Bölümler 3Şu an: 1🦋
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hoşgeldiniz, başlama tarihinizi buraya bırakabilirsiniz.
Bu satırı da çiçeklerle donatırsanız çok mutlu olurum.
Beni yalnız bırakmayan ve bu kitabı okuyan herkese çok teşekkür ederim.
Şimdi ruhlarınız ile birlikte bir yolculuğa çıkacağız, keyifli bir yolculuk olması dileğiyle...
Sevgilerle. ~ T~
Etrafa çektikleri polis şeridinin ötesinde kameraların flaşları ardı ardına patlıyor, gökyüzünü aydınlatıyordu. Etrafa saçılan yağmur damlaları acımasızca toprağı kamçılamaya devam ediyordu. Bugün, toprağa düşen merhamet benim için olmalıydı.
Burnuma dolan toprak kokusunu içime son kez çekmeyi diledim. Gözlerimi sıkıcı yumdum, heyecanla kasılan ölü hücrelerimin son bir kez yağmur ile nüfüz etmesine izin verdim. Çıplak ayaklarıma bulaşan çamur beni ürpertti, nedensizce.
İri kıyım bir adam bedenime şemsiye tuttu. Yağmur damlaları, bana ulaşamıyordu artık. Eli ile gösterdiği istikamete doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım.
Beni görünce saygıyla başlarını eğen polis görevlilerine elimle selam verdim. Saygı görülen bir şahıs olmak göğsümü kabarttı, donuk yüzüme kibirli bir tebessüm ekledim.
Hafif göbekli, üniformalı bir adam önümde durdu.
"Hoşgeldiniz, savcım." dedi, parmaklarıyla polis ceketinin önünü iliklerken.
"Hoşbulduk, polis amca.''
"Hoşbulduk mu göreceğiz, Ekrem bey."
Benimle aynı anda konuşan savcıya sinirle kafamı çevirdim. Ben ne bir savcıydım ne de bir insan. Saygı görülenmiş hah! Ben sadece aciz bir hayaletim. Kendimi bu küçük oyunlarla kandırdığım için kendime kızgındım aslında. Savcının ne günahı var.
Savcının mavi gözleri, adının Ekrem olduğunu öğrendiğim adamın üzerindeydi.
"Cesetler nerede?"
Savcının sesi, yağmur damlaları arasında hemen kayboldu ve hemen ardından Ekrem beyi takip etmeye başladık. Sabırsızca adımlarımı atıyordum ki ağaçtan ayaklarımın dibine düşen bir parça gözlerimi sımsıkı yummama sebep oldu.
"Benim." Tanıdığım ses ile kirpiklerimi ayırdım. Gözlerinin içine dolan zifir beni korkutsa da mimiklerime yansıtmadım. Ben ondan daha korkunçum sonuçta.
"Senin ne işin var burada?"
Sorgulayan sesime karşılık zayıf elleriyle simsiyah, dağınık saçlarını geriye iteledi. Soluk teni açığa çıkmıştı.
"Neden olacak ayol. Savcım için geldim."
Alnıma avucumla vurdum. Kalp kırıklıklarımı gizledim, bedbaht yazgımla.
"Doğru ya sen bedenini bulmak istemiyordun. Sen sadece sevdiğin adamla kalmak istiyorsun. Senin bir sevdiğin, aşık olduğun biri var duygu denilen şey bende yokken."
Bana şaşkın bakışlarla bakan hayalet karşısında bende hayrete düştüm. İlk defa duygularımı bu kadar açığa vurmakla kalmamış, kontrolümü yitirmiştim.
Neredeyse bana çarpmak üzere olan adamdan dolayı sağa kaydım. Herhangi bir darbe de etkiler tek taraflı oluyordu. Buz tutan kalbim, içimde dağılıyordu. Bu yüzden dikkat etmeliydim.
"Sana bir şey söyleyeceğim."
Dibime girdi, büyük bir sır veriyor gibiydi. Soğuk dudaklarını kulağıma yasladı. Az önce söylediklerimi pek umursuyor gibi davranmıyordu. Yağmur sesinden dolayı bağırarak konuştu.
"Çok ceset varmış ama kimseye söylemeyeceklermiş. Galiba, beyaz ışık, senin için yanacak bugün."
Hafifçe iteledim ve tabiri caizse tabanlarımı popoma vurarak koşmaya başladım. Mutluluk bulaşan yüreğim heyecan içinde kasılıyordu. Başardım, bedenim kesinlikle buradaydı. Su damlalarının ruhuma dağılmasına müsaade ettim, son kez. Gidiyordum, toprağa karışan benliğim sahibini bekliyordu.
Gözlerim etrafı kolaçan ederken gördüğüm cesetlerin yanına hızla yürüdüm. Büyük ışıklarla aydınlattıkları ormanın içi buz kesmişti. Büyük bir çınar ağacının altına dizilen sekiz cesedin tanınmayacak durumdaki simalarına baktım. Vücut şekline bakınca erkek oldukları kesin ve netti.
Ya ben de bir erkeksem, olamaz mı?
Çıplak omuzlarına serilen karganın kanatları açılmıştı. Soluk tenlerini yuva edinen kurtlar, yağmur damlalarından kaçmak için meftaların aralık olan göz kapakları ve dudaklarının arasından kıvrılarak talan ediyordu. Göğüs kafesindeki boşluğa hayretle baktım. Kalpleri sökülüp alınmıştı. Boşluğa dolan simsiyah sıvıya ise yağmur damlaları karışıyordu. Alt kısımları ise çınar ağacının dibine gömülmüştü. Böyle öldürülmüş olmak tüylerimi hazır ol hizasına getirdi. Çok caniceydi. Bir yanım bu katledilen bedenlerden birine sahip olmak isterken bir yanım bu şekilde bir ölümü kabullenmek istemedi.
Kalpleri olmayan insanların ruhları hep kayıp kalacaktı demişti bir hayalet. Yani ben...
Bedenimi bulamadım. Yine.
Atmayan kalbim büyük bir hayal kırıklığıyla kırıldı. Göz pınarlarımdan akan siyah gözyaşları, renkli çiçeklerin üzerine leke bırakmıştı. Biraz da olsa gözyaşlarıma mutluluk siper oldu. Ben, kalbimin sökülmesini istemezdim ama ya ben de bu kadar zalim bir insanın ellerinde can verdiysem? kirpiklerim, ölümü dilercesine kapandı harelerime. Ruhumdan, umut kelimesi silinip süpürüldü ve öylece bakakaldım.
Kuruyan dudaklarımda dilimi gezdirdim, savcıyı izleyen ruha seslendim.
"Bulamadım."
Sesime yansıyan hüzün, hemen dikkatini çekti. Aşkla izlediği savcının yanından ayrıldı ve yanıma koşarak geldi.
"Üzülme, bulursun elbet bir gün."
Birçok ruh umursamazdı. Dünya'ya büyük bir halatla esir edilen bizleri göremezlerdi.
Onlara göre büyük bir nimetti, insan olmamak ve dünya'da yaşamaya devam etmek.
"Ben artık yuvama gitmek istiyorum."
Yuvam neresiydi bilmiyorum ama ruhların söylediği kocaman bir yalandı. Bizlere bahsedilen gerçeğin altında silik varlıklardık.
" Burası da senin yuvan."
Sesine yansıyan merhamet içimi sıcacık yaptı. Afra'ya mahzun bir tebessüm hediye ettim. Siyah hareleri giden savcıya kaydı. Merhamet yerini farklı tonda ki ışıltılara bıraktı.
Gözünün içini kaplayan zifir siyahı, bir gökyüzü gibi şekillendi. Yıldızlar, büyüklü küçüklü irislerinde toplanmıştı.
En yanlış olan şey, ona bahsedilmiş en doğru duyguydu.
Capcanlı hayatta olan bir insana aşık olmuştu. Umutsuz bir hastalığın pençesinde ruhunu kaybediyordu. Gözleri tekrar bana döndü. Konuşmaya devam ettim.
"Değil, benim evim orası ama beni kabul etmiyor. Evsiz bir ruhum."
"Biz de evsiz ruhlarız ama sen çok takıyorsun kafana. Niye bu kadar çok istiyorsun anlayamıyorum."
Kimse beni anlamıyor, ölü çığlıklarımı duymak istemiyorlardı. Bedenimi bulmak dışında en çokta anlaşılmak istiyordum. Beni bir zamanlar anlayan, seven insanları bilmek istiyordum ama silinen hafızalarımız hiç yardımcı olmuyordu. Ancak bedenlerimiz bulununca benliğimizi ve hayatımızı hatırlayabilirdik.
"Benliğimi hatırlamak istiyorum. Nasıl biriydim, neleri severdim, nasıl görünüyordum, ailem var mıydı, hiç aşık oldum mu?"
Düşüncesi bile sesime can vermişti. Yorulduğum için sonsuza kadar uzanan bu soruları öteledim ve konuşması için sustum.
"Bunların bir önemi yok, bizler ölüyüz."
"Bedeni kayıp ölüler." Diyerek düzelttim onu.
Biz, hiç kimseyiz. Dünya ile gök arasında sıkışan kimsesiz, terkedilmiş ruhlarız.
Bedeni olmayan, bir toprak birikintisinden noksan mahkumlar.
"Hadi savcının peşinden gidelim.''
''Ama işi bitmemiştirki.''
''Savcım bey cesetleri görünce bi kötü oldu, zaten gelirken de eli kolu titriyordu. Birden de ağlamaya başlayınca...''
''Niye ağlamış? '' Bazı duygulardan noksun olan ruhum anlamak istiyordu.
''Arkadaşı niye ağladığını sordu. Savcım da mutluluktan ağladığını, onu böyle bulmak istemediğini söyledi. Arkadaşı da savcım beye gitmesini söyledi.''
Sesine yansıyan üzüntü beni afallattı, savcının onu da sevmesini istediğini biliyordum ama bu kadar içerlediğinin farkında değildim.
"Hadi gidelim." Diyerek giden savcının arabasına doğru koşmaya başladık.
Ayaklarımız toprağa batsa da koşmaya devam ettik ve savcının arabasına bindik. Burnuma dolan koku yerini deri kokusuna bırakmıştı.
''Bıktım koşmaktan. Ne zaman öğreneceğiz şu ışınlanmayı?''
Diyerek aramızda ki sessizliğe son verdim. Bize verilen en büyük lütuf, hayal ettiğimiz mekana göz açıp kapayıncaya kadar gitmekti lakin bizim gibi güçsüz ruhlar bu konuda pekte başarılı değildi. Öğrenmeyi denemiştim ama ruhumun gücü yetersizdi.
''Ruhumuz güçsüz kızım. Ben unuttum o işi.''
Kafasını camdan sarkıttığı için belli belirsiz duyduğum sesi umursamadım. Sırtımı yumuşak koltuğa yasladım. Arabanın sıcaklığı, ıslak olan ruhumu mayıştırdı. Bitkin olan göz kapaklarım kapandı ama Afra'nın terbiyesiz iltifatları uyumamı engelledi.
"Hey yavrum hey. Taş gibi mübarek. kurban olduğum."
Daha fazla dinlemek istemediğim için konuştum. Gözlerimi açtım.
''Bence sen bu adamın vücuduna aşık olmuşsun."
Camdan çıkardığı kafasını hiddetle bana çevirdi.
"Hiçte bile. Ben onun her zerresine aşığım."
"Bu her zerrenin içinde ruhu da var mı?'' Dedim gülerek.
"Sus ayol kurban olduğum geliyor. Kay kız yana."
Yol boyunca Afra'nın savcıya aşk dolu kelimelerini dinledim. Araba, yavaş bir fren darbesiyle durdu. Bitkin olan silik ruhumu arabadan çıkarttım. Afra, koluma girmiş beni sürüklüyordu.
"Nereye gidiyorsun?"
Kolumu daha sıkı kavradı ve sözümü cevapsız bıraktı. Savcı arkamızdan hızlı adımlarla gelirken müstakil bir evin bahçesine girdik.
Rengarenk çiçekler ile bezetilmiş bahçeye aşkla baktım. O kadar huzur doluydu ki.
Buz tutan kalbim az kalsın göğüs kafesimi yumruklayacaktı.
Beyaz renkli, iki katlı eve girmek için savcıyı bekledik ama o ters yöne döndü.
Biz de peşinden öfleyerek gittik.Ruh olarak insanların mahremiyetine çok saygılıydık. -Mecburen saygılı oluyoruz yani- Onlar girmeden evlerine giremezdik. Eşyalarını karıştıramaz, yerlerinden milimetre dâhi kıpırdatamazdık.
Seri adımlarla bahçenin arka kapısından geçtik. Sarı ampulün aydınlattığı yola baktım.
Taşlı yolun sonunda karanlığa gömülmüş bir orman vardı. Merak duygusu hücrelerimde sinsi bir yılan gibi gezinmeye başladı.
Savcı, üzerine oturan siyah ceketinin düğmeleri koparırcasına açtı. Kravatını boynundan söküp çimlerin üzerine attı. Derin bir nefes aldı, parmaklarını hırsla kahverengi saçlarından geçirdi. Açık mavi tonunda ki irisleri ormanda oyalandı. Büyük adımlarla ormana ilerledi. Afra'nın ısrarlarını duymamazlıktan gelemedim ve savcının adımlarını takip etmeye devam ettik.
Soğuk bir rüzgar, ağaçları titretti. Birbirine çarpan yaprak sesleri hoş bir ritimle kulaklarımıza doldu. Afra arkamda yürürken birden çığlık sesine tüm dikkattim dağıldı. Ayağımın altından kayan toprak parçası beni bir köşeye savurdu. Dik olan yamaçtan yuvarlanarak düştüm. Ruhuma bulaşan çamur izlerini elimle silkelerken Afra'nın bağırma sesini tekrar duydum.
Canı yanıyormuş gibi gür sesle haykırmaya devam ediyordu. Düştüğüm yerden güç bela kalktım. Gözlerimle etrafı taradım. Yapraklar birbirine daha şiddetle çarpıyordu. Yüreğime düşen korku tohumları büyüyordu. Tekrardan Afra'nın sesini duydum.
'' Çabuk ol. Gitmeliyiz buradan.''
Yamacı hızla çıktım lakin gördüğüm görüntü karşısında kendimi uçsuz bucaksız bir uçurumdan atmak istedim. Çünkü buradan ancak öyle kurtulabilirdik.
Bölüm etkileşimi
