4. bölüm · 13 MAYIS

IV. Bölüm: AYNI YÜZLER

İnci Beril Özçelik

Koridor kalabalıktı, en azından ilk bakışta öyle görünüyordu. Ela yürümeye başladığında bunun sıradan bir teneffüs kalabalığı olduğunu düşündü ama birkaç adım sonra bir şey dikkatini çekti. Önünden geçen çocuklardan biri, siyah kapüşonlu olan, birkaç saniye sonra tekrar karşısına çıktı. Aynı hızla yürüyordu, aynı şekilde yere bakıyordu, sanki az önce hiç geçmemiş gibi. Ela bunu önce önemsememeye çalıştı çünkü insan beyni bazen detayları yanlış hatırlayabiliyordu. Ama ardından aynı kız geçti. Uzun saçlı, mavi çantalı. Sonra bir daha geçti. Üçüncüde artık bu bir karışıklık değildi.

Ela durdu. Kalbi hızlanmıştı ama bu sadece korku değildi, daha çok bir şeyin farkına varmanın yarattığı sert bir gerilimdi. Etrafındaki herkes normal görünüyordu ama bu normallik fazla düzenliydi. Sanki biri aynı sahneyi tekrar tekrar oynatıyordu ve küçük hataları fark etmemesini bekliyordu. Ela yürümeye devam etti, bu sefer gözlerini insanlardan ayırmadan. Aynı yüzleri seçmeye çalıştı ve çok geçmeden bunu başardı. Aynı çocuk tekrar geçti. Bu sefer Ela doğrudan yüzüne baktı. Çocuk da baktı. Bir saniyeden biraz daha uzun sürdü bu bakışma ve o küçücük süre içinde Ela’nın içini açıklayamadığı bir his kapladı. Bu bir insanın bakışı gibi değildi. Daha çok bir şeyin, bir sistemin, bir farkındalığı ölçmesi gibiydi.

Ela hızlandı. Mantığı devreye girmeye çalışıyordu; “yanlış görüyorsun, stres yapıyorsun” diyordu ama artık bu cümleler içini rahatlatmıyordu. Çünkü gördüğü şeyler sadece garip değil, tutarlıydı. Tutarlı olan bir şey rastgele olamazdı. Telefonu cebinde titreştiğinde irkildi. Bu sefer beklemedi, hemen çıkardı. Ekranda yine aynı şey vardı: bilinmeyen numara. Mesaj kısa ve netti: “Fark ettin.”

Ela’nın boğazı kurudu. Ekrana dokundu ama telefon bir an tepki vermedi. Sanki mesaj silinmek istemiyordu. Bu saçma bir düşünceydi ama o an hiçbir şey saçma gelmiyordu. Etrafındaki kalabalığa tekrar baktı ve işte o an asıl değişimi fark etti. İnsanlar hâlâ yürüyordu ama ses yoktu. Ayak sesleri yoktu, konuşmalar yoktu, çantaların sürtünmesi yoktu. Görüntü vardı ama ses tamamen silinmişti.

Ela nefes aldı ve kendi nefesini bile duyamadı. Bu, panik hissini bir anda yükseltti. Çünkü insan en azından kendi varlığını duyar. O bile yoksa, geriye ne kalır?

Bir öğrencinin çantası yere düştü, ama ses çıkmadı. İki kişi güldü, ama sessizdi. Her şey bir videonun sesi kapatılmış hali gibiydi. Ela geri adım attı, sonra bir adım daha. Kaçmak istedi ama nereye kaçacağını bilmiyordu çünkü koridor bir anda uzamış gibi görünüyordu. Kapı olması gereken yer, biraz daha ilerideydi. Ve her baktığında biraz daha uzaklaşıyor gibiydi.

Işıklar aniden titremeye başladı. Bu sefer kısa bir kesinti değildi. Uzun sürdü. Gözlerini rahatsız edecek kadar uzun. Ela gözlerini kısarak bekledi ve ışıklar tekrar sabitlendiğinde her şey değişmişti.

Koridor boştu.

Az önceki kalabalıktan eser yoktu. Ne ses, ne hareket, ne de birinin varlığına dair en küçük iz. Ela tek başınaydı ve bu boşluk, kalabalıktan çok daha ağırdı. Çünkü biraz önce burada bir sürü insan vardı ve hepsi bir anda yok olmuştu. Bu normal değildi. Açıklanabilir de değildi.

Telefonu tekrar titreşti. Ela bu sefer yavaşça baktı, sanki hızlı davranırsa daha kötü bir şey olacakmış gibi. Yeni mesaj gelmişti: “Artık daha kolay.”

Ela başını kaldırdı. Koridorun en ucunda bir şey vardı. Bir insan gibi duruyordu ama tamamen hareketsizdi. Ne yürüyordu ne de kıpırdıyordu. Sadece oradaydı. Yüzü seçilmiyordu çünkü ışık tam arkasındaydı ama bu onu daha da rahatsız ediyordu. Çünkü bu bir silüetten fazlasıydı.

Ela gözlerini kısmadan bakmaya çalıştı ve o an içinden geçen düşünce onu tamamen durdurdu.

Bu bir yabancı değildi.

Sorun da buydu zaten. Tanımadığı birinden korkmak kolaydır. Ama tanıdığın bir şey değiştiğinde, beynin nereye koyacağını bilemez.

Ve Ela artık en çok bundan korkuyordu. Çünkü eğer bu şey tanıdığı biriyse… o zaman gerçek olan neydi?