5. bölüm · Anılar Senfonisi

Bölüm 5: Aynalar

Ebrar Bektaş

Şarkı: Perdenin Ardındakiler-Ankara’yla Bozuşuruz

Kafamı kaldırdığımda gördüğüm yüz mavi gözlü adamdan başkası değildi. Dün geceye göre göz altları çok daha iyi durumdaydı. Ama hâlâ hastanedeydi sonuçta.

“Sen,” deyip duraksadı ve yüzümü inceledi. “Kafedeki kızsın, değil mi?”

Dün hastanede verdiği tepkiden ve konuşmamızdan sonra hâlâ kafedeki kız olarak tanımlamasına şaşırarak kaşlarımı çattım. Hastanedeki kız mertebesine ulaşamamış mıydım?

İçimdeki gülme isteğini bastırarak başımı salladım. Yüzünde ufak bir tebessüm belirdi. O gülümsediğinde ben de gülümsemeden edemedim. Birkaç saniye sonra hâlâ kolumu tuttuğunu fark edip elini çekti. O elini çekene kadar ben bunu fark etmemiştim bile.

“Dün gece pek iyi görünmüyordun, iyi misin?” diye sordum merakıma yenik düşüp. Sorduğum soruyla kaşlarını yeniden çattı. “Dün gece mi?” diye sordu şaşırarak. Yeniden başımı salladım. “Kötü görünüyordun, suyumu sana verdim, hatta kafedeki kızın babası olmadığını söyledin. Hatırlamıyor musun?” dediğimde ben de kaşlarımı çatmıştım.

Birkaç saniye duraksadı. O birkaç saniyede ne düşündü bilmiyorum ama yeniden gülümsemeye, hatta kıkırdamaya başladı. “Sanırım beni ikizimle karıştırdın,” dedi kıkırdamaya devam ederken.

Kaşlarımı daha çok çatarken ben de gülümsemeye çalıştım. Tabii hiçbir şey anlamadığım için pek başarılı olamadım. Karşımdaki adam ise bir açıklama yapmak yerine daha da çok gülmeye başladı. Öyle güldü ki, merdivende yanımızdan geçenler bize garipseyerek bakmaya başladılar. Kahkahası merdivendeki herkesin kulaklarını doldurdu.

Birkaç dakika aralıksız güldükten sonra sakinleşmeye başladı. Hâlâ hafif hafif gülerken sonunda konuşmaya başladı: “Muhtemelen dün gece suyunu verdiğin ve ‘kızımın babası olmadığını iddia eden’ kişi ben değil, ikizimdi. Kafede gördüğün adam bendim ve o küçük kızın babası da gerçekten benim. Ayrıca dün gece seni hiç görmediğime de adım kadar eminim.”

Adamın bir ikizi olduğunu nereden bilebilirdim?!

O hâlâ yüz ifademe gülerken ben de kendime gülmeye başladım. “Kusura bakmayın, ben siz olduğunu sanmıştım. Çok benziyordunuz…” dediğimde beni onaylarcasına başını salladı. “Kendisi bana benzemek için elinden gelen her şeyi yapmış,” dedi, ikizini bana şikayet eder gibi.

Yine merakıma yenilerek bir soru daha sordum. “Kızınız iyi, değil mi? Dün sizi, yani kardeşinizi gördüğümde pek iyi görünmüyordu. Kızınıza bir şey oldu sandım ama sormaya da çekindim,” dedim açık açık.

Adamın gülümsemesi yavaş yavaş silindi. “İyi olduğunu söylemek doğru olmaz sanırım. Kendisine lösemi teşhisi konuldu. Kemoterapi sürecine başlanacak.” Kelimeler ağzından dökülürken benim yüzümdeki tebessüm de silindi. Ne diyeceğimi bilemeyerek gözlerimi kaçırdım. Birkaç saniyelik sessizlikten sonra sessizliği o bozdu: “Sen neden hastanedesin?”

Kaçırdığım gözlerimi yeniden ona çevirdim. “Annem dün baygınlık geçirmiş. Akşamdan beri hastanede ama hâlâ uyanmadı. Abim gece yarısı kalabalık yapmamam için zorla eve yolladı ama ben dayanamadım,” dediğimde bu kadar uzun bir açıklama yapmama ben bile şaşırdım. Bir başkası sormuş olsa “annem hasta” der geçerdim. Hatta belki onu bile söylemezdim. Ama adam hiç de kötü birine benzemiyordu. Ayrıca o bana kızı hakkında bilgi vermişken benim onu cevapsız bırakmam ayıp olurdu.

“Nesi var?” dediğinde yanaklarımı havayla doldurdum. “Orasını biz de bilmiyoruz…” dedim kelimeleri uzata uzata. Anladığını ifade eder gibi başını salladı.

Herhangi bir cevap vermediği için ve en son konuşan ben olduğum için birkaç dakika yine sessizlik oldu. “O halde, daha sonra görüşürüz,” deyip merdivende ilerlemek için bir adım attım fakat yeniden eli, kolumu kavradı. Yeniden bakışlarımı ona çevirdiğimde yine hafifçe gülümsüyordu.

“Bu arada ben Milas. Tanıştığımıza memnun oldum,” dediğinde ben de ona gülümsedim.

“Efnan,” dedim kısaca. “Ben de memnun oldum.”

***

Annemin kaldığı odaya geldiğimde odada yalnızca abim vardı. Annem ben gelmeden yaklaşık yarım saat önce uyanmış, on dakika kadar önce de hemşireler röntgen için onu götürmüşler. Abimi, annemin uyandığının haberini vermediği için birkaç dakika azarladım. Azarlamam bittiğinde abimin bıyık altından güldüğünü fark ettim ve daha çok kaşlarımı çattım. “Neye gülüyorsun ya? Komik mi? Ne olursa olsun haber ver demedim mi sana?” Sinirle odada dönüp durdum ama o hâlâ gülümsüyordu. Üstelik artık gizlemeye de çalışmıyordu.

“Komik olan ne?” dedim bağırmayı bırakıp. Sakinleştiğimi fark edince kıkırdamayı bıraktı ama gülümsemesi silinmedi. “Yeni tanıştığın adamla tanışmanı bölmek istemedim güzelim. Daha doğrusu, seni defalarca aradım ve mesaj attım ama sen o sırada bir çift mavi gözün hapsine düşmüşsün.”

Duyduklarımla utançtan ve şaşkınlıktan olduğum yerde kaldım. Abim yüz ifademi gördükçe daha çok gülmeye başladı. Bugün neden herkes mimiklerime gülüyor?

Olayın aslı, ben Milas’la konuşmaya daldığım sırada abim beni aramış ama ulaşamamış. Annem röntgene götürüldüğü sırada da merdiven boşluğunda beni görmüş ama o sırada Milas’la tanıştığımız için beni görmezden gelerek odaya dönmüş. Ama abim bu birkaç cümleyi bir araya getirene kadar kahkaha atmaktan altına işeyecek hale gelmişti. Onun bu kadar gülmesine ben de gülüyordum ama kızdığımı anlaması adına güldüğümü gizlemeye çalışıyordum.

“Gülmen bittiyse olayın doğrusunu anlatabilir miyim canım abiciğim?” dedim kinayeyle. Ben böyle söyleyince sırıtmayı bırakmasa da kahkahalarını dizginledi. Ben de Milas’la olan tanışmamı kafeden başlayarak anlattım. Rüyam hariç. Ondan bahsetmedim.

Yaklaşık on dakika kadar geçti. Abimle annemin durumu hakkında konuştuk. İyi olduğunu, sadece yaşlılık, sıcak ve yorgunluk bir araya gelince uyanmasının zor olduğunu söylemiş doktorlar. Aslına bakarsanız tıpla hiç alakam yoktur fakat buna rağmen bu baygınlığın normal olduğunu sanmıyordum. Bu yüzden birkaç kere emin olup olmadığını sordum. En sonunda kaşlarını çattı ve sinirlenme taklidi yaptı. “Sen abine inanmıyor musun? Doktorlar böyle söyledi diyorum. Ben uydurmadım ya bunları!”

Ona dil çıkartıp başımı omzuna yasladım ve saatler sonra ilk kez aldığım bir nefes ciğerimi yakmadı. Gözlerimi kapattım ve beynimi boşaltıp tamamen ana odaklandım.

Ne kadar öyle kaldık bilmiyorum. Belki birkaç dakika bile sürmemişti, belki de saatler sürmüştü. Gözlerimi açtığımda hemşireler annemi çoktan geri getirmişlerdi. Abim ben uyuya kaldığım için hiç hareket etmemişti. Normalde en ufak sesle uyandığım için çıt bile çıkarmamışlardı. Ama yorgunluğum, hemşirelerin seslerinin bile önüne geçmişti.

Uyandığımı kıpırdamaya başlamamla anlayan abim gülümsedi. “Günaydın, uyuyan güzel,” dediğinde gözlerimi ovuşturup ağrıyan boynumu hareket ettirdim. “Günaydın.”

Oturduğum yerden kalktığımda abim de hareket edebilmek adına kalktı. Onun vücudunu da uyuşturmuştum muhtemelen. Ben anneme ilerledim, abim ise odada volta atmaya başladı.

Annemin gözleri açıktı. Bizi izleyerek hafifçe gülümsüyordu. Koluna yine serum takmışlardı. “Nasılsın annem,” dedim onun yüzüne biraz eğilip. Sağ elimi yanağına yasladığımda kafasını biraz çevirip avucumun içini öptü. Soruma cevap vermedi. Konuşacak kadar bile gücü kalmamışken nasıl normal olduğuna inanmamı bekliyorlardı?

“Çabuk iyileşmen gerekiyor yoksa oğlun elimde kalacak,” dedim abime doğru dönerek. Abim de bana gülümserken göz devirdi. Yeniden anneme döndüğümde onun da dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı. Daha fazla söyleyecek bir şey bulamadım ve sadece gözlerinin içine baktım. Annem bir şey demeden de anlardı zaten beni.

Birkaç dakika sonra odaya bir hemşire geldi. Anneme iyi olup olmadığını sorduğunda annem gülümsedi ve kısık sesiyle “iyiyim,” dedi. Hemşire herhangi bir sorun olmadığını, serum bittiğinde taburcu edileceğini, bolca su içmesi gerektiğini söyledi. Bizi de anneme dikkat etmemiz konusunda uyardıktan sonra odadan çıktı.

“Efnan, hadi kalk sen hepimize soğuk su al da gel abiciğim,” dedi abim hemşire gittikten sonra. Sorgulamadan başımı salladım ve son kez anneme gülümsedim. Abime son paramı gitarcı çocuğa verdiğim detayını atlayarak paramın olmadığını söyledim ve verdiği parayı alıp odadan çıktım.

Merdivenleri inerken aklıma yine Milas gelince kendi kendime kızıp merdivenleri hızlı hızlı inmeye başladım. Ama aslına bakarsanız aklımı kurcalayıp duran kişi Milas değil, dün gece tanıştığım ikiziydi. Dün gece berbat halde görünüyordu ve nasıl olduğunu merak etmeden duramıyordum.

Kafeteryaya varana kadar etrafı inceleyip durdum. Yanımda gözlüklerim olmadığından çok uzağı göremiyordum ama yine de belki görürüm umuduyla onu aradım. Neden görmeyi bu denli istediğimi de anlayamıyordum. Beni ilgilendiren bir durum değildi sonuçta. Tanımadığım birini merak ediyor olmam çok saçmaydı.

Ama görmedim. Kafeteryaya vardığımda dört şişe su aldım ve dönüşte yine etrafımı inceleye inceleye, ağır ağır ilerledim. Buna rağmen etrafta ikisini de görmedim.

Merdivenlere vardığımda arkamdan bir elin omzuma dokunmasıyla arkama döndüm. “Birini mi arıyorsun?” dedi karşımdaki adam. Milas mıydı yoksa ikizi miydi anlayabilmek için birkaç saniye inceledim ama anlayamadım.

Halime gülümsedi. “Daha sabah tanışmışken beni unuttun mu yoksa yine ikizim olup olmadığımı mı kontrol ediyorsun?” Milas olduğunu anlamamla ben de gülümsedim. “Aradığım kişi olup olmadığını anlamaya çalışıyordum,” dedim. Açık açık böyle söylememe şaşırmış olsa gerek, kaşları havalandı.

Aferin Efnan. Açık sözlülüğünün tutası bugün mü geldi?

“Eee, aradığın kişi miymişim?” dediğinde dudaklarımı birbirine bastırıp durumu nasıl kurtarabileceğimi düşünmeye çalıştım. Herhangi bir çıkar yol bulamayınca açık sözlü olmaya devam etmeye karar verdim: “Aslına bakarsan hayır, ikizini arıyordum.”

Daha da şaşırdığında kaşları imkanı varmış gibi daha da çok havalandı. “O niye Kıvırcık?” Saçlarımdan ötürü bana sesleniş şekline gülümsedim. Alıştığım bir hitap şekliydi.

“İster inan ister inanma ama normalde yabancıları merak etmek gibi bir huyum yoktur fakat dün çok kötü görünüyordu. Merak etmiyorum desem yalan olur sanırım,” dedim dürüstlüğümden ödün vermeyerek.

Daha çok aferin Efnan. Devam et böyle rezil olmaya. Adam seni sapık sansa yeridir!

“Demek birisi beni merak etmiş,” dedi arkasından gelen bir ses. Gözlerimi Milas’tan çekip arkasına baktığımda karşımda iki aynı suratı görmem bir oldu. Tek yumurta ikizleri dahi olsalar, bu kadar benzerlik normal mi?!

Milas da arkasını dönüp kardeşini gördüğünde gülümsedi. Ardından yeniden bana dönüp “merakın gitti mi?” diye sordu. Utanç, yüzüme bir ateş gibi vururken Milas’a yardım bekleyen bir çocuk gibi baktım. Kardeşine bakacak yüzüm yoktu.

Rezilsin Efnan.

İsmini hâlâ bilmediğim adamdan birkaç kıkırtı yükseldiğinde bakışlarımı ona çevirdim. Gülmeleri bile neredeyse aynıydı. Tek fark Milas güldüğünü gizlemeye çalışmıyordu. İkiziyse gülerken yüzünü çeviriyordu.

Derin bir nefes aldığımda gülmesini bırakıp benim yerime konuştu. “Demek dün gece beni Milas sandığın için suyunu verdin. Ben de insanlık ölmemiş diye düşünüyordum,” dediğinde ikisi de yeniden gülmeye başladılar. Bu sefer kendimi tutamayarak ben de güldüm.

Birkaç dakika gülmelerinden sonra sonunda sustular ve ben de onu merak etme sebebimi tekrar ettim. Birkaç dakika süren kısa bir sohbetten sonra isminin Bulut olduğunu öğrendim.

En azından isimleri benzemiyormuş.