5. bölüm · 𝒀𝒆𝒍𝒌𝒆𝒏⛵
✨SESSİZ HEYECAN✨
✨BÖLÜMÜ UMARIM BEĞENİRSİNİZ CANLARIM✨
✨İYİ OKUMALAR ✨
Eva'nın neşeli sesiyle gözlerimi araladım. Odanın içine vuran gün ışığı, perdelerden sızıp yatağımı aydınlatıyordu. “Minaaa, kalk hadi! Kahvaltı hazır olmak üzere,” dedi gülerek. Sesinde öyle bir enerji vardı ki, uykulu hâlime rağmen gülmeden edemedim.
“Daha yeni gözümü açtım, sen şimdiden şamataya başladın,” dedim gülerek. Eva içeri kafasını uzattı, kıkırdadı.
“Ee anlat bakalım, dün akşam ne oldu?” dedi kaşlarını oynatarak.
Ben hafifçe kızarıp yastığımı yüzüme kapattım. “Hiç... öyle oturduk işte,” dedim ama sesimdeki heyecanı gizleyememiştim.
Eva hemen yatağın kenarına oturdu. “Bana yalan mı söylüyorsun? Senin gözlerin parlıyor, Mina! Hadi, anlat birazcık,” diye takıldı.
İkimiz de kahkaha attık. Birkaç saniye sonra içeri Nisan geldi. “Siz daha kahvaltıya gelmeyecek misiniz? Sofra hazır sayılır, hadi kalkın,” dedi.
Sonunda toparlanıp aşağıya indik. Masada çeşit çeşit kahvaltılık hazırlanmıştı; ekmek kokusu, çayın buharı, peynirin kokusu mutfağı doldurmuştu. Hepimiz masaya oturduk. Nisan daha tabaklara bir şey koymadan lafı ortaya attı “Ee, Mina... dün akşamdan bahsetmeyecek misin?”
Eva hemen araya girdi “Ben sordum, cevap vermedi. Ama gözlerinden belli, bence çok tatlı şeyler oldu.”
Ben elimdeki çayı yudumladım, gülerek başımı iki yana salladım. “Abartıyorsunuz. Öyle büyük bir şey olmadı,” dedim. Ama yüzümdeki gülümseme her şeyi belli ediyordu.
Eva bana göz kırparak ekmeğine reçel sürüyordu. “Mina, senin suratını okuyorum ben. Sakın inkâr etme, dün akşam kesin çok güzel geçti.”
Nisan da gülerek lafa karıştı “Hadi ama, anlat biraz. En azından biz arkadaşız, sır tutarız. Hem zaten yüzün her şeyi söylüyor.”
Ben başımı öne eğdim, çayımı karıştırmaya başladım. Kaşığın çayın içinde çıkardığı o küçük ses, kalp atışlarıma eşlik ediyordu. “Yani… biraz konuştuk, sonra bana bir hediye verdi,” dedim, sesim neredeyse fısıltı gibiydi.
“Ne hediyesi?” diye aynı anda sordular.
Gülümseyip utanarak cevapladım“Bir peluş tavşan…”
Eva anında kahkaha attı, “Aaa çok tatlı!” dedi. Nisan da kahvaltı bıçağını bırakıp heyecanla bana döndü: “Bak, bu ciddi bir şey Mina. Öylesine yapılmaz bu hareket. Senin değerini biliyor gibi…”
Ben yüzümü ellerimle kapattım. “Yeter ama, böyle giderse kahvaltımı yapamayacağım,” dedim gülerek. Ama içten içe onların söylediklerini düşünmeden edemiyordum.
Eva masaya eğilip fısıldadı “Peki… sarıldınız mı?”
O an nefesim kesildi, yüzüm alev gibi kızardı. Yalnızca başımı hafifçe sallayabildim. İkisi de çığlık atar gibi gülmeye başladılar. Ben de onlara katıldım; kahvaltı masamız gülüşlerimizle doldu. O an, içimde tatlı bir huzur vardı. Belki de hayatımda ilk kez, kalbim bu kadar heyecanla atıyordu.
Kahvaltı bittikten sonra masayı birlikte topladık. Eva ve Nisan mutfakta tabaklarla uğraşırken ben biraz dalmıştım. Gözlerim sürekli pencereye kayıyordu, sanki Kayra orada bekliyormuş gibi.
Eva bana seslendi “Mina, sen yukarı çık istersen, biz hallederiz burayı.”
Ben de itiraz etmedim, odama doğru çıktım.
Kapıyı kapatır kapatmaz yatağın kenarına oturdum. Dün akşam Kayra’nın bana uzattığı paketi hatırladım. Komidinin üstünde duran minik peluş tavşanı elime aldım. Yumuşacık kulaklarını okşarken yüzümde farkında olmadan bir gülümseme belirdi.
“Gerçekten… bana bunu almayı düşünmüş,” diye mırıldandım. İçimde tarifsiz bir sıcaklık vardı. Onun gözlerindeki mutluluk, vedalaşırken söylediği sözler, hatta arabaya binerken bana attığı son bakış… Hepsi zihnimde tek tek canlanıyordu.
Peluş tavşanı göğsüme bastırıp yatağa uzandım. Tavanı seyrederken, kalbim hâlâ hızla çarpıyordu.
Telefonum titredi. Kayra’dan bir mesajdı. Bir an kalbim hızlandı. Ekrana baktım
Kayra: Günaydınn, iyi uyuyabildim mi?
Mina: Günaydınn, hediyene sarılıp çok güzel uyudum.
Bir süre sessizlik oldu. Sonra telefon yeniden titredi
Kayra: Bugün ne yapacaksın?
Biraz düşündüm, sonra parmaklarım hızla ekranda gezindi:
Mina: Bugün özel bir planım yok. Eva ve Nisan’la birlikte dışarıya çıkacağız. Aslında sana söylemeyi unutmuşum… Liseden arkadaşım buraya taşınacakmış. Onunla birlikte Marmaris’e tatile gideceğiz. Dün sana anlatacaktım ama unuttum.
Mesajı gönderdikten sonra kısa bir duraklama oldu. Ardından cevap geldi:
Kayra: Anladımmm… Benim de bugün biraz işim var, buluşamayabiliriz.
Ben de hemen yazdım:
Mina: Tamam, sıkıntı değil. Zaten benim de işim var. Kendini çok yorma.
Kayra: Sen dediğin için hiç yorulmayacağım. Sen işlerini hallet. Görüşürüzzzzz.
Mina: Görüşürüzzzzz.
Telefon ekranını kapattım, elimde hâlâ peluş tavşan vardı. Biraz daha tavşanla oynadıktan sonra derin bir nefes alıp ayağa kalktım.
Tam o sırada kapı aralandı, Eva başını uzattı. Yüzünde heyecanlı bir ifade vardı “Hadi Mina, hazırlan, gideceğiz!” dedi sabırsızca.
Arkasından Nisan’ın sesi geldi “Sizi çokkk güzel yerlere götüreceğim.”
“Tamam,” deyip hemen hazırlandım. Çantamın içine telefonumu koyup hızla Eva'yla Nisan’ın yanına gittim.
Nisan beni görünce kollarını açıp, “İşte budur! Hadi bakalım, kızlar hazır mısınız?” diye neşeyle seslendi.
Eva ise gözlerini devirdi, “Senin kadar sabırsızı yok Nisan,” dedi ama gülmekten kendini alamadı.
Hep birlikte kapıdan çıktık ve hemen arabanın yanına gittik. Arabamın anahtarını çantamdan çıkarıp kapıları açtım. Hepimiz aceleyle arabanın içine doluştuk. Nisan hemen öne geçti, müzik açmak için uğraşırken Eva arkada camdan dışarı bakıyordu.
Arabayı çalıştırıp yola çıktık. Radyodan çalan şarkı hafif hafif ortamı dolduruyordu. Nisan yüksek sesle söylemeye başlayınca kahkahalarımıza karıştı. “Biz böyle gidersek alışveriş değil, sahneye bile çıkarız!” dedim gülerek. “Fena mı olur,” diye karşılık verdi Nisan, “belki kolay yoldan para kazanırız.”
Yol uzadıkça sohbetimiz de koyulaştı. Dün akşam olanlardan, Kayra’dan, hatta Lina’nın taşınma planlarından bahsettik. Her kelime sanki bizi daha çok birbirimize bağlıyordu.
Sonunda büyük camları parlayan AVM’nin otoparkına girdik. Arabayı park edip hep birlikte dışarı çıktık. İçeri adım attığımız anda, bizi rengârenk vitrinler, kahve kokuları ve kalabalığın uğultusu karşıladı.
Hemen bir mağazaya girdik. Lina için rengârenk hediyeler seçtik.
Nisan tek tek paketleri poşete yerleştirirken heyecanla,“Kesin çok mutlu olacak,” dedi. Sonra giyim mağazalarına geçtik. Mayo, bikini, yazlık elbiseler… Askılardan onlarca kıyafet indirip deneme kabinlerine girdik. Eva aynada üzerindekini incelerken, “Bu tatilde hepimiz bomba gibi olacağız,” dedi kahkaha atarak. Hepimiz gülüştük.
Raflardan aldığımız şapkalar, terlikler, rengârenk pareolar derken torbalar dolup taştı. Ben elimde tuttuğum beyaz bir yazlık elbiseyi çantama koyarken içimden geçirdim: Marmaris’te deniz kenarında bunu giymek ne kadar güzel olacak…
Akşam için de planımız hazırdı: Üçümüz birlikte güzel bir akşam yemeği yiyecektik. Alışveriş torbaları ellerimizi doldurmuştu ama yüzümüzdeki heyecan yorgunluğun önüne geçiyordu. Onca mağaza gezmiş, Lina için hediyeler seçmiş, kendimize mayo, bikini, elbiseler almıştık. Çıkışta Nisan derin bir nefes aldı “Tamamdır! Şimdi sıra akşam yemeğinde.”
Hemen restorana gittik. Sohbet akşam boyunca sürdü. Tatil hazırlıklarından, Marmaris planlarından bahsettik. Yeni alınan yazlık elbiseler, Lina için seçilen hediyeler derken masada kahkahalar hiç eksik olmadı.
Bir ara Eva elindeki bardağı kaldırdı “İyi ki bir aradayız. Bu yaz unutulmaz olacak”. O an, tüm yorgunluğumu unuttum. Kahkahalar, sıcak dostluk ve geleceğe dair tatlı heyecanlarla gece ilerledi.
Restorandan çıktığımızda hava serinlemiş, sokak lambaları birer birer yanmıştı. Eva vedalaşırken, “Yarın tekrar buluşuruz, haberleşiriz,” dedi. Sarıldık ve farklı yönlere dağıldık.
Poşetleri arabaya yerleştirdim ve arabaya bindim. Motoru çalıştırmadan önce çantamda bir titreşim hissettim. Telefonu çıkardım. Ekranda Kayra’nın adı yazıyordu. “Güzelim nasılsın eve vardın mııı?” yazıyordu mesajda.
İster istemez gülümsedim. Hemen cevapladım
“Şimdi yoldayım, birazdan varırımmm. Sen nasılsınnnn?”
Dakikalar sonra telefon tekrar titredi. “Ben de yeni geldimmm. Günün nasıl geçtiii?”
Elimdeki poşetlere baktım, dudaklarımda hafif bir tebessüm belirdi.“Yoğun ama güzeldi. Eva ve Nisan’la alışveriş yaptık. Bir sürü şey aldık. Akşam da yemek yedik.”
Kayra’nın cevabı kısa ama sıcaktı “Güzel geçmiş demek. Dinlen biraz, yarın konuşuruzzz.”
Bir an ekrana bakıp düşündüm, parmaklarım kendiliğinden yazdı
“Tamamm. İyi geceler aşkımm.”
“İyi geceler, dur bir dakika sen bana aşkım mı dedinnn?.”
“Evet aşkımmm dedim.”
“Bundan sonra hep aşkım deee.”
“Tamamdır aşkım görüşürüzz💕”
“Görüşürüzzzz”
Telefonu kapatıp derin bir nefes aldım. Direksiyonun başında birkaç saniye öylece oturdum. Gözlerim istemsizce arabanın ön koltuğunda duran küçük peluş tavşana kaydı. Onu elime aldım, yumuşacık tüylerini okşarken kalbimde tatlı bir huzur vardı. Arabayı çalıştırıp yola koyuldum.
Eve girip poşetleri odama koydum ve üstümü değiştirdim. Daha fazla vakit kaybetmeden Sera’nın kapısını çaldım. Kapıyı açıp içeriye girdim.
Sera yatağında oturmuş, elinde bir kitapla vakit geçiriyordu. Başını kaldırınca yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.
“Ooo, Mina Hanım! Nerelerdeydiniz? Bayağıdır görüşemiyoruz. Yüzünü gören cennetlik!”
Ben de yanına oturdum ve içten bir şekilde söyledim “Valla iki gündür görüşemiyoruz seni çok özledim. Hadi gel, birlikte kahve içelim.”
Sera hemen gülümseyip cevap verdi “Ben de seni çok özledim! Tamam olur.”
Kitabını kapatıp masanın üzerine bıraktı ve birlikte mutfağa doğru yürüdük.
Mutfağa geçip kahve hazırlamaya başladık. Sera kahveyi hazırlarken ben fincanları masaya yerleştirdim. Kahve makinesi hafifçe tıkırdarken mutfak, sohbetimizin ritmiyle doluyordu.
Kahveler hazır olunca birlikte balkona çıktık. Hafif esen rüzgâr saçlarımızı okşuyor, akşamın hafif serinliği tenimizi ferahlatıyordu. Masanın kenarına oturduk, ellerimizde sıcacık fincanlar…
“Bugün neler yaptınız?” diye sordu Sera.“Eva ve Nisan’la alışveriş yaptık.” dedim. “Yorgun ama çok güzeldi. Lina için hediyeler aldık, yazlık kıyafetler, bikini, mayo… Her şey çok tatlıydı.”
Sera gülümseyip, “Vay be, bayağı yoğun bir gün geçirmişsiniz. Ama keyifli olmuş gibi,” dedi.
“Evet,” dedim, kahvemi yudumlayarak. “Ve en güzeli, tüm bunları paylaşacak arkadaşların olması. İşte bu yüzden çok mutluyum.”
Bir süre sessizce balkondaki manzaraya baktık, birbirimizin varlığından huzur alarak. Rüzgârın sesi, şehrin uzaktan gelen ışıkları akşamın sakinliğini tamamlıyordu.
Kahvelerimizi yudumlarken Sera birden durdu, gözleri uzaklara kaydı.
“Biliyor musun Mina, geçen gün hastanede biriyle tanıştım,” dedi hafif heyecanlı bir sesle.
Merakla ona baktım. “Hastanede mi? Ne oldu?”
Sera gülümseyerek devam etti.
“İşimin yoğunluğundan bir gün neredeyse çıkamayacak durumdaydım. Tam o sırada biri geldi, yardım etti bana. İsmi Emir… Çok tatlı ve anlayışlı biri. Bir şekilde sohbet etmeye başladık. İnan bana, sadece birkaç dakika konuşmamız yetti, ama fark ettim ki insanın ruhunu hafifleten insanlar varmış gerçekten.”
Gözlerim parladı, heyecanı bana da geçti. “Vay canına… Peki sonra ne yaptınız?”
Sera kahkahasını bastı. “Aslında çok kısa bir tanışma oldu. Ama ikimiz de birbirimizin telefonunu aldık. Belki tekrar görüşürüz diye.”
Ben de hafifçe gülümsedim. “Demek kalbinin bir kısmı artık Emir’e ait, ha?”
Sera yanaklarını hafifçe kızartarak, “Henüz öyle diyemem ama… içimde bir heyecan var. Belki de bu yeni bir başlangıç olabilir,” dedi.
Kahvemizden bir yudum daha alıp balkondaki manzaraya baktık. Şehir ışıkları parıldarken, Sera’nın heyecanı ve anlatışı, akşamın sessizliğini tatlı bir meraka dönüştürüyordu. Kahvemizden son yudumlarımızı alırken ikimizin de göz kapakları ağırlaşmaya başladı. Yorgunluk üzerimize çökmüştü.
“Sanırım artık uyuma vakti geldi,” dedim gülümseyerek.
Sera da başını salladı. “Evet, yarın yoğun bir gün olacak. Dinlenmemiz lazım.”
Bardaklarımızı mutfağa bırakıp odalarımıza çekildik. Yatağa uzandığım anda gözlerim kapandı, günün bütün yorgunluğu tatlı bir uykuya karıştı.
✨BİR SONRAKİ BÖLÜMDE GÖRÜŞÜRÜZZZZ✨
