1. bölüm / 12
ACI YÜZLER -KALBİN ÖLÜMÜ-YOK OLUŞUN BAŞLANGICI
Bölümler 12Şu an: YOK OLUŞUN BAŞLANGICI
- 1 YOK OLUŞUN BAŞLANGICI2.237 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 TUTSAK2.639 kelime
- 3 KANSERİN YAYILIMI3.061 kelime
- 4 ACININ GÖSTERİMİ3.292 kelime
- 5 BİR KADININ ÖLÜMÜ3.016 kelime
- 6 BİR ÖLÜ BİR HAYAL İKİ İNSAN4.627 kelime
- 7 GERÇEĞE BİR ADIM2.778 kelime
- 8 GERÇEĞİN ACISI4.166 kelime
- 9 İTTİFAK TOHUMLARI3.872 kelime
- 10 KANYAŞI4.281 kelime
- 11 ÖLÜMÜN GETİRDİĞİ İHANET4.938 kelime
- 12 İSYAN6.547 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir çocuğun hayal rehberi.
Yanlış.
Bir kızın vazgeçilmiş hayalleri
~*~
Bugün seni gördüm rüyamda anne. Aslında ailemizdeki herkesi gördüm. Hepiniz uçurumdan aşağı düşüyordunuz anne ama ben en çok senin için ağladım. Sana söz anne senin ölmemen için her şeyi yapacağım.
Yanlış
Ölümün umurumda bile olmayacak.
🌙
"Hadi uyan artık seni aptal!" Tiz sesine söve söve gözlerimi açtım. İçimdeki hakaretleri duysa benden kaçacağına emindim ama o şuan bana hakaret ettiğini duyduğum için korkuyordu.
Normalde onu evire çevire döverdim ancak dua etsin ki içeri annem girdi.
"Neler oluyor burada? Yine mi kavga ediyorsunuz? Bir bıkmadınız! Her sabah aynı şey. Yoruldum artık sizden bir kerede normal bir sabah yaşayalım!" Annem şikayetlerini bir bir yerine getirirken Pelin ona verecek cevaplarını hazırlıyordu ki annemin konuşması biter bitmez konuşmaya başladı.
"Ben hiç bir şey yapmadım! Amacım sadece geç kalmaması için onu uyandırmaktı." Sonlara doğru sesi kısılınca annem ona gözlerini kısarak baktı.
"Yani ablana hakaret etmedin öylemi?" Dediğinde Pelin başını iyice yere eğdi. Sonra kısık sesiyle konuştu," Ben özür dilerim. Sadece bir an sinirlendim. Hakaret etmek istemedim. Ben ona hakaret etmem ki," sonra bana döndü. “Özür dilerim abla." Dediğinde tepki vermeden ona baktım sonra hafifçe gülümsedim. O da gülümsedi.
Annem tatmin olmuş bir ifadeyle kardeşime baktı. Ardından bakışlarını bana çevirdi, gözlerini bana çevirir çevirmez midem bulandı. Bana bakmasını istemiyordum. Burada olmak istemiyordum.
"Hadi çabuk olun okula geç kalacaksınız." Dediğinde hızlıca odadan çıktı. Pelin onun arkasından odadan çıktığında yavaşça ayaklandım.
Uykum vardı, aslına bakarsan benim hep uykum vardı. Çünkü onu görmeye tahammülüm yoktu. Onunla aynı masada yemek yemek istemiyordum.
Ama mecburdum.
Yavaşça odadan çıktım. Ayaklarımı yere sürüye sürüye banyoya gittim. Mutsuzdum ama neden mutsuz olduğumu bilmiyordum, aslında biliyordum ama reddediyordum. Düşünmek istemiyordum.
Dayım bugün onu aramamı istemişti. Ayrıca ananem ve teyzemide aramam gerekiyordu onları boşlamıştım ama içimden hiç bir şey gelmiyordu. Sadece yatıp uyumak ve dünyadan soyutlanacağım şarkılar dinleyip kitap okumak istiyordum.
Bazen bir oyundaymış gibi hissediyordum. Sanki birileri beni yukarıdan izliyordu. İstemediğim bir hayat yaşıyordum hep aynı şeyleri yapıyor hayatıma yenilik katmıyordum aynı rutin, aynı görevler, aynı insanlar, aynı bana ait olmadığını düşündüğüm bir vücut. Hareketlerim bile bana yabancı gibiydi. Ellerimi havaya kaldırıyordum ama sanki bu benim elim değildi, ruhum bedenime sığmıyordu göğsüme darbeler indirip dışarı çıkmak için yalvarıyordu. İçim içime sığmıyordu.
Kapı güçlü bir şekilde vurulduğunda sıçrayarak kendime geldim. Kapıya doğru döndüm. Darbenin şiddeti ile sarsılıyordu.
"Abla çık hadi ya daha ne kadar kalacaksın?" Tekrar lavaboya döndüm akan suyu avcuma doldurup yüzüme çarptım. Sanki yüzüme çarpan su yarı yoldan geri dönüyordu yüzümü örten bir tabaka var gibiydi suyu hissetmiyordum. Loş ışık aşırı hayalperest olan aklıma dahiyane kurgular getirirken onları dinlemek istiyordum ama eğer biraz daha kalırsam sanarım Pelin kapıyı kıracaktı.
Kapıyı açtığımda kardeşim üzerime doğru geldi. Kollarımla onu geri ittim. Yanından süzülüp odama geri geldiğimde dolaptan herhangi siyah takımı alıp yatağa bıraktım. Kapıyı kilitledikten sonra bol paça siyah pantolon ve siyah düz badiyi giydim.
Aynanın karşısına geçip saçlarımı sıkı sıkı topladım. Saçlarım belime kadar uzanıyordu belki de kesmeliydim, emin değildim. Uzunken güzeldi.
Yüzüme nemlendirici kremlerden sürdüm. Maskarayı kirpiklerime sürdüğümde canlandığını hissettim hafif bir dudak parlatıcısı sürüp çalışma masasına yöneldim. Kitap ve defterlerimi koydum, yeni başladığım kitabımıda koydum. Evin anahtarı ve cüzdanımı alıp çantayı koluma taktığım gibi odadan çıktım.
Pelin sabırsızca beni bekliyordu. “Sonunda be! Hadi çabuk ol gidelim." Kabanını ve ayakkabılarını giymişti o yüzden beni beklemeden aşağı inmeye başladı. Siyah trençkotu üzerime giyip ayakkabılarımı giydim kapıyı çekip merdivenleri inmeye başladım.
Apartmandan çıktığımda Pelin arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Beni görünce yavaşça yürümeye başladılar. Bende kulaklıklarımı takıp o muhteşem şarkılarımı açtım. Hayal dünyama uygun olan her duyguyu yaşattıran karışık şarkılar her değiştiğinde kafamda kurduğum senaryo değişiyordu. Şarkıların yükseliş kısımlarında senaryo en can alıcı kısmını yaşıyordu.
Kafamdaki karanlık düşünceleri kenara atan hayallerim beni okula getirene kadar idare etti. Okulu gördüğümde suratım asıldı. Telefonumdan daha önemlisi şarkılarımdan ayrılma zamanım yaklaşıyordu. Sınavlarda şarkıları sorsalardı keşke.
Okulun bahçesine girdiğimizde her yere dağılan insanlar çok kalabalıktı. Yavaş yavaş derslere girenler dışında birde dersi asanlar vardı.
Pelin ve arkadaşları kendi okullarına geçerken ben kendi okuluma geçtim. Okulun hem lise bölümü hem de üniversite bölümleri vardı. Üniversite bölümlerinden sadece birkaç bölüm buradaydı. Ek bina gibi bir şeydi aslında.
Üniversite bölümüne girdiğimde girişteki kalabalık azalmıştı. En azından her yana enerjilerini atan lise öğrencileri yoktu. Benim gibi hayattan bıkmış olmasalar da en azından sınav stresi yüzünden ses çıkarmıyorlardı.
Üniversiteye girdiğimde üşüdüğümü fark ettim. Sıcak hava üfleyen klimalar beni ısıtmaya başlamışlardı bile. Asansörlere doğru yürüyüp en az sıra olana girdim. Asansör geldiğinde bölümümün olduğu kata tıkladım. En arkaya yöneldiğimde insanların üstüme üstüme gelmesi bir anlık daha çok bunalmamı sağladı. İnsanlar kendi aralarında sohbet ediyordu.
Önümdeki sarı saçlı kız dönüp bana baktı. O an şaşırdım çünkü ilk defa sarışın birinin kahverengi bir göze sahip olduğunu görmüştüm. Kız anladığım kadarıyla bana gıcık olmuştu. Bakışları beni yargılamıyordu ama ne yaptığımı sorguluyordu.l
Kız yanındaki çocuğun kollarına girdiğinde derdini anladım. Sanarım kıskanmıştı. Kıza tepki vermeden bakmaya devam ettim. O da rahatsız olarak bakışlarını benden çekti. Yanındaki çocuk boğazını temizlediğini ona baktım, yaşıtlarımıza göre yakışıklıydı ama ilgimi çekmiyordu. Kızın kıskanmasını saçma bulacaktım ki düşüncelerimi duyamadığı aklıma geldi. Sevdiğini kaybetme korkusu ağır basmış olmalıydı. Kıskançlık bana göre sadece bir korkuydu.
Bakışlarımı tekrar önüme çevirdiğimde asansörün kapısı açıldı bir takım insan inerken yerine yine birileri bindi. Keşke binmeselerdi diye geçirdim içimden o an.
"Ay of çok heyecanlıyım ya! Bugün gelecekmiş!" Kızın sesi o kadar tizdi ki o bağırdıkça benim başım ağrıyordu.
Yanındaki kızda bağırınca başım katlanılamaz derecede ağrımaya başladı. Yüzümün buruştuğuna emindim.
"Bende, bende! Sen-" Asansördeki kızlardan biri boğazını temizleyip kızın konuşmasını böldüğünde rahatladığımı hissettim.
"Farkında mısınız bilmiyorum ama asansörde tek değilsiniz ve hepimiz sekiz dersine gireceğiz sabah sabah cırlayıp durmayın." Kız şaşkın şaşkın kıza bakarken asansördekilerde onaylayan mırıltılar çıkardılar o anda konuşan kız bana döndüğünde diğerleri özür diliyordu. Asansörün kapısı açıldığında özür dileyen kızlardan tekine çarpıp çıktım.
Trençkot bir anlığına beni geri çekince arkama baktım. İnsanların arasına sıkışmıştı. Onu çektiğimde özür dileyen kızlar ve konuşan kızın bana şaşkınca baktığını gördüm. Onlara düz düz bakıp önüme döndüm.
Sanarım özürlerini dinleyip çıkmalıydım ama yapacak bir şeyim yoktu çoktan çıkmıştım. Telefonu çıkarıp şarkıyı durdurdum ve hangi sınıfta dersim olduğuna baktım.
T20'de dersim olduğunu görünce ofladım. Roma hukuku dersi vardı. Dersi başlarda sevmiştim ama beni bunaltmaya başlamıştı. Üniversite'nin ilk yılında bu ders zorunluydu gerçi belki sonrasında da zorunlu olurdu.
Yavaşça sınıfa doğru ilerlediğimde insanların yeni yeni yerlerine yerleştiğini gördüm. En arkaya oturmak istesem de orda dersi dinlemek istemeyen ama yok yazılmamak için gelen tayfa oturuyordu ayrıca en göze batan yerde orasıydı.
En önse hep zekilerin ve çalışkanların oturduğu yerdi hocalar tarafından takdir edilenler orda oturduğu için en az ilgi çeken yer orasıydı ama ortaya oturamazdım bende en önün cam kenarına oturdum.
Yanımda yukarıya doğru çıkan merdivenler olduğundan insanların konuşmalarını duyuyordum ama hoca gelene kadar müzik dinleyerek bu sese son verebilirdim. Hoca geldiğinde herkes otururdu zaten.
Telefonumu yeniden çıkardığımda derse on dakika vardı. Aslında hem biraz uyuyup hem de biraz şarkı dinlesem sorun olmazdı. Müziği insanların sesini azaltacak kadar açıp başımı sıraya koydum. Saçlarım yüzümü saklarken içeride hapis olan hava sayesinde oluşan sıcak beni mayıştırdı. Kısa süre içinde rüya âlemine girdim.
Bir ara beni rahatsız eden sesler duysam da kimse uyanmam için bana dokunmadığı sürece kalkmayı düşünmüyordum.
Ananenim sesini duyduğumda ona döndüm. Onun evindeydim. O koltuğa oturmuş dizlerini dövüyordu yanında da teyzem vardı ve ağlıyordu.
"Ah benim bahtsız yavrum, bir yüzü gülmedi şu hayatta. Allah verdikçe verdi derdini. Çok güçlüydü benim güzel torunum hiç söylemedim ona ama hayrandım ben ona her şeyi atlatıyordu. Şimdi gitti artık ne zaman söylerim ben ona. Beni arayacaktı o bugün şimdi nerde benim yavrum." Teyzemin ağlamaları şiddetlendiğinde dayım bağırarak salona girdi.
"Yeter artık anne! O öldü tamam mı? Gitti! Yok artık, yok! Dövünüp durma artık. Bende üzülüyorum, Emre de üzülüyor. Sen böyle dövündükçe hepimizi daha çok üzüyorsun." Ananem gözleri dolu dolu dayıma baktı. Başını salladı ve sustu ama gözyaşları durmadı bense hala ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Tam ananeme seslenecekken diğer dayım salona girdi.
"Emir, konuş şununla benim tepemin tasını attırmasın." Diyen Emre dayımla birlikte Emir dayıma baktım ama o sanki beni görmüyordu. Eli uzatıp dayımın elinden telefonu aldı.
"Bana bak Banu, benim tepemin tasını attırma Alev buraya gömülecek dediysek buraya gömülecek!" Sanarım ölmüştüm, sonunda. Ya da rüya görüyordum.
Beynim rüya gördüğümü algıladığımı anladığı anda beni uyandırdı. Gözlerimi açtığımda bir an odamda olduğumu sandım ama kollarımın uyuştuğunu hissettiğimde okulda olduğumu hatırladım. Kahretsin! Hiç ses yoktu. Ders boyunca uyumuş olmalıydım ve kimse beni uyandırmadan çıkmış olmalıydı.
Kafamı hafifçe kaldırıp telefonda çalan müziği kapattım. Sonra kulaklıklarımı çıkardım. Kafamı yeniden gömüp bir süre gözlerimi kapattım ve kendime süre tanıdım. Ardından yavaşça başımı kaldırdım ve kollarımı açıp esnedim.
Hareketlerim durdu. Ellerim havada gözlerim irice açılmış şekilde yerimde kalakaldım. Nefesim tekledi. Ağzım yavaşça açıldığında tam çığlık atacaktım ki durdum. Sesimi duyuramazdım. Aynı şeyleri yaşamaya niyetim yoktu. İçimdeki dehşeti gizleyerek yavaşça ayaklandım.
Kafamı yavaşça arkama çevirdim. Lütfen, lütfen arkamda kimse olmamış olsun. Kafam dönerken gördüklerimden çok daha fazlası olduğunu anladım. Tamamen arkamı döndüğümde rahat bir nefes verdim ama içimdeki dehşet daha da artmıştı.
Yavaşça yeniden önüme döndüğümde yutkundum. Önümdeki hocanın cesedi beni hareket etmemem için zorluyordu ama neler döndüğünü öğrenmeden buradan derhal çıkmalıydım.
Bütün sınıf cesetlerle doluydu. Önümde yanımda her yerde kan kokusu vardı, kanın kendisi vardı. Korkudan ağlamak istiyordum ama bu saçmalık olurdu. Bir adım atarak sıradan çıktım.
Yanımda ölen kızın kanı üzerime sıçramış ve kurumuştu kanının tenime değmesi beni geriyordu ama eğer burada kalırsam sonum onlar gibi olabilirdi.
Sınıftaki herkes ölmüş mü diye baktım, belki bir ihtimal benim gibi yaşayan vardır diye ama yoktu herkes ölmüştü. Kimileri yerde, kimileri sırasında son nefesini vermişti.
Sorgulamak istediğim şeyler vardı mesela neden yaşadığım gibi ama bunu düşünmenin sırası değildi. İçim korkudan tir tir titrerken sınıftan çıkmak için kapıya yöneldim. Ses geliyor mu diye kulak kabarttım ama ses yoktu.
Kapıdaki kan midemi daha çok bulandırıyordu. Kapının önündeki çocuğun cesedine bakmadan dışarıya çıkmak için kapıyı ittim ama kapı yarıya kadar açıldığında içimden dua ettim.
Umarım sadece bizim sınıfta bir katliam olmuş olsun lütfen, lütfen kapının önündeki bir ceset olmasın.
Kapının açıldığı kadarki aradan kendimi dışarı attım. Ancak attığım an duamın kabul olmadığını gördüm. Derince yutkunduğumda korkudan titrememe engel olamadım. Lanet olsun!
Bütün, bütün koridor öğrencilerin cesetleriyle doluydu. Duvarlara sıçrayan kanlar yerdeki kan gölü daha fazla kusmamı engelleyemedi, arkamı dönüp midemdekileri dışarı çıkardım. Yerdeki kanları gördükçe daha fazla kusasım geliyordu ama artık boş boş öğürmekten başka bir şey yapamıyordum.
Koridora bir kere daha göz attıktan sonra adımlarımı merdivenlere yönlendirdim. Yanlarından geçtiğim sınıflara bakıyor canlı birini arıyordum ama kimse yoktu. Kimse olmamasına hem üzülüyor hem de karşıma kimse çıkmadığı için mutluda oluyordum.
Bunca öğrencinin katili belki de benim gibi yaşayan biri var mı diye bakıyordu kim bilir?
Merdivenlere nihayet geldiğimde burasının koridordan daha beter olduğunu gördüm. Onlarca öğrenci merdivenlerdeydi. Yukarı kattan inen öğrenciler açık alana yuvarlanmıştı. Aşağı inen merdivenlerde iki kişi vardı. Ancak önümdeki on cesetten çıkan kanlar merdivende bir kan gölü oluşturmuştu. Kanın içine girmek istemiyordum. Aslında asansöre binebilirdim ama bu fikir daha korkutucu geliyordu.
Yavaşça adım attığımda çıkan ses midemi bulandırdı ama içimde bir şey kalmamıştı. Merdivenlerden kaymamaya çalışarak yavaşça indim. O an dışarıdan gelen sesleri duydum. Allahım! Bu polisti. Sevinçten çığlık atmak istedim ama onun yerine korkudan atmıştım.
Yerdeki cesetlerden biri merdivenlerden yuvarlanmış ve yanımdan geçmişti. Elimle hemen ağzımı kapattım. Umarım, umarım biri beni duymamış olsun lütfen. Arkamı döndüğümde rahatlayarak nefes verdim. Daha fazla burada kalmak istemiyordum.
Merdivenleri hızlıca inerken hem ses çıkarmamaya çalışıyor hem de bir an önce güvenli bölgeye çıkmak istiyordum.
Her katta daha da fazlalaşan cesetler beni daha da korkutuyordu. Kan kokusu aşağı indikçe artıyordu.
Sonunda zemin kata indiğimde koridora çıkmak istedim. Ama kapının önünde yığılan cesetler bana engel oluyordu. O sırada yukarıdan gelen çığlık sesiyle irkildim. Bütün vücudum titremeye başladığında kafamda binlerce ihtimal geçiyordu. Tekrar önüme döndüğümde kendime buna mecbur olduğumu söyleyerek cesetler itmeye başladım.
Kapının önü açıldığında arkama baktım bodrum katın merdivenlerine doğru inen cesetler bana bakıyor gibi hissettim. Sanki gitme diyorlardı. Başımı sallayarak kendime gelmeye çalıştım. Bir an önce çıkmalıydım buradan.
Kendimi koridora attığımda burada kimse olmadığını gördüm. İnsanlar buraya kadar bile gelememişler bile diyecekken açık alana geldiğimde gördüğüm cesetler tekrar titrememe sebep oldu. Resmen bir ceset yığını vardı burada!
Hayır, hayır. Düşünemem. İçimden buradan çıkmam gerektiğini tekrar ederken giriş kapısına yöneldim. Kulaklarımdaki uğuldama azaldığında polis ve ambulans sirenlerinin sesini duydum.
Kapıyı açtığımda temiz havayı içime çektim. O sırada bakışlar bana döndü. Aman Allah’ım! Kurtulanlar vardı. Herkes ölmemişti. Ben ölmeyecektim.
Beni gören sağlıkçılar bana doğru koştular.
"Hey, hey beni duyuyor musunuz?" Başımı salladığımda gülümsedi." Merak etmeyin kurtuldunuz, her şey bitti." Dediğinde beni yavaşça merdivenlerden indirmeye başladı. Nedense ben bittiğine inanamıyordum. Sanki bahçe cesetlerle kaplıymış gibi geliyordu.
Bir ambulanstan çıkan siyah takımlı adam bağırmaya başladı.
"Gidiyoruz! Öğrencileri hastaneye götürüyoruz, bizden sonraki grup içeriye girecek yaşayan varsa onları da alacak!" Bütün öğrenciler ambulanslara bindirildiğinde yanımdaki adam beni de ambulansa yönlendirdi.
İçeriye girdiğimde kadın doktorlardan biri beni incelemeye başladı.
"Bu kadar büyük bir katliamdan kimsenin haberi yok mu?" Dediğimde adam afallayarak bana baktı.
"Efendim?" Dedi sesindeki afallamayla.
"İçeride yüzlerce öğrenci ölmüş, yüzlerce ambulans okul binasına girmiş ama tek bir veli yok. Neden?"
Adam yutkunarak bana baktı.
"Ah, bilemiyorum ama o bağıran adam felaketler federasyonunun başkanı. Belki de yaygara yaşanmaması için gizliliğe almışlardır bu durumu." Dediğimde kaşlarımı kaldırdım. Bu durum bana garip gelse de adam haklıydı.
Yanımdaki kadın yatmamı istediğinde yattım. Rahatlamam için bana bir serum taktılar ve hastaneye gideceğimiz söylediler. İçimdeki korku azalıyorsa da endişem artıyordu. Daha fazla dayanamadım ve gözlerimi kapattım uyursam belki içimdeki bu endişe azalırdı.
Karanlığa çekilmeden önce yarım yamalak duyduğum şeyler yüzünden uyumamak istedim ama direnemedim.
"Size demiştim. Herkes kurtulduğunu sanarken o hala her ihtimali değerlendiriyordu. Söylesene hangisi neden kimse olmadığını sordu ki?"
Ve karanlık.
🌙
Tekrardan merhabalar efendim, bölümü nasıl buldunuz?
Sizce Alev’i gerçekten hastaneye mi götürüyorlar?
Kitapla ilgili paylaşımların yapılacağı İnstagram sayfası: @hazalsirinaydn
Bölüm etkileşimi
