2. bölüm · ABİS
2
Hemşire şırıngalar ve hap kutularıyla dolu tekerlekli masayı iteliyor, bir yandan mor kıyafetinin cebinde titreşip duran cihaza söyleniyordu.
"28 numara kod beyaz"
"tamam be"
Hastanenin iyodoform kokusu içinde bulunduğu, şehirden sekiz kilometre uzaktaki ormanı da tesiri altına almıştı. Tilki yuvalarını, türlü böcek ve çiçekleri, hatta yaban mersinlerini barındıran bu yaşam alanı canlı olmaktan çok uzak, donuk bir enerjiye sahipti. Yeni asfalt bir yol bu ormanın ortasından, tehditkar ağaçların göz delici bakışlarından adeta süzülerek dar bir sokak oluşturuyordu. Yağan yağmur toprağa ilişiyor, yapraklar çıtırdayarak bir alkış tufanını taklit ediyordu. Aynı çıtırtı bu sokağa giren aracın camlarını da dövüyordu.
-mazi-
"günün ve haftanın geri kalanında sağanak yağ-"
Hastane yakınlarında radyoda çoğu kanalın çekmediğini hatırlamam uzun sürmüş olacak ki, birkaç frekansı daha el alışkanlığı ile gezdim. Cızırtılar artınca ayılmıştım. Yolda ilerlerken karşıma aniden insanlar çıkacağı içgüdüsü ile - ki bir kişi bile geçmez en iyi ben bilirim- sağa sola bakarak yavaşlamış, içimi garip bir ürpertiyle dolduran ve yıllardır bu yoldan geçtiğim her zaman düşünme yetimi zayıflatan korulara bakakalmıştım. Bir anda dönüşü kaçıracağımı fark edip ani dönüş yaptım. Ağrı kesicileri bu kadar sık kullanmak beni aptallaştırıyordu sanırım.
Güne her zaman güler yüzü ile başladığım asistanım bugün ekstra bir heyecan içindeydi, kapıya koşturarak beni karşılamaya geldi.
"yeni vaka cidden kom-"
"yeni derken?"
"dün gece biri geldi?"
"personel eksiğim varken nasıl sevk gelebilir ki?! bunun sorumlusunu ve dosyayı odama istiyorum, HEMEN!"
Geldiği gibi uçarak giden sekreterimin cebinden düşürdüğü kalemi aldım yerden.
"sersem"
İkinci yılını doldurmasına rağmen hala eksik kadroyla çalıştırdığım araştırma tesisime bu denli dikkatsizce vaka sevk edilmesi iyi değildi. Hasta bakıcıları bile ince eleyip sık dokuduğum için söylenen babama hak vermeye başlamıştım. Her şey en iyisi olsun derken işin altından kalkamamaktan endişe ediyordum artık. Ama yine de Binboğa Hastanesi ' nin araştırma tesisinde böyle basit karışıklıklar söz konusu bile olmamalıydı.
Dosyayı beklerken bir kahve almayı düşündüm, kafeteryaya ilerlerken bir gariplik sezdim. Kimse yoktu, hiç kimse. Ta ki önümdeki koridorda bir insan yığını görene kadar. Ortam kıkırtılarla dolmuştu, yaklaştıkça ince topuklumun sesini fark edenleri işlerine kışkışlıyordu. Beni fark etmeyen kırıtıkların arasına daldım.
"öhö öhö!"
-pamir-
O alev saçlarla karşılaştığımda donakaldım. Bir Anka'nın kıvılcımında yer edinmiş güzellikteki bu şelale, nefesimi şehrin en ücra köşesine salıverip, okyanusa açılan akıntılarda boğmuştu beni. Nutkum tutuldu derler ya, benim nutkum yok olmuştu. Kızlar dağılırken üzerinden gözlerimi çekemediğim varlığı izliyordum hala.
" yeni hasta sensin herhalde, bunun başka açıklaması olamaz çünkü."
" aa evet, sana hastalar listesindeyim"
Tek kaşını kaldırıp alaycı bakışlarından mest olurken arkasını dönüverdi. Koridorda ilerlemeye başladığında ayaklarım takibe geçmişti bile. Mor topuklularının sesi her adımında notalar saçıyordu. Hala onu takip ediyordum.
" kahve başlangıcımı mahvettin."
"ben mi?"
" ödeşeceğiz."
"ben kahve içmem ki."
"sen yeni asistan mısın?"
"hayır, kriminalden Pamir-"
"NE!"
Hızlıca bana dönüp baştan aşağı süzdü.
"hayatta olmaz!"
Ve girdiği odanın kapısını suratıma - müthiş burnuma- vurarak kapattı.
