli kumaşlar çarşının her yanı cıvıl cıvıldı. Güneşli havada da taşrada gezinmeyi sarayın aynalı koridorlarında kıvırtarak yürümeye tercih ederim. Varış adresime yaklaşmışken dikkatimi çeken bir serginin önünde durdum. Çeşit çeşit seramik bardağın olduğu serginin satıcısı yaşlı kısa saçlı bayan diğer sergi sahiplerinin aksine sesini yükseltmeden sadece etrafına bakıyordu. Beyaz üstüne sarı bir nilüfer çizilmiş kulpsuz çay bardağını elime aldım. Seramik elimden kayıp gidecekmiş gibi hissettiriyordu. “İki gümüş, leydim”Satıcının güler yüzlü sözleri beni daha hızlı ikna etti. Elimi belimdeki küçük çantaya götürdüm ve çıkardığım koca altın para ile bakıştım. Hadi be prensesin çantasında iki gümüş yok mu? Evet tabiki de yok. Aptal kafam böyle küçücük bir detayı cidden düşünemedi. Aynı gülümsemeyle iki at alınacak koca altın paramı çantama geri soktum. “Teşekkürler “ bardağı aldığım gibi yerine geri koydum. Bugün kesinlikle iki bardak fazla şarap alacağım. Sergileri ve güzel porselen fincanı geride bırakıp çarşının dar ara sokaklarına daldım. Taş evlerin arasından ilerlerken insan seslerinin azalması üstümdeki pelerini çıkardım. O kumaş parçasını seviyorum ama güneş bu kadar yakındayken daha fazla üstümde kalması pek sağlıklı olmaz. Aşağı inen dört basamaklı merdivenden inip aslan hanının arka kapısından içeri girdim. Ahşap kapı gıcırdayarak açıldı. İçerideki şarap ve limon birası kokusu gözlerimi açmama sebep oldu. Aslan taşrasında limon birası fazla popüler ve ucuzdu. Hanın içinde en kuytu köşelerden birine oturup Koen'u beklemeye başladım. Taş duvar sırtımı dayadım kapşonumu olabildiğince aşağı çekip yüzümü gizledim. Buralarda kimse beni tanımaz ama birazdan beni dinkent prensinin yanında görünce sorgulayacak çok kişi olur. Aslanlar mahremiyetin kadından geldiğine inanır, fakat mahremiyeti de onlara baba öğretir. Çağrıya odaklanmaktansa biraz düşünmeyi deneseler aslında hiç fena akrabalarım yok. Landion’un hanları genelde dinkent sınırında yada aslan inine olabildiğince yakınında olurdu. Dinkent veliaht prensi keon fazla prestijli, alımlı ve bir erkeğe kıyasla güzel görünürdü fakat göründüğünden daha aptal dı. Veliaht olmasına rağmen yönetim nedir bilmez insanlar, halk yada dinkent de hangi kürler varsa hiçbiri onun umrunda değil di. Keon biraz rahat ve ne olursa olsun insanı ve sanırım bu yüzden birlikteyiz. Ne kadar aptal olursa olsun benim olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Pelerinimi düzelttim etrafı gözetledim. Hala gelmedi. Han boştu, bir iki ayyaş dışında. Hiç gelmezse ablalarıma ne diycem? İşte asil bir sıçış.Oturduğum yerden kalkıp sessiz sessiz dışarı çıktım. Gerçekten lu'nun beni canlı canlı yakması için artık bir sebebi var. Pelerimi biraz daha önüme çekip koşmaya başladım. Güneş batmaya başlamış dı bile, Landion da akşam yemeği hava tamamen karardığında yenir ve aileden bir kişi bile eksikse o gelinceye dek kimse tabağına okunmaz. “Cidden çok da önemli biri değilim bensiz başlayın” gibi anlamsız bahaneler kral Allen ve pek sevgili inci varis bayan Lauretta için hiç önemli değil. “Bir prenses “ diyerek başlayan bir azar ve sonunda mabete dişilerin yanına yollayacağım.tekrar. Dinkent taşrasından çıktığımda nefesim kesilmişti. Ah yüce tanrı daha lion’nun yakınlarına bile değilim “Sikik keon" dinkent’in büyük çanına doğru bağırdım Papucumun prensi. Bir daha Landion’a geldiğinde onu küçük oğlum ile tanıştırmayı asla unutmayacağım. Bir düşünce vuka'yı bugün hiç görmedim. İlginç
Bölüm etkileşimi
