Aşeka kitap kapağı

3. bölüm / 3

Aşeka

Aşeka - bölüm 1: Herkes Beni istiyor!

Vaveyla Yazarı: Lyra Vega

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: Aşeka - bölüm 1: Herkes Beni istiyor!

-Beni Herkes İstiyor!-

Hayatımın en boktan dönemlerinden sonra üniversiteye başlamak çok iyi gelmişti. Yani kim —hele ki başarılı bir sporcu olanlar— neden boş bir bölüm olsa bile üniversite okur ki? Pardon! Bunu eski ben söyledi. Kendi ayakları üstünde duran kadınlardan biri olmak için çabalıyorum. Ve bunun için dağ taş demeden yalın ayak bu yolda koştum. Okuduğum bölüm çoğunlukla benim için ortalama derecede zor geçsede rahatlığıma düşkün bir insanım. Diken üstünde olsam bile…
“Adel! Gel artık kahvaltıya ya!” diyen ablamın o bağırınca cırtlak olan sesini görmezden gelemdim çünkü bu tam beni dördüncü çağırışıydı ve beşincisi gelirse beni keser ile doğrayacağını biliyordum. Ama tek bir sorun vardı ki ben daha yatağımdan kalkmamış, çoraplarımın kaydığı ayaklarımı havaya kaldırıp bakmala meşguldüm. Aynen kardeşim bende “Abdülkerim Bardakçı” kendim küçük çaplı kahkahamdan sonra bu keşfetimde ki bütün videoların komik seslerini taklit ede ede banyonun yolunu tuttum. Bu ne biçim bir topuzdu böyle? Kuş yuvasına benziyor. Hazırlanmam toplam on dakikadan uzun sürmüştü ve bu süreç içerisinde ablam tarafından beşinci defa uyarılmıştım… İşte bu kötü oldu dostum.
“Mal sığır! Neden gelmiyorsun!?”
“Çünkü sen dediğin için.” karşımdaki doğranmış salatalıklardan bir tane araklarken ve dumanı üstünde olan çayıma bakarken söylemiştim bunları. Hanımefendi o kadar Pinterest “Clean Girl” olmuş ki artık hep sabah uyanınca filtre kahve içiyor. Yani sen kim? Zıkkımlı filtre kahve kim? Annem ile babam erkenden pastaneye geçtiklerinden dolayı evde ablamla yalnızdım. Yani şimdilik. Kendisi erkenden işe gitmesi gerektiği için ve benim bugün derslerim olmadığı için evde tektim. Ağzına bir parça peynir atıktan sonra topuklu ayakkabılarını giyerken kapıdan bağırdı bana. “Buraları topla! Ben Koray ile buluşacağım! Geç gelebilirim bir saat!” Kendim büyük bir nefes boşalttım ciğerlerimden. Annemler pastanede, ablam işte ve sevgilisiyle. Ben? Ben bok torbası gibi bırakıldım buraya. “Her halde bugün sadece keşfette gezinmekten başka işim olmayacak.” diye seslice düşündüm. Yeğenim naz okuldaydı. Diğer ablamı arasam o zaten özel derstedir. Eniştemi aramak istemiyorum. Abim desen zaten asker olduğu için buraya gelmeye bile tenezzül edemiyor. Şimdi ne yapacağım ya?
Kendim bir kaç patates kızartması ağzıma tıktıktan sonra masayı toplamaya başladım. Tam o sırada en kıvamlı olan ve yapışkanlığıyla midemi bulandıran o şeftali reçeli benim elime döküldü… içimden o reçel gibi olan kıvamlı ve tam yerinde olan küfürler savurduktan sonra en son masayı silip kendimi koltuğa park ettim. Acaba ne zaman bu uzay boşluğuna benzeyen ama nefes alabildiğim atmosferden uzaklaşabilecektim? Aklıma o sırada bir kaç aydır ayağımın ağrımasından dolayı yapamadığım buz pateni aktivitesi aklıma geldi. Tamam, profesyonel değildim ama hobi olacak kadar güzel, profesyonel olamayacak kadar kötü kayıyordum. Tabii bu dışarıdan gören insanlar için bir görüş açısı değildi. Dışarıdan gören insanlar çok iyi kaydığımı söyler. Hatta olimpiyatlara katılsam kazanabileceğimi söylerler.
Ama bir şeyi bilmiyorlar, ben olimpiyatlarda Türkiye’yi birinci yapmış olan Adel Zaferhan’dım.
Bunları konuşmanın zamanı şimdi değil.
Kendimi biraz toparlamak için uzandım. Herhalde ilaçlarımı eksik aldım. Şaka yapıyorum ben iyiyim. Bugün buz pateni yapmak iyi bir fikir değil ya. Boşver, her neyse. Bu kelimelerden nefret ederdim. Boşver diyemiyorum kendime. O kelime sadece ağzımdan çıkıyor. Kendime komut veremiyorum aslında. Her neyse diye bir şey yok. Neden her neyse? O belki kötü bir şey? İyide olabilir? Cidden deliriyorum! Yarım edin!
Evde otururken açık kalmış olan televizyondan haber programları açıktı. Bir programa diyetisyen bir kadın katılmıştı. Gözlüklüydü ve biraz yaşlıydı. Gözlerini belertip çok ciddi şekilde konuşuyordu. “Kahvaltı yapmayan bir insanın kalp krizi %60 oranda artabileceği bilim insanları tarafından doğrulanmıştı! Anneler, babalar! Çocuklarınızı sağlıklı besleyin!” diye bağırıyordu. Kahvaltıda sadece patates kızartması yediğim için kalbim de isyan ediyordu televizyona. Kumandayı kaptığım gibi televizyonu simsiyah bir Kara deliğe dönüştürmek için kırmızı düğmeye astım ve ebediyete uğurladım. Valla ne hali varsa görsün. Derken diğer ablam olan Manolya Serçe girdi kapıdan içeriye! Zaten kafa dinlemek bize haram. Neden Serçe, çünkü kendisi 6 sene önce evlendi de ondan. Soyadı bazen kulağıma güzel geliyor bazende çok saçma geliyor. Her neyse en azından cıvıl cıvıl bir soyadı var.
“Ay benim tatlı kızılım!” dedi elindeki poşetleri bırakırken.
“İyiyim küçük kuş,” dedim gıcık bir sesle. Göz devirmesini hissetmiştim kendi göz küremde. Öyle ürpertmişti beni. “Naz nerede?” diye sordum. Çünkü acayip sıkılmıştım. “Naz’ı babasına postaladım. Normalde sana vercektim ama bugün huysuz.” Şaşırdım, Naz çok huysuz olmaz ki. Muhtemelen istediği oyuncağı sınıfından bir erkek tutmuştur. Kendisi daha beş yaşında ama benden titiz!
“Ablam çıktı, abla.” dedim. Bazen bunları söylerken karma karışık geliyor ama bir şekil kendimi anlaşılır biçimde ifade edebiliyorum. “Tamamdır! Beste de gittiyse artık rahatça dedikodu yapabiliriz!” Sahte ama mutlu, küçük bir heyecanla onayladım. Kendisi masaya kahve yapmak için aldığı binir türlü şeyi diziyordu. Ben arada ona yardım amaçlı istediklerini götürürken o da arkası dönük konuşuyordu:
“Bugün okulda öğrencilerim peşimi bırakmadı.” yüzümü ekşittim. Benim okuduğum lisede almanca öretmeniydi ve beni de kendi izinden gitmemi istediği için Alman Dili ve Edebiyatı bölümüne girmem için çalıştırdı. Şuan hâlâ o bölümde okuyor olabilirim ama bırakmak için bin bir türlü sebebim var. Ama ne yalan söyleyeyim azda olsa sevmiyorum değil. Her neyse konumuz bu değil! Bak yine her neyse dedim! Ağzıma gelin ve rahatlıkla sıçın lütfen!
Bu düşüncülerin sonunda cevap verdim. “Kötü olmuş ya.” Cevabı gecikmedi tabii
“Sen olmuş işte.” Aklı sıra bana sen çok kötüsün demeye çalışmış olabilir ama ben herkesten bile iyiyim. Kahveleri tezgahtan dumanlarıyla önüme getirirken teşekkür ettim. Koltuğa kuruldu iyice. Bu seferde ilişki uzmanı gibi konuşmaya başlamıştık. Konu buradan buraya nasıl gelmişti acaba?
“Sence bir erkeğin davranışları nasıl olmalı?”
“İyimser, destekçi, yanımda olan, bla bla işte! Of! Ben ne anlarım be!?” Bu cevabıma kahkaha patlattı çok güçlü bir şekilde. Muzipçe uzaklara daldı ve bardağı daha yeni ruj sürülmüş dudaklarına götürdü. “Ay ne olacak ya sordum öyle!” Bu sefer benim cevabım uzun sürmedi:
“Abla! Söylesene ya!”
“Tamam, tamam! Okulda ki bütün ergenler senin şu eski okçuluk dönemine hayranda, o yüzden!” Sırıtması durmadığı iççin tekrardan sordum burun kemerimi severken, “Sadece bu mu?” Bardağı masaya bıraktı ve gülerek ama oflayarak çıkardı baklayı.
“Bizim komşu olan Fahriye Teyze seni oğluna istiyormuş!” Bu sefer dışımdan küfür savurdum. Ablam daha çok gülmeye başlarken ben daha çok sıkılmıştım. Biraz eğlenmek için içimden geçirdim, “Beni herkes istiyor bir kere!”
nemlerinden sonra üniversiteye başlamak çok iyi gelmişti. Yani kim —hele ki başarılı bir sporcu olanlar— neden boş bir bölüm olsa bile üniversite okur ki? Pardon! Bunu eski ben söyledi. Kendi ayakları üstünde duran kadınlardan biri olmak için çabalıyorum. Ve bunun için dağ taş demeden yalın ayak bu yolda koştum. Okuduğum bölüm çoğunlukla benim için ortalama derecede zor geçsede rahatlığıma düşkün bir insanım. Diken üstünde olsam bile…
“Adel! Gel artık kahvaltıya ya!” diyen ablamın o bağırınca cırtlak olan sesini görmezden gelemdim çünkü bu tam beni dördüncü çağırışıydı ve beşincisi gelirse beni keser ile doğrayacağını biliyordum. Ama tek bir sorun vardı ki ben daha yatağımdan kalkmamış, çoraplarımın kaydığı ayaklarımı havaya kaldırıp bakmala meşguldüm. Aynen kardeşim bende “Abdülkerim Bardakçı” kendim küçük çaplı kahkahamdan sonra bu keşfetimde ki bütün videoların komik seslerini taklit ede ede banyonun yolunu tuttum. Bu ne biçim bir topuzdu böyle? Kuş yuvasına benziyor. Hazırlanmam toplam on dakikadan uzun sürmüştü ve bu süreç içerisinde ablam tarafından beşinci defa uyarılmıştım… İşte bu kötü oldu dostum.
“Mal sığır! Neden gelmiyorsun!?”
“Çünkü sen dediğin için.” karşımdaki doğranmış salatalıklardan bir tane araklarken ve dumanı üstünde olan çayıma bakarken söylemiştim bunları. Hanımefendi o kadar Pinterest “Clean Girl” olmuş ki artık hep sabah uyanınca filtre kahve içiyor. Yani sen kim? Zıkkımlı filtre kahve kim? Annem ile babam erkenden pastaneye geçtiklerinden dolayı evde ablamla yalnızdım. Yani şimdilik. Kendisi erkenden işe gitmesi gerektiği için ve benim bugün derslerim olmadığı için evde tektim. Ağzına bir parça peynir atıktan sonra topuklu ayakkabılarını giyerken kapıdan bağırdı bana. “Buraları topla! Ben Koray ile buluşacağım! Geç gelebilirim bir saat!” Kendim büyük bir nefes boşalttım ciğerlerimden. Annemler pastanede, ablam işte ve sevgilisiyle. Ben? Ben bok torbası gibi bırakıldım buraya. “Her halde bugün sadece keşfette gezinmekten başka işim olmayacak.” diye seslice düşündüm. Yeğenim naz okuldaydı. Diğer ablamı arasam o zaten özel derstedir. Eniştemi aramak istemiyorum. Abim desen zaten asker olduğu için buraya gelmeye bile tenezzül edemiyor. Şimdi ne yapacağım ya?
Kendim bir kaç patates kızartması ağzıma tıktıktan sonra masayı toplamaya başladım. Tam o sırada en kıvamlı olan ve yapışkanlığıyla midemi bulandıran o şeftali reçeli benim elime döküldü… içimden o reçel gibi olan kıvamlı ve tam yerinde olan küfürler savurduktan sonra en son masayı silip kendimi koltuğa park ettim. Acaba ne zaman bu uzay boşluğuna benzeyen ama nefes alabildiğim atmosferden uzaklaşabilecektim? Aklıma o sırada bir kaç aydır ayağımın ağrımasından dolayı yapamadığım buz pateni aktivitesi aklıma geldi. Tamam, profesyonel değildim ama hobi olacak kadar güzel, profesyonel olamayacak kadar kötü kayıyordum. Tabii bu dışarıdan gören insanlar için bir görüş açısı değildi. Dışarıdan gören insanlar çok iyi kaydığımı söyler. Hatta olimpiyatlara katılsam kazanabileceğimi söylerler.
Ama bir şeyi bilmiyorlar, ben olimpiyatlarda Türkiye’yi birinci yapmış olan Adel Zaferhan’dım.
Bunları konuşmanın zamanı şimdi değil.
Kendimi biraz toparlamak için uzandım. Herhalde ilaçlarımı eksik aldım. Şaka yapıyorum ben iyiyim. Bugün buz pateni yapmak iyi bir fikir değil ya. Boşver, her neyse. Bu kelimelerden nefret ederdim. Boşver diyemiyorum kendime. O kelime sadece ağzımdan çıkıyor. Kendime komut veremiyorum aslında. Her neyse diye bir şey yok. Neden her neyse? O belki kötü bir şey? İyide olabilir? Cidden deliriyorum! Yarım edin!
Evde otururken açık kalmış olan televizyondan haber programları açıktı. Bir programa diyetisyen bir kadın katılmıştı. Gözlüklüydü ve biraz yaşlıydı. Gözlerini belertip çok ciddi şekilde konuşuyordu. “Kahvaltı yapmayan bir insanın kalp krizi %60 oranda artabileceği bilim insanları tarafından doğrulanmıştı! Anneler, babalar! Çocuklarınızı sağlıklı besleyin!” diye bağırıyordu. Kahvaltıda sadece patates kızartması yediğim için kalbim de isyan ediyordu televizyona. Kumandayı kaptığım gibi televizyonu simsiyah bir Kara deliğe dönüştürmek için kırmızı düğmeye astım ve ebediyete uğurladım. Valla ne hali varsa görsün. Derken diğer ablam olan Manolya Serçe girdi kapıdan içeriye! Zaten kafa dinlemek bize haram. Neden Serçe, çünkü kendisi 6 sene önce evlendi de ondan. Soyadı bazen kulağıma güzel geliyor bazende çok saçma geliyor. Her neyse en azından cıvıl cıvıl bir soyadı var.
“Ay benim tatlı kızılım!” dedi elindeki poşetleri bırakırken.
“İyiyim küçük kuş,” dedim gıcık bir sesle. Göz devirmesini hissetmiştim kendi göz küremde. Öyle ürpertmişti beni. “Naz nerede?” diye sordum. Çünkü acayip sıkılmıştım. “Naz’ı babasına postaladım. Normalde sana vercektim ama bugün huysuz.” Şaşırdım, Naz çok huysuz olmaz ki. Muhtemelen istediği oyuncağı sınıfından bir erkek tutmuştur. Kendisi daha beş yaşında ama benden titiz!
“Ablam çıktı, abla.” dedim. Bazen bunları söylerken karma karışık geliyor ama bir şekil kendimi anlaşılır biçimde ifade edebiliyorum. “Tamamdır! Beste de gittiyse artık rahatça dedikodu yapabiliriz!” Sahte ama mutlu, küçük bir heyecanla onayladım. Kendisi masaya kahve yapmak için aldığı binir türlü şeyi diziyordu. Ben arada ona yardım amaçlı istediklerini götürürken o da arkası dönük konuşuyordu:
“Bugün okulda öğrencilerim peşimi bırakmadı.” yüzümü ekşittim. Benim okuduğum lisede almanca öretmeniydi ve beni de kendi izinden gitmemi istediği için Alman Dili ve Edebiyatı bölümüne girmem için çalıştırdı. Şuan hâlâ o bölümde okuyor olabilirim ama bırakmak için bin bir türlü sebebim var. Ama ne yalan söyleyeyim azda olsa sevmiyorum değil. Her neyse konumuz bu değil! Bak yine her neyse dedim! Ağzıma gelin ve rahatlıkla sıçın lütfen!
Bu düşüncülerin sonunda cevap verdim. “Kötü olmuş ya.” Cevabı gecikmedi tabii
“Sen olmuş işte.” Aklı sıra bana sen çok kötüsün demeye çalışmış olabilir ama ben herkesten bile iyiyim. Kahveleri tezgahtan dumanlarıyla önüme getirirken teşekkür ettim. Koltuğa kuruldu iyice. Bu seferde ilişki uzmanı gibi konuşmaya başlamıştık. Konu buradan buraya nasıl gelmişti acaba?
“Sence bir erkeğin davranışları nasıl olmalı?”
“İyimser, destekçi, yanımda olan, bla bla işte! Of! Ben ne anlarım be!?” Bu cevabıma kahkaha patlattı çok güçlü bir şekilde. Muzipçe uzaklara daldı ve bardağı daha yeni ruj sürülmüş dudaklarına götürdü. “Ay ne olacak ya sordum öyle!” Bu sefer benim cevabım uzun sürmedi:
“Abla! Söylesene ya!”
“Tamam, tamam! Okulda ki bütün ergenler senin şu eski okçuluk dönemine hayranda, o yüzden!” Sırıtması durmadığı iççin tekrardan sordum burun kemerimi severken, “Sadece bu mu?” Bardağı masaya bıraktı ve gülerek ama oflayarak çıkardı baklayı.
“Bizim komşu olan Fahriye Teyze seni oğluna istiyormuş!” Bu sefer dışımdan küfür savurdum. Ablam daha çok gülmeye başlarken ben daha çok sıkılmıştım. Biraz eğlenmek için içimden geçirdim, “Beni herkes istiyor bir kere!”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18