4. bölüm · AFİRA

4. BÖLÜM

Mucize Yazar

Afira Ateş, bitmek bilmeyen gücüne karşı bugün bir davada daha yer alacaktı. Bugün ki olacak davayı diğer davalardan ayırt edecek tek bir detay vardı.
Avukat Yavuz Selimoğlu…
Afira’nın ayak bastığı yerde Avukat Yavuz Selimoğlu da basıyordu. Afira Ateş’i kendine rakip edinmiş ve olabildiğince karşı karşıya geliyorlardı. Fark edilmeyen bir durum vardı. Afira kendisinden başkasını rakip görmüyordu.
Son bir haftadır gündemden düşmeyen ünlü iş adamı Ekrem Çınar’ın boşanma davası vardı. Yıllardır mutlu bir evlilikleri olduğu basımdan basıma dolaşırken eşi Sevda Hanım’ın birden boşanma davası açması ile gözler bugün gerçekleştirilecek mahkemeye döndü.
Yavuz Selimoğlu, yer aldığı bütün davalar sonucunda cesareti ve adaleti ile ün salmıştı. Sadece Yavuz Selimoğlu değil tüm Türkiye iki avukatı rakip görüyordu. Bugün olacak davada iki avukatın karşı karşıya gelmesi insanlara korku salıyordu. Afira Ateş hiçbir zaman davayı kaybetmemiş üstlerine yeni zaferler eklemişti. Ona keza yavuz Selimoğlu da kaybetmediği davalara güvenerek Afira Ateş’i kendine rakip tutuyordu.
Afira gözlüğünü biraz indirip eve yaklaşan siyah araca göz üstünden baktı. Müvekkili Sevda Hanım mahkemeye götürmek için Afira’yı evinden almaya gelmişti. Afira bu durumu kabul etmese de boşanma yanında velayetini alacağı küçük kızın isteğini kıramamıştı. Yaklaşan aracın kapısı açıldığında Afira araca binip koltuğa oturdu. Sevda Hanım bir o kadar gerdin küçük kızı ise bir o kadar hayran dolu bakışlara sahipti.
“Afira Hanım nasılsınız?” Sevda Hanım’ın tereddütlü sorusuyla gözlerini küçük kızdan çekip uzun zamandır hapsolduğu hayattan kurtarılmayı bekleyen kadına bakıp soruyu yanıtladı.
“Teşekkür ediyorum. Sizler nasılsınız?” sesi güven vermek istercesine emin çıkmasına rağmen yine pürüz mahal olur korkusu ile karşı taraf diken üzerindeydi.
“Ben korkuyorum Afira Hanım. Ekrem’in tuttuğu avukat da çok güçlüymüş. Ya kaybetme olursa? Bugün bu iş bitsin istiyorum. Daha fazla bu yaşadıklarımıza katlanmak istemiyorum.” Moral bozukluğu ile konuşarak kızının saçlarını okşadı. Oysa tüm mücadele kızı içindi.
“Sevda Hanım, bugün bu iş bitecek. Karşı tarafın avukatı kendine beni rakip görüyorsa onda olmayan bir şeyler bizde var demektir. Şimdi rahatlayın ve dava sonrası özgürlüğünüzün tadını çıkarın.” Kendinden emin cümlelerini inci gibi teker teker dizip yüzüne yerleştirdiği çarpık gülümsemesinin ardından araba adliyeye gitmek için yol almaya başladı. Kendi evreninde adalet elbette eşit olmayacaktı.

Geçen dakikalarda davayı bekleyenler daha çok gerilmeye başladı. Adliyenin önünde birbirinden farklı gazeteciler haberciler doluyordu. Adliyenin önünde sanki can pazarı varmışçasına öyle bir kalabalıktan oluşuyordu. Merak edilen şey davada değildi. Davada bulunan Afira Ateş’in yapacağı savunmalar ardındaki yaratacağı devrimdi. Ve beklenen an gelmiş nefesler tutularak iki siyah aracın yan yana park edilmesine bakıyorlardı. Herkes bugün iki güçlü avukatın birbiri ile yarışını izlemek için sıralanmıştı. Park edilen araçtan ilk müvekkiller indikten sonra avukatlar indi. Avukat Yavuz Selimoğlu güçlü bir davada Afira Ateş’e karşı rakip olmuştu. Gazeteciler vakit kaybetmeden olabildiğince karşı karşıya gelen iki güçlü avukatın görüntülerini çekiyorlardı.
Yavuz Selimoğlu gözlüğünün üstünden Afira’ya bakıp baştan aşağı inceleme yaparken Afira karşı tarafı yok sayarak adliyeye doğru yol aldı. Adliyenin girişinde bekleyen Zelal elinde ki cübbeyi Afira’ya giydirerek arkasından yürümeye başladı. Adım attığındaki duyulan topuk sesleri çok güçlü ve çekişmeli bir davanın olduğunu gösteriyordu. Adalet kimseyi tanımazdı ama eşitlik hiçbir zaman olmamıştı.
Adliyenin gözü Afira ateşin üzerindeydi. Temkinli atılan adımlar sessizliğin içinde adliye koridorlarında yankı yaparak dağılıyordu. Söz konusu bir kadındı. Burada devreye giren kişi Afira değil lakabıydı. Beyaz koridorun solundan dönüp mahkeme salonun olduğu koridora yol alırken karşı koridordan gelen Avukat Yavuz Selimoğlu ve müvekkili Ekrem Çınar ile karşı karşıya geldi.
“Kaybedeceksin biliyorsun değil mi?” Yavuz Selimoğlu yersiz meydan okumasını yapmak için hızla dibinde bitip gözlüğünün üzerinden siyah harelere bakıp konuştu.
Afira sorulan soruya karşılık avukatın ilk önce ayakkabılarına sonra da gözlerinin içine baktı. Gözler kesişinde ortamda bulunan gerginlik daha da üst düzeye çıktı. Karşı taraf Afira’nın kaybedeceğini gözlerde ki kararlılık ile anlatmaya çalışıyordu. Afira bir adım daha attığında topuklu ayakkabılarının ucu Yavuz Selimoğlu’nun ayakkabılarına değiyordu.
“Meydan okumanızı kendinize saklayın derim. Bilakis benim buna ihtiyacım yok. Bol şanslar diliyorum, sonuçta ihtiyacınızın olduğu bir şey.” Afira’nın dediği şey ile Yavuz Selimoğlu’nun yüz hatları gerilmeye başladı. Bir erkek olarak bir kadının kendine bu kadar güvenmesinden nefret ediyordu. Afira ne kadar kadınlar için mücadele veriyorsa Avukat Yavuz da onun tam tersi erkekler için mücadele veriyordu. Adalet cinsiyet ayırt ekmeksizin yargılama yaparken savunucuları iki farklı cinsiyet terazisinde toplanıyordu.
“Sevda son bir kez konuşabilir miyiz lütfen?” iki avukatın keskin bakışmasını karşı taraftan eşi ile konuşmak isteyen Ekrem Çınar bozdu. Afira diktiği sert bakışlarını ağır hareketler gözünü kırparak arkada duran müvekkile bakarak tekrar avukata dikti. Bakışı uzun tutmayıp Sevda Hanım’ın görüşme yapması için onay verdi.
Afira gözlerinde ki sabitliği bozmadan Avukat Yavuz Bey’in gözlerinin en içine kadar bakıyordu. Bu denli keskin ve dik bakışlardan rahatsız olan Yavuz Bey gözlerini çekip kendini uzaklaştırdı. Müvekkiller yanlarına gelesiye kadar Afira yanında duran küçük kızla oynama başladı.
“Davacı Sevda Çınar ve Avukatı Afira Ateş, davalı Ekrem Çınar ve Avukatı Yavuz Selimoğlu duruşmaya.” Mübaşirin anonsu koridorda yankı yaparken salona girmeden önce Afira Avukat Yavuz Bey’e baktı. “Lafla değil icraatla. Önden buyurun lütfen.” Avukat Bey sahte bir tebessüm ile duruşma salonuna girdi. Afira ile beraber peşi sıra müvekkiller de Avukatlarının yanında yerlerini aldı. Herkes yerini alıp otururken hâkimin gelmesi üzerine ayağa kalkıp yerlerine tekrar oturdular. Bu süre zarfında adliyenin çocuk pedagogu küçük kızı almış ve ruh sağlığı için konuşuyordu.
Avukatlar dosyaları ayarlayarak bir bir şahitlerin dinlenmesine tanık oldular. Asılsız şikâyetler, suçlamalar müvekkil Sevda Çınar’ın üzerine atıldı. Afira ayağa kalkarak söz hakkı istediğinde verilen söz hakkını alarak cübbesini düzeltip savunma yapmaya başladı.
“Sayın hâkim, müvekkilim tarafına gelen suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Elimiz de delillerimiz mevcuttur.” Mübaşir dosyayı Afira’dan alıp hâkime uzattı. Hâkim bir müddet sessizce dosyaları inceleme yaptıktan sonra karşı tarafa döndü.
“Ekrem Çınar, hakkında bir sürü delil var buna bir açıklaman var mı?” hâkimin sorusu üzerine hışımla yerinden kalkarak karşı masaya bakarak konuşmaya başladı.
“Hâkim bey, bu kadın yalan söylüyor ben karımı seviyorum ona hiç şiddet uygulamadım. Kılına bile zarar vermedim. Hem elinizde olan sahte kâğıt parçaları benim suçlu olduğumu göstermez.” Karşı tarafın bu denli fevri öfkesi herkesin dikkatini çekerken hâkim kaşlarını çatarak yapılan saygısızlığa gerekli uyarıları vermişti.
Sevda Çınar, eşi Ekrem Çınar ile 10 yıllık bir birlikteliği vardı. Tüm medya bu çifti konuşup birbirlerine ne kadar çok yakıştıklarını anlatıyordu. Son zamanlarda Ekrem Bey’in alkol bağımlılığı üst safhaya çıkmış ve kendini kaybederek hem eşine hem de kızına şiddet uygulamaya başlamıştı. Bir süre sessiz kalımın ardından Sevda Hanım daha fazla bu duruma katlanmayarak Avukat Afira Ateş ile görüşmeye gelmiş ve dava sürecini başlatmıştı. Bunları duyan Ekrem Çınar hem işinin hem de ünvanın sekteye uğramasından korkup kendine güçlü bir avukat seçerek eşine kafa tutmuştu. Boşanma davası yanında kızlarının velayet davası da açılmıştı. Ekrem Çınar, sen beni boşarsan bir daha kızını göremezsin ibaresi ile tehdit altında velayet davası açmıştı. Her şey yüze vurulurdu ama insanların zayıf noktaları yüzlerde iz bırakırdı.
“Bunları hepsi asılsız yalandır hâkim Bey. Sırf kocası kızını almak istedi diye ne türlü yalanlar çevirmiş. Onun gibi birinden beklemezdim doğrusu. Böyle bir anneye çocuğun velayeti verilmez.” Karşı taraftan gelen güçsüz savunmaya Afira dudağının kenarıyla gülerek ayağa kalktı. Afira’nın ayağa kalktığını gören Avukat Bey yerine oturmadan savunmaya dinleme başladı.
“Ben bunlara katılmıyorum sayın hâkim. Hangi anne evladının canına kıymak ister? Şu durumda bile görüyorsunuz sırf böyle yalancı şahitler var diye sırf anneler evlatlarına kavuşmak istediler diye kaç anneyi kaç evladı daha böyle bir caninin ellerine teslim ederek öldürmek istiyorsunuz? Şahitler eline verileni okuyup gelmiş belli ki konuştuğu şeyler mantığa bile uymuyor. Neden şahitlerin hepsi evin çalışanından oluşuyor? Bir o kadar da ünlü iş adamı olmanıza rağmen çevrenizde sadece evin çalışanları yoktur değil mi? Eğer öyleyse malum ünlü olmanız kulağa abes kaçıyor.
Sayın hâkim, önünüzde bulunan fotoğraflara dikkatli bakarsanız Ekrem Çınar’ın son zamanlarda alkol derecesini en üst safhaya çıkararak eşine ve kızına uyguladığı şiddeti görebilirsiniz. Eğer yetersiz kanısına varırsanız darp raporu alınan doktora, evin kamera sistemlerini bozuk olmadığı halde bozmaya gelen çalışana ve evden kovulan kişilere sorabilirsiniz. Yanlış duymadınız kovulan kişi dedim. Bu olaylar içinde ses çıkaran bir kişi bir kadın elinden ekmeği alınarak o evden kovuldu.
Sayın hâkim, az önce sizlere sunulan yalancı şahitlerin aksine bir şahit daha bulunmaktadır. Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki evde çalışan sayısı sadece bir tanedir. Şahidin duruşmaya katılıp dinlenmesini talep ediyorum.” Uzun soluklu konuşmanın ardından yerine oturup karşıdan kendisine öfke ile bakan avukat Beye gülümseyerek baktı. Gergin ve sessiz kalan ortamın içinde hâkimin gür sesi ile şahit çağırıldı. Hâkimin şahidi çağırması ile herkes pür dikkat şahidin anlatacaklarını dinlemeye başladı.
“Ben Aylin Sivri, Sevda Hanım ve Erkem Bey’in evlendiği günden itibaren evlerinde çalışıyorum. Ekrem Bey aslında çok mülayim bir insandı. Eşini ve kızını seviyordu. Ama geçtiğimiz aylarda alkolün artması ile evin seyri değişmeye başladı. Sevda Hanım’la hiç kavga etmezlerdi ama son zamanlarda kavgalar çok sık olmaya başladı. Kavganın yanında şiddette kendini göstermeye başlayınca Sevda Hanım daha fazla dayanamadı. Şahit olduğum bu olaylar karşısında Ekrem Beyden birçok kez sesli ve yazılı tehdit aldım. Delil olarak göstereceğim şeyler vardı ama Ekrem Bey telefonumu kırıp beni tehdit edince korktum. Sonra da zaten beni işten kovdu. Benden başka da çalışan yok evlerinde. Anlatacaklarım bu kadar.” Doğruluğu gösteren cümleler ardı sıra sırlanınca Hâkimin gerginliği de artış gösterdi. Şahit dinlendikten sonra Avukat Yavuz ayağa kalkarak konuşmaya başladı.
“Sayın hâkim sırf para kopartmak için bunları yapmadığı ne malum? Belki annenin gelir durumu yok. Belki düşmanları var, o kızını koruyacak güce sahip mi? Tüm şahitler dinlendi. Madem bunlar olurken kızı hep yanındaydı. Bir de kızından duyalım kim suçlu?” açıklamaya karşılık Afira oturduğu yerden kalkıp Yavuz Bey’e bakarak konuşmaya başladı.
“Birincisi o değil Sevda Hanım. Karşınız da benim müvekkilim varsa saygı duymak zorundasınız. Sayın hâkim dinlenen şahidin yanın da başka bir delil daha bulunmaktadır. İncelemenizi talep ediyorum.” Çantasından çıkardığı ses dinleme cihazını hâkime ulaştırıp yanıt bekledi. Aniden ortaya çıkan cihaz salonda şaşkınlığa sebep olurken işlerin yolunda gitmeyen homurdanılma sesi Yavuz Bey tarafından duyuldu.
“Ses kaydı ne zaman çekildi?” Hâkimin konuşması ile Afira kararlılıkla bakan gözlerini avukattan çekip hâkime yöneltti.
“Sayın hâkim, duruşmadan beş dakika önce müvekkilim Sevda Hanım tarafından çekilmiştir.” Afira yerine oturduğunda hâkim ses kaydını açarak herkesin duyabileceği bir yere koydu.
‘Şu anda sevinebilirsin ama en son gülen ben olacağım. Sana yaptıklarımın bin katını yaptığımda bir daha böyle söyleyebilecek misin bakalım?’
‘Yapamazsın.’
‘Öyle de bir güzel yaparım ki. Sana ne gün yüzünü ne de kızını göstereceğim. Benden boşandığın için seni bin pişman edeceğim.’
Ses kaydının yarıda kesilmesiyle Afira oturduğu yerken kalkıp hâkime bakarak tekrar savunmaya geçti.
“Sayın hâkim, gördüğünüz ve dinlediğiniz ses kaydı üzerine Ekrem Çınar’ın hiçbir haklılığı kalmamıştır. Basit cümleler üzerinde kurulan korkutma amaçlı tehditlerin hiçbir gücü yoktur. Çiftlerin tek celsede boşanmasını 4 yaşında olan kızları Leyla Çınar’ın velayetinin annesine verilmesini ve çocuk 18 yaşına gelene kadar Ekrem Çınar’a uzaklaştırma verilmesi. Şirkette bulunan hisselerden Sevda Hanımında hak sahibi olduğu için hisselerin yarısının Sevda Hanım’ın olmasına ve ikamet ettikleri evin oturma durumunun müvekkilime verilmesini talep eder ve gereğini arz ederim.”
Afira yerine oturduktan sonra karşı tarafa savunma yapacak bir nedeni kalmadığı anlaşıldı. Ortamda bulunan sessizlik her şeyi açığa vurmuştu. O bir kadındı ve anneydi. Kendinden öncelikli olarak kızını zarar almadan büyütmek her kadının istediği bir durumdu. Ve kadınların savaşçısı verilen karar doğrultusunda bir kişiye daha istenilen durumu sunmuştu. Karar açıklanmamasına rağmen yüzüne yerleşen zafer ile karşı tarafa baktı. Sinirli şekilde gelecek kararı beklerken avukat Yavuz Afira’ya bakıyordu. Sanki bu davaya umut bağlanmış ve kurtarıcı bir dava gibi hazırlık yapan Yavuz Selimoğlu’nun elinde bu dava adeta bomba gibi patlamıştı. Dava öncesi Afira’ya meydan okumasının üzerine bu davayı kaybetmesi epey zoruna gittiğini gösteriyordu. Bu zamana kadar hiçbir davayı kaybetmeyen Afira’yı kendine rakip görmüşken bugün rakibi tarafından kendisine kaybedilmiş bir dava kazandırdı. Yavuz Selimoğlu’na karşı bu dava büyük yıkımla aleyhine dönmüştü.
Hâkimin verdiği karar üzerine, “Ekrem Çınar’ın kadına ve çocuğa şiddetten tutukluluk halinin verilmesine avukat Afira Ateş’in taleplerinin kabulü” ile tokmağı vurmasıyla dava sonlandırıldı.
Hâkim duruşma salonundan çıktıktan sonra müvekkiller ve avukatları baş başa kaldılar. Kapıdan çıkmak isteyen Yavuzun önüne geçerek yüzüne yerleştirdiği zafer gülümsemesiyle konuştu.
“Gözümden düşenin üzerine basarım Avukat Bey. Size bir tavsiye kadın gücü hafife alınamayacak bir şeydir. Yenilginizi tebrik eder ve bir daha görüşmemek üzere.” Afira cümlesini tamamladıktan sonra Avukat Yavuz’un yüzüne bakmadan müvekkilini alarak çıktı salondan. Geriye bir adet davayı kaybetmiş Yavuz Selimoğlu ve bütün itibarı zedelenmiş müvekkili kalmıştı.
Salondan çıktıktan sonra herkesin beklediği duruşma sonrası açıklamayı yapmak için adliye çıkışına doğru ilerlediler. Uzaktan izleyenler durumu anlamlandıramayanlar ve kadın düşmanı gibi bakan erkekler arasından adliyenin beyaz koridorlarını üzerine giydiği cübbesiyle aşındırarak adliyeden çıktılar.
Gözüne çarpan güneşle beraber birkaç kez gözlerini kırpıştırıp üzerlerine doğru üşüşen gazetecilere baktı. Hepsi ünlü iş adamının bu denli sahte oyunlara girmesini anlamlandıramazken bugün olan boşanma davası ile yeni bir olay gündeme gelmişti. Kendilerini merakla bekleyip soru yağmuruna tutan kişilere her ne kadar açıklama yapmak istemese de aklına bu zaferi tekrar tekrar okuyup yüzüne çarpacak bir yenilgiye sahip Yavuz Selimoğlu geldi.
“Avukat Hanım duruşmada ne yaşandı?”
“Boşandılar mı?”
“Leyla Çınarın velayeti kim üslendi?” üst üste gelen soruların ardından daha nice merak edilen şeyler bu doğruların altında yatıyordu. Tek soruya tek cevap versen bunun yanına bir sıfır daha ekleyerek yuvarlama yaparlardı.
“Arkadaşlar az önce çıktığımız duruşmamızda boşanma ile sonlandı. Ekrem Bey’in eşine ve kızına uyguladığı şiddetten dolayı Ekrem Çınar’ın tutukluluk haline ve kızlarının velayetinin annesinde kalmasına karar verildi. Teşekkür ederiz.”
Yapılan açıklamanın ardından kendilerini bekleyen arabaya doğru ilerleyip adliyeden hızla uzaklaştılar.

Yol boyunca teşekkür ve minnetle geçti. Araba Afira’nın evinin önünde durduğunda Sevda Hanım Afira’ya minnetle bakıp sarıldı.
“Çok teşekkür ederim Afira Hanım. Eğer sizin gibi biri olmasaydı ben asla boşanamazdım. Daha öncede anlattığım gibi kime gittiysem davayı karşı tarafa bırakılacağı haberini aldım. Son çarem sizdiniz. Tüm kadınlar adına size teşekkür ederim.”
“Teşekküre gerek yok sevda hanım. Bu benim işim. Yeni hayatınızın size güzellikler getirmesi dileğiyle. Görüşmek üzere.”
Afira arabadan indiğinde giden arabanın arkasından tebessümle baktı. Bir kadın daha erkeğin esiri olmamak için kendisine gelmiş ve haksız çıkmamıştı. Bugün ki dava zor değildi. Gözlerini evine çevirdiğinde taş duvarlar ardından yardıma muhtaç bir kadın daha vardı. En zorlu yollardan bir tanesi de bu kadını dikenli hayatından kurtarmaktı. O, bir savaşçıydı; en çok da kendine yenilen.