2. bölüm / 2
Ardıç-Bize KalanHenüz Gelmemiş Bir Gün
Bölümler 2Şu an: Henüz Gelmemiş Bir Gün
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yağmur yağıyordu.
Gökyüzü sanki bütün gece boyunca biriktirdiği suyu bir anda Ardıç'ın üzerine bırakmıştı.
Yağmur o kadar yoğundu ki karşıdaki evlerin şekilleri bile suyun arkasında bulanıklaşıyordu. Çatılardan taşan sular sokaklara karışıyor, taşların arasından küçük dereler gibi akıyordu.
Ela sokağın ortasında duruyordu.
Nerede olduğunu biliyordu.
Ardıç'tı.
Meydanı tanıyordu. Karşıdaki dükkânı, köşedeki evi, ilerideki dar sokağı...
Ama hiçbir şey olması gerektiği gibi değildi.
Meydan bomboştu.
Bir dükkânın kepengi yarıya kadar kopmuş, rüzgâr her estiğinde metal parça taş duvara çarpıyordu.
Yolun kenarındaki ahşap tabelalardan biri yere düşmüş, üzerindeki yazı çamurun içinde yarı yarıya kaybolmuştu.
Bazı evlerin pencereleri kırıktı.
Birinin çatısı tamamen çökmüştü.
Ela etrafına baktı.
Birinin çıkıp ona seslenmesini bekledi.
Kimsenin çıkmayacağını biliyormuş gibi de hissediyordu.
Bu düşünce hoşuna gitmedi.
Ellerine baktı.
Yağmur suyu parmaklarının arasından akıyordu.
Kollarında morluklar vardı.
Bazıları sararmaya başlamıştı, bazılarıysa daha koyu görünüyordu. Ne zaman olduklarını hatırlamıyordu.
Hatırlaması gerektiğini düşündü.
Ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın aklına hiçbir şey gelmiyordu.
Elini kolunun üzerine koydu.
Canı yanmıyordu.
Bu daha da garipti.
Ela başını kaldırdı.
Yağmur yüzüne çarpıyordu.
Üşüdüğünü yeni fark etti.
Eve gitmesi gerektiğini düşündü.
Ama hangi eve?
Kendi evinin hâlâ yerinde olup olmadığını bile bilmiyordu.
Bir süre olduğu yerde kaldı.
Sonra ilerideki sokağa baktı.
Orada bir şey vardı.
Nereye gittiğini bilmeden yürümeye başladı.
Ayaklarının altında su yükseliyordu. Islak taşların üzerinde yürürken ayakkabılarının içine su doluyordu.
Sokak boyunca devrilmiş sandalyeler, kırılmış tahtalar ve yağmurda ağırlaşmış kumaş parçaları vardı.
Birkaç adım sonra tanıdığı bir yeri gördü.
Normalde küçük bir çiçekçinin bulunduğu köşeydi.
Şimdi dükkânın önünde yalnızca kırılmış saksılar duruyordu.
Ela durdu.
Bir an için orada birinin olduğunu düşündü.
Başını çevirdi.
Kimse yoktu.
Bu kadar sessiz olmaması gerekiyordu.
Ardıç'ta hiçbir zaman bu kadar sessizlik olmazdı.
Ela yeniden yürüdü.
İleride tapınağın taş duvarları görünmeye başladı.
Kapısı açıktı.
Ela durdu.
İçeri girmek istemediğini düşündü.
Ama neden istemediğini bilmiyordu.
Yine de kapıya doğru yürüdü.
İçeri adım attığı anda yağmurun sesi azaldı.
Dışarıdaki fırtına sanki kalın taş duvarların arkasında kalmıştı.
Tapınağın içi serindi.
Koridorun iki yanında kapılar vardı.
Taş zeminin üzerinde ince bir su tabakası birikmişti. Tavandan birkaç damla düşüyor, boşlukta yankılanıyordu.
Ela ilk kapının önünde durdu.
İçeri baktı.
Duvarın ortasında semboller vardı.
Bir süre baktı.
Sonra diğer odaya geçti.
Orada da vardı.
Bir sonraki odada da.
Ela'nın adımları yavaşladı.
Duvarlardaki taşların arasında yıllardır birikmiş gibi duran ince toz tabakaları vardı. Bazı yerlerde eski mumların erimiş kalıntıları duruyordu. Tavandaki taş işlemelerin arasından çok az ışık süzülüyordu.
Ela bir odaya daha girdi.
Duvarın ortasındaki sembollere baktı.
Kaşları hafifçe çatıldı.
“Burada da mı?”
Sesi odanın içinde yankılandı.
Cevap gelmedi.
Ela geri çıktı.
Koridorun sonunda başka bir kapı vardı.
İçeri girdi.
Semboller yine oradaydı.
Ela bir adım geri çekildi.
“Burası boştu.”
Bu kez sesi daha kısık çıkmıştı.
Sanki biri duyacakmış gibi.
Sanki biri ona bunun nedenini açıklayacakmış gibi.
Sembolün olduğu duvara yaklaştı.
Daha önce burada olmadığını biliyordu.
Elini kaldırdı.
Parmakları sembole yaklaşırken—
Gök gürledi.
Ela gözlerini açtı.
Kendi odasındaydı.
Bir süre tavana baktı.
Sonra dışarıdan gelen yağmur sesini duydu.
Gerçek yağmur.
Ela doğruldu.
Rüyasının etkisi hâlâ üzerindeydi.
Bir an önce gördüğü sokaklar gözünün önüne geldi.
Yıkılmış evler.
Boş meydan.
Tapınak.
Semboller.
Sonra gök gürültüsü tekrar duyuldu.
Ela battaniyeyi üzerinden attı.
Yağmur yüzünden rüya gördüğünü düşündü.
Başka ne olabilirdi ki?
Yataktan kalktı.
Koridora çıktığında evin içinde garip bir ses duydu.
Damla.
Bir damla daha.
Ela başını kaldırdı.
Tavandan su damlıyordu.
“Duru.”
Cevap gelmedi.
“Duru!”
Üst kattaki odadan hareket sesi geldi.
“Ne oldu?”
“Çatı akıyor.”
Duru birkaç saniye sonra koridorda göründü.
Uykusu hâlâ yüzündeydi.
Ela tavana işaret etti.
“Bak.”
Duru yukarı baktı.
Bir damla daha yere düştü.
“Tamam.”
Ela ona baktı.
“Tamam ne?”
“Bir şey yaparız.”
“Çatı akıyor.”
“Görüyorum.”
“Ya evin içine daha çok su girerse?”
Duru merdivenlere yöneldi.
“Önce kovayı koyalım.”
Ela arkasından gitti.
“Sonra?”
“Sonrasına bakarız.”
Duru mutfaktan bir kova aldı. Ela da salondan başka bir kap getirdi.
Tavanın farklı bir yerinden daha su damlamaya başlamıştı.
Duru kaplardan birini oraya yerleştirdi.
Ela pencereye baktı.
Yağmur hâlâ çok şiddetliydi.
“Böyle devam ederse çatı çöker mi?”
Duru ona baktı.
“Çökmez.”
“Emin misin?”
“Hayır.”
Ela'nın yüzü düştü.
Duru kovayı biraz daha ortaya çekti.
“Ama şu an çökmüyor.”
Ela istemeden güldü.
“Hiç yardımcı olmadın.”
“Olmaya çalışıyorum.”
Dışarıdan kapı sesi geldi.
İkisi de sustu.
Duru kapıya yöneldi.
Bade kapının önünde duruyordu.
“Günaydın.”
Duru şaşkınlıkla baktı.
“Günaydın. Ne oldu?”
Bade başını kaldırıp çatının kenarına baktı.
“Geçerken gördüm, çatınız pek iyi güzükmüyor. Yağmurdan herhalde.”
Duru dışarı çıktı.
Bade de birkaç adım geri çekildi.
Çatının kenarındaki ahşap parçalardan biri yerinden çıkmış, yağmurun etkisiyle aşağı doğru sarkmıştı.
Duru kaşlarını çattı.
“Bu dün böyle değildi.”
“Belli.”
Ela kapının eşiğinde duruyordu.
“Offf abla, şimdi ne yapacağız ?”
Duru cevap vermeden çatıyı inceledi.
Bade ellerini cebine soktu.
“İsterseniz yardım edeyim.”
Duru ona baktı.
“Olur.”
Yağmur biraz daha hafifleyene kadar beklediler.
Sonra Duru ve Bade dışarı çıkıp çatının kenarına baktılar.
İlk başta basit gibi görünüyordu.
Ama değildi.
Duru tahtayı yerine oturtmayı denedi.
Olmadı.
Bade diğer taraftan tutup kaldırdı.
Tahta birkaç santim oynadıktan sonra yeniden yerinden çıktı.
“Bir şey eksik.”
Duru aşağıya baktı.
“Ne?”
“Bilmiyorum.”
Duru çatının kenarını tekrar inceledi.
“Ben de bilmiyorum.”
Bade bir süre sustu.
“Birini çağırmamız gerekecek.”
Duru başını salladı.
“Evet.”
Tam o sırada sokağın diğer tarafından iki kişi göründü.
Duru onları tanıyordu.
Şifacı ve oğlu Aras.
Şifacı çatının halini görünce durdu.
“Ne yaptınız siz?”
Duru omuz silkti.
“Biz bir şey yapmadık, yağmurdan olmuş olmalı. Zaten pek sağlam değildi.”
Kadın yukarı baktı.
“Bu gece böyle kalırsa daha kötü olur.”
“Evet, biz de onu çözmeye çalışıyoruz.”
Şifacı oğluna döndü.
“Oğlum iki dakika bizim eve git de alet çantasını getiriver.”
Genç adam başını salladı.
“Tabii.”
Kadın tekrar çatıya baktı.
“Bir de şu uzun tahtalardan birini getir. Kısa olanlardan değil.”
“Tamam.”
Adam sokağın diğer tarafına doğru koşarak uzaklaştı.
Bade onun arkasından baktı.
Sonra şifacı Duru'ya döndü.
“Sen gerçekten bu çatıyla mı uğraşıyordun?”
“Evet.”
“Tek başına?”
“Bade vardı.”
“Bade'nin çatı tamirinden anladığını bilmiyordum.”
Bade kaşlarını kaldırdı.
“Ben de bilmiyordum.”
Duru istemeden güldü.
Bade de gülümsedi ama bakışları yeniden sokağın başına kaydı.
“Ne kadar sürer sence?”
“Bilmiyorum.”
Duru çatının kenarına baktı.
Yağmur artık eskisi kadar şiddetli değildi. Çatıdan süzülen sular hâlâ taşların üzerine düşüyor, sokakta biriken su küçük birikintiler hâlinde uzanıyordu.
Ela kapının önünde belirdi.
“Ben içeri geçiyorum.”
Duru ona baktı.
“Üşüdün mü?”
“Biraz.”
“Geç.”
Ela kapıyı kapatıp içeri girdi.
Bade ellerini ovuşturdu.
“Sen de üşüdün mü?”
“Biraz.”
“İçeri geçebilirsin.”
“Sen?”
“Ben beklerim.”
Duru bir an düşündü.
“Tamam.”
İkisi kapının altında beklemeye başladı.
Çok geçmeden sokağın başında adam göründü.
Elinde büyük bir alet çantası, diğer elinde de uzun bir tahta vardı.
Yanlarına geldiğinde nefesini toparlamaya çalıştı.
“Annem bunu istedi.”
Duru tahtaya baktı.
“Bu mu?”
“Evet.”
Bade çantaya baktı.
“Bütün evi yanında getirmişsin.”
Aras güldü.
“Annem ne gerekiyorsa almamı söyledi.”
Duru kapının yanına çekildi.
“O zaman başlayalım.”
Aras alet çantasını yere bıraktı.
Annesi çatının kenarına yaklaşıp tahtayı inceledi.
“Önce bunu çıkarmamız lazım.”
Aras yukarı baktı.
“Bunu mu?”
“Evet. Ama dikkatli ol. Islak.”
Aras tahtanın yanına geçti.
Duru da diğer taraftan tuttu.
“Biraz kaldır.”
Aras tahtayı kaldırdı.
Yerinden çıkmak yerine hafifçe hareket etti.
“Sıkışmış.”
Duru elini biraz daha yukarı kaydırdı.
“Buradan mı?”
“Evet. Birlikte.”
İkisi aynı anda kaldırdı.
Tahta sonunda yerinden çıktı.
Aras onu aşağı indirdi.
“Tamam.”
Annesi çatının altındaki bölüme baktı.
“Şurası da zarar görmüş.”
Duru eğilip baktı.
“Bunu da değiştirmek gerekiyor mu?”
“Tamamını değil. Şu kısmı yeter.”
Aras alet çantasını açtı.
“Çiviler nerede?”
Annesi eliyle çantayı gösterdi.
“Yan cebinde.”
Aras aradı.
“Bunlar mı?”
“Evet.”
Bade yerde duran tahtayı kaldırdı.
“Bunu nereye koyayım?”
“Duvarın yanına.”
Bade tahtayı taşıdı.
Duru yeniden çatının kenarına çıktı.
Aras da yanına geldi.
“Böyle tutabilir misin?”
“Tutabilirim.”
Duru tahtayı kaldırdı.
Aras diğer taraftan yerleştirmeye çalıştı.
Tahta kaydı.
“Bir dakika.”
Duru biraz daha sıkı tuttu.
“Şimdi?”
“Şimdi oldu.”
Aras çiviyi yerine yerleştirdi.
Çekici kaldırıp ilk kez vurdu.
Tahta yeniden oynadı.
“Olmadı.”
Duru gülümsedi.
“Ben söylemiştim.”
“Neyi?”
“Biraz daha sola.”
Aras ona baktı.
“Sen bayağı anlıyorsun.”
“Hayır.”
“Öyle görünmüyor.”
“Sadece bakıyorum.”
Aras gülümsedi.
“O da bir şey.”
Duru cevap vermedi.
Birkaç dakika daha uğraştılar.
Sonunda tahta yerine oturdu.
Aras çekici aşağı indirdi.
“Tamam.”
Annesi aşağıdan kontrol etti.
“Bir tane daha.”
Aras iç çekti.
“Anne.”
“Ne?”
“Daha yeni bitirdik.”
“Bitirmedik.”
Bade istemeden güldü.
Aras ona baktı.
“Komik mi?”
Bade gülümsemesini hemen toparladı.
“Biraz.”
Aras başını iki yana salladı.
“İyi.”
Duru aşağıdan onları izliyordu.
Aras tekrar çatıya döndü.
“Biraz daha tutar mısın?”
“Tamam.”
Duru tahtayı tuttu.
Aras çiviyi yerleştirdi.
Bu kez tahta kıpırdamadı.
Duru derin bir nefes aldı.
“Teşekkür ederim.”
“Bir şey değil.”
Aras aletleri toplamaya başladı.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Aras Duru'ya döndü.
“Senin adın neydi bu arada?”
Duru ona baktı.
“Duru.”
“Ha.”
Aras gülümsedi.
“Ben de Aras bu arada.”
Duru başını salladı.
“Biliyorum.”
Aras bir an sustu.
“Biliyor muydun?”
“Şifacının oğlusun.”
“Doğru.”
Bade biraz geride duruyordu.
Kollarını göğsünde birleştirmişti.
Aras yeniden Duru'ya döndüğünde Bade'nin bakışları kısa bir an onun üzerinde durdu.
Aras tahtanın son kısmını yerine yerleştirdi. Duru aşağıdan bakıp başını salladı.
“Oldu.”
Aras aşağı indi.
“Neyse ki yağmur biraz dindi.”
Duru başını kaldırdı.
“Evet.”
Aras bir süre ellerindeki ıslaklığı silmeye çalıştı. Sonra Duru'ya baktı.
“Yarın festival var, değil mi?”
“Evet.”
“Sen de gidecek misin?”
Duru omuz silkti.
“Bilmiyorum. Ela isterse gideriz.”
Aras'ın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
“Ben de—”
Bade elindeki ipi bir anda çekti. İpin diğer ucu yerdeki kovaya takılıp hafifçe sürüklendi.
“Şunu kaldırmamız lazım.”
Sesi normal çıkmıştı ama kaşları çatılmıştı.
Aras ona döndü.,
“Onu sonra—”
“Şimdi kaldıralım.”
Bade bu kez doğrudan ona bakmıştı.
Aras birkaç saniye sustu.
“Tamam.”
Duru ikisine baktı.
Bade'nin yüzündeki ifadeyi anlamaya çalıştı. Sabah geldiğinden beri ilk kez bu kadar gergin görünüyordu. Çenesini hafifçe sıkmış, kollarını göğsünde birleştirmişti.
Aras başka bir şey söylemeden kovayı aldı.
Birkaç dakika sonra şifacı oğluna seslendi.
“Aras, gidelim oğlum.”
Aras Duru'ya döndü.
“Görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Aras ve şifacı sokakta uzaklaşırken Duru bir süre arkalarından baktı.
Sonra Bade'ye döndü.
“Aras'tan pek hoşlanmıyorsun galiba.”
Bade'nin bakışları Aras'ın arkasından kısa bir an daha devam etti. Sonra hemen Duru'ya döndü.
“Sinirlerimi bozuyor.”
“Neden?”
Bade omuz silkti.
“Çok yapmacık.”
Duru birkaç saniye düşündü.
“Bence normal.”
Bade ona baktı.
“Sen öyle düşün.”
Duru omuz silkti.
“Peki.”
Bade de kapının önünde durdu.
“Yarın görüşürüz.”
Duru başını salladı.
“Görüşürüz.”
Bade gittikten sonra Duru içeri girdi.
Ela salonda oturuyordu.
“Çatı nasıl?”
“Şimdilik iyi.”
“Şimdilik mi?”
“Şimdilik.”
Ela pencereye baktı.
Yağmur artık hafiflemişti.
Duru mutfağa geçti.
“Akşam ne yiyeceğiz?”
Ela ona baktı.
“Bilmiyorum.”
“Ben de.”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Ela:
“Yarın festival varmış.”
Duru başını kaldırdı.
“Evet.”
“Gidecek miyiz?”
Duru düşündü.
“İstersen gideriz.”
Ela küçük bir gülümsemeyle:
“Gidelim.”
Duru mutfağa geçti. Tezgâhın üzerinde sabah aceleyle bırakılmış birkaç şey duruyordu. Birkaç dakika onları toparladıktan sonra dolabı açtı.
“Ekmek de kalmamış.”
Ela salondan seslendi.
“Çikolata da.”
Duru gözlerini kapatıp kısa bir nefes verdi.
“Onu özellikle mi söyledin?”
“Önemli bir bilgi.”
Duru istemeden gülümsedi.
“Çarşıya gitmemiz gerekecek.”
“Şimdi mi?”
“Ya şimdi ya da akşam.”
Ela yerinden kalktı. “Şimdi gidelim.”
Duru pencereye baktı. Yağmur durmuştu. Bulutların arasından biraz ışık sızmaya başlamış, ıslak sokaklar yeniden hareketlenmişti.
“Tamam. Üstünü değiştir.”
Bir süre sonra Duru evden tek başına çıktı. Ela'nın gelmek istemediğini söylemesi üzerine onu zorlamamıştı. Hem alacakları fazla değildi.
Çarşıya doğru ilerlerken Ardıç'ın fırtınadan sonra yavaş yavaş eski hâline döndüğünü gördü. Bazı dükkânların önünde hâlâ su birikintileri vardı. İnsanlar kepenkleri açıyor, festival için asılan süsleri kontrol ediyor, yağmurdan zarar gören birkaç şeyi kenara taşıyordu.
Ertesi gün yapılacak festivalin hazırlıkları çoktan başlamıştı.
Duru elindeki listeye bakarak bir dükkâna girdi.
Milan ise onu çoktan fark etmişti.
Çarşının diğer ucunda durduğu yerden Duru'nun sesini diğer insanların konuşmalarından ayırmak onun için zor değildi. Yağmur sonrası serin havada etraftaki kokular birbirine karışmış olsa da onu bulmak için uzun süre araması gerekmedi.
Duru dükkândan çıktığında Milan'ın bakışları yeniden ona döndü.
Yanına gitmedi.
Zaten gitmek için bir nedeni de yoktu.
Duru birkaç dükkân ilerledi. Milan da kalabalığın içinde yoluna devam etti; fakat aralarındaki mesafe, Duru'nun fark edemeyeceği kadar dikkatli bir şekilde korunuyordu.
Bir süre sonra Duru durdu. Listeyi çıkarıp tekrar kontrol etti.
Milan da birkaç metre ötede, bir tezgâhın önünde durdu. Elindeki ürünü inceliyormuş gibi görünüyordu.
Duru başını kaldırdı.
Milan gözlerini başka tarafa çevirdi.
Duru hiçbir şeyden şüphelenmeden yoluna devam etti.
Milan'ın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Duru çarşının kalabalığında gözden kaybolana kadar onu izledi.
Sonra birkaç saniye daha aynı yöne baktı.
Ardından hiçbir şey olmamış gibi arkasını dönüp yürüdü.
Bölüm etkileşimi
