3. bölüm · Aşk, gözyaşı ve kan

Bölüm 3 - Gizemli kapı

dilekk Xz

Telefon aniden kapandı.
Lina ekrana baktı; sinyal vardı ama Sam yoktu. Sanki biri konuşmayı bilinçli olarak kesmişti. O an evin içindeki sessizlik boğucu bir ağırlığa dönüştü. Duvar saatinin tik takları tersine akıyordu. Zaman… bu evde doğru işlemiyordu.
Ayna hâlâ karşısındaydı.
Ama artık Sam yoktu.
Onun yerine, Lina’nın arkasında annesinin silueti belirdi.
“Gitmeliydin…” dedi kadın, sesi iki farklı yerden geliyordu.
Biri ağzından, diğeri Lina’nın kafasının içinden.
Lina geri dönmek istedi ama ayakları yere yapışmıştı. Aynadaki yansıması gülümseyerek ona bakıyordu. O gülümseme Lina’ya ait değildi.
“Beni burada bıraktın Lina,” dedi anne.
“Şimdi sıra sende.”
Ayna bir anda çatladı.
Çatlaklardan siyah bir sıvı sızdı. Kan değildi. Daha koyu, daha soğuktu. Lina çığlık atmak istedi ama sesi çıkmadı. Aynanın içinden bir el uzandı ve bileğini kavradı.
Ve Lina kendini aynanın içinde buldu.
Burası evin aynısıydı ama çürümüştü. Duvarlarda kasabanın eski fotoğrafları vardı. Hepsinde aynı yüz göze çarpıyordu: annesi. Ama fotoğraflar yıllar öncesine aitti.
“Bu mümkün değil…” diye fısıldadı Lina.
İşler daha da karmaşık bir hâl alıyordu, Lina bir anda aynanın içinden başka bir yere ışınlanmıştı buradaki her yer terkedilmiş, ıssız ve korkunç bir ormandı ama insan kokusu vardı bulunduğu ortamda hissediyordu, ne yapacağını bilemeyen Lina bir anda çığlık atmaya başlamıştı,
" Lina , " imdatt kimse yokmu neler oluyor burada!"
Hiç bir ses gelmedi tek gelen kendi sesi olan yankıydı,
Lina burda hapsolmuş gibi hissediyordu, ağaçlar bile tuhaftı, ağaçların yaprakları yeşil olacağı halde kan kırmızısıydı...
Biraz ileri geri gittikten sonra tekrardan sesler duydu ve bu sefer kadın sesi değil, bir erkek sesiydi, ses "kalın ve yankılı bir şekilde" burdan hemen gitmelisin tehlikeli HEMEN GİT!!!
demişti, Lina olduğu yerden geri geri gelince bir anda yere düştü,düşer düşmez gözleri kapandı ve bayıldı...

Ertesi sabah, öğlen 12:30,
Lina, dün geceden beridir baygındı ama kendisi bunu bir çeşit kabus olarak benimsiyecekti,
Uyandığında her zamanki gibi başında "sam" vardı.
Sam, bir terslik olduğunu anlamıştı. Ve Lina ne kadar kabus gördüm dese de sam herşeyin farkındaydı, ve linayı koruyamıyordu, bu da onu paramparça ediyordu. Sam bunların aksine halâ linayı seviyordu ve lanet kasabanın oyunlarına aldırış etmeyecekti, asla vazgeçmeyecekti Linadan, linayı arabaya bindirip apar topar kasabadan uzaklaşabildikleri yere doğru gittiler.
Lina, yeni yeni kendine geliyordu, başını kaldırıp arka koltuktan sam' ı izliyordu.
Sam' a dönüp "nereye gidiyoruz?" Dedi.
Sam, kararlı bir şekilde dönüp dedi ki " seni olabildiğince uzağa kaçırıyorum"
Lina, şaşkın bir şekilde "ne" diye çıkıştı.
Sessizlik oldu ve bir anda sam, arabayı durdurdu.
Linayı arabadan dışarı indirdi, kucağına aldı ve duygusal bir şekilde lina,nın o güzel, naif dudaklarından öptü...

Lina, da memlundu çünkü ikiside birbirlerine sırılsıklam aşıktı.

Yaklaşık 30 dakika boyunca dudakları buluşmuştu...

Yavaşça birbirlerinden ayrıldılar ve Sam, "seni çok seviyorum ve seni kaybetmek istemiyorum buna bir kez daha izin vermeyeceğim" dedi.
Lina da "bende seni çok seviyorum ve seni bir daha bırakmak zorunda kalmayacağım lütfen hep benim yanımda ol" dedi.

Bu duygusal anlar kısa sürdü ve sam , ın telefonu çaldı arayan "james, ti" james kızılvadi,nin muhtarının oğluydu, ve ilk okulda linaya aşıktı.
Sam, le James pek iyi anlaşamazdı. Birbirlerini sevmezlerdi James biraz daha zengin zübbesi gibi davranırdı.
Sam ise tam tersi kökeni çok zenginlerden gelme olsa bile zenginlerin egosundan hiç birisi sam de yoktu. Para onu asla bozamazdı.
Sam telefonu açtı. James "sam evini mi boşalttın sen"? Dedi. Sam de şaşkın bir şekilde" hayır nerden çıktı" dedi.
James, "Komşular rahatsız olmuş sesten pat pat diye mobilya sesi geliyormuş açmayınca kapıyı kırdım. Ama içinde hiç bir şey yoktu, kasabadan taşınıyosunda bizim mi haberimiz yok" dedi.
Sam, artık hiçbirşeye şaşırmadan, "hayır merak etme başına belayım bu kasabada, sadece mobilyaları yeniletiyorum" dedi.
Ama kendisi çok tuhaf olmuştu olup biteni kısaca linaya anlattı, Lina da Sam, la aynı tepkiyi vermişti.
Şaşkın ama daha ne olabilir ki diye bekliyorlardı ikisinde, alışmışlardı Lina bir anda, sam'a "bana niye söylemedin kabus görmediğimi ve gerçek olduğunu" dedi.
Sam, sen nerden anladın diye şaşkına dönmüştü, çünkü aynı şeyleri sam birçok kez yaşamıştı. Ve beşinci altıncı seferinde herşeyi anlamıştı. Lina,nın ilk seferde anlamasına şaşırmıştı. Sam ve Lina arabaya tekrar binip kızılvadiden bayabi uzaklaşmışlardı. Sam,in içi rahatlamıştı. Ama lina,nın aksine. Lina' nın içini gene korku sarmıştı. Sanki kötü birşey olacak gibi, bunu sam, a söyleyince, sam çok aldırış etmemişti. Sam " kötü şeyler sadece kızılvadi de olur" demişti.
"Şuan kızılvadi,de değiliz korkmana gerek yok hem ben varım" demişti.
Ama lina biraz bile rahatlamamıştı, ve Lina haklı çıkmıştı, 5 dakika sonra kaza yapmışlardı.

Saat, 19:47' geçiyordu.
İkiside kazayı atlatmıştı fakat kaza yapınca, Lina ve sam kendisini başka biyerde bulmuştu
Korkuyordu ikiside Lina yine bir sefer önceki aynanın içinden geçtiği yere gelmişti.
Sam' de simsiyah biryere başka hiç birşey yoktu,
Sadece siyah yerler sanki sam kör oldum sanmıştı. Ama beyninin bir oyunu olduğunu biliyordu, ikiside birbirini merak etmişlerdi,
Lina "SAMM neredesinn!" Diye bağırmıştı,ama duyan eden ya da ses gelen en ufak bir şey yoktu,
Sam "LİNAA korkma sakın beyninin oyunu sadece" diye bağırmıştı, ama aynı şekil ne yazıkki hiçbir ses ya da yanıt yoktu.
Lina eskisi gibi korkmuyordu, artık anlamıştı kasaba, kızılvadi onları ele geçirmişti ama neden biz diye kendisine soruyordu,
Lina, nın bir özelliği vardı kötü şeyleri önceden haberini alıyormuşcasına hissediyordu, bunu Lina kullanmaya karar verdi.
Sam, de özellikler vardı, ama onu kendisi için kullanamıyordu, o yüzden sevdiği kişide kullanmayı seçicekti...

Ertesi sabah;
Lily,ve Almira ' ya hemen haber gelmişti. Arkadaşlarını rüyalarında görmüşlerdi aynı şekilde kaza yaparken, ve garip bir şekilde arkdaşlarının rüyası gerçek olmuştu...

Ve korkup hemen uyanmıştı, lily uyadıktan sonra 5 dk, ya hastaneden telefon geldi. Lina ve sam hastanedeydi sam ufak tefek sıyrıklarla atlatmıştı, fakat Lina,nın beyin sarsıntısı vardı durumu ciddiydi.
Lily ve Almira hemen arabaya atlayıp arkadaşlarının yanına gittiler,
Bütün kasaba nerdeyse hastanedeydi, samı ve Linayı görmeye geldiler, sam ' ın yakın arkadaşı " John " da gelmişti. John, sam ' ın bütün sırlarını biliyordu ama sam John' un hiç bir sırrını bilmiyordu. Sam onu normal insan olarak biliyordu. Ama John da tılsım, vadisi ' nin muhafızıydı ve tılsım hareket ediyordu, tehlike çok daha yakındaydı...

30 dakika sonra, sam kendisine gelmişti.
Uyanır uyanmaz Lina,yı sormuştu, Lina ' nın durumu ne yazık ki onun kadar iyi değildi, Lina uyandığı karanlık yere ışınlandıktan sonra ayak sesleri duymuştu, 42 saniye sonra hastaneye getirilmişti, ve halâ kendisine gelememişti, herkes Lina için endişeliydi, Almira ve lily rüyalarının gerçek olduğunu sam ,a söylediler.
Neden böyle bir şey gördüklerini anlamamıştı ikiside fakat gerçekti. Sam, endişeli ve üzgün bir yüz ifadesiyle" tamam kızlar söylediğiniz için sağolun ama bunu artık benden başka kimseye bahsetmeyeceksiniz anlaştık mı? " Dedi.
Kızlar, "tamam tamam da..." Sözü bitmeden sam Lina,nın yanına gitmişti. Korkuyla ona bakıyordu yoğun bakım camından, acıyla bağırarak "LİNAAA UYAN SEVGİLİM LÜTFEN BENİ BU KADAR ACIYLA YANLIZ BIRAKMA" !!! Demişti çağresizce John, sam,ı sakinleştirmeye çalıştı. Sam ağlıyordu...
Rüya,nın kızılvadi de gerçekleştiğini görmek ve Genelde gerçek hayatta da gerçek olması, haberci rüyaydı, ve kızılvadi' nin iki tane habercisi vardı
Almira ve lily, di. John, tehlikeyi hissetmişti gözleri köyü maviden, kırmızıya dönmüştü herkesin içinde, kimse görmeden wc ye gitti, ve Johnun burnu kanıyordu, gözleri kan kırmızı rengine dönmüştü, tılsım yerinden oynamıştı birisi onu çalmaya çalışıyordu John fenalaştı ve yere düştü.
20 dakika sonra temizlik personeli gördü ve John,
Temizlik görevlisinin çığlığı hastanenin koridorlarında yankılandı.
John yerde hareketsiz yatıyordu. Yüzü solgundu, nefesi düzensizdi. Gözleri kapalıydı ama sanki hâlâ bir şeyler görüyormuş gibi kaşları titriyordu. Görevliler hızla onu sedyeye aldı ve acil servise götürdü.
Aynı anda, Lina’nın odasında monitörler tiz bir ses çıkardı.
Sam o sesi duyduğu an, kalbinin durduğunu sandı.
“Hayır… hayır, lütfen…” diye fısıldadı.
Lily ve Almira da koşarak geldi. Üçü de Lina’nın camın ardındaki hareketsiz bedenine baktı. Doktorlar içeri girip çıkıyor, hemşireler aceleyle talimat alıyordu.
O an Almira’nın başı zonkladı.
Bir görüntü zihnine çarptı:
Dar bir taş koridor. Duvarlarda titreyen mavi ışıklar. Bir kapı. Üzerinde eski bir sembol. Ve fısıltılar…
“Geçit…” dedi Almira nefes nefese.
“Ne?” diye sordu Lily.
“Burada… hastanenin altında bir geçit var. Rüyalarımızın kaynağı orası.”
Sam onlara döndü. Gözleri kızarmıştı ama içinde garip bir kararlılık vardı.
“Beni oraya götürün.”
Gece çöktüğünde hastane sessizliğe gömüldü. Koridorlarda yalnızca uzaktan gelen cihaz sesleri duyuluyordu.
Üçlü, eski arşiv bölümüne açılan terk edilmiş bir kapının önünde durdu. Bu kapı normalde kilitliydi ama Almira, cebinden küçük, paslı bir anahtar çıkardı.
“Bunu rüyamda buldum,” dedi. “Ve şimdi elimde.”
Anahtar kapıya uydu.
Kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı.
İçerisi karanlıktı. Nemli taş duvarlar ve aşağı doğru inen dar bir merdiven vardı.
Lily titreyen sesiyle fısıldadı:
“Buraya girdiğimizde geri dönüş olmayabilir…”
Sam bir adım öne çıktı.
“Zaten geri dönülecek bir hayat kalmadı. Lina’yı ve John’u kurtaracağız.”
Merdivenlerden indiler.
Her adımda hava daha soğuk, daha ağır oluyordu.
Koridor, hastaneden çok daha eskiydi. Sanki burası, binanın temellerinden bile önce yapılmıştı.
Duvarlarda kırmızı ve mavi ışık yayan taşlar vardı. Bu taşlar, kalp atışı gibi yavaşça parlıyordu.
Almira durdu.
“Burası Kızılvadi’nin yolu…”
“Gerçekten var mıydı?” diye sordu Lily fısıltıyla.
“Var. Ama bizim dünyamızda değil. Rüyalarımızla buraya bağlanıyoruz.”
Birden uzaklardan bir ses geldi.
Fısıltı gibiydi ama aynı kelimeyi tekrar ediyordu:
“Seçim… Seçim… Seçim…”
Sam’in içi ürperdi.
“Ne seçimi?”
Almira gözlerini kapattı.
“Kim yaşayacak… kim uyanamayacak… onu seçiyorlar.”
İlerlediklerinde büyük bir kapıya ulaştılar. Kapının üzerinde, o tılsım vardı.
“Bu kapı açılırsa, onları bulabiliriz,” dedi Lily.
Sam kapıya dokundu.
O anda görüntüler zihnine doldu:
Lina’nın karanlık bir yerde, etrafı sisle çevrili halde yürüdüğünü gördü. John ise bir aynanın karşısındaydı. Aynada kendi yansıması yoktu.
Sam geri çekildi, nefesi kesilmişti.
“Onlar burada… ama farklı odalardalar.”
Kapı yavaşça açıldı.
İçerisi devasa bir salondu. Tavanı görünmeyecek kadar yüksekti. Ortada, dairesel bir platform ve üzerinde üç sembol vardı.
Biri kırmızı, biri mavi, biri siyah.
Almira fısıldadı:
“Üç kapı… Üç kader…”
Tam o anda duvarlardan gölgeler süzülmeye başladı. İnsan şekline benziyorlardı ama yüzleri yoktu.
Lily korkuyla geri çekildi.
“Bunlar ne?!”
“Bekçiler,” dedi Almira. “Kızılvadi’nin sırlarını korurlar.”
Gölgeler konuşmuyordu ama zihinlerine aynı düşünceyi yolluyordu:
“Yanlış kapı, sonsuz uyku demektir.”
Sam yumruklarını sıktı.
“Doğru olanı nasıl bileceğiz?”
Almira gözlerini kapadı. Rüyalarındaki sesi dinlemeye çalıştı.
“Lina… kalbini takip ediyor. John… geçmişine bakıyor.”
“Bu ne demek?” diye sordu Lily.
“Lina için kırmızı kapı. John için mavi kapı.”
Sam hiç tereddüt etmedi.
“Ben Lina’ya gideceğim.”
“Ben John’a,” dedi Lily.
Almira ise siyah kapının önünde durdu.
“Ben burayı kapatacağım. Yoksa Kızılvadi buraya sızacak.”
Sam kırmızı kapıyı açtığında sıcak bir rüzgâr yüzüne çarptı.
Burası, sisle kaplı bir vadiydi. Gökyüzü kızıl renkteydi. Uzaktan bir siluet yürüyordu.
“Lina!” diye seslendi.
Siluet durdu.
“Sam… neden bu kadar geç kaldın?” dedi Lina’nın sesi.
Yanına koştu.
“Uyanman gerekiyor. Burası gerçek değil.”
Lina’nın gözleri doluydu.
“Gerçek olan tek yer burası gibi hissediyorum…”
Sam onun ellerini tuttu.
“Gerçek, acıtsa bile, birlikte olduğumuz yer.”
O anda vadi titredi.
tılsım parladı ve sis dağıldı.
Lily, mavi kapıdan geçtiğinde aynalarla dolu bir odaya girdi.
Ortada John vardı.
Aynaya bakıyor ama kendi yansımasını göremiyordu.
“John!” diye seslendi.
John başını kaldırdı.
“Ben kimim, Lily? Eğer yansımam yoksa…”
Lily ona yaklaştı.
“Sen, korkularından ibaret değilsin. Biz seni görüyoruz.”
Elini tuttu.
Aynada bir siluet belirdi. Yavaş yavaş John’un yüzü oluştu.
Oda aydınlandı.
Bu sırada Almira siyah kapının önünde diz çökmüştü.
Duvarlardan fısıltılar yükseliyordu.
“Kızılvadi seninle kalacak…”
Almira gözlerini açtı.
“Hayır. Biz sadece habercileriz. Sahipleri değil.”
Tılsımı yere koydu.
Işık yayıldı ve gölgeler geri çekildi.
Geçit sarsılmaya başladı.
Üçü aynı anda kendilerini tekrar o büyük salonda buldu. Ama artık gölgeler yoktu. Işıklar sönüyordu.
“Çabuk!” diye bağırdı Almira. “Burası kapanıyor!”
Merdivenlere koştular.
Ardından taşlar çökmeye başladı ama tam son basamakta, kapı kendiliğinden kapandı.
Sessizlik.
Hastane odasında monitörler yeniden düzenli bir ses çıkardı.
Lina derin bir nefes aldı.
Gözleri yavaşça açıldı.
Aynı anda, başka bir odada John da gözlerini açtı.
Doktorlar şaşkınlıkla birbirlerine baktı.
Sam Lina’nın elini tuttu. Gözlerinden yaşlar süzüldü ama bu kez umut doluydu.
“Geri döndün…”
Lina fısıldadı:
“Sen beni çağırdın.”
Bir süre sonra hepsi aynı odada buluştu.
Yorgun, ama hayattaydılar.
Almira sessizce konuştu:
“Kızılvadi kapandı… ama tamamen yok olmadı.”
“Yani?” dedi Lily.
“Yani rüyalarımız artık daha dikkatli olacak. Çünkü bazı rüyalar, sadece rüya değildir.”
Sam pencereden geceye baktı.
Artık biliyordu.
Aşk, korku ve kader aynı yerde kesiştiğinde, en karanlık geçitlerden bile bir ışık doğabilirdi.
Ve bu, onların hikâyesinin yalnızca başlangıcıydı… ✨