●

Yazar: •Elif• ♡

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: ●
  1. 1 •294 kelime
  2. 2 ●1.568 kelime · Okuduğun bölüm

Şu an Şanlıurfa semalarında uçuyorum. Bu duruma nasıl geldiğimi bilmiyorum ama babam ne yapıp etti ve beni Urfa'ya getirtti ve bir 5-10 dakika sonra da inişe geçeceğiz. Peki ben buraya nasıl geldim?
•Saatler önce•
Klinikten çıkmıştım ve durakta otobüs bekliyordum. Aslında arabam vardı ama küresel ısınma gibi faktörlere çok dikkat ederim. Otobüs gelince hemen otobüse bindim ve boş olan bir yere oturdum. Telefonum çalınca çantamdan çıkarıp arayana baktım...
Arayan: Babam...
Yine kim bilir ne isteyecekti benden ya da ne için arıyordu. Her aradığında beni Urfa'ya getirtmek için türlüce bahaneler uyduruyordu. Bıkmış durumdaydım. Aramayı kabul edip derin bir nefes aldım.
"Baba?"
"Napisan Hatice kızım."
"İyiyem baba sen napisan."
"Hiç hastaneye gidiyem."
"Hayırdır birşey yoktur inşallah."
"Aslinda vardir kızım."
"Neyiz vardir baba?"
"Vallehi amelyata girmeye gidiyem hiç iyi değilem ölüm var kalim var kızım gelesin beni göresin babasi atasi kurban."
"Yok baba o nasil laftir öyle birşeyciğin yok maşallahin vardır."
"Yok kizim iye değilem gel yoksam ölürsem hakkim helal değildir."
"Geliyem baba haa geliyem."
"İye gelesin."
Telefonu kapattı. Bu adam iyi sömürü yapıyor. Koskoca Demir aşiretinin ağası drama Queen olmalı. Çünkü bu oyuncunun başka bir açıklaması yok yani. Yol boyunca Annemin bana söyleyeceği nasihatlerim uyarıları düşünüyorum. Her Urfa lafı ağzından çıksa baban üzerime kuma getirdi biz buraya geldik bak aramıyor sormuyor tek seni çağırıyor falan da filan da sürekli beni böyle manipüle ediyordu annem. Anneme de anlayış göstermeye çalışıyordum ama sürekli beni babama karşı dolduruyordu ve ben bazen babamdan nefret bile ediyordum. Neden tek kurban peki babam? çok düşünüyordum. Bana söylenmeyen çok şey var. Sakladıkları şeylerin haddi hesabı yoktu. Otabüs ineceğim durakta durunca indim. Durak hemen evimin karşısındaydı. Eve girerken dualar üstüne dualar ediyor annemin anlayışla karşılamasını diliyordum. Anahtarımı çıkartıp kapıyı açtım ve içeri girdim. Annem koltukta oturmuş yine evin içinde olmasına rağmen süslenmiş ve makyaj yapmıştı. Tam da annemin kızıydım. Normal bir yere gidecek olsam bile şık bir elbise ağır bir makyaj yapar giderdim. Kliniğe giderken bile son derece düzenliydim. Annem beni görünce ayaklandı ve yanıma geldi. Arkama geçip sol omzumdan öptü. Bunu yapmasının nedeni; yorgunluğun yorgunluğumdur, yorgunluğunu alırım demekti. Sadece sol omzunu öpünce huzursuzlanmaya başladım tek sayıların her zaman uğursuzluk getirdiğine inandığım için bir kişi beni bir kere öptüyse ikinci kere öpmesi gerekiyordu. Annem bunu anlayınca sağ omzumuda öptü ve iki tarafı eşitledi. Gülümseyip tekli koltuğa oturdum. Çok rahatsızım. Anneme nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Annemin gözü de sürekli üstümdeydi mübarek ne olduğunu anlayınca sanırım ayağa kalktı ve yanıma geldi.
"Neyin var Sırmamm."
"Annecim çok sevineceğin bir haberim var sana ondan böyleyim."
"Yaa ne güzel. Hadi ver bakalım o güzel haberi."
"Annecim babam aradı..."
"Seni ailesinden men etmiş dimi? Sonunda anladı oralara gitmeyeceğini zaten şu ana kadar anlama-"
"Hayır anne babam aradı ve bende urfaya gitme kararı aldım bir aylığına."
"Sırma!"
"Anne!"
"O uğursuz şehire gidemezsin!"
"Niye gitmeyeyim anneciğim ne güzel bol bol tarih korkan bir şehir hem belki bir aşiret ağasıyla bile evlenebilirim."
"Что ты такое говоришь? Ты что, с ума сошла, девчонка? Ты что, лишилась рассудка?"
(Ne diyorsun sen? Aklını mı kaçırdın kızım? Çıldırdın mı, aklını mı yitirdin?)
Annem o ikinci dili öğrenmemeliydi. Her sinirlendiğinde rusçaya bağlıyor bu ne yaa.
"Aynen annecim bende sana katılıyorum kesinlikle aşiret ağaları çok yakışıklı oluyor."
Hayır kesinlikle olmuyorlar. Hepsi birbirinden çirkin ve yaşlılar. Urfalıların geneli kro ve çirkinlerdi. Asla bir Urfalıyla evlenmem beni öldürseler bir Urfalıya eş olamam.
"Deli ediceksin beni Sırma. Yeter kendine gel delirmiş gibi konuşma."
"Anne bu boş argümanlarla bana gelme rica ediyorum."
"Kızım yapma gitme oraya ne olur güzelim."
"Bavulumu hazırlayacağım daha hadi oyalanmak beni."
Hemen ayağa kalkıp odama ilerledim. Kim bilir beni neler bekliyordu orda.
•Şimdiki Zaman•
Anons sesi gelince düşüncelerimden sıyrıldım.
"Sayın yolcularımız, Şanlıurfa GAP Havalimanı'na iniş için alçalıyoruz. Lütfen kemerlerinizi bağlayın."
Pencereye yapıştım. Aşağıda sapsarı bir toprak vardı. Taş evler, minareler, bozkır... İstanbul'dan sonra burası başka bir gezegen gibiydi. İçimde garip bir sıkışma vardı. Korkuyor muydum, heyecanlanıyor muydum anlamıyordum. Babam beni nasıl ikna etmişti hala inanamıyordum. Bir "ameliyata giriyorum, ölürsem hakkım haram" lafıyla uçağa bindirmişti beni. Koskoca Demir aşiretinin ağası, resmen dramayla beni getirdi. Uçak sert bir şekilde piste indi. Hemen uçaktan inip uçak modunda olan telefonumu açtım. Maşallah annemin 27 cevapsız araması tek tek geliyordu. Şu an anneni arayıp da çekemezdim. Babamı arayıp açmasını bekledim.
"Erê, keça min?"
(Evet, kızım?)
"Ez li Rihayê me, babo; te yek ji kesên me şand?"
(Urfadayım baba; bizimkilerden birini yolladın mı?)
"Min xeber şand, keçê; tu tenê derkeve—ew ê te bibînin."
(Haber gönderdim, kızım; tek başına dışarı çık seni görecekler.)
Telefonun kapanma sesi gelince telefonumu çantama koydum. Yavaş adımlarla çıkışa ilerledim. Bakalım burda başımıza neler gelicek yine. Kapıyın önüne çıkınca derin bir nefes aldım. Bana doğru gelen Demir aşiret arması taşıyan adamlara doğru döndüm. İki kişilerdi ve biri çok tanıdık geliyordu. Tanıdık gelen adam kumral beyaz tenli yakışıklı biriydi. İkisinde de Demir aşiretinin arması olabilirdi ama o adam birde Zeliha annemin aşiretinin armasını taşıyordu. Yanıma varınca gülümsediler. Bizden olan bavulumu alıp gitti diğeri yanımda kaldı.
"Hoşgeldin kuzen."
"Halef?"
"Evet kuzen benim."
"Köklerin çağrısı olan Halef mi?"
"Ha ha haa ne komiksin yaa sen."
"Övünmek gibi olsun öyleyimdir."
"Kendini beğenmiş dört gözlü kokuna kuşu."
O bana kokuna kuşu mu dedi yoksa ben mi yanlış duydum. Nerem kokuna kuşu yaa insan gibi bir kombin yapmamışım yüzümde sadece fondöten, allık, kapatıcı, gloss ve maskara vardı. Bu benim için çok az yani. Gözlüklerimi çıkarıp ona taktım.
"Ne halt ediyorsun?"
"Bana kokuna kuşu dediğine göre gözlerin bozuk herhalde."
"Ne alakası var lan."
"Yüzümdeki iki gram makyajla üzerimdeki gündelik kıyafetlerimle nasıl kokuna kuşu olucam gerizekalı."
Gülmemek için yanaklarının için dişliyordu. Başını omzuna doğru yatırıp kahkaha attı. Şaşkınca ona bakıyordum. Niye gülüyordu ki şimdi? Komik birşey dememiştim. Gözlüğümü çıkarıp geri bana taktı. Sonra arabaya doğru ilerledi. Başımı sağa sola sallayıp kendime gelmeye çalıştım ve onu takip etmeye başladım. Arabaya binip konağa doğru yol aldık. Özlemiş gibi hissediyordum. Bu topraklar bana acı vermiş olabilirdi ama güzel anılarımada ev sahipliği etmişti. Bu şehir kimisine ilaç olurken kimisine zehir oluyordu ve kim bilebilirdiki panzehirininde içinde olduğunu. Yol boyu düşüncelerimle kendimi yiyip bitirmiştim. Arabanın durduğunu fark edince hareketlenmeye başladım. Kapım açılınca derin nefes alıp arabadan indim. Konağın kapısının önüne gelince kapının üzerindeki 'Demir Ailesi' yazısı garip hissettirdi. Kapıdaki ahşap oymalar çocukluğumdan kalma aynı modeldendi ama yeni gibiydi kapı. Kapının iki yanında duvara çizilmiş armalarımızla güzel bir hava yaratıyordu giriş. Halef kapıyı açınca tam karşımda Zeliha annem, babam, üvey abim Mehmet, yengem Ezlem ve üç yaşındaki yiğenim Minal vardı. Minal bana doğru koşup kucağıma atlayınca sıkıca tutup kendi etrafımda dönmeye başladım. Gülüşleri çok güzeldi ve iki eliyle yanaklarımı tutup öpüyordu.
"Sıyma halam geymiş!"
"Geldim parlak ışığım."
"Hala çenden başka kimçe bana ışığım demiyol."
"Çünkü bu bana özel bir sesleniş."
Minal'e bu şekilde seslenme nedenim isminin anlamı olmasıydı. 11 yaşımdan sonra buraya ikinci kez gelişimde ilk gelişim Minal içinde sadece iki saat kalıp gitmiştim. O süre içinde Minal'e ismini koymuştum ve geri dönmüştüm. Bu üç yıllık sürede ise sürekli görüntülü aramayla birbirimizle etkileşim içindeydik. Zeliha annemin arkadan gülüşünü duyunca durup Minal'i indirip üstümü başımı düzelttim ve babama doğru ilerleyip elini öptüm.
"El öpenlerin çok ola kızım. Hoşgelmişsin evine."
"Hoşbuldum baba."
Zeliha anneme dönüp gülümsedim. Beni kendine doğru çekip sarıldı ve saçlarımdan öpmeye başladı. Annemin onun kuması olamsına rağmen bana iyi davranıyordu ve asla kimseye kırılmıyordu. Annemden öğrenmediğim çoğu şeyi ondan öğrenmiştim. Geri çekilip elini öptüm.
"Hoşgeldin Hatice keça min."
"Hoşbuldum annem."
Zeliha annemle birbirimize bakarken abimin öksürük sesiyle irkildim. Abime doğru döndüm. Kollarını açıp ıslık çaldı. Hızla koşup sarıldım ve yanağından öptüm. Kahkaha atmaya başlayınca kafasına bir tane geçirdim. Beni indirip burnuma bir fiske vurdu.
"Agggh kırıldı abi!"
"Abart biraz daha abart."
"Burnuma geliyordu yaa burnum estetik benim."
"Ha ha ha ne komiksin yaa sen."
"Övünmek gibi olsun öyleyimdir."
"Dört gözlü kokoş."
Gelen giden bana bunu diyor nerem kokuna kuşu nerem kokoş biri bana açıklama yapabilir mi? Saçımı savurup yengeme doğru döndüm. Baştan ayağa yengemi süzüp beğeni dolu bakışlar attım.
"Ahhh Ezlem hanım ne kadar güzelsiniz yine."
"Teşekkür ederim Hatice hanım, o sizin güzelliğiniz."
"Yok yok asla sizin üzerinize başka güzel tanımam."
"Zatik de az mütevazi davranmak iyidir."
Kahkaha attık. Yengem de benim gibiydi süslenen giyimine kuşamında dikkat eden biriydi. Ha birde ekran süresi yüksek olan biriydi. Yengemle çok iyi karışıyorum yani. "Hayde o zaman yemeğe keça min açtır şimdi." Dedi Zeliha Anne. Abim muzipçe gülüp boğazını temizledi ve ciddileşmeye çalışatak "Varsa yoksa Sırma zaten biz kimiz ki zaten." Dedi. Zeliha annem abime yargılayıcı bakışlar atıp büyük salona ilerledi. Arkasından ilerleyip salona girdim. Masanın üzeri çeşit çeşit Urfa usülü yemeklerle ve de tatlılarla doluydu. Herkes masaya oturunca hemen bende oturdum. Elimi içli köfteye uzatıyordum ki Zeliha annem elime vurdu ve hızla elimi geri çektim.
"Daya, tu çima li destê min dixî?"
(Elime niye vurdun Anne.)
"Hinekî sebir bike, hîn mêvanên me hene."
(Biraz bekle misafirlerimiz var daha.)
"Peki daya."
"Aferin keça min."
Kim bilir hangi akrabamız geliceğimi öğrenip de zorla misafir olmuştu bize. Birkaç takılan geçtikten sonra Minal kucağıma gelip oturdu. Saçlarını seviyordum. O da kısık sesle şarkı söylüyordu. Sıkılmıktım ve bu misafirin Kim olduğunu öğrenmek istiyordum.
"Hayatımın ışığı, halacım sen bu misafirin Kim olduğunu biliyormusun?"
"Eyet biliyorum hala."
"Kim peki?"
"Bayan abi geliycek."
"Nasıl biri bu Baran abin."
"Uzun boylu böle çok yakışıklı biri hala."
Burnuna acıtmayacak bir sertlikte fiski attım ama hemen yüzünü astı.
"Agggh kıyıldı hala!"
"Abart biraz daha abart."
"Buynuma geliyoldu yaa esçeçik buynum beyim."
"Ha ha ha ne komiksin ya sen."
"Övüymek gibi olsun öyleyimdiy."
"Melek yüzlü şeytan seni."
Abim bize bakıyordum ve şaşırmıştı biraz. Şu an tam bir dejavu yaşıyordu. Kardeşi ne yapıyordu kızıda onu yapıyordu çünkü. Kapı çalınca hepimiz ayaklandık. Bakalım bu Baran kim??

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…