8. bölüm · Adını Zaman Sakladı

7

؛༊ .

*Afra Karaca*

Sınıfa girdiğim anda masamın üzerinde duran kitap, içimde tarif edemediğim bir his uyandırdı. Elime aldığımda, sayfaları özenle doldurulmuş beş yüz matematik sorusu gördüm. Bugün teslim etmem gereken ödevdi bu. Kitabın kapağına iliştirilmiş küçük notu fark ettiğimde kalbim hızlandı:
“Eren’den birilerine.”
Heyecandan neredeyse yerimde duramıyordum. Gözlerim istemsizce Eren’i aradı. Bana bakıyordu. İçten bir tebessümle karşılık verirken yüzümdeki mahcubiyeti gizleyemedim. Çantamı sıraya bıraktım, öğretmen gelir gelmez ödevi teslim ettim.
Zil çalar çalmaz kantine indim. Eren için bir kahve aldım. Sınıfa döndüğümde onun uyuduğunu fark edince fırsatı kaçırmadım; kahveyi ve küçük bir notu sırasına bırakıp yerime geçtim. Birkaç ders tekrarı yapmaya çalıştım ama aklım yerinde değildi. Heyecanım dinmek bilmiyordu. Sevinçten bayılacak gibiydim.
Öğle zilinin çalmasıyla bahçeye indik. Defne’yle bir bankta oturduk. Kısa süre sonra Baran da yanımıza geldi. Kahkahalarla dolu bir sohbet başladı. Gülüyordum ama gözlerim farkında olmadan sınıfın camına kaydı. Eren bizi izliyordu. O an yüzümdeki gülümseme dondu. Ciddiyetimi toparlayıp tek başıma sınıfa doğru yürüdüm.
Sınıfa girmek üzereyken Eren’le kapıda sertçe çarpıştık. Bu kez yalnızca yüzüme baktı; tek kelime etmeden yanımdan geçip gitti. Ardından bakakaldım. Giriş katın altına iniyordu. O katta ne işi olabilirdi?
Dayanamadım. Peşinden gittim. Boş bir katta, rastgele bir köşeye oturmuştu. Elleri dizlerinin üzerindeydi, bakışları boşluğa sabitlenmişti. Yanına yaklaştığımda bana dönüp bakma gereği bile duymadı.
Kısık ve gergin bir sesle konuştu:

“Yalnız bırakır mısın Afra? Peşimden gelmeyi kes.”

İçimde biriken her şey bir anda dışarı taştı.

“Kaç gündür soruyorum ama hâlâ ne olduğunu anlatmıyorsun,” dedim sertçe. “Ya görmezden geliyorsun ya da okuyup geçiyorsun. Eğer rahatsız oluyorsan açıkça söyle. Belirsizlikle devam edemem.”

Başını kaldırıp yüzüme baktı. Bir şey söylemeden ayağa kalktı ve yanımdan geçip gitti. Bu kez onun peşinden değil, sınıfa gitmek için yürüdüm.
Tam sınıfa girecekken Eren’i başka bir kızla konuşurken gördüm. Yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Sanki onunla konuşmak eğlenceliydi. İçimde bir şeyler koptu. Hiç duraksamadan sınıfa girdim, sırama oturup başımı kollarımın arasına gömdüm.
Birkaç dakika sonra biri beni dürttü. Başımı kaldırdığımda karşımdaki Eren’di.

“Ben de belirsizliği sevmem Afra,” dedi titrek bir sesle. “Bugün belki gelirsin diye uyumadım. Demek ki sadece evde aklına geliyorum. Bana yazma.”

Sözleri beni afallattı. Kaşlarımı çattım; gözlerim dolmuştu.

“Mesajlarıma bile cevap vermezken okulda seninle konuşmamı nasıl beklersin?” dedim.

Ardından içimdeki öfke dile geldi:
“İlk konuşan da tanışan da sendin. Belki sana karşı bir şeyler hissediyorum ama yaptığın şey düpedüz saçmalık.”

Sinir tüm bedenimi sarmıştı. Midemde ağrılar dolaşıyordu. Yerimden hızla kalkıp sınıftan çıktım. Ders zili çalana kadar geri dönmedim.
Çıkışta, arkamdan gelen bir kız grubunun kahkahalarını duydum:

“Bu da Eren’e yanaşanlardan olmuş. Sanki Eren buna bakacak, komik!”

Arkamı döndüğümde hepsinin bana baktığını gördüm. Hiçbir şey söylemeden okuldan çıktım. Hızla yürürken arkamdan birinin koştuğunu hissettim ama dönüp bakmadım. Kolumdan tutan bir el beni durdurdu.
Karşımda soluk soluğa kalmış Eren vardı. Gözlerimi kaçırdım.

“Bugün olanlar için özür dilerim,” dedi. “Seni kırmak istemedim. Kızların söylediklerine aldırma. Kimseye senden bahsetmedim. Zaten bu okulda kimsem yok.”

Gözlerimi kaldırıp gözlerinin içine baktım. Kolumu çekip elinden kurtuldum. Sinirim o kadar büyüktü ki kendimi zor tutuyordum. Düşünmeden, nereye gittiğimi bilmeden yürüyordum.
Aniden döndüm.
Birkaç saniye sonra beynim uyuştu.
Sesler kesildi.
Son duyduğum şey, adımın yüksek sesle söylenişiydi.

🔖Aşk bazen kavuşmak için değil, eksik kalmak için gelir insanın hayatına. Ne kadar yaklaşsan o kadar uzaklaşır; ne kadar sustursan o kadar konuşur içinde. İmkânsızlığıyla büyür, ulaşılamadıkça derinleşir. Bir bakışta başlar ama bir ömre sığmaz. Sevmenin cesaret, vazgeçmenin ise daha büyük bir cesaret olduğunu öğretir. Ve insan en çok, asla sahip olamayacağını bildiği şeyi severken kendini tanır.