8. bölüm · Almeroth

3 .bölüm

Mavilirael ★

Aren'in arkasından yürürken hâlâ etrafıma bakıyordum. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım gördüklerimin hiçbirini zihnimde bir yere oturtamıyordum. Sarayın koridorları bitmek bilmiyordu. Yüksek tavanlar, duvarlara işlenmiş altın renkli desenler, her köşede duran heykeller... Bütün bunların gerçek olduğuna inanmak istemiyordum. Belki de birazdan gözlerimi açacak ve kendimi yeniden festival alanında bulacaktım. Ruki ve Sera yanımda olacak, o tuhaf çeşmenin başında yaşadığım her şeyi kötü bir rüya olarak hatırlayacaktım.
Keşke.
Aren bir koridorun sonunda durup bana döndüğünde düşüncelerimden sıyrıldım. "Burası," dedi ve arkasındaki büyük kapıyı gösterdi. Kaşlarımı çatıp kapıya baktım, ardından yeniden ona döndüm. "Burası ne?" diye sordum. Aren'in yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. "Odan." Birkaç saniye hiçbir şey söylemeden ona baktım. "Benim odam mı?" Aren başını salladı. "Evet." İçeriye doğru bir adım attım. Odanın büyüklüğü karşısında istemsizce duraksadım. Büyük pencerelerden içeri süzülen ışık, odanın her tarafını aydınlatıyordu. Yatak, duvarlardaki işlemeler, küçük masanın üzerindeki eşyalar... Her şey fazlasıyla güzeldi. Fazlasıyla yabancıydı. Ama nedense odaya ilk adımımı attığım anda içimde garip bir his oluştu. Sanki burayı daha önce görmüştüm. Sanki bu koridorlarda daha önce yürümüş, bu odanın kapısını daha önce açmıştım.
Kaşlarımı çattım ve bu düşünceyi hemen aklımdan uzaklaştırdım. Mümkün değildi. Ben buraya ilk kez geliyordum."Beğenmedin mi?" Aren'in sesiyle ona döndüm.
"Ne?"
"Odayı."
"Emin değilim." Omuzlarımı silktim. "Burası bir otel odası değil sonuçta. Beğenip beğenmemem gerektiğini bilmiyorum."
Aren hafifçe güldü. "Bence oldukça iyi bir başlangıç."
"Ben başlangıç istemedim."
Bu kez gülümsemesi biraz azaldı. Söylediğim şeyin şaka olmadığını anlamıştı.
"Elva..."
"Ben eve gitmek istiyorum Aren."
İlk kez adını söylerken sesim biraz daha yumuşaktı. Belki de ona kızmak istemiyordum. Çünkü beni buraya getiren kişi o değildi. Bunu biliyordum. Yine de içimdeki bütün öfkeyi bir yere koymam gerekiyordu ve elimde bundan başka hiçbir şey yoktu.
Aren birkaç saniye boyunca bana baktı. Sonra kapının kenarına yaslandı. "Biliyorum."
"Hayır, bilmiyorsun."
"Bilmediğimi nereden biliyorsun?"
Ona baktım. "Çünkü sen buraya aitmişsin gibi davranıyorsun."
Aren'in kaşları hafifçe kalktı.
"Ben ise nerede olduğumu bile bilmiyorum. Herkes bana bir şeyler söylüyor. Birileri beni kaçırıyor, sonra buraya getiriyorlar. Bana prenses diyorlar. Sonra sen çıkıp bana odama kadar eşlik ediyorsun ve herkes bunun normal bir şey olduğunu düşünüyor."
Bir an durdum. İçimde biriken öfke yeniden yükseliyordu.
"Hiçbir şey normal değil."
Aren'in yüzündeki ifade yumuşadı. "Haklısın."
Bu cevabı beklemiyordum.
"Ne?"
"Haklısın," diye tekrarladı. "Senin için hiçbir şey normal değil. Birkaç saat içinde bütün hayatın değişti. Ben olsam ben de sinirlenirdim."
"Sen olsan?"
"Evet."
"Sen de benim yerimde olsaydın korkardın yani?"
Aren bir an düşündü. "Muhtemelen."
İçimdeki öfkenin bir kısmı istemeden dağıldı. En azından bana deliymişim gibi davranmıyordu.
"Ben korkmuyorum."
Aren'in dudaklarının kenarı kıvrıldı. "Tabii."
Kaşlarımı çattım. "Ne demek tabii?"
"Hiçbir şey."
"Aren."
"Elva."
"Benimle dalga geçme."
"Geçmiyorum."
"Geçiyorsun."
"Biraz."
İstemeden gözlerimi devirdim. Aren'in gülümsemesi yeniden ortaya çıktı. Bu adamın bu kadar rahat olabilmesine şaşırıyordum. Ben hayatımın en kötü gününü yaşıyordum ve o hâlâ şaka yapabiliyordu.
Belki de bu yüzden yanında kendimi biraz daha rahat hissediyordum.
Bunu kabul etmek istemesem de.
Aren kapıdan ayrıldı. "Seni biraz dinlenmen için yalnız bırakayım."
"İyi olur."
Birkaç adım attıktan sonra bir anda durdu. Sanki bir şeyi hatırlamış gibi arkasını döndü. "Bu arada."
Ona baktım.
Aren'in yüzünde yeniden o rahat ifade vardı. "Akşam büyük bir yemek düzenlenecek."
Bir an anlamadım. "Ne?"
"Bu akşam. Büyük bir yemek."
"Tamam."
"Tamam mı?"
"Evet."
"Yani... hiç şaşırmadın."
"Şaşırmam mı gerekiyor?"
Aren bana tuhaf bir ifadeyle baktı. "Bence gerekiyor."
"Niye?"
"Çünkü o yemekte ailenle tanışacaksın."
O an yüzümdeki bütün ifade silindi.
"Ailemle mi?"
Aren başını salladı.
"Benim ailem burada değil."
Aren birkaç saniye sustu. "Elva..."
"Hayır. Benim ailem burada değil. Bunu az önce de söyledim."
"Tharion, Nerithya ve Aelira orada olacak."
Tharion.
Nerithya.
Aelira.
İsimler zihnimde yankılandı.
Tharion'un adını daha önce duymuştum. Bana gerçek babam olduğunu söylemişlerdi. Ama diğer iki isim... Onlar kimdi?
"Aelira kim?"
Aren'in yüzünde bir anlığına garip bir ifade belirdi. Sanki bu soruyu beklemiyordu.
"Senin ablan."
Kalbim hızlandı.
"Benim ne?"
"Ablan."
Ona bakmaya devam ettim.
Ablam.
Bu kelime zihnimde bir yere oturmadı.
Benim bir ablam yoktu.
En azından bildiğim kadarıyla.
"Benim ablam yok."
Aren bu kez cevap vermedi.
"Benim bir ablam yok, Aren."
"Elva, bu akşam..."
"Ben gitmek istemiyorum."
Sözümü kesmedi.
"Kimseyi tanımıyorum. Onların benim ailem olduğunu kabul etmiyorum. Tharion'un babam olduğunu kabul etmiyorum. Şimdi de bana bir ablam olduğunu söylüyorsun ve akşam hep birlikte yemek yiyeceğiz."
Aren sessizce beni dinledi.
"Bu çok saçma."
"Evet."
Başımı kaldırıp ona baktım.
Aren omuzlarını silkti. "Ben de daha kolay bir yolunu bulamadım."
İstemeden burnumdan kısa bir nefes çıktı. Gülmek değildi bu. Kesinlikle değildi. Ama Aren'in yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
"Ne?"
"Hiç."
"Yine mi?"
"Yine ne?"
"Benimle dalga geçiyorsun."
"Hayır."
"Geçiyorsun."
"Biraz."
Bu kez gerçekten gülmemek için kendimi zor tuttum.
Sonra aklıma akşam geldi.
Ailem.
Tharion.
Aelira.
Nerithya.
Bir anda içimdeki bütün hafiflik kayboldu.
Aren bunu fark etmiş olacak ki sesi daha sakin bir hâle geldi. "Yemekte kimse senden bir şey kabul etmeni istemeyecek."
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
"Ya bana bir şey sorarlarsa?"
"Cevap vermek zorunda değilsin."
"Ya beni zorlarlarsa?"
"Zorlamazlar."
"Ya..."
Aren gülümsedi. "Elva."
"Ne?"
"Bir nefes al."
Ona baktım.
"Sonra da biraz dinlen. Akşam yemeğine kadar hâlâ birkaç saatin var."
Birkaç saat.
Bu kadar kısa bir süre içinde hayatımın geri kalanının değişeceğini düşünmek bile midemi bulandırıyordu.
Aren kapıya doğru ilerledi.
"Bir şey daha," dedi.
"Ne?"
Bu kez yüzünde küçük bir gülümseme vardı. "Yemekte kaçmaya çalışma."
Kaşlarımı kaldırdım. "Neden?"
"Çünkü saray oldukça büyük."
"Bu bir tehdit mi?"
"Hayır."
"Uyarı mı?"
"Tecrübe."
"Sen daha önce kaçmaya çalışan birini mi gördün?"
Aren bir an düşündü. "Belki."
"Kim?"
Aren gülümsedi. "Bunu akşam anlatırım."
"Hayır, şimdi anlat."
"Akşam."
"Aren."
"Elva."
Ona sert bir bakış attım. Aren kapının eşiğinde durup bana baktı. Sonra başını hafifçe eğdi.
"Akşam görüşürüz, prenses."
"Prenses deme."
Aren'in yüzünde muzip bir gülümseme belirdi. "Peki, prenses."
"Aren!"
Kahkaha atarak kapıyı kapattı.
Bir süre kapıya baktım.
Kapının önüne yere çöküp ağlamaya başladım o kadar cok ağladımki gözlerimdeki şişlikleri hissedebiliyordum arkadaşlarımı ve ailemi özlemiştim
Akşam büyük bir yemek vardı.
Ve ben, hayatım boyunca hiç tanımadığım insanlarla aynı masaya oturacaktım.
Bana ailem olduklarını söyleyen insanlarla.
Gerçek babam olduğunu söyleyen bir tanrıyla.
Hiç tanımadığım bir anneyle.
Ve varlığından birkaç dakika önce haberim olan bir ablayla.
Ellerimi dizlerimin üzerine koyup derin bir nefes aldım.
Bu geceyi düşünmek bile içimi sıkıştırıyordu.
Ama nedense Aren'in son söylediği şey aklımdan çıkmıyordu.
Kaçmaya çalışma.
Gözlerimi kapattım.
"Kaçmayacağım," diye fısıldadım kendi kendime.
Sonra birkaç saniye düşündüm.
"Belki."
Odaya sessizlik çöktü.
Ve ben, akşam olacak o büyük yemeğin hayatımda açacağı kapının henüz farkında olmadan,