2. bölüm · AKINCI: HUDUT ÇİZGİSİ
1.BÖLÜM
1.BÖLÜM
TUNCELİ
🪖
Hayat bazı insanlara adil davranmayabilirdi. Herkesin kendine göre derdi olurdu elbet, kimisi aileden yakınırdı kimisi paradan..kimisi genç yaşlarda başlamıştı dert çekmeye kimisi çocuk yaşta...
Herkesin kendine göre derdi vardı işte.
Ben mi?
Bende buna şaşırırdım işte. Ben hiç dert çekmemiştim. Yediğim önümde yemediğim arkamdaydı, ailem desen bir dediğimi iki etmemişti. Sağlam dostlar edinmiştim,kimsenin kazığını yememiş, elimden geldiğince de herkese yardımcı olmaya çalışmıştım.
O halde ben ne istiyordum?
Ne istiyordum biliyor musunuz? Aşık olmak.
Bu kadardı işte benim derdim. Hayatımda birisine aşık olmayı geç, sevmemiştim bile. Tabiki kapım kısmetlere daima açıktı ama her talibim nedense bana hiç hoş gelmiyordu. Derdimin sadece bu olması bazı insana garip gelmiş olabilirdi ama benim için büyük bir sorundu. 27 yaşına gelmiştim ve benimde hayallerim vardı.
Mesela anne olmak...
O duyguyu bu hayattan göçmeden tatmak çok istiyordum. Birisinin beni kaşılıksız bir şekilde seveceğini düşünmüyordum bile bu yüzden şuan bu derdimi kısa bir süreliğine askıya almıştım.
Mesleğime yönelmiştim.
O kadar dertli insanın içinde , derdi sadece aşık olmak isteyen bu kız kim mi?
Ben Duru SANCAK, 27 yaşında bir doktorum. Daha yeni atanmıştım ve ailemden ilk kez uzağa taşınıyordum.
Doğduğum andan itibaren Çanakkale'de ailelemle beraber yaşıyordum. Annem, babam,abim, ablam...
Şu anda ise Tunceli'deydim. Yeni evimde oturmuş bulunuyordum. Bir hafta önce ailemle beraber gelmiş, evi temizleyip dizayn etmiştik. Bu sabah onlar Çanakkale'ye geri dönmek zorunda kalmış, benim gibi bir bahtsızı bir başıma bırakmışlardı. Doğal olarak saçma düşünceler beynimi istila etmişti.
Kafamı toplamak için mutfağa girdim ve yarın işte yemek için poğaça yapmaya karar verdim. Genel olarak,üniversiteye giderken ve stajımı yaparken, edindiğim bir alışkanlıktı bu. Poğaça mayasını alana kadar kendime çay koydum ve en sevdiğim dizimi açarak bu akşamı moral düzeltme gecesi ilan ettim.
O sırada kızlar grupta birşeyler döndürüyorlardı. Göz ucuyla bakmak zorunda kalmıştım çünkü dizide acayip iyi bir sahne oynuyordu.
Ben buydum işte. Hayatı spontane yaşayan, zevkleri oldukça eski birisiydim.
Sade veya limonlu gazoz içmekten zevk alan, o yoksa demlik dolusu çay içen, aman kilo alırım demeden sürekli hamur işi yiyen birisiydim.
Duygular mı? İşt onlardan benimde haberim yoktu. Sadece dengesiz birisi olduğumu biliyordum.
Çoğu zaman ortada cıvıl cıvıl gezerdim. Sebepsiz sinirli günlerim olurdu. Ne yaptığımı bende bilmezdim o zamanlar. Karşıma çıkanlar yanardı o zaman.
Ha birde.
Çok konuşurdum.
Uyku bir anda ağır basmıştı ama yapmam gereken bir tepsi poğaça vardı.
🪖🪖🪖
Güneş, ışıklarını yüzüme vurmuştu. Mükemmel bir sabaha uyanmıştım..demek isterdim ama asla öyle olmamıştı.
Hava bugün de kapalıydı. Etrafı sis bulutları sarmıştı. Erkenden işe gitmem gerekiyordu. Hızla apar topar kahvaltı yaparken bir yandan da annemle konuşmuştum. Geç kalmış olabilirdim. Biraz(!) geç kalmıştım.
Hızla siyah bir kazak ve siyah palazzo pantolon giymiştim. Deri ceketimi giymiş, ayaküstü hazırladığım çantayı da koluma takmıştım.
" Gidelim bakalım şu karargaha "
🪖🪖🪖
Hava dün gecekinden daha soğuktu. Silah tutan eller buz tutmuştu ama görev herşeyden önce gelirdi. Normalde şakalaşan tim şuan buz gibi bir ifade ile pusuya yatmıştı. Yada pusuya düşmüşlerdi. Pusuya düştükleri o kadar barizdi ki...
Bu onlara gelen yanlış 2.istihbarattı. Karargahta bir hain olduğu zaten bilinen birşeydi. Yaklaşık üç haftadır herkes alarmdaydı.
Tim iki haftadır görevde olduğu için ilgilenemese de Yüzbaşı'nın bazı tahminleri vardı. Şuan sınır dışında operasyanda olabilirlerdi ama kalpleri Tunceli'de atıyordu. Yüzbaşı 'nın aklı karargahtaydı ama odağı hiç bozmadan alanı kontrol ediyordu.
Onlara gelen istihbarata göre teröristlerin silah nakliyatı yapacağı güzergah burasıydı. Pusu olduğu belliydi çünkü saatlerdir ortada gelen giden yoktu, üstelik Hakan 200 metre uzaklıktaki kayaların arkasında hareketlilik görmüştü.
" Plan nedir? " Dedi Kuzey. Plan başta yapılmştı ama o pusuya düşmeden önceydi.
" Karargahtan haber bekliyorum. Albay emir vermeden usülsüz hareket edemeyiz " dedi Yüzbaşı.
O sırada Recep, elinde ki telsizle sürünerek yanlarına geldi.
" Komutanım, albay telsizde "
Yüzbaşı hızla telsizi eline aldı.
" Dinliyorum Albayım "
Albay Cemal 'den ses yükseldi. " Durum nedir kurşun? Çatışma çıkma olasılığı?"
" Sıcak temas kaçınılmaz komutanım. Sevkiyat da muhtemelen yapılmayacaktır. İstihbarat tamamen yanlış.
Şuan etrafımızın sarılmış olması bunu doğruluyor."
" Sizin ne kadar mühimmatınız kaldı? Destek çıkartalım mı?"
Kurşun, askerlerine baktı. Hepsinin gözünde korku denilen duygunun bir gramı dahi yoktu.
" Destek falan çıkarmasınlar komutanım. Biz hallederiz " dedi Ertuğrul.
Kurşun her zamanki gibi gururla cevap verdi. " Gerek yok komutanım. Biz hallederiz "
Ve telsiz cızırtılı sesler çıkararak kapandı. Kurşun, " niye kapandı Recep? " Dedi.
Recep sinirle " telsiz kullanmayalım diye birşeyler kullandı şerefsizler " dedi.
" Baskın basanındır komutanım. " Dedi Kuzey dudağının kenarıyla gülerek.
Onun ne demek istediğini herkes anlamıştı. Kurşun açıkladı. " Onlar bizim hâlâ sevkiyatı beklediğimizi sanıyor. Muhtemelen ensemize çökmek için an kolluyorlar. Onlar gelmeden biz gideceğiz. "Dedi.
" Sait, Recep ve Tayfun siz burada kalın. Ben, Kuzey ve Ertuğrul onların olduğu bölgeye gideceğiz. Hemen arkalarında pusuya biz yatacağız. Hakan konuşlandığı yerden bize bilgi verecek. "
Tim büyük bir kararlılıkla " emredersiniz komutanım " demişti. Sesleri kısık olsa da yüreklerindeki vatan için savaşma heyecanı çok büyüktü.
Hakan hızla iki tarafı da görebileceği bir bölgeye yattı. Recep, Tayfun ve Sait oldukları yerde, arkalarından gelebilecek tehlikeye karşı temkinliydi. Kurşun Yüzbaşı önde, Kuzey ve Ertuğrul onun arkasında olmak üzere hiç kimsenin göremeyeceği yollardan, düşman tarafına geçmişti. Taşların arasında yürümek zordu. Alt tarafı uçurumdu. Ertuğrul'un ayağı bir an boşa basar gibi oldu. Kuzey, gelen ses ile ona döndü.
" Mal mısın anasını satayım, gebereceksin boku bokuna." Dedi Kuzey. Ertuğrul utanmıştı, normalde böyle bir hata yapmazdı ama haftalardır buradaydılar ve yetersiz yiyecekler nedeniyle kan şekeri düşmüştü.
" Kan şekerim düştü Komutanım. " Dedi mahcubiyetle.
Kurşun, arkasına bir bakış attı ve elini cebine sokup son kalan çikolatayı da aldı. Askerine uzattı. Ertuğrul minnetle çikolatayı alırken Kurşun, " Sağ salim karargaha dönebilirsek hekime görün. Çok sık kan şekerin düşer oldu." Dedi.
" Karargaha yeni bir doktor geliyormuş zaten, ona görünürüm. Saolun komutanım."
Kurşun sessiz kalmıştı. Birdaha da aralarında sohbet dönmedi. Teröristlere yaklaşmış bulunmaktaydılar. Onların enselerindeydiler.
Kurşun saydı. Burada tam 13 kişi vardı. Kendi aralarındaki konuşmalar duyuluyordu
" Sansar onların 7 kişi olduğunu söyledi. Sayıca onlardan üstünüz." Dedi ince sesli olan. Yanındaki kel adam cevapladı, " her tarafta aldıkları eğitimden söz ediyorlar ama hani? Pusuya düştüklerinin farkında bile değiller." Dedi.
Kurşun, burnundan nefes vererek güldü. Kuzey ise alayla mırıldandı, " daha tüfeği tutmasını bilmiyor kel kafasına soktuğum. Konuşuyor amcık ağzıyla." Dedi.
Arkadaşın ağzı biraz bozuktu, çoğu zaman ciddi olsa operasyonlarda alaycı oluyordu. Herkesin aksine.
" Rojhat, Cihan'a söyle arabayı getirsin. Sizde arabanın yanına inin. Onlar sizin etrafınızı sardıklarını düşünecekler. O zaman biz çökeceğiz enselerine."
Kurşun, Kuzey'e döndü ve başıyla telsizi işaret etti. Kuzey yavaş adımlarla arkaya doğru gitti. Timin geri kalanına haber verecekti.
Kurşun her zamanki gibi kafasında sayısız tilkinin dolaşmasına izin verdi. Planlarını tekrar tekrar kurmuştu.
Böylece haince bir planı daha atlatacak,karargaha hasarsız döneceklerdi.
Uzaktan,kasası branda ile kaplı bir kamyonet göründü. 13 kişinin arasından 4 kişi kayaların arkasından çıktı ve kamyonetin önüne indiler. Korktukları o kadar belliydi ki, tim normalde pusuyu anlamasa, onarda bir bokluk olduğunu anlardı.
Kamyonetten 3 kişi indi. Kurşun, kulaklıktan konuştu. " Hakan, bn sana vur emrini verince indir hepsini. Recep, Sait ve Tayfun onların ensesine binin. Yara alanda bir yara da ben açarım." Demişti .
Kurşun'un emri ile teröristlerin enselerine binmek için harekete geçtiler. Üçlü görüş alanına girmişti. Teröristler de onları görmüştü. Önlerinde kendini akıllı sananlar güldü. " Gördün mü heval, diğerleri korktuğu için erkenden inmedi. Biz diğerlerinin ensesine çökünce hep kaçarlar " dedi.
Aşağıda sıcak bir çatışma vardı. Askerler vurduğunu indiriyorken teröristlerin daha bir kurşunu bile isabeti bulmamıştı.
" Toplanın,iniyoruz "
Ve onlar aşağı inerken bizimkiler sanki onları görmemiş, gerçekten pusuya düşmüş gibi yaptı. Başlarında bulunan heval sesli bir şekilde bağırdı.
" Asker ! Teslim ol. "
Normalde olsa sanki teslim olacaktı askerler. Teöristlein bu salaklığı o an hepsini güldürdü. Maske nedeniyle diğerleri göremedi.
"İniyoruz" dedi Kurşun.
Onlar aşağı inerken teröristler fark etmedi. Hepsi şuan keyiften dört köşe olmuştu Türk Askeri yakaladık diye. Ayda yılda nadir görülen bir durumdu sonuçta. Kurşun ve diğerleri silahlarını daha sıkı tuttu.
Sert ve otoriter sesi ile bu sefer seslenen o oldu.
" Teslim olun! Bu size ilk ve son çağrımdır. " Dedi. Onlar hâlâ ne olduğunu anlamamış şokla dolmuştu. Şuan meydanda 12 terörist, 7 tane de yiğit Türk Askeri vardı. 4 tane de sarı torba olacak leş..
" TC eskerine teslim olacagıma ölurum daha iyi " dedi içlerinden birisi bozuk türkçesiyle. Konuştuğu dil bile bize aitken nasıl kafa tutuyordu hâlâ şaşılacak şeydi.
O şerefsizin attığı kurşun isabet etmemişti ama bunu bekleyen tim herşey için hazırdı.
" Hakan, indir " dedi Kurşun. Hakan'ın keskin nişancı tüfeğinin sesi tüm seslerden daha farklıydı. Havayı delip geçti ve bir şerefsizi alnının çatından vurdu.
Saklanacak kaya parçası bile yoktu etrafta. " Amına koyayım, Malazgirt Meydan Muharebesi gibi ortalık. Kurşun kulağımın dibinden geçti."
Teröristlerin çoğu arabanın arkasından nişan alıyordu. Tim ise öldürdüğü şerefsizleri kendilerine siper etti.
Kısa bir süre içinde teröristlerin hepsi ölmüştü.
" Kuzey, kontrol edin şunları. Recep, telsizi getir. "
Kurşun, emirler yağdırırken boş arazide kurşun sesi yankılandı. Kurşun refleksle sesin olduğu yere dönmüştü. Karnında hissettiği sıvı sıcaklık ise hiç hoş değildi.
" komutanım! "
Tam ölmeyen terörist Kurşun Yüzbaşıyı karnından vurmuştu. Kuzey, o iti esir almak istediği için öldürmedi ama suratına indirdiği yumruk öldürücü derecede sertti.
Kurşun, dik durmak istedi. O yıkılmazdı. Yıkılmamalıydı.
Ertuğrul ve Tayfun hızla onun koluna girdi. " Komutanım"
Hepsi tecrübeli askerlerdi ama dağ gibi adamı bu halde gördükleri zaman birer çocuk gibi oluyorlardı. Kuzey yaraya tampon yaptı. " Kurşun hâlâ içerde. Recep, karargaha haber verdin mi?"
" Helikopter gelmek üzere. "
Kurşun kendine engel olamadı ve gözleri kapandı.
Kuzey, ondan sonra en rütbeli kişiydi. Time sahip çıkmalıydı.
Hasan ekipmanlarını apar topar toplamış, yıllardır komutanı ve aynı zamanda dostu olan bu adamın yarasına bakmıştı.
Recep ve Ertuğrul, komutanlarının yanında öylece dururken durumun ciddi olduğunu biliyorlardı.
Sait ve Tayfun yardım etmek istese de alanı toplamak için emir almışlardı.
Fakat Sait şuan üzüntüden öylece olduğu yerde kalmıştı.
Sait çok kitap okurdu. Klasik, tarih, kurgu...
Kitaplardaki çoğu şey doğru olduğu gibi çoğu şey de bir o kadar yanlıştı.
Mesela vurulan insanlar hemen bayılmıyor, ayakta gezmeye devam ediyordu. Sait, asker olana kadar bunun doğru olduğuna inanmış, ilk kurşununu yediğinde ise okuduğu heyecan verici satırlara küfür etmişti.
Kurşun komutanı yıkılmaz duruyordu ama o kurşunu yediği anda dağ gibi adam olduğu yerde kalmıştı.
Asker olmak herkese havalı geliyordu. O üniforma ve disiplin heyecan veriyordu insana. Kutlu bir meslekti ama zordu. Yüreğinde vatan sevgisi yoksa ve sırf para için bu mesleği yapıyorsan zulümdü işte. O eğitimler, gördüğün ölümler ve can almak çok zordu.
Herkes alışmıştı, alışmak zorundaydı. Eğer özel kuvvetlerde çalışacaksan alışacak, can alıp can verecektin.
Mesleğini gönülden yapanlara ne mutluydu. Tek hedefleri şehadet şerbetini içmek ve Allah'ın katına şehitlik mertebesinde çıkmaktı.
🪖🪖🪖
Bana verilen oda temiz ve ferahtı. Karargah oldukça büyüktü. Sağlık için ayrılan kısım da öyle. Benimle beraber iki hemşire daha vardı. İkisine ait bir dinlenme odası, benim odam, ortak oturma alanı ve kayıt bölümü, dörder yataklı iki tane hasta odası, bir tane kan odası, bir tane de ilaç odası vardı.
Bugün daha geldiğimi çoğu kişi bilmiyordu. Yoksa buraya akın edileceğinden bahsetmişti Damla hemşire.
Karargahta yaklaşık bir aydır doktor yokmuş ve hemşireler sadece kan alıp merkeze yönlendirebiliyormuş. Doktora ihtiyacı olan askerler burada olduğumu duysa koşa koşa gelirmiş.
Hemşire Gülizar hızla odama girdi. Aceleci ve panik halinden dolayı kapıyı çalmamıştı.
" Doktor Hanım, Albay sizi bekliyor."
Ayağa hızla kalktım. Birşey olmuş olmalıydı. " Ne oldu Gülizar ?"
" Akıncı Timi görevdeydi. Birisi yaralanmış. Durumu ağırmış."
Hızla odadan çıkarken " Damla ile beraber sedyeyi getirin. " Dedim. Yanıma tampon yapmak için malzeme almıştım. Oldukça soğukkanlı olmaya çalıştım. İlk defa bir kurşun yarasına ilk müdahale yapacaktım. Üstelik bu kişi vatanı ve bizleri korumak için savaşan şanlı bir Türk Askeriydi.
Damla bana helikopter pistini tarif etti. Ben önde onlar arkada alana ilerledik. Helikopter uzaktan görünüyordu. 20-30 tane asker merakla alanın kenarındaydı. Akıncı Timinin ününü anlatmıştı Damla. Biraz fazla konuşuyordu tıpkı benim gibi.
Akıncı Timi, gittiği görevlerde üstün başarı elde etmiş, özel kuvvetlere mensup bir timdi. Senelerdir vatana hizmet ediyordu. Bir zamanlar timin hepsi şehit düşmüş, uzun bir süre Akıncı Timi yok olmuştu. Fakat bir komutan gelmiş, timi en baştan ayağa kaldırmıştı. Şuan dillere destandı.
Helikopter iniş yaptı. Biz hızla sedyeyle helikoptere koştuk. Kapı açıldı ve uzattığımız sedyeyi iri yarı bir adam çekip aldı. içeride yaralı olan askeri yerleştirdiler. İk asker aşağı indi ve sedyeyi indirmede yardım etti. Sedye ellerimin altında olduğunda askeri inceledim hızla. Karnına tampon niyetine bastırdıkları haki rengi bez kan gölü olmuştu. Hızla bezi kaldırdım.
" 30 metreden kurşun yarası. Kurşun hâlâ içeride. Tampon yaptık ama çok kan kaybetti " dedi adam. Oldukça aceleci ama soğuk bir ses tonuyla konuşmuştu.
" Kan grubu ne?"
" 0 Rh+ "
Elimle yaraya tampon yapıyordum. Sedye hızla ilerlerken Albay Cemal yanımdaydı.
" Hastaheneye kadar dayanır mı? "
" çok kan kaybetmiş. Dayanamaz. Kurşunu burada çıkarmamız lazım. " Dedim.
Revire geldiğimizde yaralı askeri, diğer arkadaşları yatağa yatırdı.
" Gülizar askeri hazırla. " Dedim. Yaralı askerin yanından ayrılmayan askere " sende ona yardım edebilirsin " dedim.
Malzeme odasından gerekli ekipmanları aldım. Damla, askere damar yolu açıyordu.
Hazır olan askere yaklaştım. Kurşunun girdiği bölgeye neşter ile küçük bir çizik attım. Bu açı benim için yeterliydi.
Kurşunu içeriden çıkarmak için uğraştım ama bulamadım.
" Kahretsin" dedim sinirle.
" Ne oluyor doktor " dedi asker.
" Kurşunu bulamıyorum. " Dedim. Odanın dışında bulunan askerler sıkıntıyla nefes verdi.
" Hocam nabız 140.. tansiyon seksen elli " dedi Gülizar. Kurşunu bulmak için uğraşmadım. Vakit yoktu.
" Damla elektroşoku getir hemen!"
Damla harekete geçerken monitördeki ses hızlandı. " Basınç düşüyor hocam!"
Kafam monitöre döndüğünde ise nabzın tamamen durduğunu gördüm. Elektroşok hazır olana kadar kalp masajı yapacaktım. Askerin sert göğsüne ellerimi hızla bastırdım.
Kapının önünde büyük bir curcuna koptu. Kıyametti sanki.
" Ben yapayım doktor. Sen şoku yap. " Dedi asker. O daha güçlüydü. Haklıydı. Ellerimiz yer değişirken şoku ayarladım ve " çık " dedim. O çıktı, ben bastırdım. Şokla göğsü inip kalkan bu adam hayata geri dönmedi.
Dönmeliydi.
Şoku arttırdım, bu sırada asker kalp masajı yapıyordu.
Şoka tekrar tepki vermedi.
Defalarca şoku askere bastırdım ama hayır... Monitördeki ses benim başarsızlığımı, cesur bir askeri kendi ellerimde kaybettiğimi gösteriyordu.
" Doktor birşey yap! Komutanım gidemez " diyordu derinlerden bir ses.
Ellerimin altında ölen ilk insanın, bu vatan için savaşan bir asker olmasını kaldıramadım.
Kalp masajını bırakıp acıyla komutanına bakan adamı kenara ittim.
Yaşayacaktı.
Son gücümle kalp masajına devam ettim.
Yaşamalıydı.
Askerleri için, vatanı için, ailesi için, benim için...
Yaşamalıydı bu asker!
" Hocam, askeri kaybettik."
" Hayır !"
Kalp masajı yaparken son gücümü kullanıyordum artık. Dönmüyordu. Sanki ilk vakam olmaya yeminliydi.
Gözümden bir damla düştü, askere kalp masajı yaptığım elimin üstüne. Ve o anda bir ses yükseldi. Mucize gibi birşeydi. Asker hayata geri dönmüştü. Ben onu kurtarmıştım. Hızla doğruldum. Kurşunu çıkarmalıydık.
" Yaşıyor! Komutanım yaşıyor!"
" Doktor onu kurtardı "
" Demiştim abi ben size Kurşun komutanım bizi bırakmaz diye "
O gece benim için milattı. Hayatta tek derdin benimki gibi olmadığını biliyordum. Sorumluluğun sadece benimki gibi olmadığını da.. ama insan herşeyi yaşayınca, görünce anlıyordu.
Ellerimin altında vatan için kurşun yaşayan, dert çeken bir asker ölümden dönmüştü. Dönmeyebilirdi.
Buradaki herkes bıçak sırtında yaşıyordu ama şikayet etmiyorlardı.
İlk ameliyatımı şanlı bir Türk Askerinde yapmıştım. Onu kurtarmıştım. Gururluydum.
Fakat içimdeki bu adını koyamadığım şeyde neydi?
O askere kan verdim. Sabaha kadar başında bekledim. Birşey olur da annesi babası üzülür diye.
Ertesi sabah olduğunda onu şehir hastahanesine gönderdik ama içimde hep bir burukluk, hüzün vardı.
O askeri hayatım boyunca unutmayacaktım.
Beni gerçeklerle yüzleştirmesini.. asla unutmayacaktım.
🪖🪖🪖
Kurşun, gözlerini açtığında nerede olduğunu kavrayamadı. Kafası pencereye dönüktü. Ne olduğunu anlamaya çalıştı. Vurulduğunu hatırlayınca sinirle homurdandı. Su almak için yan tarafına döndüğünde gördüğü sima ile dondu kaldı.
Bu kadın da kimdi ?
Revirdeydi, orası kesindi. Hemşireleri tanıyordu. Yeni bir doktor geleceğini duymuştu, bu o olmalıydı. Ama burada gecenin bu vaktinde işi neydi?
Kadın kıpırdanmaya başladığında hızla geri yattı ama karnına saplanan ağrı ile az kalsın inleyecekti. Kadın uyanmış olmalı ki ayağa kalktı. Hareketlerini hissediyordu. Yanına yaklaştığını hissetti. Karnının üstünde minik denecek kadar küçük bir el...
Muhtemelen yarasını kontrol ediyordu, birşey görememiş olmalı ki elleri bedeninden çekildi.
Kurşun, o kadının sesini duydu sonra.
" Serumun da bitmiş senin "
Kendi kendine konuşuyor olmalıydı. Başka bir serum taktı doktor ona. Kurşun, kızın geri yatıp uyuyacağını düşündü ama öyle olmadı.
" Sıkıldım ben burada, hazır uyuyorken biraz konuşayım. Nasılsa bilincin kapalı "
Kurşun, gözlerini açıp ona susmasını ve uyumasını söyleyecekti ama yapmadı.
" Anneme ilk kez yalan söyledim bugün. Evdeyim dedim ama değilim. Sebebim her ne kada mantıklı da olsa olsun. Yalan yalandır . Çanakkale'ye gider gitmez ona anlatacağım. Bu arada burası çok soğuk ya, siz nasıl üşümüyorsunuz. Dışarıda antreman yapan askerler gördüm, birkaçında sadece atlet vardı. Ha birde dehşet kaslılar ya, nasıl olabiliyor. Karargahta hiç kadın asker olmaması ne üzücü, hepsi erkek. Hepsi kıro. Dışardakilerden tek farkları vatan için buradalar da sert hareketlerini alttan alabiliyorsun. Bugün ne oldu biliyor musun? Nereden bileceksin tabi, haklısın.
Bir tane askerle çarpıştım. Yavşak bir tipti muhtemelen salak salak konuştu. Ah ah! Asker olmasaydı,disiplin olmasaydı ağzının ortasına bir tane geçirecektim. Yüz vermeyince de ters ters baktı gitti "
Kurşun, sanki birisi masal anlatıyormuş gibi dinliyordu. Kızın sesi güzeldi. Hoş bir tınısı vardı. Çoğu muhabette başı ağrıyan komutan bu sefer öylece dinlemişti. Birde kıza hayret etti. Dürüstlüğüne, harbi oluşuna ama en çokta konuşmasına.
En dikkatini çeken kısım eve gitmemesiydi. Onun için kalmıştı burada. Annesine ilk kez yalan söylemişti.
Kız hiç susmadan sabaha kadar konuştu. Çanakkale'de yaptıklarından, hobilerinden, ailesinden, abisi ve ablası ile yaptığı kavgalardan, arkadaşlarından..hatta en sevdiği yemek ve müziklerden bile konuştu kız.
Kurşun en sonunda serumun etkisiyle baygın düştü. Az daha dinlemek vardı ama olmadı.
O gece kurşun çok şey öğrendi.
Kızın kitap okumayı çok sevdiğini, limonlu soda bağımlısı olduğunu, börek ve sarmayı çok sevdiğini ve güzel yaptığını,en sevdiği müzik türünün türkü olduğunu, arada saz çaldığını, abisi ve ablasından her kadar uyuz birisi olduğu hakkında bahsetse de çok sevdiğini, lisede yaptığı kavgadadan sonra bacağına 4 dikiş atıldığını bile öğrendi.
O gece sadece Duru'nun miladı değil gibiydi.
O gece kader, alın yazısını olay örgüsüne işlemeye başlamıştı.
Olay örgüsündeki ilk basamak ise güven ve dostluk olacaktı.
