13) - ༻CÜMLENİN SONU... ༺

Vaveyla Yazarı: GECE 🌙

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 27Şu an: 13) - ༻CÜMLENİN SONU... ༺

"Bazı yaralar vardır, deniz suyu bile saramaz; bazı sevgiler vardır, dağlar bile yük olamaz."

~Yazar

🥀

MARDİN
NUSAYBİN

🥀

Herkes karargah da toplanmış çağırılma nedenlerinin açıklamalarını beklerken Merkez'in kapısı tekrar aralandı. Kapı iki yana açılmasıyla içeri giren yaşlı adam ile Selim Albay da dahil herkes ayaklandı. Tim, birbirinin yüzlerine şaşkın bakışlar atarken Koray, Akın'a bakarak kaşlarını çatıp başını salladı. Neler oluyor, der gibi yaptığı harekete karşı Akın sadece bir salise kadar yüzüne bakmış ardından ne olduğunu kendisi de anlamadığı için üstlerine dönmüştü. Kendisi bile neler olduğunu bilmezken ondan açıklama bekleyemezlerdi.

Gelen adam başındaki beresini çıkararak dik durdu. Selim Albay asker selamını vermesiyle diğerleri de aynı hızda verdi.

Yaşlı adam, "Ben Tümgeneral Nihat Erez. Kara Kuvvetleri Komutanlığı emrindeyim." diyerek her bir askeri ile kısa kısa göz temasları kurdu.

Selim Albay baş işareti vermesi ile herkes sırayla kendini tanıttı. Hemen Selim Albay'ın yanında olan Akın gür bir sesle selam vererek, "Üsteğmen Akın Candemir! " dedi.

Hemen yanındaki Harun Abi, "Teğmen Harun Güngör! " diyerek devam etti. Ardından hepsi birbirinden ayrı gür bir ses ile devam ettirerek götürdüler.

"Üsteğmen Bünyamin Aydın! "

"Astsubay Başçavuş Seyfettin Çınar! "

"Astsubay Başçavuş Koray Gezgin! "

"Astsubay Kıdemli Başçavuş Sertaç Özercan!"

"Astsubay Kıdemli Başçavuş Şahin Bozkurt! "

Son olarak Sergen, "Astsubay Çavuş Sergen Koçar. " diyerek bitirdi.

Tümgeneral hepsine kısa bir an bakmış ardından Selim Albay'ın yer verdiği masanın başına geçmişti. Albay masanın diğer başına ilerlerken Nihat Erez baş koltuğa oturarak çoktan yerine kurulmuştu. Verdiği el işaretyle komutu alan tim ile beraber Selim Albay da yerine oturmuştu.

"Evet Selim, anlat bakalım. Neden Ateş? "

Ateş Tim'i...

Selim Albay öncelikle iki yanında oturan adamlara baktı, her birine güveni sonsuzdu. "Emrinizdeki en hızlı, en atak ve gerektiğinde en yakıcı ekiptir komutanım. Ateş gibi girer, iz bırakmadan çıkarlar." diyerek tekrar karşısında oturan Tümgeneral'e döndü. Yüzünde, kendinden emin ve askerlerine duyduğu gurur vardı.

"Ateş Timi, yakın temas ve ani müdahale gerektiren görevlerde üstün hız ve saldırı gücüyle hareket eden en hızlı Tim'dir komutanım. Kod adı, görev karakteristiğini yansıtır." diyerek devam etti. "Bu yüzden en kritik operasyonlar onlarda yer alır. "

Tümgeneral başını yavaşça sallayarak tekrar iki yanda oturan askerlerine baktı. Rastgele birine soru sormak için gözlerini yavaşça gezdirdi. Bakışları Sertaç'da durmasıyla başını dikleştirerek sordu. "Neden asker oldun? "

Sertaç ona sorulan ani soru ile duraklarkenn diğerlerine kısa bir an baktı. Neden sorduğunu anlamamıştı ancak sorgulamakta bu masada haddine değildi. Bu yüzden yerinde dikleşerek yutkundu. "Hayalde kalmasını tercih etmezdim, komutanım. " diyerek Tümgeneral'e baktı. "Hayal olarak anacağıma hayatım olarak algılamayı seçtim. "

Tümgeneral aldığı cevap ile memnunca gülümsedi. "Gönüllüsün yani? "

Sertaç başını bir kere sallayarak, "En başından beri. " cevabını verdi.

Tümgeneral'in bakışları Sertaç'ın uzun saçlarında oyalandı bir süre. Bu süre Sertaç için rahatsız edici olmaya başlarken derin bir nefes verdi. O da bütün üstler gibi neden saçının uzun olduğunu merak ediyordu. Aslına bakılırsa o kadar uzun değildi. Ense taraflarını ve kulak etrafını her erkek gibi o da alırırdı ancak sadece başının üstü ve alnına dökülen tel sayısı fazlaydı. Gören bir asker değilde öylesine bir genç diyebildi.

"Rütben ve uzmanlığın? " Tümgeneral'in kaşlarını çatarak sorduğu soruya karşı çekinsede cevabını verdi.

"Uzmanlık alanım, Ateş'in keskin nişancısıyım. "

Nihat Erez'in gözleri yavaşça kısıldı. "Saçlar? " Kaşlarını kaldırarak sorduğu soru ile Sertaç yutkundu. "Gözüne gelir diye hiç mi endişe etmiyorsun? "

Selim Albay askerinin durumunu bildiği için, "Onun için ayrı özel eğitim aldı. " diyerek Sertaç'a baktı. Doğru almıştı. Yer yer gözlerine kum yemiş ve verilen o saniye içinde hedefinin vurulmasını istenmişti. Hatta bazen önüne koydukları bir sürü vantilatör ile gözlerine rüzgarı verdikçe vererek görüş açısını dolan gözleri ile bulanıklaştırılmıştı. Sertaç aldığı eğitimlerde biber gazı yediğini hatırlardı. Üzerinde o kadar çok şey denenmişti ki şuan olduğu konumda olmak kolay değildi.

"Bir asker, " diyerek başladı Tümgeneral. "Ne kadar eğitim alırsa alsın, görev başındayken herşey saniyeliktir Albay. "

Tümgeneral sert tavrını koymasıyla Akın dişlerini birbiririne iyice kenetlenerek sıktı. Sertaç'ın hayatını bildiği için konuşmamak için kendini sıkıyordu. Sertaç başını kaldırarak yutkundu ve, yine ve yine mecbur kalarak, "Saçlarımı kesersem bu ay annemele görüşemem. " dedi. Koray gözlerini yumarken Şahin kaşlarını çatmıştı. Her defasında bu konuda zor durumda kalması Tim'i sinirlendiriyordu.

"Saçların ile annenin ne alakası var? "

Konunun çok derinlerine girmek istemediği için üstü kapalı bir şekilde, "Annem kanser. Saçlarını kaybeden bir kadın. Saçsız bile güzel ama o kendini beğenmediği için kapandı. Bende tek çocuğuyum. " derken bile boğazı düğüm düğümdü. "Saçlarımı asla kısacık veya kazıtık görmekten hoşlanmıyor. Öyle durumlarda bende gizli üzülür ve ağlar. " Duygusuz tutmaya çalıştığı bakışlarını kaldırdı. Ne kadar bunun için eğitimler alsalar da onlarda birer insandı neticede. "Ben, annemi bayadır görmüyorum, komıtanım. Ona bir daha saçlarımı kısaltmayacağım sözünü verdiğim için karşısına kısa saç ile çıkamıyorum. "

Tümgeneral dinlemeye devam ederken Sertaç devam etti. "Söz veriyorum saçlarımı keseceğim ama lütfen ondan önce annemin beni böyle görmesine izin verin. " dedi. "Biliyorum, belki size saçma geliyor bu durum ama, kafamdaki bu saçlar benim değil hasta bir kadına ait. " diyerek son darbeyi aslında masada oturan herkese atmıştı. Hiçbir zaman benim saçlarım diyerek bakmamıştı saçlarına. Annesine verdiği söz ile bakmış her görüşmelerinde ona okşatmıştı.

Tümgeneral kısa bir an sessizliğe gömülürken başını bir kez salladı ve başka birine döndü. Bu defa baktığı kişi Koray'dı. İri yarı bedeni mmasad bile göz çarpıcı olduğu için direkt göze batıyordu. Bu durum bazen küfr etmesine neden oluyordu. "Sen? "

Koray yutkunurken Selim Albay sözü devraldı. Eğer böyle tane tane giderlerse hepsinin yaralarını deşecek gibi görünüyordu bu yüzden, "İzin verin ben izah edeyim. " dedi. Tümgeneral Koray'ı sürerken başını salladı. "Astsubay Başçavuş Koray Gezgin, İstihbaratçı. " diyerek konuşmaya başladı.

"Sadece o da değil. " diyerek bu defa eli ile Koray'ın hemen yanında oturan Seyfettin'i işaret etti. "Aynı zaman da Astsubay Başçavuş Seyfettin Çınar'da Tim'in istihbaratçısı. "

Derin bir nefes vererek, "Bütün bilgileri bizim için toplarlar. İstihbarat ekibimizin çekirdek ikiliside denebilir. " diyerek hafif varla yok arası gülümsedi. "Koray ve Seyfettin... En zor yerlerde dahi iz sürerler, İstihbarat işinde elleri kadar sezgileri de kuvvetlidir."

"İstihbaratta elimiz, gözümüz olurlar. Koray saha kurdudur bu yüzden yakın dövüşte de oldukça iyidir, yakın temas da yer alır. Seyfettin sivri zekalıdır. Hacker'lık da önüne kimse geçemez, kimsenin bulamadığı birçok ipucunu ve şifreleri kordinatları ile beraber bize o sunar. İkisi birlikte çalışınca, düşmanın saklanacak yeri kalmaz." diyerek inanılmaz bir keyif ile anlattı.

"Kısacası Koray ve Seyfettin saha dilini iyi bilirler. Bilgi alırlar, analiz ederler ve çözüm üretirler. Hedefi gösterirler, işi kolaylaştırırlar." diyerek sonlandırdı.

Seyfettin silah arkadaşlarına karşı, ben neymişim be arkadaş bakışı atarken Koray bir kez daha kendi ve Tim'i ile gurur duymuştu.

Albay, "Ha birde, Seyfettin şehit olmak için fazlasıyla can atar. " demesiyle eğer ciddi bir ortamda olmasalardı Tim anında kahakhayı patlatmış olurdu.

Seyfettin'in gözleri parıldarken Tümgeneral ona kısa bir bakış attı. "Ölümden korkmayan asker ha? "

"Ölüm korksun benden! " Seyfettin'in ani çıkışı ile Koray susması için koluna kolu ile sertçe dürttü. Seyfettin sonradan ne dediğinin farkına varmasıyla, "Estağfurullah komutanım. " diyerek değiştirmeye çalıştı. "Hiçbir askerimiz ölümden çekinmez bizim. "

Selim Albay içi el vermediği için sadece masayı izleyen genç adama döndü. Kısa bir süre Sertaç'a bakmış ardından, "En iyisi lafı bile az kalacak o keskin nişancımız. " dedi.

Sertaç keskin nişancı sözünü duyması ile başını kaldırdı. Albay gurur ile askerine bakarak Tümgeneral'e döndü. "Dakikada üç ile altı kil arası alır. Tim'in gözü odur, komutanım. Nişan alırsa, hedefin kaçışı yoktur. Dakikada çok mermi atmaz, çünkü onun için bir tane yeter."

Sertaç duydukları ile başını kaldırırken kendini biraz daha iyi his etmişti. "1200 metreye kadar etkili atış yapar. Rüzgâr mı değişti, zemin mi oynadı fark etmez. Hesabını yapar, atışını an için gerçekleştirir. "

"Güzel." dedi Tümgeneral. "Çok güzel. "derken bile gözleri masadaki diğer askerlerde geziyordu.

Bu defa bakışları Harun abide durmasıyla adam koltuğunda kalp krizi geçireceğini hissetti. Albay, Tümgeneral'in duraklayan bakışlarını görünce anlatmaya başladı. " Sahada saatli bombayla satranç oynamak gerekirse, Harun abiyi göndeririz komutanım. Şimdiye kadar hep mat eden taraf biz olduk." demesiyle Tümgeneral'in geldiğinden beri ilk defa yüzünde bir gülümseme oldu. Bu sözleri söyleyen Albay değildi. Albay'dan önce davranan Bünyamin'di. Gülümser bakışları Harun abisindeydi.

Selim Albay da aynı şekilde başını salladı. Sözünü kesmesine kızmamıştı çünkü söylediklerinde haklıydı. "Bomba imha ve mühimmat uzmanımız Harun Güngör komutanım. Sakinliğiyle, eli titremeden ölümle pazarlık yapar." diyerek anlattı. "Harun Güngör, patlayıcı konusunda sahadaki en güvenilir isimdir komutanım. Tel kopsa, fitil titrerse, önce o anlar. "

Tekrar komutanına bakarak son kez, "Bomba imha ve teknik sahada yılların emeğiyle çalışır. Sessizlik, sabır ve doğru dokunuş ister; Harun hepsidir." diyerek bitirdi.

"Hepsi anlattığın kadar mı Albay? "

Selim Albay'ın gözleri ışıldadı. "Sözlerimde ne yalan ne de şüphe mevcuttur. Ben bildiğimi gördüğümü söylerim. Hepsine güvenim her zaman sonsuzdur komutanım. "

"Peki sen? " dedi Tümgeneral birden çaprazında oturan Akın'a dönerek. Akın onu anlatacağını bildiği için merakla Albay'a döndü. Albay, Akın'a bakarak, "Tim komutan yardımcısı, Akın Candemir. Baskı altında soğukkanlı kalır, verilen görevi eksiksiz tamamlar. Tim'in yükünü taşır, aksatmaz." diyerek anlattı.

Gözlerini hafifçe kısarak baktı Akın'ın kara harelerine. "Aslında Akın Tim'in omurgasıdır komutanım." dedi. Sanki genel değilde kendi düşündüğü bir durumdu. "Emri alanla veren arasında köprü kurar. Saha'da boşluk bırakmaz." Akın'ın kaşları kalkarken Tümgeneral Akın'a baktı.

"Bıçaklarla arası oldukça iyidir. " dedi Selim Albay. "Şimdilik Tim'in komutanı da kendisidir. "

"Tim'in gerçek komutanı nerede? "

Albay kollarını masaya dayarken, "Tim'in gerçek komtanının ismi Kaya Karahanlı. Kıdemli Üsteğmen. Riskli bölgeye gönüllü gitti komutanım.Timini geride bırakmadı, sadece önden giderek yol açıyor."

"Karahanlı kendi yolunu çizmiş anlaşılan. Raporu geldiğinde ilk bana iletilecek. "

Albay başıyla onayladı. "Emredersiniz."

Tümgeneral tekrar Akın'a dönerek kısa bir an boynundaki derin yara izine baktı. "Bıçaklar ile aranın iyi oldığunu söyledi Albay. Ne o, kendi silahın ile mi vuruldun? "

Akın, ona yöneltilen soru ile ruhsuz bakışlarını çaprazında oturan adama çevirdi. Masanın başında ondan cevap bekleyen yaşlı adama karşı, "Bu zamana kadar hiçbir görevde kendi silahımdan vurulmadım komutanım." dedi. "Sadece aralarından birisi ödeşmek için işkence sırasında canımı yakabiliceğini düşünmüştü, o kadar. "

Tümgeneral gözlerini kıstı. "Yanmadı mı? "

Akın gözlerini dahi kırpmadan bakmaya devam etti. Karşısındaki yaşlı adam onun karanlık gözlerinde kaybolurken bakmaktan asla çekinmedi. Sonuçta ikiside aynı geminin yolcusuydu ve ikiside ülkenin birer Kurt'uydu. Akın, "Hayır. Yanmadı. " dedi. Geri önüne dönerken devam etti. "Ancak onunkisi fena yandı. " diyerek ellerini birbirine kenetlendi. Bu sözleri Tümgeneralin hoşuna giderken Albay'a döndü.

"Bu askerleri seçmek için çok uğraştın mı? "

Albay arkasına yaslanırken başını iki yana salladı. "Hayır, onlar kendileri buldu birbirlerini. "

Tümgeneral'in bakışları son olarak Bünyamin, Şahin ve Sergen'i buldu. Albay derin bir nefes vererek önce Bünyamin'den başladı. "Üsteğmen Bünyamin Aydın. "

Tümgeneral, "İki Üsteğmen. " diyerek bir Akın'a bir Bünyamin'e baktı.

Bünyamin ve Akın kısa bir an bakışırlarken ikiside başını salladı. "Bu yıl terfi ettim. " dedi Bünyamin. "Daha çok yeni. "

Albay başını sallarken, "Bünyamin, Tim'in kalkanıdır." dedi. "Kurşun dağılırken o sabit kalır. Geri çekilmek yerine adam taşır." diyerek başladı.

"Makine tüfeğiyle bastırır, yaralı varsa çıkarır." diyerek devam etti. Bakışları Bünyamin'den asla ayrılmıyordu. "Çökmez, kaçmaz, geri de bakmaz. Yaralı varsa sırtlar, mermi yağarsa karşılar." diyerek sonlandırdı.

Tümgeneral başıyla onaylayıp, "Ağır yük taşıyana güvenilir. Sırtını yere getirme Aydın." dedi.

Bünyamin başını sallarken Albay'ın gözleri bu defa Şahin'i buldu. "Astsubay Kıdemli Başçavuş Şahin Bozkurt! " dedi. "Kendisi sağlıkçımız komutanım. Sağ eliyle yaşatır, sol eliyle indirir. Tabancasında hata yoktur." diyerek devam etti.

"Şahin sırtında sadece sargı ile gezmez. Çoğu zaman tüfek değil tabanca tercihlerinin arasındadır. "

Tümgeneral Şahin'e kısa bir an bakarak başını salladı. "Yaşatmakla öldürmek arasındaki ince bir çizgidesin Bozkurt. Dengeyi kaybetme."

Son olarak bütün gözler Sergen'i bulması ile zavallı çocuk yerinde rahatsızca kıbırdandı. Hemen Albay'ın sol çaprazında oturuyordu. Albay gülümseyerek elini omzuna atmasıyla, "Son olarak Astsubay Çavuş Sergen Koçar. " diyerek sıktı.

"Telsiz ve bağlantı sorumlusu. Aynı zamanda Tim'e yeni katılmış olan çaylağımız. "

Albay çaylağın omzunu bırakırken bakışları tekrar Tümgeneral'i buldu. "Özetle komutanım, bu tim sahada emri beklemez, şartı görür, gereğini yapar. Hepsi seçilmiş adamlardır."

Hepsine kısaca baktı. "Her biri görevini bilir, tereddüt etmez." dedi. "Geri dönüş diye bir kavramları yoktur. Yalpalayanı, tökezleyeni yoktur. Yalnızca hedefleri vardır." Son cümlesini karşısındaki yaşlı adama bakarak söyledi.

Tümgeneral başını sallayarak, "Söylediklerin kadar sağlamlarsa, operasyondan zaferle dönerler Albay." dedi. Ardından kaşlarını çatarak ayaklandı. Beresini başına takarken ciddi ve sert ses tonu ile peşinden ayaklanan askerlerine baktı. "Fabrika, Sansar’ın silah ve mühimmat sevkiyat merkezi. Gözümüzün önünde büyümesine izin vermeyeceğiz. İmha emri verdim. Görev sizin Tim de, Albay." diyerek selam verdi.

Albay, "Emredersiniz komutanım." diyerek aynı şekilde selam verdi.

Askerler ile beraber Albay da selam vermesiyle Tümgeneral Karargahın açılan geniş kapısıyla Merkez'den ayrıldı.

Albay tekrar askerlerine baktı. "Sonraki gece operasyonu sizin. Sansarın sevkiyatlarını çökelteceğiz. " Ayakta bir şekilde hepsi üzerlerindeki formalar ile ellerini arkalarında birleştirmiş rahat pozisyonunda duruyorlardı.

"Giriş yok, dalış var. Gürültüsüz girilecek, sessiz temizlenecek. İçeride sivil görünümü taşıyan destek unsurları olabilir; dikkat edilecek. Ana hedef: Fabrikayı çökertmek, Sansar’ın elini kesmek." Albay'ın baskın sözleri ile her birinin gözlerindeki o operasyon aşkı doğmuştu.

"İz bırakmayın. Gölge gibi girin, fırtına gibi çıkın." diyerek başını kaldırdı. "Bundan sonrası sizin işiniz. Emir net: Ya onlar çökecek, ya da her zamanki gibi biz geçemeyecekler."

🥀

KARADENİZ
RİZE

Karadeniz'in kıyısında, rüzgâr hiç susmaz.
Deniz, gece gündüz hırçın dalgalarını sahile çarpar, sanki yıllardır kavuşamamış âşıkların iç çekişidir o ses.
Burada sevdalar ya yarım kalır, ya da yürek yarası olur.
İnsanlar sevdiklerine kavuşmak için dağlar aşar, yollar tüketir;
ama bazen kaderin keskin bıçağı, tam da varacakken yollarını keser.

Kavuşamayan sevdalar vardır Karadeniz'de.
Birbirine söz verip, düğün gününde cenazeyle sınanan aşklar...

Göz göze gelip, bir ömür vedalaşan çiftler...
Ve daima bekleyen kadınlar; saçları beyazlayana kadar pencere önünde oturup, ufka bakanlar. Beklerler ama bilmezler, gelen olmaz. Çünkü Karadeniz, alır ama geri vermez.

Burada yüzler bir türlü tam gülmez. Sevinçler bile hüzün kokar. Düğünlerde horonlar coşar ama her adımda bir eksik vardır, her çalgıda bir iç yangını. Çünkü herkes bilir: Karadeniz'in gülüşü bile yaralıdır.

Denizin gri dalgaları gibi, insanların kaderi de bulanıktır burada.

Ve her yağmur damlası, anlatılmamış bir hikâyenin gözyaşıdır.

Şimdi ise Karadeniz de nefessiz kalan göz yaşlarına boğulan başka bir kadın dizlerinin üstündeydi. Sevdiği adamın göğüsünde nefes nefese hıçkırıklarına engel olamaya çalışan kadın yumruklarını sıkıca sıktı. Avuçlarına sıktığı Kaya'nın lacivert kazağı ile dişlerini birbirine kenetledi. "Öldürecek... " diyerek fısıldadı.

Ağlaması bir an dururlurken boynundaki adamında sık sık nefes alarak göz yaşı döndüğünü biliyordu. Sıktığı yumrukları ile Kaya'yı kendinden hafifçe iterek yavaşça ayaklanmaya çalıştı. Kaya başını kaldırarak göz yaşları içinde ayağa kalkmaya çalışan kadına baktı.

Ahu'nun bu hayatta Kaya için yakmayacağı insan yoktu ancak Ahuzar için değil insan dünyayı karşısına alsada harcardı. Ellerini sevdiği adamın göğüsünden çekerek ayrıldı ancak Kaya ondan uzaklaşan kadının ellerinden yakalayarak avuçlarına hapis etti. "Ne? " diyerek baktı. "Ne yapıyorsun? "

Ahu cevap vermezken Kaya da hızla ayaklandı. Ellerini bu defa adamın ellerinden çekerek hızla arkasını döndü. "Nereye!" Kaya'nın sesini bile duymazlıktan gelerek çıplak ayaklarla ilerlemeye başladı. Ne arkasındaki insanları umursadı ne ayağına batan taşları ne de üzerinin dağılmış halini. Tek düşündüğü şey yol boyu durmaksızın ağlayacak kızıydı.

Hızlı hızlı yürümeye başlamasıyla Kaya'nın kaşları çatıldı. Hızlı adımlarla anında ilerleyen kadının önüne geçerek geri geri yürümeye başladı. "Nereye gidiyorsun? " Kadın yine cevap vermeden sadece adımlarken bakışları yoldaydı. Bir an önce kızına ulaşmalıydı. Nerde ne şekilde olduğu umrunda değildi. Tek istediği tek sahip olduğu parçasının yaşamasıydı.

Kaya eğilerek omuzlarını tutmasıyla ikiside sonunda yolun ortasında durmuştu. Konak'ta ki herkes çıkmış olanları izlerken Kaya gürledi. "Ahu nereye dedim! "

Ahu önce adamın yüzüne baktı. Mavi gözleri kızarmış uzun saçları hafif dağılmıştı. Ağlamaktan burnunun ucu kızarmıştı. Beyaz teni onu anında ele verirken, "Kör müsün! Gidiyorum! " demesiyle Kaya dişlerini sıktı.

"Nereye! "

"Çolak'a!" diyerek yanından geçmeye çalışmasıyla Kaya tekrar önüne geçti. Bir süre gözlerini yumarak sakinleşmeye çalıştı. Asla izin vermezdi. O aptallığı bir kere bilmeden yapmıştı zaten.

"Kızmızı ben getiricem, söz veriyorum. " dedi sakince gözlerini aralayarak.

Ahu'nun bakışları dolarken dudakları bükülmüştü. "O Ahuzarı değil, beni istiyor! " diyerek geri çıktı. Bir adım geri çıkarak elini alnına dayadı. "Beni yanında isterken Ahuzar'ı öldürmek istiyor anlasana!"

Derin derin nefesler alırken sakinleşmeye çalıştı. Böyle olmayacaktı. Bağırarak çağırarak ağlayarak olacak iş değildi. Yalvaran bakışlarını kaldırarak baktı. Kaya tekrar gördüğü çocuksu bakışlarlarla kaşları çatıldı. Kabul etmeyeceği bişeyi isticeğini adı kadar emin bir şekilde bildiği için başını salladı. "Hayır. "

"Ben ona gidicem, " diyerek fısıldadı.

Kaya başını sallayarak tekrar, "Hayır! " demesiyle Ahu ellerini adamın göğüsüne dayıyarak yüzüne bakmaya çalıştı. Kaya hayır cevabı ile beraber bakışlarını kaldırdığı için kadının yüzüne bakmıyordu.

"Kaya... Nolur. " dedi. "Onunla bir anlaşma yapıp Ahuzar'ı sana verebilirim! " demesiyle Kaya son demlerini yaşar gibi sinirli bakışlarını kadına yönlendirdi.

Elleri ile omzularını kavrayıp tam karşısına aldı. Ardından üzerine eğilerek en soğuk bakışlarıyla sevdiği kadına baktı. "Sen? " diye sorarak büyütmüş olduğu gözleri ile baktı. "Ahuzar'ı bir şekilde o piçten alırım ama ya sen! "

Ahu gördüğü bakışlar ile ürperirken burnunu çekti. "Seni ona verip kızımızı alıcam öyle mi? " Gerçeklikten uzak bir şekilde güldü. "Ahuzar seni sorduğunda da ona verdim mi diyicem? "

Ellerinin arasındaki kadını bir kez sarsarak, "Saçmalamayı kes artık! Birinizi yanıma alırken diğerinizi yakamam! " diye bağırmasıyla Ahu'nun başı döndü.

Hala ağlarken adamın kollarına tutundu. "Ya yetişemezsen..." diye fısıldamasıyla Kaya durakladı. "Ya ona bişey olursa... O zamanda beni vermediğine pişman olur musun?.."

Ahu, gözlerinin önünün bulanıklaştığını hissederken Kaya söylenen onca sözün altında ezildiğini hisseti. "Öyle bişey olmayacak. " diyerek fısıldasada içten içe korkmuştu. Kaşları çatıldı. "Öyle bişey olursa bile onu ve ailesinden kimseyi sağ bırakmam! "

Ahu artık ayakta duramazken elleri adamın kaslı kollarından sıyrıldı. Bayılmadan sadece bir kaç saniye önce, "Benden en değerlimi aldıktan sonra o ve ailesi ölse nolur ki... " diyerek tam geriye doğru yere düşecekti ki son dakika Kaya yakalarak anında kucağına aldı. Kadının başı ve elleri aşağı doğru sarkık duruken Kaya'nın bakışları hüzünlüydü. O son kurduğu cümle göğüsüne ağır gelmişti.

Aldığı her nefes ile göğüsü hızla kalkıp inerken eli ağızında bir şekilde ağlayan yengesine baktı. Hızlı adımlarla konağa ilerleyip herkesin arasından geçerek eve girdi. Merdivenleri tane tane çıkarken kadını kucağında bir kez sektirerek duvara sürtünmemesi için başını göğüsüne dayadı.

Yukarı çıktıktan sonra odaya girerek yavaşça dağınık olan yatağa doğru yatırdı. Geri doğrularak yatakta baygın yatan kadını izledi. İçeri ardı ardına giren Ayşe ve Asiye Hanım'la bakışları onları buldu. Göğüsü hala aldığı derin nefesler ile inip kalkarken sevdiği kadına doğru eğildi. Yüzüne doğru savrulmuş bir kaç saç tutamını çekerek alnına koca bir öpücük kondurdu.

Kendi alnını kadının alnına dayıyarak, "Söz veriyorum. " diyerek fısıldadı. "Nasıl Ahu ölürse Kaya, Kaya ölürse Ahu yaşayamazsa, Ahuzar'ımıza da bişey olursa ikimizden de bir iz kalmaz. Söz veriyorum, onu sana getireceğim. "

Alnını kadından ayırarak terar alnından öptü. Geri doğrularak düşen omuzlarını dikleştirdi. Hızla kadının üstünü örtüp arkasını dönerek, "Yenge, ana. " diyerek sevdiği kadını işaret etti. İki kadında başını sallarken odadan hızla ayrılmış merdivenlerden hızla inerek ona aval aval bakan Canan'ın yanında son hızla geçmişti.

Dışarı çıkması ile ona seslenen Amcası ve babasına bakmadan arabasına ilerledi. Bir yandan da Ahmet'e baş işareti verip diğer adamlarına hitaben, "Siz burda kalıyorsunuz, yengeniz dışarı çıkmayacak. Böyle bir durum olursa önce kapılar kitlenecek sonra ise haberim olacak. " diyerek arabasına bindiği gibi gazı kökledi.

Asiye ve Ayşe odada bir süre Ahu ile kalmış ardından Asiye aşağı inerek Ayşe beklemeye devam etmişti. Ahu bir süre daha uyanmazken Ayşe odadan çıktı. Eli kalbinde bir şekilde merdivenlere ilerleyerek yavaş yavaş aşağı indi.

Salona girmesi ile Cemile ile kızı Canan'ı masanın yanında ellerindeki bavular ile gördü. İçeri girmesi ile Asiye Hanım'ın, "Ne oldu da gitmeye karar verdun Cemule? " diyen sorusunu duydu.

Ayşe merakla ne cevap vereceklerini beklerken koltuklardan birinde sıkıntı içinde oturan Osman Bey, "Bir sorun mi var? Rahatsuz olduğunuz bir konu? " diye sormasıyla Ayşe samimiyetten uzak bir şekilde güldü.

Güldü ancak yine sustu çünkü bu iki yalancı düzenbaz kadının neler uyduracağını merak etmişti. Cemile önce ne diyeceğini bilemez gibi değişik sesler çıkarmış ardından, "Şey abla, " diyerek konuşmaya başlamıştı. "Artuk şey yapmayalum deduk, rahatsuzluk vermeyelum. Biz gidelum. " demsiyle tam eline tekrar bavulunu alacaktı ki arkasındaki kadını görmemişti. Çünkü tam arkasında duran kadın onun öylece gitmesine asla izin vermezdi.

"Demeyi ha evun olaylarunu kızim asulsuz şekulde etrafa yaydi, Kaya da bizi kovdi." diyerek kolları göğüsünde birleştirirken kaşları havaya kalktı. "Ha boyle oltaya takulmuş hamsi gibu kıvrani kıvrani sonrada yok öyle yok böyle diyerek arkasınu dönup kaçayiler. "

Herkes merakla birbirine bakarken iki kadın da ellerinde çantalarla sertçe yutkunmuştu. Osman Bey kaşları çatık bir şekilde Ayşe'ye anlamak ister gibi bakarken Kemal masanın başında anasının yanına giderek tam arkasında ellerini tekerlekli sandalyesinde oturan Nazlı Nine'nin omuzlarına yerleştirmişti. "O ne demek yenge? " diyerek kaşlarını çattı.

Furkan, Burak'ın yarasından dolayı odaya çıkmışlardı. Tabi herkes o yüzden çıktıklarını sanıyordu ancak onlar çıktıkları gibi Murat'ı ve Mahir'i arayarak olayları hızla anlatmışlardı.

Ayşe salona doğru bir kaç adım daha atarak, "Diyirım ki, yanunuzda yörenizde kim daha çok masum ayaği oynayisa en çok ha onlar ortalıği karıştırayi. " diyerek Asiye Hanım'a baktı. "Kusura bakma abla, " diyerek göz ucuyla kardeşini gösterdi. "Ancak ne kardeşun ne de kardeşinun kızi rahat durayi. "

"Onları evden gönderen kişu Kaya. " Asiye Hanım şaşkınlıkla başları yere eğili olan ikiliye baktı.

"Neden? "

Ayşe başını salladı. "Onu da diyeyum. " diyerek tekrar ona ters ters bakan Canan'a baktı. "Malum yalan artuk ağzuda yuva yapmuş. Her adumlaru yalan. "

Tekrar ablasına dönerek, "Çıkan asılsuz iftiralar, edilen onca dedikodunun sebebu da başlatan da ha senun kardeşinun kızu yüzünden. " diyerek derin bir nefes verdi. "Yaptığu yalan haber ile Kaya'nın kırmızu çizgisunu geçtiğu içun evden kovuldu. "

Şaşkınlıkla kalakalan herkese karşı omzularını kaldırıp indirdi. "E hakketu da. "

Canan hırsla bir iki adım atarken kendisini işaret etti. "Sen baa vurdun! Beni dövdun!" Cemile sinirle daha ne kadar mahçup olacağını bilemez halde kızını tutarak geriye çekti.

Ayşe ise onu gram umursamadan kabullenerek bu defa omzu silkti. "Onu da hakettun. Sonuçta Kaya kadınlara el kalduran birisu değil bunu biri yapmaluydu. " diyerek arkasını döndü. Gerisini de onlara bırakarak gerçekleri açmış ve salondan çıkmıştı. Arkasında konuşma sesleri gelirken umursamadan tekrar merdivenlere yönelmişti ki kapıdan içeri giren kadını görmesiyle durdu.

"Abla benu bir dinle? " diyen Cemile'nin sesi gelirken umursamadı.

"Daha ne kadar çekturuceğuz biz bu kıza? " diye Asiye Hanım'ın da sesi eklenmişti.

"Niye yaptun bunu Canan! " Bu gürleyen ses Osman Bey'e aitti. "Ne istedun kadundan ve çocuktan! "

Ayşe tam acaba onuda mı ortaya çıkarsam diye düşünmüştü ancak kapıdan içeri girip yanına gelen kadınla bunu yapamadı. Gelen kişi Gülhan'dı.

Giydiği etekli elbise, balık etli olan vücudunu ortaya sererken saçalarını örmüş omuzlarından aşağı salmıştı. "Ayşe? " dedi onu izleyen kadına karşı.

Ayşe kendine gelerek gülümsemeye çalıştı. "Kız Gülhan? " diyerek kollarını açıp karşısındaki kadına sarıldı. "İki gün önce geleceğum dedun, diyuş o diyuş birr türlu gelemedun?"

Aynı şekilde Gülhan da sarılışına sıkı sıkı karşılık vererek kocaman olaylardan habersiz bir şekilde gülümsedi. "Hiç sorma, otele bir iki gün fazla para verdiğim için çıkamadım hem... " diyerek yutkundu. Geri çekilirken ona merakla bakan kadına baktı. "Uçurum kenarında bayıldığım esnada kafamı çarpmıştım onun kontrollerini de hallettim. "

Ayşe telaşla kadının kollarını tuttup yüzüne bakarken, "Bişey yoktur dimi? İyisun?" Gülhan bakışlarını kaldırmasıyla karşıskndaki kadının gözlerindeki telaşı gördü.

İçinde bir kaç yerde bişeyler birleşirken kendini gülümserken buldu. Şu zamana kadar köydeki hasta babası hariç hiç bir zaman ailesi olmamıştı. Ancak şuan sanki hissetmişti. Ahu'nun kardeşliğinden sonra bu kadının ablalığını görecekti. Hislerine inanan bir kadın olarak Ayşe'ye tekrar sarılmasıyla bir süre gözlerini yumdu. Ayşe elleri havada bir şekilde şaşkınca bakakalırken sesini asla çıkarmadı. Aksine ellerini sırtına koyarak bir süre okşadı.

"Sen iyimisun? " diyerek sordu. İçinde bir yerlerde korku peydahlanırken, "Hii!" diye korku dolu bir nida çıktı. "Kız yoksam bir ayluk ömrün mü kaldu!" diye sormasıyla Gülhan dolu gözlerle güldü.

Geri çıkarken ona şaşkınlık ve korku içinde bakan kadına başını iki yana salladı. "Yok abla, " diyerek güldü, artık ona Ayşe değil abla demeye karar vermişti. "Turp gibiyim maşallah. " demesiyle Ayşe elini kalbine koyarak nefesini verdi.

"Yenge? " diyen Kemal'in sesi ile Ayşe gözlerini aralayıp Abisine baktı.

"He buyur abi? " diyerek Kemal'e doğru döndü. Kemal ise yavaş ama bir o kadarda karşısındaki kadının kim olduğunu anlamak ister gibi adımlarken bakışlarını zar zor Ayşe'ye çevirdi. "Bu hanfendu kim? "

Gülhan onu inceleyen adama karşı gözlerini kaçırırken Ayşe bir Kemal'e bir Gülhan'a baktı. Gözleri ikisinin arasında mekik dokurken, "Ahu'nun ablasu sayulur. " diyerek gülümsedi. Hala gülüşünde bir kaç şey eksikti. İçinden bir ses sürekli kardeşin yukarıda baygın yatıyor yanına git, demesi en büyük işaretti. "Tanuşturayım. Gülhan. " diyerek eli ile genç kadını işaret etti.

Ardından abisini gösterip, "Kemal abim. " dedi. "Ölen eşimun abisi. " derken bile bakışlarına hüzün çökmüştü. Öyle çok özlemişti ki burnunda tütüyordu.

Gülhan başını sallarken Kemal elini uzatmıştı. "Memnun oldum. " derken bile yüzünü ondan sakınan kadının yüzünü görmeye çalışıyordu. Gülhan ona uzatılan eli fark etmesiyle yutkundu. Başını kaldırarak ona elini uzatan adama baktı. Kemal göz göze geldiği kadın ile donup kalırken Gülhan ayıp olmasın diye elini adamın avuçlarına bıraktı. Kemal'in aksine Gülhan'ın eli Kemal'in avucunun yanında küçük kalmıştı.

İkiside el sıkışırken birbirlerinin gözlerine odaklanmışlardı. Ayşe bir ona bir buna bakayım derken sonu gelmeyen bakışma ile yumruk yaptığı elini dudaklarına dayayıp hafiften boğazını temizledi. "E abi bırakmayu ne zaman düşüneysun?"

Kemal, Ayşe'ye bakıp, "He? " diye bir ses çıkardı. Kaşlarını çatılırken, "Neyi? " diye sordu. Ayşe gülmemek için kendini sıkarken bakışları ile ortalarındaki elleri işaret etti.

Ayşe'nin işareti ile ikiside başını eğip birleşik olan ellerine baktı. İkiside aynı anda elini çekip saygı çerçevesine girerek başlarını salladı. "Memnun oldum. " dedi anında Gülhan kuru bir ses ile. Aynı şekilde Kemal de, "He bende. " demesiyle Gülhan bir kez daha başını sallayıp ablasına döndü.

"Ahu... " dedi ancak gözleri nerde olduğunu sorar gibiydi. Ayşe yutkunarak kadının ne demek istediğini anlamıştı. Başı ile merdivenleri işaret etmesiyle ikiside Kemal'i arkalarında bırakmıştı.

İkiside koridora girerken Gülhan sordu. "Abla, ben bir şeyi anlamadım ama sorsam çok ileri gitmiş olur muyum? "

Ayşe bu defa gerçekten gülümseyip elini arkadan kadının koluna atarak sıktı. "Hayur tabiki. Sor isteduğunu. Yabancı değulsun artuk." demesi ile Gülhan anlamasa da Ayşe alttan kısa bir imada bulunmuştu. Gülhan sorgulmamıştı çünkü Ahu ile zaten kardeşlerdi, illaki kan bağlarına ikisinin de ihtiyacı yoktu. Ancak Ayşe başka bir konu için daha imada bulunmuştu.

"O sana yenge derken sen ona abi diyorsun. " demesiyle Ayşe gülümsedi. Koridorun ortasında durarak Gülhan'a döndü.

"Çünkü ben onlarun olmayan kız kardeşiyum. " cevabıyla Gülhan duruldu. "Ben bu aileye sadece gelun olmadum. " diyerek başını iki yana salladı. "Fatih ile ne kadar aşku bulsamda aslunda ben üç abi daha edundum. "

Gülhan yutkunarak ona bakarken Ayşe'nin sol gözünden hafif bir damla yaş yavaşça süzüldü. "Ben onların olmayan kız kardeşleruyum. Bu yüzden o bana yenge derken ben ona abi derum." Gülhan duydukları ile bakışlarına hüzün çökerken Ayşe tekrar gülümseyip Ahu'nun kaldığı odanın kapısını işaret etti.

Onlar odadan içeri geçerken Kaya çoktan şirkete gelmiş arabasından inerek yukarı çıkmıştı. Ofisinden içeri girmeden önce sekreterine bakarak, "Şirketin bütün avukatlarını odama topla." diyerek emir verdi. Sekreter anında başını sallayıp telefon bağlantısı kurarken Kaya kendi ofisinden içeri girdi.

Gülhan ve Ayşe girdikleri odaya arkalarından kapıyı kapatırlarken durdular. Ahu yerinde yavaş yavaş kıbırdayarak gözlerini aralamıştı. Gülhan, Ayşe'ye kısa bir an telaşla bakıp hemen kardeşinin baş ucunda oturarak Ahu'nun yüzünü avuçladı.

"Ahu'm!" derken bile içinde bir yerlerin koptuğunu his ediyordu. Anında gözleri dolmuştu. Ona neler olmuştu? Ahu'nun gözleri kıpkırmızıydı. Bakışlarını aralayıp başının ucundaki ablasına baktı. Gördüğü yüz ile tekrar gözleri dolarken beyninde bir çok görüntü yer ediniyordu.

"Abla... " diye fısıldadı Ahu. "Abla Ahuzar... " derken bile o kadar güçsüzdü ki.

Gülhan soru işareti dolu bakışları ile hemen yanında duran Ayşe'ye baktı. Ayşe yutkunarak, "Şerefsuz Çolak. " dedi zoraki. "Ahuzar'ı almak içun dava açmuş. "

Gülhan'ın bakışları donup kalırken, "Ne?.. " diye bir nida çıktı. Gözleri dolarken korku içinde, "Aldı mı? " diye sordu.

Ahu yerinde zorlanarak doğrulmaya çalışırken, "Gitmem gerek, " dedi. Toparlanmaya ve ardında kızını almaya ihtiyacı vardı. "Kızımı öldürmesine izin veremem. "

İki kadın da yatakta yatan kadını durdurmaya çalışırken Ahu bağırdı. "Anlayın beni! Gitmeliyim! Öldürücek diyorum size! " diye ağlayarak haykırdı. Ayşe bir yandan Gülhan bir yandan onu tutmaya çalışırken ikiside artık ağlıyordu. "Yalvarırım bırakın beni! Kızımı almam lazım! "

İki kadın da ağlayarak çaresizce birbirlerine bakmıştı. Ayşe nefes alamadığını his ederken, "Gidemezsun! " dedi. "Biz bıraksakta konaktan çıkamazsun, Kaya önlemunu almuştur adamlar izun vermez burdan ayrulmana. "

Ahu yenilgiyle kendini yatağa bırakırken, "Anneem... " diyerek feryat figan bir halde fısıldadı. Çenesi tepede şekilde yatarken gözleri bir an bile boş kalmıyordu. "Annem... Nolur dayan... "

Gülhan eli dudaklarında bir şekilde yataktaki kadının haline ağlarken Ayşe, Ahu'ya sarılmıştı. "Yapma böyle ablam... "

Saat öğleden sonrayı gösterirken Kaya sıkıntıyla masasında oturuyordu. Bütün avukatları ofisine toplamıştı. Neler yapabileceğini az çok biliyordu ancak ayrıyetten birde bu işin yetkililerinden dinlemek daha iyi olurdu. Yumruk yaptığı eli masada ritim tutarken bakışları fazla ruhsuzdu.

Sert bakışları ahşap masayı delip geçerken önünde oturan beş avukat seslerini çıkarmadan oturuyorlardı. Kaya en son masaya daha sert bir şekilde yumruğunu geçirerek oturduğu koltuğu arkaya doğru iterek tekerleklerini kaydırdı. Ayağa kalkarak sıkıntılı bir şekilde ellerini cebine attı. "Evet, sizi dinliyorum. " derken adımları arkasındaki cama doğru dönmüştü.

Yarım saat önce yengesini arayıp Ahu'nun durumunu sormuştu. İçindeki sıkıntı yetmezmiş gibi birde onu baygın bir şekilde bırakmıştı ya sırf bu yüzden bile kendini asla affetmezdi. Yengesini aradığında zar zor bir duş aldığını ve bazen gitmek için onları ikna etmeye çalıştığını öğrenmişti. Bu onu daha da sıkıntıya sokarken derin bir nefes verdi. Gitmek olmazdı. Eğer giderse ikisini de kaybederdi.

Ahu yanında olmalıydı. Kızını da elbet yanına alırdı çünkü o piçin başka seçeneği yoktu. İçinden bir ses öldürmeyeceğini söylüyordu. Öyle bir şeye asla kalkışamazdı. Eğer o kıza bir şey olursa Kaya'nın ortalığı ayağa kaldıracağını biliyordu. Hele ki Ahuzar'ın bir asker kızı olması onu daha da tehlikeye sokardı.

Eğer Ahzuar'a bişey olursa daha devletin eline vermeden Kaya kendi bitirirdi onun işini. Çolak belki korkak bir adam değildi, ancak hesaba koymadığı önemli bir nokta vardı.

O da Kaya'nın Ahu'yu asla bırakmayacağıydı.

Altı yıl önce bilmeden öyle bir aptallık yapmıştı ve şimdi sonuçlarına ne ağır şekilde herkes katlanıyordu. Şimdi ise bir plan için bile olsa sevdiği kadını, karım dediği kadını ona göndermezdi.

Eğer Ahuzar yaşamazsa Çolak, Ahu'yu yanına çekemezdi. Kaya bunu çok iyi biliyordu. Eğer kızı olmadığını biliyorsa geriye tek bir planı kalıyordu. Kızı kullanarak takıntılı olduğu kadını yanına çekecekti.

Ancak Kaya buna asla izin vermeyecekti. Ahu şuan kızına bişey olacak korkusu ile önünde gerçekleşen planı göremiyordu ama Kaya açık açık dönen her bir oyunu izliyor yapması gereken şeyleri önceden planlıyordu.

Şuan Ahuzar'ın belki hayatı tehlikede değildi ancak Kaya'nın korktuğu bişey vardı. O da kızının psikolojisi ile oynayabileceği gerçeğiydi. Yaşarken öldürmek diye bir kavram vardı. Ve Çolak'ın bunu Ahuzar'a yapması Kaya'yı ölümüne korkutuyordu.

Hiçbişeyden değil belki ama kızının bir daha ona şen kahkahalar ile gülmeyeceğini düşünmesi bile sinirlerinin üst düzeye çıkmasına yetiyordu.

Şirketin baş hukuk danışmanı olan Avukat Salih Bey dosyayı açtı. Gözlüğünü düzeltterek sırtı dönük bir şekilde Karadeniz'in manzarasını izleyen adama baktı. "Şimdi Kaya Bey," dedi, ciddiyetle. "Ahuzar Hanım'ın nüfus kayıtlarında baba kısmı başka biri yani babası Çolak Karavir olarak görünüyor. Resmî olarak Çolak'ın soyadını taşıyor. Siz biyolojik babası olduğunuzu söylüyorsunuz. Bunun için mahkemeye babalık davası açmamız şart." dedi. İlk öneri Salih avukattan gelirken yanındaki adam başını salladı.

Kaya başını yavaşça salladı. Arkasına dönerek masanın kenarına doğru adımlayıp öne doğru avucunu ahşap masaya dayayarak yaslandı, sinirden gözleri çakmak çakmak bakıyordu. "Yani, resmî kayıtlar gerçeği örtüyor diyorsun, avukat?"

Salih Avukat başını salladı. "Ne yazık ki evet. Gerçeği ispatlamamız gerek. İlk adım DNA testi. Sonra babalık davası açacağız. Eğer DNA testi sizi yüzde yüz doğrularsa, mahkeme karar verir ve Ahuzar'ı resmî olarak da kızınız yaparız."

Kaya, yumruğunu hafifçe masaya vurdu. Sıkıntılı bakışları ofisinde dolanırken başını salladı. Ne gerekiyorsa yapmaya hazırdı.

Salih avukatın yanında oturan avukat söze girdi: "Mahkemeye ayrıca Ahuzar Hanım'ın da beyanı gerekecek. Onun da sizi babası olarak kabul ettiğini söylemesi lazım. Şayet her şey planladığımız gibi giderse, hem soyadı değişecek, hem de nüfus kayıtları düzeltilecek."

Kaya başını sallarken Salih incelediği dosyaların kapağını kapattı. "Bir an önce bitirin şu işi. " dedi Kaya sıkıntıyla. "Kızımı bir an önce yanıma almak istiyorum. "

"Emriniz olur Kaya Bey. Gerekli dilekçeleri hazırlayıp en kısa sürede işlemleri başlatacağız."

Avukatlar ayağa kalkarken Kaya son kez parmağı ile hepsini gösterdi. Bakışlarını bir bir avukatların gözlerinde gezindi. "Bu iş yarım kalırsa, canınızı yakarım." diyerek sert sesi ile uyardı. "Anladınız mı?"

Avukatlar aynı anda başlarını salladı. "Anlaşıldı efendim." diyerek hepsi ofisten ayrıldı.

Eli ile alnını ovuştururken ofisinin kapısı bu defa şiddetle açıldı. Bakışları hızla kapıyı bulurken Murat ve Mahir içeri girdi. Kaya kaşları çatık bir şekilde anlamak ister gibi onlara bakarken Mahir yutkundu.

"Bakma oğlum öyle. " diyerek ters bakışlarını Murat'a çevirdi. "Aşağıda karşılaştık. Kendisi az daha arabama bodoslama giriyordu. "

Murat onu umursamadan Kaya'ya doğru adımladı. "Naptun? O giden adamlar avukat mıydu? "

Kaya başı ile onaylayarak yanından geçti. Ofisteki oturma bölümüne ilerleyerek oturdu. Mahir ve Murat'ta temkinli bir şekilde ona doğru adımlayarak koltuklardan birine ayrı ayrı kuruldular. "Ne dediler peki? " diye sordu Mahir ruhsuz bakışlarla etrafına bakan adama.

Kaya tekrar sıkıntı içinde başını ovuştururken, "Babalık davası açıcam. " diyerek anlatmaya başladı. "Sabah gidip kızımı ondan alarak hastaneye götüreceğim. DNA testi için kan örnekleri lazım. "

Murat'ın bakışları değişirken ayaklanıp kapıya doğru adımlayacaktı ki Mahir, "Evini basmayı çıkar aklından koca adam! Şuan bütün ipler onun elinde. Dava sonucu polisler eşliğinde kızı aldıysa bizimkisi sadece haneye tacize girer." dedi. Murat Mahir'in sözleri ile durulurken iki eli ile kafasına yandan vurdu.

"Ne yapacağuz ula o zaman! " diye sinirle Mahir'e dönmesi ile Mahir omuz silkti.

"Yarını beklicez. Avukatlar akşama kadar dilekçeleri hazılayıp savcılığa sunar. Baballık için dava açıldığında bu defa kızı almak için sabah biz kapısına dayanırız. " dedi.

Kaya kaşlarını çatarak ikisine birde baktı. "Siz nerden öğrendiniz? "

Murat ve Mahir göz göze gelirken ikisi de aynı anda, "Yangazlardan." dediler.

Kaya başını arkasındaki koltuğa sıkıntı içinde burakırken aynı şekilde Ahu da iki yanında oturan kadın ile ensesini koltuğa yaslamıştı. Bekçi gibi ikiside yanından bir dakika bile ayrılmıyordu. Biri giderken diğeri kalıyor diğeri giderken öbürü kalıyordu.

Kaçabiliceğinden korktuğu için ikiside yanından ayrılmıyordu. Gülhan, Ahu'yu çekerek göğüsüne yaslarken Ayşe elini başına dirseğini de koltuğun kenarına yaslayarak dertli dertli sadece ikisini izliyordu.

Yan bir şekilde oturduğu koltukta derin bir nefes alarak,
"Bir söz bitişi gibi
Son buldu sevişler... " diyerek söylediği şarkı sözlerine giriş yaptı. İçinden öylesine şarkı söyleyip ortamdaki sessizliği bozmak istemişti.

"Bir yaz güneşi gibi eritir hep
Bu terkedilişler
Bir yaz güneşi gibi eritir hep
Bu terkedilişler. " diyerek devam etti. Gülah, Ayşe'nin söylediği sözler ile gözlerini yumarken Ahu korku için yaslandığı kadının göğüsünde boş boş yeri izleyerek dinledi.

"Bir an duruşu gibi
Ömrün gidişi gibi
Veda ederken aşk ateşi gibi
Söner iç çekişler...
Veda ederken aşk ateşi gibi
Söner iç çekişler." Hep söylediği kendi yöresine ait türküler dışında ilk defa içinden gelerek bir şarkı söylemişti.

"Aman aman, yandım amman
Kurşun gibi izler
Son bakıştaki o gözler
Kaldı aklımızda
Aman aman, acı yüzler
Kurşun gibi izler
Son bakıştaki o gözler
Kaldı aklımızda... " diyerek sonunda fısıldadı. İçinden kopan feryat ile gözlerini yumarken Ahu'nun gözlerinden ardı ardına yaşlar aktı. Kızının giderken ki ona attığı son bakışı gözlerinin önüne gelip gelip durdu. Gözleri yaşarmış yalvararak annesine ve babasına bakıyor, bu düşünce Ahu'nun daha çok ağlayıp gözlerini yummasına neden olurken Ayşe söylemeye devam etti.

"Aman aman, yandım amman
Kurşun gibi izler
Son bakıştaki o gözler
Kaldı aklımızda
Aman aman, acı yüzler
Kurşun gibi izler
Son bakıştaki o gözler
Kaldı aklımızda... " diyerek sonlandırdı.

Ayşe'nin söylediği sözler akıp giderken Kaya ofisinde ellerinin arasına aldığı başı ile volta atarken oturma bölümünde oturan iki adam birbirlerine baktı. Hava hemen hemen kararmıştı.

İki kalp de uzaktı birbirinden ancak aynı acıyı çekiyor ve ikiside bunu en derinlere kadar his ediyordu.

RİZE YOLLARI

🥀

Yol boyu sessiz sessiz göz yaşlarını dökerek küçük yumruklarını sıkmıştı. Beyaz teni ağlamaktan yanaklarıyla beraber kızarırken gözlerinin içi kan çanağına dönmüştü. Mavi gözleri arabanın altından akıp giden yoldayken burnunu derince çekti.

Konaktan iyice uzaklaştığı için gözleri daha da doldu, başını yavaşça yanında oturan korkutucu adama doğru çevirdi.

Göz ucuyla, asık suratı ile sadece dışarıyı izleyen adama kısa bir an baktı. Kaşları çatıktı. Dudakları hafif buruşuk sarı gözleri girdikleri tünel ile resmen parlıyor gibiydi. Bu Ahuzar'ı korkuturken yavaşça yutkundu.

Annesinden ve babasından uzaklaştıkça daha çok ağladı. Ağlarken sessiz olmaya özen gösteriyordu çünkü tam beş dakika önce ağlamaması için onu sertçe uyarmıştı.

Nasıl ağlamasındı ki?

O bir ççocuktu ve iki ebeveynlerinden zorla alınmıştı. En önemlisi daha şimdiden onları özlemesiydi ve kaç gün bu korkutucu adamda kalacağını bile bilmiyordu. Altı yıldır zorla annesiyle onda kalmıştı zaten, yetmez miydi?

Bir kez daha burnunu çekmesi ile gıdıklandığını hissetti. Aniden gelen hapşuruk krizi ile üst üste iki kere hapşurdu. Harşurduğu için öne doğru savrulan küçük bedenini iki eliyle önünde ki koltuk sayesinde tutunarak dengesini sağlamayı başardı.

Çolak hiçbişey yapmadan sadece göz ucuyla ona bakarak geri camdan dışarıyı izlemeye devam etmişti. Ahuzar olduğu yerde bir kez daha burnunu çekerek cama baktı. Arabanın arka koltuğunda dizlerinin üzerine çıkarak iki elini cama yasladı. Küçük elleri cam ile birleşirken akıp giden yol ile yüzü tekrar buruştu. Çok fazla uzaklaşmışlardı.

Kendine hakim olamadan hıçkırmasıyla araba bir villanın bahçesine girdi. Etrafına şaşkın bakışlarını yollarken nefesini tutmaktan artık nefessiz kaldığını his ediyordu.

Bir hapishane daha mı?

Arabanın durmasıyla direksiyon başındaki adam kapısını açarak indi. Aracın etrafını dolanıp önce Çolak'ın kapısını açmıştı. Ceketinin önünü tutarak arabadan inen Çolak adamına karşı bir baş işareti vererek kızı almasını emretti.

Çolak yeni aldığı ve birr haftada kendi düzenine uygun şekilde yaptırdığı villasına doğru ilerlerken arkasındaki adam aracın diğer kapısına ilerleyerek küçük kızı kucakladı.

Ahuzar adamı ittirerek kucağından aşağı atlamaya çalıştıkça adam sinirlenerek onu etkisiz hale getirmeye çalışıyordu. Küçük kızı göğüsüne bastırıp çapraz bir şekilde tuta tuta büyük villa kapıdan içeri girdi.

Çolak ayakta elleri cebinde bir şekilde öylece dikiliyordu. Amerikan mutfak ile kocaman salonunu kısa bir süzerek gözden geçirdi. Adam kucağındaki küçük kızı yere indirerek serbest bıraktı. Ahuzar ağlaya ağlaya kollarını adamdan çekerek üzerine kısa bir çeki düzen verdi. Bu sabah özenerek babasının ona aldığı kıyafetlerden birini giymişti oysa.

Küçük çenesi titremeye devam ederken Çolak önce omzu üstünden arkaya kısa bir an bakış atmış ardından tamamen arkasını dönerek küçük kızın mavi gözlerine bakmıştı.

Dışarıdan kim görse, Ahuzar'ın ağlamaktan kızarmış küçük gözleriyle anında ona merhamet ederdi. Çünkü öyle bir bakıyordu ki ister istemez herkesin kalbinde uyuyan o vicdanı uyandırırdı. Hemen arkasında duran adamın bile vicdanı sızlamıştı. Ancak karşısında duran adam, Ahuzar için sadece bir canavar niteliğinde olan bu adamın öyle kalpsiz bir ruhu vardı ki değil vicdanına önünde kesip biçseler acıma duygusu bile çıkmazdı ortaya.

Çolak ters bakışlarını Ahuzar'ın hemen arkasında dikilen adamına çevirdi. "Neyi bekliyorsun? Ben mi çıkarıcağım yukarı kızı!"

Adam korkuyla etrafına tedirgin bakışlar atarken bağırmanın etkisiyle Ahuzar bir iki adım gerilemişti. Ancak sırtı hemen arkasındaki adamın bacaklarına değmesiyle korkarak ona doğru dönmüştü. Elleri göğüsünde kendini korumak için ürkek bir şekilde dururken adam gözlerini kısa bir an yumdu. Çolak'ın aksine bu küçük kıza zarar vermek istemiyordu. Her ne kadar onu buraya kucağında getirirken göğüsüne doğru sıkmış olsada şuan işler onun için değişmiş gibiydi.

"Efendim." dedi adam küçük kıza bakan bakışlarını kaldırarak. "Kızınız olduğu söylenildi. Bu yüzden yanınıza getirdim. "

Çolak duygusuz bakışlarını ona sırtı dönük kıza çevirdi. Kısa bir an ruhsuzca uzun siyah saçalarına bakmış ardından dişlerini sıkarak adamına tekrar bakmıştı. Kızın saçları bile annesine benzediği için sinirleriyle oynamasına yetmişti. "Kızım değil! Al şunu gözümün önünden! Rastgele kapat bir odaya! "

Ahuzar korkuyla ağlamaya devam ederken Çolak tam arkasını dönüyordu ki tekrar Ahuzar'a bakarak, "KES ARTIK AĞLAMAYI! " diyerek adeta gürledi.

Bağırdığı için Ahuzar yerinde korkudan sıçrarken artık kalbinin durucağını his ediyordu. Bir insan nasıl bu kadar kötü olabilirdi?

Ahuzar ona bakan diğer adama bakmadan kollarını kendine sardı. Başında dikilen adam ise onu içeri taşırken yeterince canını yaktığını düşünerek derin bir nefes verdi. "Beni takip et ufaklık. "

Adam geniş beyaz merdivenlere doğru ilerlerken Ahuzar onu istemeye istemeye takip etmek zorunda kaldı. Adam ilerlerken ardından gelen sözlerle adımları yarıda kesildi. "Kapıyı kitlediğinden emin ol! Ne kadar benim olmasa da annesinin kızı o! Kaçacak illaki bir delik bulur. "

Ahuzar bu sözler ile burnunu çekerken başını kaldırdı. Merdivenlerde dikilmiş Çolak'ı onaylayan adama baktı. Adam kısa bir an ona bakarak eliyle merdivenleri gösterdi. "Hadi."

İkisi bir üst kata çıkarak durdu. Adam tekrar küçük kıza dönerek aralarına bir kaç adım mesafe koydu. "Beni burda bekle. " Adamın sözleriyle Ahuzar koridorda dikilirken adam hangisi daha çok bir çocuk için uygun olur diye bütün odaları gezdi. En son ikinci odanın olmasına karar vermiş gibi kıza bakarak odanın kapısını açarak içini eliyle işaret etti. Ahuzar adamın yönlendirmesiyle odadan içeri girerek kısa bir göz attı.

Siyah ve beyazın çok fazla yoğun olduğu bu oda sanırım gerçekten de bir çocuğa uygundu. En azından sadelikten yana olan bir çocuğa. Kapının yanında duran yatak tek kişilikti; örtüsü beyaz, yorganı ve yastığı siyah kılıflıydı. Kapıdan içeri girdiği gibi tam karşısında büyük bir pencere vardı. Hemen yanında çift kapaklı silah bir dolap. Zemin ve avize beyazdı. Duvarlar gri rengine boyanmışken yatağın baş ucunda siyah bir komidi ve üzerinde de beyaz bir gece lambası vardı. Odadaki tek farklılık gri duvarlardı.

Ahuzar ucu kızarmış burnunu çekerek içeri bir kaç adım daha attı. Küçük kız etrafına bakınırken yanındaki adam onun odayı gezip incelediğini düşünüyordu ancak olayın iç yüzü öyle değildi. Sanıldığından tamamen uzaktı. Ahuzar odayı inceliyordu çünkü kendine saklanacak bir sığınak arıyordu.

Ahuzar odayı incelemeye bir son vererek yatağın üzerine çıktı. Dizlerini kendine doğru çekerek kollarını bedenine dolayarak sardı. Başını ise cansız bir beeden gibi iki kolunun arasına bırakarak ağlamaya devam etti.

Kapıda dikilmeye devam eden adam ise vicdan azabıyla bir kaç adım attı. Kızın yanında durarak kendi yüzünü sıkıntıyla avuçlayıp sakalında durdurdu. "Özür dilerim. " dedi. Onu kucağına aldıktan sonra çırpınmasın diye çok fazla sıkıp göğüsüne bastırmıştı. Canını yaktığına emindi. "Umarım beni affedersin ufaklık. "

Sözlerinden sonra tam arkasını dönüp odadan ayrılıyordu ki Ahuzar yavaşça yaşlarla yıkanmış yüzünü kollarının arasından kaldırdı ve, "Affederim." diyerek fısıldadı.

Adam duyduğu çatallı fısıltıyla durakladı. Kapı koluna kalkan eli havada kalırken küçük kıza döndü. Yüzü hafif terlemiş gözlerinden akan yaşlar yüzünden saçları yüzüne yapışmıştı. Yanakları ve gözleri kıpkırmızıyken çenesi tir tir titriyordu.

"Ben, bana karşı yaptığı kötülüklerden sonra gerçekten pişman olup özür dileyen herkesi affederim. " dedi. Küçük kalbi sızladı. Yüzü buruşurken fısıldadı. "Çünkü ben annemden böyle öğrendim. "

Adam duyduklarıyla sertçe yutkunurken ne diyiceğini bilemedi. Kapı koluna uzanan eli yan tarafına düşerken sordu. "Peki, başka ne öğrendin annenden? " Elinde olmadan merak etmişti.

Ahuzar burnunu çekerken yutkundu. Burnu sümükle dolmuştu ancak silebiliceği birşey yoktu. Kıyafetine veya koluna sürmek aklına gelsede o bu tür şeylerden iğrenirdi. Hem annesi fazla titizdi onu üzmek istemezdi.

"Güçlü olmayı. " dedi titrek sesiyle. Adam dahaa altı-yedi yaşında olan bu küçük kızdan böyle sözler duymayı beklemediği için şaşırdı.

Yavaşça yutkunarak kıza doğru döndü. "Güçlü olmayı mı? " Ahuzar başını salladı. Adam gözlerini kısarak, "İyi de, sen daha çocuksun. Güçlü kalmak için savaşacak yaşta değil, oyuncaklarınla oynamak için sızlanan o çocuk olmalısın. "

Adamın sözleriyle Ahuzar duruldu. "Ben zaten annemin yanındayken hep öyleyim. Sadece tek kalınca, yanımda tanımadığım kötü biri olunca güçlü olmamı söyler. "

Adamın gözleri dalıp giderken kaşlarını çatmıştı. "Neden peki? "

Ahuzar kollarını bedeninden çekerken sağına ve soluna baktı. Burnunu silmeliydi çünkü artık nefes alamıyordu. Bu durumu fark eden adam cebinden çıkardığı mendilini tedirginlikle uzattı. "Temiz."

Ahuzar, bir ona uzatılan mendile bir de veren adama baktı. Normalde asla bir yabancının mendilini almazdı ancak bu adamın bakışlarındaki o vicdan azabı o kadar gözle görülürdü ki Ahuzar yutkunarak kabul etmiş ve almıştı. Burnunu sessizce temizleyerek yataktan ayaklarını sarkıtır vaziyette oturdu.

"Ben de sordum anneme bu soruyu. " diyerek göz yaşlarını sildi.

Adam olduğu konumu değiştirmeden dikilmeye devam ederken, "Sana ne cevap verdi? " diye sordu.

Ahuzar derin bir nefes verirken, "Onların karşısında güçsüz kalmamı istemiyor. Savunmasız... " Yüzü tekrar buruştu. Şimdiden annesini özlemişti bile. Ya babası?

Kazanırken kaybetmiş gibiydi resmen. Öyle çok özlemişti ki babasını... "Güçlü görünmemi istiyor çünkü ben çocuğum. " diyerek bakışlarını kaldırdı. "O adam kötü ve benim tek kalkanım güçlü olmak. Ne olursa olsun... "

"Nasıl yapacaksın? "

Adamın meraklı sorusuyla Ahuzar gözlerini yumdu. "Korkma... " diyerek fısıldadı. "Annen ve baban gelecek, Ahuzar. Annen ve baban gelecek..." Gözlerini aralamasıyla ona hüzünle bakan adamı tekrar gördü. "Böyle."

Yutkundu. "O caniye karşı sessiz ama kendi içimde hep geleceklerini hatırlatacağım. "

Adamın bile içi burkulurken ne diyeceğini bilemedi. Küçücük kızdı daha o. Böyle durumların arasında kalmak yerine bir yığın oyuncak arasında olmalıydı. En azından etrafında kötü yüzler değil, bir sürü seveceği tarzdan oyuncaklar olmalıydı.

Adam daha fazla duramayıp kapının kolunu kavramasıyla Ahuzar, "Ona çalışıyorsun sende. " diyerek onu durdurdu. Kaşları çatılırken tam arkasını dönecekti ki, "O kötü birisi. Onla beraber ona çalışan herkes de kötüdür. " diye duyduğu sözlerle içi el vermedi ona doğru dönmeye. Haklıydı. Onu malikaneye sokarken canını çok yakmıştı. Bu sözlerde ona hitaben olduğunu az çok biliyordu. "Ama söylediklerim iki kişiye geçerli değil. "

Adam arkasına bakamazken kuru bir sesle sordu. "Öyle mi? Kim onlar? "

"Gülhan abla. "

"Gülhan? "

"Evet."

"Kim o? "

"Bizim İstanbul'daki zindanımızda çalışan aşçı bir kadın. " diyerek anlatı. Henüz altı yaşında olabilirdi ancak bazen öyle bir yetişkin olabiliyordu ki tıpkı bu adam gibi kimiside öyle şaşkınlıkla kalıveriyordu dinlerken. Kolunun ters yüzü ile sildi göz yaşlarını. "Bir keresinde annemi ve Gülhan ablayı dinlerken duymuştum. Gülhan abla işi bırakıcaktı ancak annemi bırakamadığı için işine devam etmişti. O çok iyi bir kadın. "

Adam arkasını bu defa dönerek baktı ona. "Ne güzel. "

Ahuzar kızarmış ve ağlamaktan parlayan gözlerle baktı adama. "İkincisinin kim olduğunu merak etmiyor musun? "

Adam ytukunurken, "Kim?" diye sordu.

Ahuzar samimiyetine inandığı adama hafiften gülümseyerek, "Sen." demesiyle dışarıdan birisi seslendi. Tam ne dediğini seçememişti lakin adam kapıya doğru ilerlerken fark etmişti kii ona seslenmişlerdi.

Son anda çıkmadan durup, "O, baban değil ise, baban nerde ufaklık? " diye sordu. Boğazı kurumuş gibiydi, sesi de bu yüzden kuru ve çatallı çıkmıştı.

"O benim hiçbir zaman babam olmadı." dedi sakince. "Dedim ya, babam gelip beni burdan alacak. "

"Peki adı ne? "

"Kaya Kar... Kaya Demir Karahanlı. " diyerek en son düzeltti. Adam duyduğu isimle gözleri açılırken başını sallayıp odadan ayrıldı.

Ahuzar da farkındaydı, yabancı olan kimseye güvenip konuşmamalıydı. Hele ki o adamın çalışanlarından biriyse. Ancak kendi içinde engel olamadığı hisler vardı. Adamın gözlerindeki o pişmanlığı görmüştü. Ona öyle davranmaması gerekiyordu ancak nasıl davrandığını ve yanlış olduğunu fark edip hemen özür dilemesi en büyük affetme sebebiydi.

Çünkü Ahuzar ona kötü davranıp sonra gerçekten pişman olup özür dileyen herkesi af ederdi. O kendi içinde böyle birisiydi. Eğer pişmanlığı gözlerinden okunuyorsa ve özür diliyorsa asla geri çevirmezdi.

Yan bir çekilde cenin pozisyonunu alarak yatağında uzandı. Gözleri ağırlaşırken uyumak asla içinden gelmiyordu ancak anne ve babası gelene kadar en azından zaman öldürmeliydi. Eğer uyursa zaman az çok hızlı geçebilirdi. Gözleri yavaş yavaş kayarken kendini uykunun kollarına bıraktı.

Saat akşam sularına doğru akıp giderken Çolak elindeki telefon ile bahçeye çıktı. Kulağındaki telefondan hem amcasıyla konuşuyor hemde diğer eli cebinde bir şekilde dış kapıyı izliyordu.

"Naptın sen! " Amcasının gürleyen sesi ile ruhsuz bakışları gökyüzünü buldu.

"Kızımı yanıma aldım ihtiyar. " dedi. "İyi yapmış mıyım? "

Hattın diğer tarafındaki adam adeta gürledi. "Çocuk senin değil, ne olsun istiyorsun lan sen! "

"Olmasını istediğim şey gayet açık. " Yaşlı adamın aksine kendisi gayet sakin bir tavır ile konuşarak yavaş adımlarla ilerledi. Henüz yataları yeni yeni iğleştiği için kendini fazla zorlamamaya çalışıyordu. "Mira resmiyette karım değil. " diyerek derin bir nefes verdi. Olmasını çok istediği için verdiği nefes fazla dertliydi. "Eğer öyle olsaydı tüm bunları yapmama gerek kalmadan onu yanıma alırdım. "

"Ahuzar? "

"Sana söyledim. " dedi. "Benim değil. "

Karşı tarafta kısa bir an sessizlik çökerken Selvari şüpheyle konuştu. "Kızın sende olmadığına nasıl bu kadar eminsin. Belki peşini bırakması için öyle söyledi. "

Çolak'ın kaşlarını derinde çatılırken aklına gelen ölüm planları kan dondurucuydu. Kaya'yı öldürmek ardından hayvanlarına ara öğün olarak yedirmek istiyordu. Önce yutkundu ardından derin bir nefes vererek yıllardır içinde sakladığı o sırrı amcasına karşı açığa çıkardı. "Bana geldiğinde zaten hamileydi. "

"O sana gelmedi sevgili yeğenim sen onu kendine ait kılmak için satın aldın. "

Çolak bu sözlerle sinirden kudururken bütün kaslarını sıktığını hissediyordu. "Sen kimin yanındasın ha? Lanet ihtiyar! " diyerek bağırdı. "Bana onları savunma! "

"Sana karşı asla onları savunmam! " diyerek karşı taraftan amcası da bağırdı. "Sana sadece yaptıklarını ve yapılanları söyler sana zarar verenleri ise acımadan öldürürüm. " Amcasının açık sözleriyle derin bir nefes verdi. Yapardı. Her ne kadar birbirleri ile yarışıyor ve düşman gibi olsalarda aralarında başka bir çekim vardı. İkisi de birinden birine bişey olsa yeri göğü inletirdi.

"Şimdi söyle bana, " dedi Selvari nefesini verirken. "Nasıl bu kadar eminsin? "

Çolak tekrar kısa bir an gökyüzüne baktı. "Ben," Yutkundu. "O yıllar içinde çocuğum olmuyordu. " dedi. Bu sözler amcasını şoka uğratırken devam etti. "Doğru duydun. O sıralar çocuğumun olamayacağını bilerek tedavi görüyordum. Herkesten gizli tedavi gördüm yedi yıldır. "

İlerleyerek bahçeye konulmuş oturma bölümüne girdi. Tekli beyaz tahta sandalyelerden birine kurularak oturdu. "Nasıl öğrendin? " Selvari'nin sözleriyle Çolak eli ile alnını ovuşturdu.

"Öğrenmeden önce sürekli birliktelik yaşadığım bir kadın vardı. Bir süreden sonra korunmayı bırakmıştık, öyle aklımı karıştırdı. Ya onda ya da bende sorun olamlıydı ki hiç hamile kalmıyordu. " Konu çok ilgiç yerlere giderken yutkundu.

Selvari ise, "Ece... " diyerek fısıldadı. "Birliktelik yaşadığın kadın çatışmanın ortasınsa can veren eski sevgilin mi? "

Çolak birr anda amcasından duyduğu sözlerle titredi. Bunu bir anda böyle açıkça söylemek zorunda mıydı? "Evet." dedi yinede. "Bir gün açıkça uyardım onu. Ya korunuyordu benden gizli ya da aldırıyordu. Aklıma başka bir şey gelmedi. Ona çok defa sordum ancak o da bana gizliden gizliye istediğini söyleyince kafam daha da karışmıştı. "

"Bir gün kolundan tutup hastaneye götürdüm. Ben sorun onda diye bekliyordum ancak sorun tamamen bendeydi. Yeteri kadar sperm üretemediğim için o günden sonra tedaviye başlamıştım. "

"Ece ölmeden ne kadar süre önce? "

Düşündü. "İki... " Herkesden gizlemeyi başardığı için kimsenin tedavi gördüğüne dair haberi yoktu.

Hatın diğer ucu sessizliğe büründü. "Sonra da sana çiftlik evini satan bir adamın sadece evini değil kızını da satın aldın öyle mi?! "

"Amca. " dedi Çolak ilk defa fısıldayarak. "Ben Ece'yi sevmiştim ama Mira'ya aşık oldum. Bağlandım. "

Karşı taraftan onaylanmayan bir ses geldi. "Aksine. Sen sadece Ece'yi sevdin. Ona aşık oldun. Mira senin için sadece bir oyuncak oldu. Her canın sıkıldığında, öfkelendiğinde sinirini atabileceğin o stres topu oldu. Yetersizliğini, zehrini ona akıtarak gizledin! " Her ne kadar onunla yaşamasada Çolak'ın yanındaki çalışanlardan bir kaçı onun için çalışırdı. Neler döndüğünü, gün içinde neler yaptıklarını rapor olarak alır bir bir öğrenirdi.

Söylenen sözleri umursamadı. Çünkü kendi içinde emindi ki o Mira'ya aşıktı. "Bir yıl önce artık tedavimin sona erdiğini öğrenmiştim. Artık çocuğum olabilirdi ancak Ahu hiç hamile kalmadı. " Çolak'ın sesi yine düşünceliyken amcasının burnundan güldüğünü duydu.

"Akılsız oğlan. " dedi gülmeye bir son vererek. "Senin olmayan bir çocuğu altı yıldır kabul etmiş doğmasına izin vermişsin ancak kendi bebeğinin öldüğünden haberin bile yok! "

Çolak duyduğun sözlerle yerinden hızla ayaklanırken şaşkındı. "Ne? "

"Bir iki hafta önce hastanede yattı. Yatma sebebi de uçurumdan düştüğü için bebeğini kaybetmesi. " Çolak amcasının sözleri ile ağızı bir karış açık iken yutkunamadığını hisseti. Yıllardır tedavisini gördüğü bebeğin kaybını öğremişti. Her ne kadar kalpsiz biri olsa da o da istemişti küçük bir çocuğu olmasını.

"Ahuzar'ı neden aldın! Kaya'nın eli kulağındadır, mahkemeye sunduğu ilk DNA testi ile kızı çekip alır senden! "

Çolak şaşkınlığı üzerinden hızla attığı gibi etrafı koltuklarla çevrili olan orta sehpaya sert bir tekme vurdu. Güç uyguladığı darbe ile sehpa öndeki tekli sandalyeye çarparken iki yanda olan sandalyeleri de tekmeleyerek devirdi.

"Neden mi aldım! " diyerek çıldırmışlıkla baktı etrafa. Dişlerini öyle bir sıkıyordu ki burun çevresi kırışmış gözleri kısılmıştı. "Benden olmadığını bizzat Mira söyledi! Kızının peşinden geleceğine emin olduğum için Ahuzar'ı aldım! " diyerek gürledi.

"Çünkü onu öldüreceğimi biliyor! " diyerek hızlı adımlarla malikaneden içeri girdi. Hızını alamıyordu. Öfkesi tamamen ondan bunu gizleyen kadınaydı.

Üzerindeki takımın siyah ceketini sertçe çıkarırken bir eli ile telefonu kulağında tutmaya çalışıyordu. Selvari karşıdan, "Öyle bişey yapmayacaksın Çolak. " derken sesi telaşlı gibiydi. Bu haberi vermek iyi olmamıştı.

"Benim bebeğimi öldürmüşler amca! " diyerek gürledi. "Onların çocuğu da yaşamamalı! "

Hattın ucunda bir kaç ses geldi. "Saçmalama lan! Korktuğumdan değil ancak adam asker! Yıllardır sevdiği kadını satın almışsın, şimdi de kızını aldın, yapma! "

Çolak kıravatını da çözmeye çalışırken sinirlenerek bırakmış ardından kulağındaki telefonu duvara fırlatarak paramparça etmişti. "Çok konuşuyorsun ihtiyar! " diyerek bağırdı.

Gözleri, gözbebekleri ile beraber büyümüş yüzü kaskatı kesilmişti. Yedi yıl...

Dile kolay yedi yıl tedavi görmüştü ve istediği bebeği sonunda sevdiği kadın sahiplenmişken onu da kaybetmişti. Hemde düştüğü bir uçurum kenarından.

Düşündü. Bilerek mi yapmıştı?

Biliyor muydu hamile olduğunu?

Ondan olduğunu tahmin edip yok mu etmişti?

Bu düşünceler beyninde dolandıkça salonun ortasında dikilmeye devam etmişti. Sağ gözü hafif hafif seğirmeye başlamasıyla önüne gelen ilk süsü kaptığı gibi duvarda asılı olan televizyona fırlatmıştı. Televizyonun ortası anında delinirken orta sehpayı yana devirip koltuklardan birine tekme savurdu.

O oturma odasını birbirine katarken Ahuzar duyduğu sesler ile sıçrayarak uyanmış ardından korku ile karanlık odada gözlerini hızla gezdirmişti. Kalbi bir kuşun kanatları gibi çırpınmaya başlarken nefesleri sıklaşmıştı.

Hızla yataktan atladığı gibi kendini dolap ile duvar arasındaki o boşluğa sıkıştırdı. Yere çökerek oturmasıyla ellerini çapraz bir şekilde dudaklarına dayadı.

Her seferinde utanarak yaptığı bu el hareketini bu defa korkudan sesini çıkarmamak için yapmıştı. Göz yaşları duyduğu haykırış bağırma sesleriyle daha çok artarken gözlerini sıkıca yumdu ve içinden tekrarladı. "Korkma, Ahuzar. Korma... "

"Annen ve baban gelecek, Ahuzar. Annen ve baban gelecek..." diyerek daha çok ağladı. Ya gelmezlerse?

Gelirlerdi. Babası Kaya Demir'di. Karadeniz'i askerliği ile titreten o adamdı. Şimdi onun için çabaladığını biliyordu. Çünkü Kaya onun babasıydı.

Duyduğu adım sesleri ile gözleri anında açılırken kalbinin fazla hızdan durucağını hissetti. Küçük yüreğinde fazla hızlı atmasından dolayı hafif yanma hissi oluşurken göz bebekleri karanlığın ortasında Ay'ın ışığı ile beraber titredi.

Adım sesleri yakınlaştıkça yakınlaştı. Ardından kapının tek kilidi oynadı ve hafif aralanarak açıldı. Bu Ahuzar'ın son demleri gibi olurken gözlerini tekrar yumdu. "Allah'ım nolur..." dedi içinde. "Nolur Allah'ım, nolur. "

"Gitsin... "

Adım sesleri yaklaştı ardından odanın tam ortasında durdu. Küçük kız nefeslerini artık tutmuş sessizliğe gömülmüşken onun sesini duyar gibi oldu.

"Babacım? " Kaya'nın sesi kulaklarına dolarken bir an inanacak gibi oldu. Kalp atışları yavaşlarken duyduğu başka ses ile tekrar hızlandı.

"Annen gibisin ama aynı zaman'da değilsin." diyen nefret dolu ses ile adeta kalbi durdu. Daha babasının sesine karşı baba diyemeden gerçekler yüzüne vurmuştu. Hayal gücünden ibaretti.

"Görünüşün tıpatıp aynısıyken o korkusuz cesaretinden hiç mi gram almadın? " Karşısındaki sanki bir çocuk değilde yetişkin bir kadın varmış gibi konuşması zaten akıl sağlığının artık gerçekten normal olmadığını kanıtlarken devam etti. "O piç babana mı benzedin? Korkak olduğuna göre bu özelliğini ondan almış olmalısın. "

Ahuzar ellerini dudaklarından çekerek fısıldadı. "Korkma, " diyerek başladı. "Korkma Ahuzar. Annen ve baban gelcek korkma. " Onun söylediklerine ve sesine odaklanan adamı tahmin etmeden devam etti. "Korkma baban gelecek ve seni onda kurtarıcak, korkma. Annen güçlü olmanı söyledi. Korkma... "

Çolak duyduğu fısıltılarla gözlerini sıkıca yumdu. İçinde bir yerlerde onu durduran nokta artık yok gibiydi. Duvarı yumruklayan elinin sırtından akan kanlar beyaz zemin ile buluşurken avucu sert birr yumruk oldu. Diğer eli ise cebinde tuttuğu gri çakıyı sıkıca kavramıştı. İçinde büyük bir savaş varken kendini sakinleştirmeye çalışan küçük kızın sözleri onu daha da harlıyordu.

"Korkma Ahuzar, senin baban çok güçlü... " duyduğu son sözlerden sonra gözlerini öyle bir hızla açmıştı ki eş zamanda başka bir yerde olan kadın ağlamaktan ağırlaşmış göz kapaklarını hızla aralamıştı. Eli kalbine giderken yanında oturmuş iki kadına birden korkuyla bakmıştı. His etmişti, çünki o bir anneydi. Yavrusunun acısını, yaşayacağı trambanın her bir karesini hissetmişti. Yıllardır onu bu tür faliyetleri yaşamasın diye korumuştu. Ancak şimdi içindeki korku kalbindeki sancı ile anlamıştı.

Adamın kehribarları artık fazlası ile koyuydu. Göz bebekleri içindeki öfke ateşi ile büyümüştü. Karnındaki yara kanarken asla umursamadı. Ahuzar'ın nereye saklandığını bildiği için gözlerini diktiği karanlığa hızla ilerleyerek iki elini birden uzattı. Yakaladığı küçük kız ile doğrulurken kendisi ile beraber onuda kucaklayarak çekti.

Ahuzar ağlayarak bağırmış kendini geriye çekerek tekme savurmaya çalışmıştı ancak başaramyınca tek çaresi bağırarak yardım istemek olmuştu.

Fakat unuttuğu bir unsur vardı. Buranın patronu oydu. O nasıl kötü biri ise, ona çalışanlar da en az onun kadar kötüydü.

Küçük bedeni yatağa savrulmasıyla bir kaç saniye ağlamaktan alamadığı nefesi almaya çalıştı. Ona doğru gelen gölgeyi görmesi ile boğazında düğüm düğüm olan nefesi ile doğrulmaya çalıştı ancak ondan önce davranan adambir dizi ile bacaklarını tek eli ile kollarını yakalayarak küçük kızın bedenini yatağa sabitlemişti.

Ahuzar sırt üstü başı yastık ve duvar arasında bir şekilde çenesi havadaydı. Göz yaşları hızla akın ederken iki şakağındanda hızla ardı ardına aktı. Gözleri tavana odaklanırken bir şeyin kilidinden ayrılış sesini duydu. Önce durdu. Sessizleşti ardından göz ucu ile gördüğü parlaklıkla daha çok ağladı.

Çolak cebinden çıkardığı çakının kilidini açmıştı. Ay ışığında parıl parıl parlayan çakı fazla keskin olmalıydı, henüz hep yeniydi. Kehribar bakışları çakıdan ayrılırken küçük kızın korku dolu bakışlarını buldu. İçinde hiçbir acıma duygusu olmadan bir süre baktı. "Benden alınan bir bebeğe karşılık, yıllardır yaşamasına izin verdiğim çocuk. "

Küçük kızın üzerine biraz daha eğilerek çakının ucunu kalbinin üstüne yasladı. "Bakalım annen ve babana sen öldüğünde ne olacak? "

Ahuzar duydukları ile yutkunamazken nefes alamadı. "Ha... Hayır... " diye fısıldamaya çalıştı ancak sesini sadece kendisi duydu. Tıpkı içindeki çığlık sesleri gibi. Korkma Ahuzar, annen ve baban gelecek...

Nefes almaya çalıştıkça burnunda biriken sümükler ses çıkartıyordu. Başının ucunda sessizce nefes alıp onu izleyen adamdan haberdardı ve bu daha da korkunçtu. Bir çocuğun psikolojisine vurulan en büyük darbeydi.

Küçük olabilirdi ancak bu sözlerden sonra o çakının havalanıp tek bir hedefi bulucağını biliyordu. Tam kalbinden...

Kendinde bulduğu son cesaret kırıntısı ile, "Yapma... " diyerek fısıldadı. Bir daha enne ve babasını göremeyecek diye çok korkuyordu.

Ahuzar önce havaya kalkacak ardından kalbine inecek olan çakı ile gözlerini sımsıkı yumarak avazı çıktığı kadar haykırdı.

Hepsinden daha güçlü olan bu çığlık daha şimdiden boğazını anında tahriş ederken hemen dibinde acımadan ona bakan adama karşı, "Baba!" diyerek bağırmaya devam etti.

Baba kelimesi kalbine inecek çakıyı sadece bir kaç milim kala durdururken Çolak şaşkın bakışlarını ellerini, kollarını ve bacaklarını kitlediği kıza yöneltti.

Baba demişti, ona baba demişti...

Bakışlarını kızın küçük göğüsünden yüzüne doğru kaldırmasıyla ağlayarak sadece beyaz tavana baktığını gördü.

Ahuzar ona değil gerçek babasına, Kaya'ya seslenerek aslında ondan yardım istercesine bağırmıştı. Ancak Çolak duyduğu baba kelimesiyle bir an ona söylediğini sanmıştı.

Şaşkınlıkla durulan adam donmuş bir yüzle sadece ağlayan kıza bakıyordu. Ona dememişti ama sanki bir an ona demiş gibi kalbi hızlanmıştı.

Bu zamana kadar Ahuzar asla onunla konuşmamıştı. Daha bebekken kucağına verildiği gibi ağlardı. Aralarındaki diyalog sadece Çolak sorar, Ahuzar ruhsuzca bakarak evet ya da hayır derdi.

Şimdi ise kuş gibi titreyerek sadece tavanı izleyen bu kızda nasıl bir psikolojik darbe bıraktığından habersizdi. Hayatında unutmayacağı bir an yaşatmıştı. Bu geceyi asla unutmayacağını biliyordu.

Hatta bundan sonra karanlıktan kaçan bir çocuk bıraktığından bile habersizdi.

Çolak çakının ucunu sinirden titreyen eli ile kalbinin üstünden çekti. Önce bir yutkundu ardından hala titreyerek sessizce ölümü bekleyen kıza doğru eğilerek fısıldadı. "Seni öldürsem şimdi, şuracıkta öldürürüm. Bağırman hiçbir fayda etmez. Ancak önüne geçemediğim bu iradeye şimdilik sahip çıkmalıyım. " diyerek başını omzuna doğru eğdi. "Merak etme. Ölmen şuanlık işime gelmez. Anneni yanıma aldığım gibi söz babanın canında önce alacağım senin canını... " diyerek kızı serbest bıraktı.

O belki derin bir nefes verip odadan ayrılarak kendi hayatına devam etmişti ancak geride bıraktığı kız hala aynı pozisyonda sadece tavanı izliyordu. Kilitlendiğini iliklerine kadar his eederke içindeki ağlama tufanına asla karşı koyamıyordu.

Onun için artık geceleri ölümdü. Yaşadığı ölüm korkusu, kaybetme korkusu küçük kalbini durdurmuş gibiydi. Yaşadığı tramva ömrü boyunca unutucağını sanmıyordu.

🥀

İçimdeki sıkıntı her geçen dakikada daha da artarken artık dayanamadım. Gözlerim ağlamaktan yanarken iki yanımda oturan kadınlara baktım. Bakışlarım en son Ayşe Ablam da durmasıyla yerimde dikleştim. "Abla, Kaya hala gelmedi mi? "

Yüreğim kor ateşler içinde yanarken içimde bir şeylerin koptuğunu hissetmiştim sanki. Sanki Ahuzar iyi değildi ve ben bunu iliklerime kadar his ediyordum.

Ayşe ablam başını kaldırıp dışarı baktı. "Gelduğunu sanmayim." dedi. "Eğer gelseydu hemen seni görmek isterdu."

Sıkıntılı bir nefes verirken gözlerimi yumdum. Hala içimde ağlamak isteyen bir taraf vardı. Gitmek istememin en büyük sebebi yavrumun canı yanmadan iki tarafın arasından kurtulmasıydı. Sabahki dağılmış halimden biraz olsada sıyrılmıştım. Saat gece yarısını bulurken oturup etraflıca düşünmüştüm bazı şeyleri.

Çolak, Ahuzar'ı almıştı evet ancak şuan bişey yapması demek ölüm fermuanı demekti. Kimse bilmezdi belki ama ben bilirdim. Çolak ölümden korkardı.

Ahuzar'ı almasının tek sebebi beni yanına çekmekti. İşe de yarıyacaktı çünkü eğer Kaya önüme geçmeseydi ben şuan onun yanındaydım. Allah bilir ben onunlayken Ahuzar ne halde olurdu.

Belki şuan Çolak'ın nerde kaldığını bilmiyordum ama eminim ki peşinden geleceğimi düşünmüş ve sabah o çevreye bir yerlere adamlarını yerleştirmişti. Yıllardır zoraki beraber kaldığımız için insan ister istemez yanındakini tanırdı. Ben istemedim, ama zorunda kaldım. Onu tanımak zorunda kaldım.

O ölümcül, cani acımasız beyninin içini gözlerinden görerek tanıdım.

Derin ve sıkıntılı bir nefes verdim. "Arasak? " diye sordum bu defa. Ayşe ablam bilemez bir şekilde yüzüme bakmış ardından nasıl baktığımı bilmiyordum ama onun içinde bir yerlere dokunmuş olacak ki hırkasının cebinden telefonunu çıkarmıştı.

Bir kaç tuşa basıp bana uzatmasıyla telefonu elinden aldım. Kulağıma dayıyarak bir süre açılmasını bekledim. Telefon üçüncü çalışta açılmasıyla onun yorgun sesini duydum. "Efendum yenge? " bilerek mi yapmıştı bilmiyorum ama özüne dönerek konuşması bir an içimin huzura bürünmesine neden olmuştu.

Önce gözlerimi yumdum, bir kaç saniye öylece kaldım. Ardından yavaşça aralayarak, "Kaya... " diyerek fısıldadım.

Hattın diğer ucunda sesimi duymasıyla sessizleşti. Bir süre sessiz kalıp ardından, "İyi misin? " diye sordu.

Yutkundum. Emin değildim fakat sabahki halime göre daha iyiydim. Çünkü sabah ben resmen kızımın yassını tutmuştum. Korku içinde derin bir nefes verdim. "Ne kadar olunursa. " Yanımda oturan iki kadında sessizliğe bürünmüş bir şekilde sadece dinliyorlardı. Tekrar yutkundum. Haykırmaktan boğazım tahriş olmuştu.

"Kaya, " dedim yine. Karşı taraf bu defa sessiz kalmadı.

"Söyle Ahu'm? " diyerek karşılık verdi.

Dudaklarımda hüzünlü bir gülümseme peydahlanırken, "Umut var mı? " diye sordum.

Önce sıkıntılı bir nefes verdi. Sonra ise, "Umut her zaman vardır. " cevabını verdi. "Bilirsin, biz Karadenizlilerin umudu bitince hep inadı çıkar ortaya."

Sözleri beni gülümsetirken, "O zaman ne yapıp edip alıcaksın Ahuzar'ı dimi? " diyerek başka bir soru yönlendirdim bu defa.

"Merak etme. " dedi. Sesi yorgundu ancak altında bir yerlerde gücünü belirten noktalarda vardı. "Gereken her şeyi başlattım. Gerçek babası olduğuma dair belge sunabilmem için dava açtım. Yarın sabah piçin kaldığı yere giderek kızımı alıcam. "

Heyecanla duyduklarım ile ayaklanırken elim kalbimi buldu. "Yarın sabah alacak mısın kızımızı? "

Sorduğum soru ile bir süre sessiz kalırken, "Alıcam ama hastaneye götürmek için. " dedi. Kızımız demem aklını bulandırmış olmalıydı ki sesi karma karışık çıkmıştı. "DNA testi için kan örnekleri gerekli. Şimdilik böyle, en kısa zamanda alıcaz kızımızı yanımıza. " dedi tıpkı o da benim gibi.

Yüzümdeki kederli gülümseme ile geri otururken yanımdaki iki kadın yüzüme bakıyorlardı. Birden ayağa kalkmam ikisinide telaşa sokmuştu belliki.

"Ahu, " Kaya'nın sesi ile duruldum. Adımı söylemesi beni sürekli rahatlatıp sakinleştiriyordu. Bu bazen beni sinir etsede çoğu zaman hep böyle beni sakinleştirsin istiyordum.

"Efendim, Kaya? " Yutkundum. Boğazım ağrıyordu.

"Ahuzar'ı getiricem. " dedi. Ardından ise, "Sevdamı hiç öyle lafla anlatamam ben. Bilirsin. Ben seversem, dağ olurum arkanızda." Tıpkı şimdiki gibi. "Seversem, Karadeniz gibi çağlarım adınıza. Benim yeminim bir kez edilir, onuda verdim sana. "

Seni seviyorum demeden seni seviyorum demişti. Eskiden sevdiğini bazen dile getirirdi. Dile getirmediği zamanlar ise sorgulardı acaba beni sevmiyor diye düşünüyor muyum diye. Düşünmezdim, çünkü Kaya sadece sözleriyle değil, hal ve hareketleri ile değil; gözleri bakışları ile sevdiğini dile getiren bir adamdı. Bu yüzden asla düşünmezdim.

Her ne kadar geçmişimizden yaralı olsakta kalplerimiz hala bağlıydı birbirine. "Sana o uçurum kenarında da söylemiştim." dedim çatallaşmış sesimle. "Ben sana hala güveniyorum, " diyerek fısıldadım. Yanımdaki iki kadında donup kalırken ben devam ettim. Konunun, olayların doğruluğunu bir kenara bırakmıştım artık. Akıl veya mantık ile değil ben kalbimin sesini özlemiştim.

"Kızımızı getireceğine de eminim. İnanıyorum. " diyerek son kez konuşup telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. Telefonu kapatırken beni izleyen iki kadına karşı sadece sessizce yeri izledim.

Elimdeki telefonu geri Ayşe ablama uzatarak, "Sağol abla. " dedim. Ardından ayaklanarak yatağa doğru ilerledim. Uzanmadan önce hala koltukta oturan kadınlara hitaben, "Sizde burda beklemeyin isterseniz. Ben uyicam. " diyerek kendimi yatağa bıraktım. Üzerimi örtmeden cenin pozisyonunu alarak ellerimi birleştirip yanağımın altına yerleştirdim.

Gözlerimi yummadan karşı duvarı dolu gözler ile izlerken onlar kalkmadı. Oturmaya devam ettiler. Gece boyunca uyumamış sürekli karşı duvarı izlemiştim. Gözlerim yer yer kapanmış ardından içimdeki sıkıntıyla geri açılmıştı.

Gülhan ve Ayşe ablam koltukta oturmaktan ikiside yan bir şekilde uyuyakalmışlardı. Sabah saat yediyi bulurken yerimde rahatsızca kıbırdanarak kalktım. Oturur pozisyona gelerek koltukta yatan iki kadına baktım. İkisi baygınca yatarken ortalarındaki telefon gözüme çarptı.

Bakışlarım kocaman pencereyi ordanda denizi bulurken yavaşça kısıldı. Aklıma gelenlerle yerimden hızla kalktım. Yavaş adımlarla koltukta uyuyan iki kadına yaklaşıp ortalarındaki telefonu kaptığım gibi banyoya ilerleyip girdim.

Telefonu açtığım gibi önüme çıkan şifre ile kısa birr küfür savurdum. Baş parmağımı dişlerimin arasına alıp yerimde volta atarak ne yapabileceğini düşündüm. Ya evlilik yıl dönümleri ya da Mert Ali'nin doğum yılıydı. Düşündüklerimi denerken daha ilk denemem de açıldı.

Fatih amca ile evlilik yıl dönümleriydi şifresi. Sıkıntı içinde derin bir nefes verirken aramalara girip isim arattım. Çıkan isime bastığım gibi kulağıma dayayıp banyonun içinde volta atmaya devam ettim.

Açılan telefondan, "Yenge? " diyen ses ile tuttuğum nefesimi yavaşça verdim.

"Murat, benim. " dedim hemen ardından ise o konuşmadan ekledim. "Eğer onların yanındaysan benim olduğumu belli etme. "

"Hayır abla, onlar yeni arabaya bindi. Benide tam arabaya binerken aradın. Hayırdır bir sorun mu var? "

Telaşlı sorusuna karşı, "Hayır hayır! " dedim. Bir yandan sessiz olmaya çalışarak, "Ahuzar'ı almaya mı gidiyorsunuz Murat? " diye sormam ile bir an durakladı.

"Abla... "

"Gelip beni de al! " dedim hemen. "Nolur Murat. Kızımı görmeye ihtiyacım var, gelip beni de al. "

Murat sıkıntılı nefesini verirken, "İyi de abla, Kaya bana bütün adamlarını konağa yolladığını söyledi. Seni de güvende tutabilmek için konaktan çıkamazsın. "

Elim ile alnımı ovuştururken, "Ben çıkarım. " dedim hemen. Bütün düşünceler beynime hücum ederken, "Ben çıkabilirm. " dedim.

Karşı taraf birr süre sessiz kalırken, "Nasıl? " diye sordu.

"Dediğimi yap, Murat. Kızımı görmem lazım. Sen sadece konağın arka tarafına gel yeter. Ben gerisini hal ederim. " diyerek daha fazla konuşmasına izin vermeden yüzüne kapattım. Bir süre daha banyoda kalmış titreyen bedenimi kontrolüm altına alarak çıkmıştım.

Korkuyordum. Kızımı ne halde bulucağımdan ölesiye korkuyordum. Telefonu geri eski yerine bırakıp ayakkabılarımı giyerek odanın kapısına ilerledim. Üzerimde siyah bir tişört ve bol eşofman altı vardı. Ayaklarıma da geçirdiğim beyaz sporlar ile kapıyı arkamdan yavaşça kapatarak odadan ayrıldım. Salık olan saçlarım terli boynuma yapışırken hiç olmadığım kadar rahsatsız oldum.

Koridorda gezerken birine denk gelmemek için bildiğim bütün dualarımı sıralsadım. Geldiğim kapının önünde yumruk yaptığım elimi uzatarak kapıyı çaldım. İçeriden gir komutunu duymam ile elimi kapının koluna attım.

İçeriden iki ayrı ses gelmesi beni daha da umutlandırırken kapıyı açıp içeri girdim. Gördüğüm şaşkın yüzler ile kapıyı kapatıp sırtımı yasladım. İkisinin de tek bir odada olması işime gelirdi.

"Yenge? " dedi ikiside.

Konuyu daha bekletmeden bodoslama içine daldım. "Yardımınıza ihtiyacım var. " ikisinin şaşkınlığı daha da artarken susmadım. "Kaya, Ahuzar'ı almaya gidiyor ancak konağın etrafına diktiği adamlar yüzünden çıkamıyorum. " dedim.

İkisi önce birbirlerine sonra tekrar bana baktılar. "Bakmayın öyle. " dedim. "Benim de gitmem gerek. Kızımı görmem gerek. "

"Yenge etma. " dedi Furkan. "Abim içimuzden geçer. "

"Dahaa yeni popomdan vuruldum bu sefer abimde kafama sıkar. " dedi hemen Furkan'ın ardından Burak'da.

"Nolur." dedim. Yalvarsam yalvarırdım. Kızımı görmeliydim. Nasıl olduğunu bilmeliydim. İkiside bana bakarlarken iki ara bir derede kalmış gibiydiler. "Onu görmeliyim. Söz veriyorum yanınızdan ayrılmayacağım. Hem Murat'ı da aradım geliyor şimdi. "

İkisi yine yutkunarak birbirine bakarken, "Abim mi yengem mi? " diye sordu Furkan.

"Valla ikisi de birbirinden vahim ikizum. "

"Yardum edersek abim etmezsek yengem bizu si... " dedi ancak sonunu ben burda olduğum için devam ettirerek getiremedi.

"Bana kalırsa yengem daha fena. Abim yine kıyamayi de ben lise yıllarıni unutamayim. " dedi Burak.

"Ee, sonucu ne oldu bu durum değerlendirmenizin?" diyerek sordum.

İkisi aynı anda bana döndü ardından tekrar birbirlerine baktı. "Ahuzar da annesini görür hem. "

İkisi tekrar bana doğru dönüp başlarını sallamalarıyla derin bir nefes verdim. Üçümüz kimseye yakalanmadan aşağı inerek bekledik. Furkan arka kapıdaki adamı oyalarken ben çıkıcaktım. Burak ise peşimizden gelebilmeleri için arabayı konağın arkasına getirmek için gitmişti.

Çıktığım kapı ardından yavaş yavaş adımladım. Furkan bana doğru dönük olduğu için göz göze gelmiştik. Hemen önünde bana karşı sırtı dönük olan adamla konuşurken kısa bir an göz kırptı.

Hızla kapıya ilerleyerek hafif aralık bıraktıkları kapıdan geçerek çıktım. Hızla koşmamla iki arabayı yan yana buldum. Birinin kapısı açıldı diğerinin ise camı indi. Murat tam arabadan iniyordu ki koşarak kapının koluna asıldım. Camı inen arabanın ise şoför koltuğunda Burak vardı. Furkan bahçenin kapısından çıkarak bir süre yürüdü. Bende o esnada arabaya binerek emniyet kemerimi taktım.

Nefes nefese Murat'ın gaza basmasını izlerken Furkan belli bir süre sonra arabaya koşup atladı. Arabalar peş peşe hızla ilerlerken elim alnımda bir şekilde ovuşturdum.

"Yengem bileyi mi benle olduğuni?"

Başını ellerimin arasından çekerek yanımda direksiyon başında duran kardeşime baktım. Bazen ona bakarken gerçekten inanamıyordum. Fazla değişmişti.

"Hayır." dedim. "Gizli aradım seni. "

Burnundan gülerek elini bana doğru uzattı. Başını sanki ben onun ablası değilde küçük kız kardeşiymişim gibi okşadı. Saçlarımın arasından elini çekmeden, "Elinden çekeceğun var hazur ol. " dedi.

Araba bir süre daha ilerlerken yangazlar bizi arkadan takip etmişti. En son araç birr villanın bahçesine girerken bir çok takım elbiseli adamın kenara çekildiğini gördüm. Murat kemerinden silahını çekip çıkarırken çatık olan kaşları ile, "Sakın yanımdan ayrılma abla. " dedi.

Araçtan indiğim gibi birlikte arabanın önüne doğru ilerledik. Adamlar tam silahlarını bize doğru doğrltmaya hazırlanıyordu ki Murat onlardan önce davrandı. "İndirin silahlarınızı yoksa ölmeniz tek bir el hareketime bakar. " Her biri aval aval yanımdaki kardeşime bakakalırken en önce sert adımlarla Çolak'a doğru ilerleyip kafasını gömen adamı gördüm. Evet, Kaya en önde Çolak'ın yakasından kavramış şekilde önce kafasını gömerek yere devirmiş ardından yumruk yaptığı elini çenesine geçirmişti.

Hızla bir kaç adım koşarcasına onlara doğru gidiyordum ki yanımıza gelen bir adam kolumdan tuttu. Uçurum kenarında da görmüştüm bu adamı ancak henüz kim olduğu hakkında bir bilgim yoktu. "Anlamadınız galiba. " dedi kolumdan tutmaya devam ederek. "Tetikçiler var! İndirin silahları yoksa son amelinizde şerefsiz olarak gidersiniz öteki tarafa." Bütün adamların bakışları Çolak'ı bulurken Çolak'ın bakışları beni bulmuştu.

"Vayy... " dedi önce kanlı dudaklarıyla. "Karım beni görmeye gelmiş. " demesiyle Kaya'nın ateş püskürten bakışları beni bulmuştu.

Tanımadığım yanımdaki adam önüme geçerek, "Çok konuşma lan yavşak! " dedi. Yangazlar da sonunda gelmiş olacaklardı ki ikiside koşa koşa yanıma gelmişlerdi.

"Ahu'nun burda ne işi var! " Kaya'nın gürlemesini duymakla gözlerimi yumdum.

Önümde duran adamı çekerek başımı kaldırdım. "Kızım nerde! " diye bağırırken Kaya hızını alamadan Çolak'a vurmaya devam etti.

Bana karım dediği için, "O senin karın değil! " diye bağırarak vurmaya devam ediyordu. "O senin değil! " diyerek bu defa tekme attı. "Sırf bunu anla diye bile seni aralıksız dövebilirim şerefsiz! Ama önce kızım. " kanlı eline inat işaret parmağını yerde kanlar içinde yatan adama doğru salladı.

Yutkundum. Çolak'ın giydiği beyaz gömleğin önü kan olmuştu. Kanadığı yerler benim onu vurduğum noktalardı. Dikişleri kanıyordu.

Umursamadan eve doğru başımı kaldırırken Murat bir kez daha adamalrı tehtid edip elini havaya kaldırdı. Adamlar bu defa silahlarını yere bırakırlarken ben, "Ahuzar! " diye bağırdım. "Annecim nerdesin! "

Kaya nefes nefese bir şekilde bana bakarken ben yanımda duran adamı geçip ona doğru koştum. "Kızım nerde! " dedim.

Bakışları çakmak çakmak olan adam bana bakarak sadece, "Burda olmamalıydın. " dedi.

Onun dediklerini umursamadan evin içine baktım. "Kaya kızım nerde? " diye sordum. Gözlerim dolmaya başlarken Çolak'ın sesini duydum.

"Güzeller güzeli karım da geldiğine göre... " demişti ki diyemeden yüzüne doğru yediği tekme ile susmak zorunda kalmıştı. Çünkü Kaya'nın bakışları öyle bir hal almıştı ki her an onu çekip vurabilirdi. Göğüsü öfkeyle inip kalkarken sırt kasları şişmiş gibiydi. Üzerindeki dünden kalan lacivert boğazlı kazağı içinde artık daralıyor gibi bir hali vardı. Göz bebekleri büyümüş çenesi sıktığı dişlerinde dolayı kasılıyordu.

Eğilip tekrar Çolak'ın yakasını kavramasıyla yüzüne bir yumruk daha attı. Çolak acıdan haykıracağına sadece kısa bir an inlemiş ardından uzun bir kahkaha atmıştı. Bu tavrı karşısında ben bir adım geriye çıkarken hala ismini öğrendiğim adam yüzünü buruşturdu.

"Gülüşünde bile hayır yok piçin, "

Adamlardan biri, "Sen polis değil misin! Nasıl sessiz kalıyorsun! " demesiyle ona bakıp güldü. Bu adam polis miydi?

"Şekerim bir günlüğüne işime ara verdim. "

Soruyu soran adamın yanındaki adam şaşkınlıkla baktı. "Nasıl? "

İsmini bilmediğim adam gülümsemeye devam ederken, "Aha da böyle, " diyerek kemerinden çıkardığı silahı ile üstümüzde ancak biraz çaprazda olan iki farklı yeri çeken kameralara aynı anda ateş ederek etkisiz hale getirdi. Ateş etmesi ile ben yerimden sıçrarken Kaya korktuğumu anlayıp ona kaşları çatık bir şekilde bakmıştı.

Adamlar ona bakmaya devam ederken Murat, "Mahir solda da var bir tane." demesiyle isminin Mahir olduğunu anladığım adam o taraftaki kameraya da ateş ederek etkisiz hale getiridi.

Hemen sonra ise villanın yanında duran heykele de sıkarak silahının ucuna üfledi. Kurşun sıktığı heykel bir yılan heykeliydi. Çolak hala gülmeye devam ederken Mahir ona doğru döndü. "Gittiğin heryere heykelini yaptırmak zorunda değilsin. "

"Kaya, Ahuzar nerde? " tekrar sorduğum soru ile Kaya elimi avucuna aldı. Elimi tutmasıyla beni içeri çekti. Villadan içeri girip etrafa kısa bir an baktık. Hızla merdivenlere yönelmemle Kaya da hemen peşimden geldi.

İkinci kata çıkmamızla birbirimize baktık. Sadece saniyelik göz göze gelmemiz ile bakışlarımız ile anlaştık. İkimizde iki yana ayrılarak odaları aramak için ayrıldık. Ben soldaki odalardan birine, "Annecim?" diyerek girerken o sağ tarafta, "Babam? " diye girmişti.

İkinci odalara geçmemiz ile benim girdiğim oda yine boş iken Kaya girdiği odada donup kalmıştı. Bakışları tek bir noktadaydı. Girdiğim odadan kapının kenarlarına tutunarak çıktım. Ona doğru ilerlerken, "Sorun ne? " diye sordum.

Kaya donuk yüzü ile bana bakmış ardından ne diyeceğini bilemez bir halde dudaklarını aralamıştı. Daha o konuşmadan ben odaya girmem ile dağınık yatağın üzerinde yatan kızımı gördüm. Bir bacağı katlı diğeri düzdü. Elleri göğüsünde yumruk, başı ise yastık ve duvar arasındaydı. Hıçkırıklarım boğazımda düğümlenirken kızımın yaşlarla çevrili donuk bakışlarını gördüm. Göğüsü kalkıp inerken sanki bir tür şokta gibiydi.

Kaya kolumdan tutarken, boğazım daha da düğümlendi ve hıçkırık bir anda haykırışa döndü.

"AHUZAAAR!"

🥀

Duyurulardan haberdar olmak için intagram hesabı: @dilekkoc_pjm

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

241okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18