7. bölüm · ABİS

6

Kübranur DEMİR

-mazi-
Babam, annem varken de üzerime fazla düşer, derslerimin sürekli yüksek olması için beraber aynı odada saatlerce ders çalışır, her yüksek notumda beni bol keseden ödüllendirirdi. Annemden sonra da bu devam etti. Onun da okumuş olduğu üniversiteyi kazandığımı duyduğunda bana ilk arabamı almıştı. 'Bir Binboğa ' ya yaraşır şekilde üniversiteni bitirmen dileğiyle ' demişti. Şimdi geri dönüp düşündüğüm zaman bana bunları yaparken babalıktan çok soyadını verdiği kişinin de kendi gibi olmasını istediğinden yaptığını görüyordum. Çünkü en ufak hatam büyük cezalar almama neden oluyordu. Üniversitenin yılsonu partisine gittiğimde - öğretmenlerin düzenlediği alkolsüz bir mangal partisiydi- bana o kadar kızmıştı ki, arabama el koymuş, yaz boyunca ofisinde çalışmam için beni alıkoymuştu. Tam 15 saat aralıksız dosyaların içinde kayboluyor, geçmiş hastaların raporlarını baştan sona bilgisayarlara kaydediyordum.
Uzun bir aradan sonra tekrar o hastaneye ve ofise girecek olmak ruhumu daraltmıyor değildi. Hani bir eve girdiğinizde üzerinize ağırlık çöker, sürekli esner durursunuz ya, işte öyle bir yerdi. Aracımı park ettikten sonra kafamı yukarı doğru kaldırıp pencerelere baktım. Kim bilir kaç odası vardı, devasa bir yerdi.
Ambulanstan indirilen Sinan'a gözüm kaydı. Tekerlekli sandalyeye oturtmuşlardı. Bir eli sandalyenin koluna kelepçeliydi. Oldukça sakin, hatta fazlasıyla ifadesizdi. Başını eğmiş, kendi ayaklarını izliyordu.

Dün kamerada gülümseyen adam gerçekten bu muydu?

Ellerini yine kucağında birleştirmişti. Parmakları hareketsizdi, birbirine kenetlenmişti. Henüz herhangi bir ilaç tedavisi görmemiş olmasına rağmen üzerinde garip bir uyuşukluk vardı. Sanki biri içindeki bütün sesleri kapatmış, geriye yalnızca bedenini bırakmıştı.

Bir an gözlerimi ondan ayıramadım.

Dün o kameraya bakıp üç parmağını gösteren adamla şimdi karşımda sessizce oturan adam arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyordum.

Ve nedense, bulacağım cevabın hoşuma gitmeyeceğini hissediyordum.

Babam burada psikiyatri hastalarını tedavi etmenin dışında, yeni klinik ilaçların üretiminde de rol oynuyordu. İlaçların dozajlarını deniyor, test edilmiş olanların ne derece faydalı olduğunu raporluyordu.

Dış görünüşü gibi içerisi de soğuk olan binanın dördüncü katına gelmiştik. Burada dikkatimi çeken ilk şey, camlardan çok kapıların olmasıydı. Oysa binayı ilk hatırladığım zamanlarda burası böyle değildi. Daha geniş, daha açık bir alan vardı sanki. Şimdi ise duvarları bölmüşler, aralara birbiri ardına odalar yerleştirmişlerdi. Koridor, her iki yanında sıralanan kapılarla olduğundan daha uzun ve dar görünüyordu.
Ofisin kapısında Rauf Binboğa yazan kapıdan geçtikten sonra bize eşlik eden personel Sinan ın sandalyesini bana yönlendirdi.

''Buradan sonrasına yetkim yok efendim''
''Teşekkürler''

Sandalyeyi itelerken babamın yüzüne döndüm. Yüzü sakin dursa da konuşma hızı biraz dikkatimi çekmişti. İşleri ters gittiğinde veya iki eli bir pabuca girdiğinde sanki yaptığı işi hızlandıracakmış gibi hızlı hızlı konuşurdu.

''Hoş geldin Mazi hanım''
''Merhaba Rauf bey''
''Misafirimizi yan odaya alalım lütfen.''

Kendimi bildim bileli babamın tek asistanı vardı. Necmiye hanım. Oldukça naif, güler yüzlü, zayıf, kara kaşlı kara gözlü biriydi. Ben küçükken de evimize gelir annemle pek iyi anlaşırlar , kahve içerlerdi. Çok nadiren çalışmadığını görürdüm, sanki hiç uyumazdı. Bu zavallı kadıncağızın sesini hiç duymadığımı söyleyebilirim. Babamın da onla hiç telefonda sesli konuşma yaptığına şahit olmamıştım. Yani babamın asistanı olduğunu bilmesem kesinlikle dilsiz olduğuna dair iddiasına girerdim. Şimdi de Sinan'ın arabasını alıp odanın içindeki kapıdan girmişlerdi. Ben de ofisteki koltuğa oturdum.

''Bu vaka sizi neden bu kadar cezbetti?''
''Beni cezbeden bir şey yok Mazi. Zaten onlarca vakaya sahibim, bir de senin tesisini kontrol edemem.''

Suratına boş bakışlar attım, 'eee?' demek ister gibi surat yapınca konuşmasına devam etti.

''Sana söyledim, cinayet masası amiri beni aradı, 'adamın üstünde ciddi bir suçlama var ama adam deli çıktı' dedi. Bu adamı dört hastane on iki doktor incelemiş hepsi geri zekalı olduğunu söylemiş.''
''Belki de gerçekten öyledir.''
''Öyleyse bile benim raporuma ihtiyaçları var.''
''Pekala, o halde ben de seyretmek istiyorum.''
''Senin ilgilenmen gereken bir tesis yok mu?''
''Her şey yolunda doktor. Ben de incelemelerinizde yanınızda olmak istiyorum.''
''Mazi bak gerçekt-''
Tam itirazlara hazırlanıyordum ki içeri Pamir daldı.