1. bölüm · 𝐒𝐢𝐥𝐢𝐤 𝐈𝐬𝐢𝐦𝐥𝐞𝐫
Bölüm 1 (Giriş) - Hatırlamanın İnce Sesi
Bir isim, ancak
onu taşıyan vazgeçtiğinde düşerdi.
Mira Aden bunu bilirdi.
Unutmazdı.
Affetmezdi.
-𝐅𝐥𝐨𝐫𝐢𝐬𝐦𝐚
Bir kasabada insanlar öldüğünde değil, unutulduğunda yok olurlar. Başta bu sadece yaşlılara olur: isimleri yavaş yavaş silinir, fotoğraflardan yüzleri kaybolur, sesleri hatırlanmaz.
Mira Olgun, kasabanın arşivinde çalışan bir gençtir. Görevi: unutulmaya yüz tutmuş insanların isimlerini defterlere geçirmektir.
Ama bir gün defterde kendi adını görür. Altında tarih yoktur. Sadece şu cümle yazılıdır:
"Hatırlayan son kişi de vazgeçtiğinde. "
K.
Hikâye ilerledikçe şunu fark eder: İnsanları hatırlayan tek kişi kendisidir.
Onları kurtarmak için herkese anlatır, bağırır, yalvarır...
Ama insanlar, hatırlamak yerine bilinçli olarak unutmayı seçer.
" Çünkü unutmak daha az acıtır. "
Fakat bir gün karşısına hatırlayan biri çıktığında onun sonu mu yoksa geleceği mi olacağını hayat ona gösterecektir.
🌑
Bölüm I - Hatırlamanın İnce Sesi
Nisya'da sabahlar her zaman biraz geç başlardı; sanki güneş bile bu kasabada acele etmeyi ayıp sayardı. Arşivin tozlu penceresinden süzülen solgun ışık, defterlerin üzerine düştüğünde isimler bir anlığına canlanır, sonra tekrar sessizliğe gömülürdü. Mira, sayfaların arasında kaybolmuş hayatlara dokunurken, kalbinin tam ortasında tarif edemediği bir sıcaklık hissederdi; tanımadığı insanların anıları, ona ait olmayan bir aşkla bağlanırdı. Çünkü hatırlamak, Nisya'da kimsenin cesaret edemediği tek yakınlıktı ve Mira, sevmenin bazen bir insanı değil, onun hatırasını seçmek olduğunu çoktan öğrenmişti.
Mira, raflara defteri yerine koymak için ayağa kalktığında, arşivin her zamanki düzeninde küçük bir eğrilik fark etti. Üçüncü raftaki kahverengi cilt, diğerlerine göre biraz daha dışarı taşmıştı; sanki aceleyle bırakılmış ya da biri onu son anda geri koymaktan vazgeçmişti. Defteri çektiğinde kapağın iç yüzünde silik bir iz gördü.Bir isim kazınmıştı ama harfler tamamlanmamıştı, yalnızca baş harfi kalmıştı:
"K."
Mira'nın göğsünde ince bir sızı dolaştı; çünkü Nisya'da isimler kendiliğinden eksilmezdi, mutlaka biri vazgeçmiş olurdu.
-Mira Aden. -
İşime ilk başladığım günler gibi hissettirmiyordu bugün.
Yarım saattir defterin altındaki "K." harfi ile bakışıyordum. İçimde bir boşluk vardı,bir akan nehrin durması gibi, veya renklerin yavaşça solması gibi. Kim kendinden bilerek vazgeçerdi? Aklım almıyordu.
Bir isimden vazgeçmek, hatırlanmaktan vazgeçmekti.
Sokakların dili bunu bilirdi; duvarlar, kapılar, hatta mezar taşları bile.
Bir sabah uyanırdın ve birinin adı artık kimsenin ağzına yakışmazdı.
Söylendiğinde havada asılı kalır, yere düşmezdi.
Ve ben bunu fark ettiğimde her şeye geç kalmıştım.
Defterimde bir boşluk vardı. Satırlar yerli yerindeydi ama aradaki isim… yoktu.
Ne silinmişti ne de karalanmıştı.
Sanki hiç yazılmamış gibi.
Korin Pars Averin o gün şehre dönmedi.
Ama mesele bu değildi.
Asıl mesele, onun adının da Nisya’nın hafızasında çatlamış olmasıydı.
Mira, bir ismin yokluğunun bu kadar ağır olabileceğini bilmiyordu.
Çünkü Nisya’da insanlar ölmezdi;
adlarından vazgeçerdi.
Ve birinin vazgeçtiği her isim,
geride kalan birini
hatırlamakla lanetlerdi.
Mira Aden, lanetlenecek miydi yoksa lanetten kaçmak için geçmişinden mi vazgeçecekti?
Mira Aden, laneti hatırlamak uğruna ellerine ölüm zincirimi mi geçirecekti?
