2. bölüm / 3
Abyssia: Yedinci VarisBölüm Ⅰ
Bölümler 3Şu an: Bölüm Ⅰ
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Geçmiş
Neden sadece bir Elf olduğum için bunları yaşıyorum, anlamıyorum... Anlamıyordum.
Neden? Neden, NEDEN?!
Neden tüm bunlar benim başıma geliyor?
Her şey çok normaldi. Okulda, sıramda sessizce oturuyordum; ta ki o duyuru yapılana kadar:
"Dikkat, dikkat! Raven Thorne derhal müdire hanımın odasına!"
Sıramdan yavaşça kalktım. Yine ne yapmıştım ki? Bir arkadaşımın sihrini mi bozmuştum, birini sinirlendirmiş miydim, yoksa ne bileyim, birini dövmüş müydüm? Hayır, hiçbirini yapmamıştım.
Müdire hanımın kapısını tıklattım.
İçeriden gelen sert bir "İçeri gir!" sesiyle kapıyı açtım. Müdire hanım tek bir kelime bile etmeden doğrudan gözlerimin içine baktı. Galiba bu dünyada en çok sevdiği şey beni azarlamaktı. Bir de kafasındaki o kocaman topuzunu sürekli düzeltmek... O topuzun altında bir fare yuvası olduğuna dair her türlü bahse girerdim.
"Efendim öğretmenim?" dedim çekinerek.
Kadın bana dik dik bakmaya devam etti. Sonra ses tonunu daha da sertleştirerek konuştu:
"Bu kaçıncı disipline gidişin, haberin var mı senin? Yedi yaşında bir çocuğun bu kadar sık disipline çağrılması akıl alır gibi değil! Bu ne terbiyesizlik, bu nasıl bir sorumsuzluk?!"
Gözlerimi sadece yere dikmiştim. Yine ne yaptığım hakkında en ufak bir fikrim yoktu.
"Ne yaptım öğretmenim?" diye fısıldadım.
Müdire hanım daha da çok bağırmaya başladı:
"Yine ne mi yaptın?! Arkadaşının oyuncağını kırmışsın! O da yetmemiş, ortak alanda sihir kullanarak onu dövmüşsün! Arkadaşın her şeyi anlattı, üstelik şahitleri de var!"
Kadın kükreyerek üstüme yürüdü ve aniden kolumdan yakaladı. "Bu rezilliği derhal açıklayacaksın, Raven Thorne!"
Kolumu ölesiye sıkıyordu. Canım öyle çok yanıyordu ki anlatamazdım.
"Öğretmenim lütfen bırakın, canım yanıyor..."
Kadın hışımla kolumu bırakınca dengemi kaybedip yere düştüm. Kendimi savunmaya çalıştım:
"Bana hakaret etti, ailemle dalga geçti! Hiçbir şey yokken bana sataşan oydu. Kavgayı da büyüyü de o başlattı. Bana inanmalısınız, lütfen..." Bunu söylerken sesim titriyordu.
Kadın hırıldarcasına konuşmaya devam etti:
"Şahitler öyle demiyor ama Raven! Kavgayı sen başlatmışsın, hatta yasak büyü kullanmışsın!"
Cevap vermeye çalıştım ama beni anında susturdu:
"Bu kadar yeter, Raven Thorne! Eğer tek bir hadsizliğini dahi duyarsam emin ol bu sefer hiç iyi olmaz. Seni sadece bununla bırakmam; bakanlığa şikâyet eder, okuldan attırırım! Şimdi kaybol gözümün önünden!"
Yine hiçbir şey diyememiştim...
Yavaşça ayağa kalktım ve kapıya doğru toplandım. Kapıdan dışarı çıktığımda, o çocuğu gördüm. Alaycı bir şekilde gülerek, "Haha! Sen sadece aptal bir elfsin. Cidden benim gibi Solar halkından asil birini yenebileceğini mi sandın?" dedi.
Hiçbir şey diyemedim. Evet, haklıydı. Gerçekten güçlü biriydi ve ona karşı gelmem imkânsızdı.
"İstediğini aldın, şimdi beni rahat bırak," dedim.
Çocuk bir anda yanıma geldi ve saçlarıma yapıştı. Acıyla bir çığlık attım, o ise sadece kahkaha attı. "Senin gibi aptal bir Elf için gerçekten çok acınası bir durum. Zavallı sürtük... Hâlâ burada bir şansın olduğunu sanıyorsan yanılıyorsun."
Ben saçlarımı kurtarmaya çalışırken o ellerini daha da sıktı. "Şunu asla aklından çıkarma ezik; burası Vespera ve burada benim kurallarım geçer!"
Bir anda saçımı bırakıp beni sertçe itti. "Hoşça kal ezik!" diyerek arkadaşlarıyla beraber kahkahalar atarak uzaklaştı.
Ben yerdeyken, tam o sırada başımın üstünde cılız, yumuşak bir ses duydum:
"Hey, iyi misin?"
Başımı kaldırıp baktım. Karşımda incecik, zayıf bir kız duruyordu. Saçları bembeyazdı, teni ise adeta şeffaf gibiydi.
"Ben Sora. Onlara aldırma, onlar hep böyledir."
Yeni adını öğrendiğim bu kızın elini tuttum ve ayağa kalktım. "Ben de Raven. Raven Thorne."
Kız gülümsedi. "İsmin çok güzelmiş ayrıca bence gizemli." dedi kıkırdarken.
Ben de kıkırdadım. "Hiç Solarlara benzemiyorsun. Neden buradasın, Sora?"
Sora içtenlikle cevap verdi: "Ben bir Ave'yim. Annemler Vespera'nın eğitiminin çok iyi olduğunu söyledikleri için buraya taşındık. Peki sen nesin? Hiç buralara benzemiyorsun, tıpkı benim gibi."
Derin bir nefes alıp cevap verdim: "Ben bir Ay Elfiyim. Büyükbabamla yaşıyorum. Annem babam nerede, bilmiyorum."
Sora neşeyle gülümsedi: "Arkadaş olalım mı?"
Başımı salladım. "Tabii ki de çok mutlu olurum."
Birlikte kalktık ve koridorda birbirimize eşlik ederek kendi sınıflarımıza dağıldık.
***
Birkaç dersten sonra ise okul çıkış zili çaldı ve Sora'yla vedalaşıp okul kapısının önündeki lüks arabaya bindim. Yol boyunca büyükbabamın durumumu öğrenip öğrenmeyeceğini düşündüm. Bence kesinlikle öğrenmişti böyle bir şeyin kulağına gitmemesi garip dururdu zaten. Gerçi müdürün beni ne kadar sevdiğini göz önüne alırsak haberin gidiş hızının iki katına çıkmış olması muhtemeldi.
Eve vardığımızda her zamanki gibi büyükbabam kapıya gelip beni karşılamıştı. Kafamı kaldırıp ona baktım ve yutkundum. Yüzünde o her zamanki dingin gülümsemesi vardı ancak safir mavisi gözleri her zamanki gibi soğuk, parlak ve gülüşüne nazaran o kadar da dingin gözükmüyordu. Gülünce gözleri kısılıp büzüşmesi ise bana göre korkunç denebilecek bir vaziyetteydi.
«Hoş geldin Raven» dedi pürüzlü ve alçak sesiyle.
«Hoş buldum büyükbaba.»
Çantamı ve ceketimi çıkartmama kibarca yardım etti ve ben içerideki merdivenlere doğru yürürken peşimden o da geldi. Ancak ben merdivenleri çıkarken o sağa doğru gitti. Ya kendi odasına ya da salona gitmiştir diye düşünerek çaktırmadan arkama bakmayı kestim ve hızlı ama teker teker basamakları çıktım. Sağa doğru yürüdükten sonra odamın büyük ve beyaz kapısını açıp içeri girdim ve yavaşça geri kapattım.
Şimdiki zaman
Neden bilmiyorum ama bugün güne içimde diğer günlere nazaran bir huzursuzlukla uyanmamıştım. Hatta aksine sanki o kadar pozitif ve olumlu hissediyorum ki uzun zamandır bu şekilde uyanmadığım bu şekilde gözüme çarptı diyebilirim sanırım.
Elimi ve yüzümü yıkadıktan sonra terliklerimi giydim ve odadan çıkıp dönemeçli ve kırmızı eski bir halıyla kaplı ufak gıcırdayan merdivenlerden aşağıya indim. Mutfağa açılan kapıdan içeri girdim ve içeriye benim gibi daha yeni girmeye başlayan mutfak ekibini selamladım.
Gözüm içeride birazcık dolaştıktan sonra aradığım kişiyi buldum. Sora her zamanki gibi pek ayık gözükmüyordu bu sebeple o beni fark etmeden arkasından yaklaştım «Günaydın naif prenses sanırım yine sabaha karşı uyumuş haksız mıyım?» diye hafif alaylı bir şekilde ona sataştım. Sora benim küçüklük arkadaşımdı yani ilk okuldan beri birbirimizi tanıyoruz. Benim aksime biraz çekingen ama oldukça içten ve tatlı biriydi. Her zamanki gibi hafif hareketli olan saçlarını bir tokayla tutturmaya çalışıyordu. Beni görünce yüzünde uyuşuk ve erimiş diyebileceğim bir gülümseme belirdi. Sarılıp «Günoşş evet sanırım biraz öyle oldu» dedi minik bir kıkırtı eşliğinde.
Sora çoktan giyinmiş olduğu için tek başıma personel soyunma odasına girdim ve hazırlanmaya başladım. Aşçı ceketimi, pantolonumu, önlüğümü ve terliklerimi giydikten sonra ufak ve hafif paslanmış duvar aynasında bandanamı takıp içeriye geçtim. Herkesle kısa bir şekilde selamlaştıktan sonra ellerimi dirseklerime kadar yıkadım. Bir önceki vardiyadan kalan eksikleri, notları ve şefin o günkü özel talimatlarını kontrol ettim ve diğerlerinden ekipmanları çalışmalarını ve ocakları ısıtmalarını söyledim. Bugün pişireceğim yemeklerin malzemelerini ve etleri hazırlayıp tezgâha dizdikten sonra diğerleriyle beraber kahvaltı menüsüne çalışmaya başladık.
***
«Saat on bire geliyor hadi gel artık» diye yakınan Sora'yla başımı ondan tarafa çevirdim. «Ay kusura bakma dalmışım» dedim hafif mahcup bir sesle ve Rick ile Sora'nın peşinden giderek arka bahçeye çıktım. Genelde molaları burada birlikte yapıyorduk diğer yerler fazla kalabalıktı. «Haberleri duydunuz mu» dedi Rick. «Bugünkü gazetede sanırım başvuruların sonucu açıklanacakmış. Acaba çevrede tanıdık birileri çıkar mı.» Sora'yla gözlerimiz birbirine değdi. «O gün bu gün müydü ya ben bir hafta sonra diye hatırlıyordum» dedi Sora. «Ben de öyle duymuştum» dedim. «Aslında öyleydi ama tarihi erkene çekmişler. Gazeteler biz içeride çalışırken gelmiştir bence. Ben bir gidip bakayım.» dedikten sonra ayaklanarak gitti Rick.
Rick gittikten sonra Sora'yla birbirimize baktık ama bir şey söylemedik. Rick'in bahsettiği başvuru bilmem kaç yılda bir yapılan bir şeydi. Bir okul için. Her kıtadan sadece 100 kişinin katılabildiği bir okul. Okulun amacı ise yeni yedi varisin seçilmesini sağlamaktı.
Ben de başvuranlardan biriydim ve açıkçası seçilmeyeceğimden pek bir şüphem yoktu. Sora da benimle beraber bu başvurulara katılmıştı ama kimseye bundan bahsetmemiştik. İçimde gereksiz de olsa bir heyecan belirmişti. Buna gerginlik diyemezdim gergin değildim ama Sora için aynısını sanırım diyemeyecektim. Yine de alttan elini tutup «Heyecanlı mısın?» diye sordum. «Şey sanırım biraz.» diye yanıtladı. Yine de yüzünde her zamanki gülümsemesi vardı. «Düşünsene ikimiz de seçiliyormuşuz. Ay cidden çok hoş olurdu.»
«Evet!» diye onayladım heyecanla. «Bence de çok güzel olurdu.» dedim gülerek. «Sence başkalarına söylememekle iyi mi yaptık. Yani şey eğer cidden sonuçlar bugün açıklandıysa Rick şu anda bizimle beraber bunu öğrenecek ve bilmiyorum sence Rick ve diğerleri alınmazlar mı.» «Alınmazlar boş ver bu büyük bir haber olurdu hem sadece Rick açısından konuşursak o bence bunun heyecanından hemen yeni kutlama planlarına dalardı ve o kadar da önemsemezdi.» «Başka birilerine haber vermemiz de aksilik çıkartabilirdi bunu biliyorsun. Bence en doğru olanı yaptık. Bizimle beraber herkese sürpriz olsun derim.» diye düşüncemi belirttim. Sora başını salladı «Haklısın sanırım.»
Sora'nın sözünün üstüne Rick'in sesi geldi. Geldim diye bağırıyordu. «Cidden de sonuçlar gelmiş!» Hadi bakalım dedi ve kalktığı sandalyesine oturup bacak bacak üstüne atarak gazeteyi hemen çevirmeye başladı. «Aha buldum.» dedi ve gazeteyi katlayıp masaya yatırdı. Hep birlikte isimlere göz atmaya başladık. Ben ilk olarak Zerynthia kıtasının altında yazan isimlerde göz gezdirdim. Her ne kadar Vespera kıtasında büyüsem de ben bir elftim bu yüzden eğer başvurum kabul edilirse okuldaki Zerynthia kıtasına ait bölüme yerleştirilecektim. Aynı şekilde Sora da Aetheria kıtasına bakıyordu çünkü o da bir Ave idi. Ama Rick öncelik olarak Vespera'ya bakmaya başladı çünkü o bizim kıtada ve tanıdık biri var mı diye merak ediyordu.
Sora ile ben merakla bakmaya devam ederken Sora bir anda kendini geriye iterek sandalyesiyle kulak tırmalayan bir ses çıkardı ve ellerini ağzına kapatarak kısık bir çığlık attı. Rick'le beraber hemen Sora'ya döndük aynı saniyelerde Sora'nın bu sefer daha yüksek bir sesle «Geçmişim!» diye bağırması kaçınılmaz oldu. İkimizin de gözleri parlarken Rick kafası karışmış bir şekilde sırayla bakıyordu «Ne ne oldu neyi geçtin dur anlamıyorum» diye soru sormaya başlamıştı. Bense hemen gazeteyi masanın üstünden çekerek kendi önüme aldım ve isimlere bakmaya başladım isimler çok küçüktü. Sora Rick ile konuşurken ben kendi ismimi aramakla meşguldüm ve... Ve işte görmüştüm benim adım da yazıyordu Raven Thorne. Sevinmiş miydim? Evet. Sora kadar mı? Hayır. Memnun olduğumu gösteren ve biraz da kendinden emin bir gülümsemeyle gazeteyi masaya hafifçe fırlatıp bacak bacak üstüne atarak arkama yaslanmıştım.
Sora benim de geçtiğimi anlayınca sandalyesinde ayağa kalkarak heyecanlı bir şekilde iki kez zıpladı ve konuşmaya çalıştı ama o kadar mutluydu ki ağzını sadece açmış ama kelimeleri toparlayamamıştı. «Bu... bu inanılmaz» diyerek ağzı açık bir şekilde yavaşça sandalyesine geri çöktü ve Rick «Dur, ne sen de mi?!» diyerek hayretle bana baktı. Bense sadece dudaklarımı birleştirip bozmadığım gülümsememle kafamı salladım. Rick yaşadığı şoku kaldıramıyor olmalı ki bir an sadece sustu ve olayı kavramaya çalıştı. Molamızın bitmesine az kaldığı için ve aynı zamanda Rick'e durumu açıklamaya üşendiğim için ayaklandım. İnsanlara bir şeyleri açıklayıp anlatmayı pek sevmezdim çok yorucu bir iş olduğunu düşünürüm eskiden beri. Bu yüzden işi Sora'ya bırakarak kaçtım.
Sora ve Rick'i arkamda bırakarak içeri geçtim ve tekrardan çalışmaya koyuldum.
***
İşimiz bittikten sonra gün içinde kesilmiş ve hazırlanmış tüm yemekleri streçleyip etiketledik daha sonra depoya kaldırdık. Cihazları kapatıp tezgâhları kazıyıp kirlerden arındırıp dezenfeksiyonladık. Zemini başkaları hallettikten sonra. Eksik listesi çıkartıp Aşçıbaşına teslim ettim. Bıçaklarımı yıkayıp kuruladıktan sonra ise üstümü değişerek mutfak şefinin yanına gittim ve izin alarak mutfaktan ayrıldım.
Diğer çalışanların aksine ben hem bu ufak, eski ama bir o kadar ilgi gören otelimizde hem çalışıp hem de konaklıyordum. Bu yüzden Sora'yla ve diğerleriyle vedalaşıp yukarı odama çıktım. Çıkarken girişte duran gazetelerden birini de yanımda götürmüştüm.
Odama girip kısa bir duş alıp pijama takımımı giyindim ve koşarak yatağıma atladım. Yatakta yüz üstü yatarken gazeteyi aldım ve içinde yazan diğer bilgilere de göz atmaya başladım. Her ne kadar hâkim olsam da.
Beş asırlık bürokratik ve mistik sessizlik bozuldu: Konsey gözetiminde büyük nöbet değişimi başlıyor.
Seroptik Posta – Özel Haber
Bugün, modern tarihin en kritik ve bürokratik sabahına uyandık. Üç yüz yıldır kıtalar arası güç dengesini elinde tutan Abyssia, kapılarının son kez mühürlenmesinin üzerinden tam 300 yıl geçtikten sonra bugün Bakanlık koordinesinde tekrar açıldı. Bu olay, sadece elit bir akademinin faaliyete geçmesi değil; soylu ailelerin ve Yüksek Konsey'in gözetimi altında, küresel güvenliği yönetecek yedi yeni varisin belirleneceği stratejik bir dönüm noktasıdır.
Konsey ve Soylu Ailelerin Kıskacında Büyük Çağrı
Mevcut yedi koruyucunun yetki sürelerinin dolması ve nüfuzlarının zayıflaması, perde arkasındaki siyasi hamleleri hızlandırdı. Bakanlıklar ve köklü soylu aileler kendi adaylarını öne sürmek için kulislere başlasa da, nihai karar merci siyaset üstü olan Kadim Ağaç'tır. Ağaç, toprağın enerji akışını analiz ederek, bu ağır diplomatik ve stratejik yükü omuzlayabilecek liyakat sahibi adayları tarafsızca tespit etmeye başladı.
Yüksek Güvenlikli Eğitim ve Kusursuz Eleme
Abyssia'ya kabul edilmek, politik baskıların ve zorlu sınavların sadece başlangıcı. Konsey binalarının gölgesindeki bu akademide adaylar; yıllar sürecek kriz yönetimi, askeri strateji ve kontrol altındaki büyü disiplinleri eğitiminden geçecek. Çıkar odaklarının ve müfettişlerin yakın takibindeki bu çetin eleme sürecinin sonunda, sadece yedi kişi küresel koruyucu olarak resmi olarak mühürlenecek.
Adaylara ve Soylu Hanedanlara Uyarı
Başvuru yapacak gençlerin ve onları destekleyen ailelerin, 300 yıllık resmi bir bağlılık sözleşmesine hazır olmaları gerekiyor. Koruyucu unvanı, arkasındaki siyasi güce hizmet eden bir imtiyaz makamı değildir; aksine, tüm kişisel ve ailevi çıkarlardan tamamen feragat etmeyi gerektiren ağır bir adanmışlıktır.
Abyssia'nın kapıları açıldı, Konsey yerini aldı ve geri sayım başladı.
İşte her şey şimdi başlıyor...
Bölüm etkileşimi
