15. bölüm · (1. Kitap)Ak kurtlar Bir KRALİÇE'NİN DOĞUŞU

Saçına yıldızlar düşmüş

Ayzıt İlbige CÇ

Gökyüzündeki parlayan yıldızlar en güzel şey olmalıydı taki sen gelene kadar...

.

.

.

Zamanın ne kadar tehlikeli olduğunu sadece zamanın kıymetini bilen biri anlayabilirdi. Bir gün geçer iki üç daha ve insan arkasına bakmadan en asla ne kadar zaman geçtiğini anlayamaz. Sorun şu ki insan arkasına bakmayı reddeder çünkü korkar hayır geçmişten değil gelecekten ne kadar az vakti olduğunu fark etmesiyle kendini bir boşlukta hisseder ve korkar. Zamandan değil zamanın bıraktığı belirsizlikten ve ne yazık insanoğlu her zaman korkağın teki olmuştur.

...

Düşündüm iki ay ne kadar kısa olduğunu yeni fark ettim. İşime dönmek içi sadece 1 ay 23 gün kalmıştı ve ben şimdiden yeni bilgilere sahiptim ama bu bilgiler sandığımdan daha zor elde ediniyordu. Önce kulağımın dibinde silah patladı sonra sert akıntının içine atladım ve o suyun içinde sırtım ve mideme gelen kayalar yüzünden şu an zor yürüyordum, evet kabul ediyorum her işin bir bedeli vardır. Ve ben o bedeli çok ağır ödüyordum büyük sırlar büyük acılarla ortaya çıkar.
Ama bu neyin bedeli birkaç dosya için değer mi bunları yaşamak.

Sebastian benim aksime dik ve düz yürüyerek merdivenleri çıkıyordu. Bu kadar mediven neden vardı hala anlam veremiyordum. Tamam iyiki bir malikaneniz var resmen medivenler benim inadıma artıyordu. Karnıma her türlü sancı giriyordu ve bunu hiç bir şekilde gizleme gereği duymuyordum. Ağrıyorsa ne yapabilirim ki bu merdivenleri yapan usta utansın başta kendisinden.

Sebastian rengarek bir kapının önünde durdu, kapı rengarek renklerle boyanmıştı üstünde çocuk çizimleri vardı oyun oynuyorlardı en altta ise rengarek küçük eller boydan boya doluydu. Bir anaokulu kapısı gibiydi adeta.

İçeri girdiğimizde aynı kapı gibi rengarek duvarlar bizi karşıladı. Yer boydan boya yumuşak halıyla donatılmıştı, büyük odanın her yerinde bebekler, arabalar yap bozlar, bloklar vardı daha fazla şeyler olsada fazla duramadan odanın içindeki başka bir kapıya doğru gidik.

Kapıdan içeri odaya girdiğimizde sonunda gizemi görmüştüm umay ile beraber yemek yiyorlardı lakin yanlarındaki iki erkek çocuk onlarla konuşuyordu sebastian beni onların masasına yönlendirdi ve bana baş selamı verip gitti.

Ben etrafı inceledim bu oda ilk girdiğim diğer oda gibi renkliydi ama burda oyuncak yoktu masalar ve masalarda yemek yiyen çocuklar vardı, masalar ufaktı ve kaliteli tahtalardan olduğu belliydi masaların üstünde renkli sofra bezleri vardı, duvar kağdı her renkte bir meyve ve yemek yiyen çocuklar vardı, tavandan aşağa doğru sarkan lamba meyve tabağı şeklindeydi.

Odayı inceledim ve burda toplam yedi tane çocuk vardı ve hepsi farklı masalarda önlerindeki tabakalardan yemek yiyorlardı. Gizemin oturduğu yetişkin masasına doğru giderken beni gören çocuklar gözlerini dikmiş tam dikkat beni inceliyorlardı, ben sadece yapmacık bir şekilde gülümsemekle yetindim.

Gizemin yanında geldiğimde ayakta masalarından kalkmış iki çocuk gizemle konuştuğu için beni fark etmediğini anladım. Çocuklarım anlattıklarını dinlerken bıkmış bir ifadeyle duran gizem oflayarak yanındaki umaya baktı bu sırada ayakta duran sarıya kayan kumral oğlan "gizem! bunca zaman boyunca senden ne istedik sanki, ayda yılda bir istekte bulunduk" dedi oda bıkmış bir şekilde konuşuyordu. Yan yana duran çocuklara tekrar dönen gizem derin bir nefes verip "atalay canım ben şimdi çalışanlara, durun çalışmayın diyemem çünkü şu an sizin yemek saatiniz" dedi ellerini birbirine bağlayarak çocuklara açıklayan bir ifadeyle konuştu kumral atalay dedikleri oğlan yanındaki esmer oğlana baktı. Bu bakışla ne istedilerse isteğin yanındaki oğladan çıktığı belli ediyordu.

Gizemin cümlesi bitince Atalay denen kumral oğlanın yanındaki esmer oğlan "vallah onu bunu bilmeyiz sen şimdi bu çalışanları durdurucaksın" dedi emir verir bir edayla gizem kaşını çatıp "Allah, Allah bak sen erkan beye. Sen bana emir mi veriyorsun hem başta olarak nedenini açıklaman gerekiyor bana. Neden ben size yemek getiren kişilere çalışmayın diycekmişim" dedi gizem merakla elini oturduğu yerde beline koymuştu.
Erkan denen esmer oğlan bıkkınca elini saçına daldırdı. Bu çocuğun davranışları yetişkin birinin davranışıyla birdi.

Gizem kafasını kaldırdığında beni yanındaki oğlanlarla uğraştığı için yeni gördüğü belli oluyordu bana gel anlamıda elini sallarken "ben senin gittiğini sanmıştım oysa hala burdasın. Hayırdır niye burdasın" dedi alayla söylediklerine karşı "sanada selam gizem. Beni bu kadar sevdiğini fark etmemiştim sağol" dedim ciddiyetle onların karşısındaki sandalyeye oturdum.

Gizem önündeki tabağı göstererek "aç mısın, bir şeyler yer misin" dediğinde kafamı hayır anlamında salladım "yok teşekürler daha yeni çok güzel doydum ben" diyerek gizemi geri çevirdim. Daha yeni çok güzel el yapımı hakaretler ve kavga yemişim ve tatları bir harika olaydı...

Gizem tamam der gibi tabağında duran iki dilim kekten bir ısırık aldığında yanında oturan umay benim oturmamla "benim işim var gideyim ben" dediğinde tekerlekli sandalyeyi geri, geri gidip masadan uzaklaşmaya çalışırken "kalsaydın uğur zaten labaratuvarda sen bir şeyler atıştırsaydın" dediğinde umay bana bakarak "iştahım kaçtı" dediğinde gizem bir şey diyecekken Umay çoktan kapıya doğru gitmişti.

Kapıdan çıktığında elinde tepsiyle içeri başka biri girdi bu kişi kaldığım odada çarşafları değiştiren çilli genç kızdı. Üstünde kendini diğer hizmetçilerden ayıran bir elbise vardı kafasında aynı toka ve yüzünde aynı gülümseme. Bu kız bana tuhaf bir şekilde tanıdık geliyordu yüzü, gülüşü önüne gelen saçı arkaya doğru atması bile çok tanıdıktı ama bu tanıdıklık tuhaf bir benzerlik gibi değildi ben bu kızı gördüğüm her dakika dejavu yaşıyormuşum gibi geliyordu.

Elinde tutuğu tepsideki meyve sularını sırayla farklı masalarda oturan çocuklara vermeye başladı ama her birine farklı renkte meyve suyu dağıtıyordu. Hizmetli kız yanımıza geldiğinde şaşkınlıkla bana bakıp bir süre beni inceledi sonra direk yüzüne kocaman gülümseme yerleşti "merhaba hera hanım" dediğinde tepside duran turuncu meyve suyunu gizeme doğru uzatıp "buyrun gizem abla" dediğinde gizem teşekür edip bir şey diyecekken yanında duran çocuklardan biri kolunu çekerek "gizem hadi çok uzadı lütfen, hizmetçileri kov gelmesinler" dediğinde yanımızdaki hizmetli kız direk çocuklara baktı, hayretle çocukları dinlerken gizem burnundan nefes verip "ya bi yemek yedirtmediniz çocuklar" diyip elindeki meyve suyu bardağını bırakıp çocuklara döndü "çocuklar siz şu an bir iş düzenini bozmamı istiyorsunuz. Bu benim elimde değil ki" diye çaresizlikle haykırdı.

Çocuklardan esmer olan "gizem bizi kandırma istersen bu düzeni bozarsın hani bizim için dünyayı yakarım demiştin, senden dünyayı yak demiyoruz ki iki üç hizmetçi dinlensinler diye durdurmanı istiyoruz" demesiyle gizem gözünü devirip "olmaz" demesiyle yanımızda bizi dinleyen genç hizmetçi gizemi kolundan dürtüp "ne oluyor gizem abla erkan ve atalay ne istiyor" diye sorunca gizem yanında duran kıza bakıp "yağmur bir şey de kurban olayım beni dinlemiyorlar neymiş yemek getiren himetçiler dursun ve dinlensin diyorlar ama benim buna yetkim yok çünkü şu an çocukların yemek saati. Çorbalarını bitirdikten sonra daha ana yemek ve tatlıları servis yapılıcak ama bu karşımdaki beyler yemek saatini durdurmamı istiyor buda annelerini çıldırtır biliyorsun" dediğinde kafasını sallayan hizmetçi elindeki tepsiyi koltuk altına alıp tam dikkat gizemi dinliyordu.

Yağmur dedikleri hizmetli kız oğlan çocuklarına doğru ilerleyip yanlarına gelince diz çöküp "ne oldu atalay erkan neden böyle bir istekte bulunuyorsun biliyorsun bana her şeyi anlatabilirsiniz" dediğinde kumral oğlan yanındaki esmer oğlana dirsek atıp "söyle yağmur ablaya hadi" dediğinde erkan atalaya sinirle baktı onu açığa verdiği için sonra, sanki ilk sen söyle, yok ilk sen söyle der gibi göz kaş oynattılar.

Yağmur elini iki çocuğun elinin üstüne koyup sakinleştirmek istercesine ellerini ovuştururken iki çocuktan cevap bekledi ama birden yanımızda altın gibi sarışın saçlı bir kız çocuğu belirdi yağmur ufak kızı fark edip bir şey diyecekken ufak kız elini havaya kaldırıp "yağmur şu yok mu!" dedi fesat bir sesle havadaki elini bu sefer erkanı işaret etti minik parmağıyla. Kolunun altındaki çantayı arkasına doğru itteklerken yağmurdan gözünü ayırmadı.

Sarı saçlı tombul yanaklı kız erkana bakarken kafasını salladı "simay yorulmasın diye bütün hizetçileri durdurmak istedi ve sana söylemeye çekindiği için gizeme söyledi evet tam olarak böyle oldu yağmur" demesiyle hepimiz sarışın kıza şok içinde baktık. Bu sarı fare birden nereden çıkmıştı böyle.

Ufak kız kısa boyuna inat mor uzun bir elbise giymişti, giydiği minik topuklu ayakkabısı, omuzundaki çantasıyla uyumluydu taktığı küpe ve kolyesiyle çok tatlı duruyordu. Ama konuşma şekli gıybetçi teyzeler gibiydi bu kızı semira teyzemle tanıştırsam var ya ortalığın anasını ağlatırlardı.

Yağmur şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemez bir şekilde "ne? Simay için mi?" diye geveledi kendi kendine bunu sindirmeye çalışırken elini tutuğu kumral olan atalay yağmurun elininden kendi elini çekip sarı saçlı minik kızın yanına gitti. Gizem elini ağzına koyup bana dönüp "görüyor musun uyanık bücürleri" dediğinde gizem dona kalmıştı galiba bir şeyler oldu. Ama ben ne olduğunu anlamadığım için bön, bön olan olayı izliyordum. Simay kimdi bunu biri bana söyleyebilir mi çünkü burdaki herkes biliyor gibiydi o kızı

Atalay sarı saçlı kısa kızı kolundan dürterek "ne saçmalıyorsun güzel kardeşim yağmur ablana şaka olduğunu söylesene" dedi kızı hala kolundan dürterek "bak şurda gizem ablaya inme indi helen. Sen sandalyene geri git" demesiyle küçük kız omzunu indirip kaldırıyordu inatçı bir tavırla.

Küçük kız atalaya gözünü kısıp "zaten siz demiyecek miydiniz, ben dedim kurtuldunuz. Hem ben sizin için gelmedim buraya" demesiyle göz ucuyla bana bakarak gülümsedi "ben güzelle tanışmaya geldim" diyerek bana el sallayıp yanıma geldi, benim için ayrı bir süpriz oldu bu kız beni mi beyenmişti. Ay ben bu kızı kütür, kütür yerdim.

Kız yanıma nazlı, nazlı saklanarak gelip "merhaba ben helen senin adın ne" dedi saçıyla oynarken. Ufak kız benimle konuşurken yağmur dedikleri kız ekranla konuşarak bu isteğinin nedenini soruyordu ama sanki bildiği bir şeyi tekrar duymak ister gibiydi ama Erkan konuşayı reddediyor sandece kaçamak cevaplar veriyordu.

Bu sırada yanımdaki ufak kıza dönüp baktım. Daha yeni oğlanları ispiyonlarken fesat çıkan sesinin aksine bu sefer ince bir sesle kendini tanıtmıştı. Gülümsemeye çalışarak Kıza döndüm "sanada merhaba bende hera" elimi uzatarak "tanıştığıma memnun oldum helen" dememle kızın yanakları kıp kırmızı oldu.

Gülmemek için kendimi zor tutum yanakları zaten tombulken kızarında yanakları kocaman bir elmaya benziyordu. Helen ile konuşurken birden Helenin yanına siyah saçlı bir oğlan geldi, ufak kızı kenara itip helen için uzattığım eli havada yakalayan oğlan sıkıca tutarak "bende memnun oldum güzel hanım efendi bende akay" demesiyle tutuğu elimin tersini öpüp yanımdaki sandalyeye oturduğunda helen bu sefer yanakları sinirle kızarıp "akay bak seni döverim yine doktorlara gidersin bırak herayı ilk ben konuştum" demesiyle bağırarak durduğumuz odayı inletti.
Sinirle çirkefleşen helene baktım bu kız yanıma oturan çocuğu hastanelik mi etmişti yoksa şaka mı yapıyordu umarım şaka yapmıştır.

Helen ve akay kavga ederken yağmur atalay ve erkandan laf almaya çalışıyordu, erkanın bu isteğinin olanaksız olduğunu açıklarken. O sıra odada bizden uzak masalarda oturan diğer üç çocuk da yanımıza gelmişti.

Yanımıza sonradan gelen kişilerden ikisi kızdı. Biri simsiyah saçları vardı, gözleride aynı saçları gibi simsiyahtı ten rengi ruh gibi bembeyazdı aynı porselen bebekler gibi duruyordu giydiği gömlek ve gömleğin üstüne giydiği kazağın omuzları açıktı altına giydiği gömlek kendini belli ediyordu, atltında siyah bir etek giymişti diz kapağı hizasında duran etek karşımdaki çocuğu yaşından büyük gösteriyordu. Saçını açık bırakmıştı düz saçı sanki yeni düzleştirilmiş gibi duruyordu. Güneşin yakıcı ışığına hiç maruz kalmamış gibiydi.

Yanında duran çocuk odada olan en ufak boylu kişiydi. Kızın biraz arkasında duruyordu sesleri sevmediği belliydi her helen ve akay bağırdığında geriye gidiyordu, ama yinede onları izlemekten keyif aldığı anlaşılıyordu. Kız ile elleri birbirine kenetlenmiş gibi birbirinin elini tutuyordu. Oğlan elini tutuğu kızın aksine sarışındı ufak boyu elini tutuğu kızın beline geliyordu, gözleri rekliydi giydiği yeşil ve sarı kazak oğlanın göz rengini ortaya çıkartıyordu. Oğlan çocuğu gülümseyerek kavgayı incelerken yanındaki kız ifadesizce kendisiyle yaşıt çocuklara bakıyordu.

Onlarla gelen diğer kız somurtmuş bir şekilde ellerini birbirine bağlamıştı. Kahverengi saçları vardı yeşil gözlerinde umursamazlık vardı. Bu aşağlama şekindeki bakış bana fazla tanıdıktı. Giydiği Pembe elbise aynı helenin üstündeki modelin aynısıydı ayağında beyaz ufak topuklu ayakkabısı ve tacı elbiseyi tamamlamıştı.

Yanımdaki akayı zorla kaldıran helen ellerini saç uçlarıma ufak, ufak dokunduran kız gözlerime bakarak "gerçek rengi mi?" diye sorduğunda kafamı salladım onaylayan bir eda ile bana bakan helen heycanla "benim saçımda seninki gibi olur mu?" diye sordu bu seferde, yüzümü buruşturdum bunun ne demek olduğunu anlayan helen yüzü hafif düştü. Ona bana özenmemin iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum, ama sen gel bunu gözlerime hayranlıkla bakarken kıza söyle.

Helen saçımla hem oynayıp hemde bir şeyler soruyordu arada akay laf atınca ona cevap veriyordu. Yanımıza yeni gelen kahverengi saçlı kız "ıyyy onun saçı hiç güzel değil ki bir kere helen baksana yarısı yaşlanmış yarısı genç kalmış cadılar gibi igreç" diyip kusma sesi çıkartınca herkes susmuştu sadece onun kusma sesi yankılanmştı yemekhane olduğunu tahmin ettiğim yerde. Tabi ki yedi, sekiz yaşındaki bir kızın dediklerine takılmayacaktım, ben bunları kendi kardeşimden duymuş kişiyim yani pek etki etmez bunlar bana hatta ufak gülme isteği gelmişti ama tabiki gülemezdim...

Uyarıcı bir sesle yağmur dedikleri hizmetli kız erkan'ın yanından kalkıp bize doğru gelip "azracım bu tavrın hiç hoş değil lütfen hera ablandan özür dile" dediğinde kız kafasını sallayarak "abla değil ki o teyze" dedi mızmız bir şekilde, yağmurun kaşları çatıldı kızın söyledikleriyle tekrar bir şey diyecekken ben elimi kaldırıp "sorun yok yağmur sen işine dön" dediğimde yağmur ismini benden duymasıyla anlık bocaladı ama sonra kafasını sallayıp "peki hera hanım" dedi ellerini önünde birleştirip çocuklara tekrar dönerek "çocuklar yemeklerinize dönün şimdi ana yemekleri getiricez şimdi. Çorbalarınızı hemen bitirin" diyerek çocukları masalarına yönlendirip oturtunca kendisi yemekhaneden elinde tepsi ile çıkıp gitti.

Yağmur odadan çıkınca masalarından kalkan çocuklar yanıma tekrar gelince benimle konuşan akayın yanındaki azra dedikleri kız helenin kolundan tutup "yağmur gelmeden hemen çorbanı bitir helen" dediğinde helen kendini azradan kurtarmaya çalışırken "istemiyorum ben hera ile kalıcam" dediğinde Azra sinirle tekrar heleni çekiştirerek "güzel bile değil ki neden direniyorsun gelsene" dediğinde heleni sert bir şekilde çekince helen dengesini kaybederek yere düştü. Helen yere düştüğünü gören atalay hemen kardeşini yerden kaldırdı ama kardeşi ağlamak yerine azranın saçını çekmeye başladı, Azra ufak kızın saçını çekmesiyle çığlık attı ve birbirleriyle kavga etmeye başladılar.

Ayağa kalkmak için kıpırdanınca gizem eliyle bana dur şeklinde kaldırıp "sen karışma sonra sen yanarsın" demesiyle kavga eden çocuklara bakıp "ama durdurmamız gerekmez mi?" Diye sorunca gizem gülerek portakal suyundan bir yudum alınca oturmak zorunda kaldım kalktığım yerden, gizem omzunu silkip "onlar hep kavga eder hera alışırsın" dediğinde gizeme dönüp "peki nasıl kavga etmeyi bırakıcaklar" diye sorunca gizem sadece gülerek bana cevap vermek yerine çocuklara döndü.

Azra ve helen kavga ederken alay ve atalay ufak kızları birbirinden ayırmaya çalıştılar ama azra helenin üstüne çıktığı için oğlanlar hiç bir şekilde ayıramıyordu. Kavgayı bizim gibi izleyen erkan ve siyah saçlı kız vardı. Siyah saçlı kızın yanındaki ufak oğlan masada oturmuş çorbasını içiyordu yavaş bir şekilde. Ufak çocuk yüzü kavga eden kişilere dönük önlüğünü nizamla takmış gözlerini azra ve helenden ayırmadan onları izlerken çorbasını yiyordu. Çocuk halinden memnun bir şekilde kavgayı izliyordu, ben çocukken çizgi filim izlerken yemek yiyordum çocuğa bak yemek yerken HD kavga izliyordu helal be.

Ufak çocuk çorbasını içerken arada siyah saçlı kıza 'gel' diye sesleniyordu. Siyah saçlı kızda parmağını kaldırıp 'bir dakika' diyerek zaman kazanıyordu. Siyah saçlı kız en sonunda buna dayanamayıp kavga eden kızlara doğru ilerledi atalay ve akay kızı görünce yana çekilip siyah saçlı kızın geçmesi için yer açtılar. Kız yerde yatarak kavga eden iki kızın yanına geçip bir süre sessizce durdu sonra "kalkın" dedi uyaran bir ses tonuyla helenin üzerinde duran azrayı kolundan tutup kenara itekleyerek yana çekince azranın saçları darma dağın bir şekilde tekrar helene doğru saldırmak için ilerliyecekken "dur" diyen kız kolunu daha fazla kavrayınca azra kolunu tutan kıza bakınca sakinleşip "peki" diyerek akayın yanına doğru gitti. Tek hamlesiyle kavgayı bititren kız bu sefer yerde yatan heleni atalay ile beraber kaldırdılar.

Hayretle olanları izledim olanlar gerçekten çok ilginçti kavga eden birilerini ayırmak çok zordur birde bunlar ufak çocuklar olunca ama karşımdaki kız hiç zorlamadan ayırması gerçekten etkileyiciydi. Siyah saçlı kız iki kızın sözlü kavgalarını dinlerken "susun artık" diyince azra parmağı ile beni gösterip "hep onun yüzünden oldu iris" dediğinde eliyle azrayı susturan kız "yeter azra artık yerine geç ve kavga çıkarma kimse ilgilendirmez seni" dediğinde azra sinirle kıza bakıp dişlerini sıkarak açık ağzı kapanması bir oldu arkasını dönüp tek kelime etmeden gitti.

Helenin saçını düzelten Atalay kız kardeşini masasına doğru götürdü siyah saçlı kız demeden. Siyah saçlı kız kavgayı ayırınca yanımda dururken bana dönüp "polis sisarka' mı" diye sorunca kızın saçlarımdan bahsettiğini anladım hızla kafamı sallayarak "evet senin yaşındaki birinin bunu bilmesini beklemiyordum" dediğimde şimdiye kadar görmediğim bir şekilde kız bana gülümsedi ama buna gülümseme denile bilirse kızın sadece dudakları iki yana doğru açıldı. Gülüşü soğuk kutupta açan güneş gibiydi.

Masada oturan ufak oğlan "abla" diye bağırınca kız bakışlarını oğlana çevirip sonra tekrar bana dönüp "saçına yıldızlar düşmüş masalını biliyor musun" dediğinde bu soruyu beklemediğim için "masal mı?" Diye tekrarlayınca kız kafasını evet anlamında salladı. Gizeme göndüğümde gizem masadan kalkmış azra ve helenin olduğu masaya gitmiş çocuklarla konuşuyordu ne ara gittiğini bile bilmiyordum.

Kıza tekrar dönüp "hayır bilmiyorum" dediğimde kız cebinden üç tane taş çıkardı biri beyaz diğeri gri gibiydi en sonuncu ise siyahtı. Kız taşları iki avuç içine alarak çalkalayarak başladı anlatmaya "bir gün ormanda yaşayan bir gül varmış bu gülün yaprakları kıpkırmızıymış bir bakan bir daha bakıyormuş. Her gün bu güle su vermeye bir peri geliyormuş bu perinin saçları simsiyahmış ama siyahın en koyu tonunda bir karalıktaymış ama ormandaki diğer canlılar periyi kendileri gibi olmadığı için kabul etmemiş ve dışlamışlar. Peri artık kendi kendine dolaşıyordu tek arkadaşı sadece güzeller güzeli gülmüş gül egolu olduğu için kimse onunla konuşmak istemiyormuş aynı periye davrandıkları gibi davranınca ikisi arkadaş olmuş. Bir gün tek arkadaşı güle giderken adı İdil olan biriyle tanışmış. İdili gül ile tanıştırmış ancak gül idili sevmemiş çünkü İdil geldiginden beri peri onunla konuşamamaya başlamış buda gülü deli ediyormuş. Bir gün İdil periden önce güllün olduğu yere gitmiş gül ile beklemişler gül başta yüzünü ekşitmiş çünkü idilden nefret ediyormuş.

Ama beklemişler, beklemişler peri gelmemiş güle suyu İdil vermiş ve periyi aramaya gitmiş ama bulamamış her yeri aramış dereye bakmış, dağların tepelerine, yerin yedi kat dibine batmış ama yok peri yok olmuş ama idil aramaktan asla bıkmamış. Her gün ilk yaptığı şey gülün yanına gidip ona su vermek, toprağını yenilemek ve periye bakmak olmurmuş ama peri yokmuş hiç gelmemiş. Gül bir gün sormuş "neden bana bu kadar iyi bakıyorsun peri yok gelmesen olur çünkü beni sevmiyorsun peri için geliyordun oda yok gelmene gerek yok" diye söylenmiş idil durmuş ve güle içlikle konuşmuş "peri seni bana emanet etti bu yüzden incelikle sana bakmam gerekiyor" demiş gül hayretle "peri sana beni bakmanı mı dedi?" diye sorunca idil hayır anlamında kafasını sallamış "perininen kıymetlisi sensin eğer bir gün gelirse seni solmuş görürse bana sormaz mı sen gülüm solaraken nerdeydin diye. Bu yüzden onun söylemesine gerek yok ben onun içini biliyorum eğer konuşsaydık eminim seni bana emanet ederdi" dedi gül bir şey demedi hatta bu konuşmaları aralarında geçen son şey olmuş.

Yıllar geçmiş idil yaşlanmış ama hala güle özenle bakıyormuş. Bir gün gülün yanına tekrar gitmiş ve karşısında yıllardır beklediği peri kızını görmüş ama peri eski peri değilmiş yaşlanmış simsiyah saçları siyah ve beyaz olmuş gül yıllardır konuşmadığı için hala konuşma gereği duymamış sadece idil uzun yıllardır beklediği güzel yüzlüsüne sarılmış. Peri ona üzüntüyle kendisini göstererek "ben artık güzel değilim senin güzelin değilim ben sadece sıradan biriyim" demiş idil defalarca kafasını sallayıp "sen benim yıllardır görmediğim güzellikte birisin" demiş bu sefer peri saçındaki beyazlıkları göstererek "ama benim saçlarım senin sevdiğin siyahlıkta değil" demiş bu sefer idil perinin saçlarını içine çekmiş "senin saçlarına yıldızlar düşmüş güzelim bu saçlar sevilmez mi" demiş peri diyicek bir şey bulamadığı için yıllardır ayrı kaldığı sevdiğine öyle bir sarılmış ki bir daha ayrılmamışlar" susan iris elindeki üç taştan en siyahını alıp "bu sevgidir; bu duygu en saf olandır ama en kolay vaz geçilen duygudur. Hikayedeki idil periden vazgeçmemeyi seçtiği için diğer seviyeye gecer" bu sefer gri taşı yukarı kaldırıp "sabretmek; sevdiğini beklemeyi seçen biri burda belli olur. Seven bekler, seven unutmaz, seven bakar" dediğinde ilk defa söze girip "neye bakar" dediğimde taştan gözünü ayırmayan kız "onu hatırlatacak her şeye, onun sevdiği ve geldiginde görmek istediği şeylere" dediğinde bu sefer beyaz taşı havaya kaldırdı "son evre kavuşma; sevdiğine gerçekten içtenlikle sarıldığında anlarsın her şeye deydiğine, beklemeyi sevgiyi hepsini iliklerine kadar hissettiğinde anlarsın başardığını. Ödülün sabrettiğin şey sevdiğin kişi olduğunu anlarsın" dediğinde beyaz taşı diğer taşların arasına alıp avuç içinde karıştırıp "sevmeden beklemezsin, beklemeden kavuşamazsın biri olmadan diğeri olmaz" dediğinde taşları eteğinin cebine koyarlen "bunu nerede duydun yada okudun" bu hikayeyei nerede duymuş muydum diye hatırlmaya çalışırken sonruma cevap veren iris "atlas dayım anlattı" dedi sonra ardından kendisine seslenen ufak çocuğa dönüp elini hoşçakal anlamında bana doğru sallayarak yanımdan geçip gitti... Nereye gitsem atlas ile karşılaşmak artık sinirimi bozuyordu çünkü. Ama bu kız kimse inkar edemez kız herkesden ağır başlı ve güzeldi.

Bunları düşünürken gizem yanıma gelmişti. Gizem kekimden bir ısırık alırken "burdan nereye gidiceksin" diye sorunca "eve şu an böbreğim delinmiş olduğu için direk yatmak istiyorum" dememle gizem gülümseyerek "arkadaşların seni bırakmiyacak gibiydi telefonda konuşurken arkada tam bir kargaşa vardı" demesiyle "biliyorum" dedim bıkkınlıkla ne yazık ki eve gidince direk yatamayacak olmak tam bir işkence gibiydi. Gizem cebinden telefonunu çıkartıp bir şeye bakarken "telefonda sana anlatmadığım bir kaç şey daha konuştum bunları bilmen en iyisi" dediğinde kafamı salladım "anlattın ya yukarda" dediğimde gizem telefondan başını kaldırmadan "anlattıklarım sadece yarısıydı o sırada giyinmen gerektiği için kısaltılmış halde konuştum" kaşımı istemsizce çatarak gizemin diyeceklerini dinledim.

Elindeki telefondan başını kaldırıp "benimle telefonda konuşan adam ve yanındaki kızlar benim kim olduğumu ve senin şu anda nerede olduğunu sordular bende, senin arkadaşım olduğunu ve yeni taşındığım için evimi düzenlememe yardım ettiğini söyledim. Sonra ne zaman geliceğimi sordu akşama geliceğini söyledim konuştuğum adamda teşekür edip kapattı ama kapatmadan önce kolay gelsin dedi ne kadar düşünceli" telefon tutuğu için diğer eliyle meyve suyu dolu bardağı alıp bir yudum aldı. Kaşımı kaldırıp "tek sorunumuz sadece kolay gelsin demesi mi?" dediğimde gizem dudağını büzüp "yani benim şu an sorunum yok sen kendini düşün" dedi gülerek tabi gülerdi evde onu bekleyen şam şeytanlerı yoktu.

Gizem elindeki telefona geri döndü iştahla elindeki meyve suyunu yudumlarken bende kafamda çizerge oluşturmaya çalıştım, bana sorucakları sorulara kaçamak cevap vermem şu an için onları ikna etmezdi bu yüzden ayrıntı bir hikaye anlatmam en akıllıcası olucaktı. Her soruyu cevaplarıyla beraber uzunca düşündüm ama bir kaç sorulabilicek soruların cevabını düşündüm ama ne dersem diyim ikna olmazlardı ve bu çıkmaz sorular benim ensemden başlayan bir karıncalama hissiyle kafama kadar gidiyordu ellerimi kafamın iki yanına koyup alnımı masaya hüsranla dayadım napıcaktım ben.

Ben buraya nasıl düşmüştüm burası cezaların en beteri neden burdaydım, ya ne gibi bir günahımın bedeliydi bu ak kurtlar belki benim yerimi almak isteyen milyonlarca insan vardı ama ben burada olmak istemiyorum...

Kafamı kaldırıp etrafa bakındım çocuklar yemeklerini yiyor arada hizmetliler geliyor çocuklara yemek getiriyorlardı. Farklı renklere boyanmış kapıdan içeri ufak bir kız girmesiyle kızı inceledim, küçük kız tepsiyle bir porsiyon meyve tabağı masalara yerleştiriyordu masaya doğru ilerlerken zorlandığı her halinden belliydi neden kendinden katca büyük tepsiyi taşıyordu ki arkasında gelen panik halindeki şişman kadın içeri girmeden küçük kızı kapıdan çağırsada kız onu dinlemeden bize doğru geldi.

Elindeki tepsiyle ilerlerken eli titriyordu bunu fark eden erkan masadan ayağa hızla kalkıp kızın tutuğu tepsiyi aldı. Elindeki ağır teptiyi kendi oturduğu masasına götürürken sesini sabit tutmaya çalıştı "napıyorsun kalbin acıyacak" diye azarlayınca kız ellerini birbirine sürtüp "sanane ben işimi yapıyorum sana sorucak değilim" demesiyle erkan elindeki tepsiyi masaya bırakıp küçük kıza döndü "atlas amcam seni bana emanet etti, yoksa meraktan değil seni konturol etmem. Yağmur ablaya giderken söylemiştim oysa sana ağır taşıtmamasını" demesiyle kız anında kaşı çatılıp "inanmıyorum erkan yağmur abla bu yüzden mi uyardı senin yüzünden hep azar işitiyorum" dediğinde erkan elini cebine koyup "ben sadece yağmur ablaya-" erkan sözünü bitirmeden siyah saçlı hizmetçilerin giydiği tarzda bir elbise giyen kız söze atlayıp "senden böyle bir istek istemedim yapma istemiyorum" dediğinde ufak kız sinirle getirdiği tepsiden meyve tabağını Atalay ve helenin masasına koyup arkasını dönüp şişman kadının yanından geçip büyük tepsiyle beraber odadan çıktı.

Erkan siyah saçlı ufak kız gidince erkan hızla kapının önünde duran şişman kadına yaklaşıp "pınar abla ben size o inatcı kıza iş vermeyin demedim mi! Sonra revirde iki büklüm kalıyor ağrıdan" diye kızınca şişman kadın elini önündeki beyaz dantelli havluya silerken "erkan bey napalım sizin dediğiniz gibi çok inatcı yapma diyoruz daha çok yapıyor. Simay'a söz geçiren tek kişi malum atlas bey ve yağmur onlardan başka kimseyi dinlemiyor" diyince erkan elini cebinden çıkartıp "o zaman yağmur ablaya söyle" dediğinde pınar denilen kadın kafasını sallayarak "yağmur uyardı ama yağmur bakmayınca gizlice yine çalışıyor" diye açıklama yapınca arkasını dönüp gitti.

Şu adı simay olan kız aynı hizmetçi kadınların giydiği tarzda bir önlük giymişti, siyah saçlarına taktığı kelebekli banda önüne gelen kaküllerini çekmişti. Mavi gözleri açık renkteydi siyah saçıyla mavi gözü birbirini tamamlamış gibiydi. Ama kızda bir tuaflık vardı göz altı kararmış ten rengi anormal bir şekilde beyazlamıştı iris dedikleri bana masal anlatan kızın beyaz teni dışarıya fazla çıkmadığı için bembeyaz olduğu belliydi ama simay denilen kızın teni sanki beyaz duvar boyasıyla boyanmış gibiydi. Kız ruh gibi olmuştu ve uzun kollu giydiği için üşüdüğünü düşündüm ama bu üşümek normal değildi. Başka bir şey vardı kızın resmen kanı çekilmiş gibiydi. Siyah saçında yaşı daha ufak olmasına rağmen beyazlıklar vardı tel, tel olan saçını toplaması kızı daha ruhsuz bir hava bırakıyordu.

Gizeme dönüp kolunu sallayarak "bu kız kim?" Diye sormamla gizem kafasını telefondan kaldırıp "ne var hera bir rahat bırakmadın" diye çemkirince umursamazca "ya bir dakika soruma cevap versen nolur sanki ne istedik senden" dememle gizem telefonu yüz üstü masaya koyup ellerini sakin olmaya çalışarak birleştirip "sor hera ne merak ediyorsan sor" diyince hera ağzını açtığında gizem elini kaldırıp "dur sen yorulma ben herkesi tanıtayım" demesiyle eliyle çocukları göstererek "bunlar ak kurtların veletleri heracım bak şurdaki seni seven helen yedi yaşında ve abisi Atalay sakın birisidir dokuz yaşında. Yemekte naz ve hazar ile tanıştığını tahmin ediyorum onların çocukları" demesiyle meyve yiyen iki kardeşe baktım gizem hızla yan masayı işaret ederek "Azra ve ikizi akay ikiside sekiz yaşında, annesi dilan ve babası tahir. Tahir kafa dengidir ama dilan biraz illallah ettiricek biri" dediğinde giydiği gömleğin yakasını salladı yüzünü ekşiterek. Ben zaten anlamıştım bu azranın bakışlarından ama akaya şaşırdığımı söylemeliyim galiba akay babasına çekmişti.

Gizem elini yakasından çekince bu sefer yan masayı işaret ederek "onlar kimin çocuğu" diye sorunca yan yana oturmuş erkan iris ve ufak çocuğu göstererek gizem erkana bakarak "erkan faruk ve esranın en küçük çocukları göz bebekleri. Erkan faruk ve esranın en küçük çockları ve göz bebekleri" dediğinde gizeme bakıp "başka bir çocuğu daha mı var" diye sorduğunda gizem onaylayan bir mırıltı ile "evet var toprak ama şu an yurt dışında oda önümüzdeki ay gelicek galiba yanlış hatırlamıyorsam afrodit ile beraber" dediğinde kafamı sallarken daha önce masada ismi geçen afrodit ismini duyduğumda gizeme dönüp "afrodit kim?" Dediğimde muzipçe gülümseyen gizem kafasını hafif yana yatırıp "atlasın en küçük kız kardeşi" dediğinde kaşım kalkarak "atlasın kardeşi mi? Atlas kaç kardeş ki" diye sorduğumda gizem parmaklarını kaldırıp cevap verdi "üç kardeşler atlas en büyükleri bir küçüğü buğlem sonra afrodit tabi gerçek ismi bu değil çok güzel biri olduğu için bu şekilde hitap ediyorlar" dediğinde kafamı sallayarak anladığımı belli ettim.

Gizem çocuklara tekrar dönüp son kalan çocukları işaret ederek "iris ve ayaz kardeşler bunu anlamak zor değil zaten" dedi kıkırdayarak sonra devam ederek "iris sekiz yaşında çok sakin birisidir kardeşine çok düşkündür. Ayaz en küçük ak kurt altı yaşında ama ne üzücü ki ¹epilepsi hastalığı var birden nöbet geçiriyor bu yüzden her yerde epilepsi iğnesi bulabilirsin şaşırma derim. Annesi buket ve babası hakan her yere koydurttu önlem olarak" dediğinde iris ve ayazın annesinin buket olması beni şaşırttı çünkü buket anne olmak için biraz yaşlı gibiydi kadın biyolojisine o yaşta iki tane farklı zamanda çocuğu olması çok garipti.

Ama büyük patlamadan sonra bütün canlıların DNA zincirinde değişme olduğu için kadınlar yetmiş yaşında bile çocuğu oluyordu lakin çocukları sağlam çıkmıyordu bazıları doğuştan kolu olmadan yada bacakları tam olmadan besin almayı bırakınca düşük yapma oranı çoktu. Bu istese yetmiş yaşındaki bir kadın olsun istersede yirmi yaşında genç bir kız olsun fark etmez çocuğun sapa sağlam olması tamamen şansa oluyordu.

Gizem önündeki tabaktaki keki ikiye bölüp bir tanesini ağzına atarken "şu tepsiyle içeri gelen minik kız kim?" diye sorduğumda gizem refleks olarak kapıya baktı sonra bana dönüp "simay mı?" Dediğinde kafamı aşağı yukarı salladım "erkan yağmura o kızdan bahsediyordu değil mi?" Gizem teredütle önündeki meyve suyuna uzanıp "sanırım dinlemedim onları" dediğinde meyve suyundan bir yudum aldı.

Gizem benden bakışlarını kaçırdığında en sonunda pes edip "simay yetim sokakta bulmuşlar zavallı kızı. Buraya getiren atlas'tı onu sokakta bulmuş her yeri yara bere içindeymiş garibim, bir kaç adam simaya yaklaşmak istediğinde atlas ve yağız son anda yetişmiş çünkü kız o an kalp kırizi geçiriyormuş" dediğinde gözlerim büyüdü "ne!" diyebildim sadece gizem yavaşca kafasını salladı "evet bizde senin gibi tepki verdik. Kız meğer kalp hastasıymış yazık koca adamlar üstüne gelince korkudan kalp kırizi geçirmiş, atlas buraya geldiğinde simayı ilk gören erkan olmuş, atlas onu doktorlara verip kapıda ikisi kalmış atlas erkana 'bu kız artık sana emanet' demiş ve erkanda atlasın dediğini gibi simayı gözünden sakınır olmuş. Akşamın bir yarısı kırizle uyandığı için çoğunlukla revirde oluyor simay" sustuğunda düşündüğüm kızın kalp hastası olması bu yaşta ne üzücü ne düzgünce koşabiliyordur nede düzgünce yatabiliyordur yazık. Demek atlas kızı buldu iyiki bulmuş yoksa kim bilir ne olurdu.

Arkama yaslanıp duvardaki saati izlemeye kendimi o kadar kaptırdım ki yanıma gelen Helen omzunu dürtüp "Hera yemeğimiz bitti gel benimle oynasana" dedi heycanla yerinde hopluyordu. Ayaklanan çocuklara bakıp "sonra oynarız helen" dedim sırtım ve karnıma giren sancılar yüzünden oyunu reddettiğim için helenin gülen yüzü yavaş, yavaş soldu mutsuzlukla "ama lütfen" dedi çocuksu bir hüzünle gizeme baktım sonra geri helene dönüp "peki ama ben fazla hareket edemem" dediğimde somurtkan hali hızla kocaman bir gülüşle değişti "tamam sen hangi oyunu istersen onu oynarız" dediğinde elimi minik elleriyle kaplayıp "hadi kalk hera" dediğinde güldüm istem dışı ayağa kalkarken gizemde benimle kalkıp "beni oyuna davet eden bir çocuk yok ama bende gelicem" dedi çemkiren bir sesle.

Omzuna elimi koyup kapıya doğru ilerleterek "olsun en azında seni biri zorlamıyor oyun oynamaya" dedim, gizem bir beni bir heleni süzüp "dediğin gibi olsun. Şimdilik" elleri önünde birbirine dolayarak. Yağmur çocukları önce ellerini yıkamaya gönderdi sonra oyun odasına gitmesine izin verdi. Atlas yüzünden rezil bir durumdaydım, bir dosya için ne hallere düşmüştüm.

🌹🌹🐺🐺🐾🐾

Bir saat sonra...
...

İlahi bakış açısı...

Yumuşak halının üstüne oturan hera yorgunluktan kendini koca oyun odasının ortasında sırt üstü yere uzanmıştı. Oturduğu yerden bu kadar yorulcağını düşünemeyen hera bu çocuklarla uğraşmak askeriyedeki anteremandan daha zor olduğunu çok acı bir şekilde öğrenmişti. Hera sırt üstü uzandığı yerin tavanına bakarken nefes aldığı her dakika sırtına batan ineler hissiyatıyla yüzünü ekşitiyor bazen aldığı nefesi bırakmakta zorlanıyordu.

Helen herayı kaldırmaya çalışıyor ama küçücük bedeni iki katı olan heranın koca cüsesini kaldırmaya yetmiyordu bu yüzden hera kendini zorlayarak zorda olsa kalksada kısa bir süreliğine kusucağını hissetmişti. Hera yeniden bağdaj kurarak oturunca yeniden acı karnından başlıyor göğüsünde ateş topu olarak beynine kadar gidiyordu. Helen heranın karşısında hoplayarak "hadi hera daha bebeklerimize yemek yedirmedik" demesiyle helene yorgunlukla bakan hera bebeklerin yaşadığı konforlu hayatın üçte birini yaşayamadığını hissediyordu. Bazen oyuncak bebek olmak istersin.

Hera yanındaki boş yere bir kaç kere vurup "biraz oturalım mı helen yorulduk" demesiyle küçük kız kafasını sallayıp "olur hem konuşuruz" diyip heranın gösterdiği yere kendini atarak oturdu. Hera helenin oturmasına sevinip kısa bir an gözlerini dinlendirmek için ellerini gözlerini ovuşturarak senedi. Helen herayı incelerken "uykun mu var" diye sordu Hera başını sallayarak onaylayınca helen "biraz yat burda istersen ben beklerim" diyince gülerek mırıldanan hera "benim evim var zaten helen oraya gidicen" demesiyle Helen sanki korkunç bir şey duymuş gibi ellerini yanaklarına koyup "inanmıyorum gidicek misin neden gidiyorsun eyleniyorduk. Burda yatak var, yiyecekte var gitme burası ev olur" mutsuzlukla sorduğu soruya tebesüm etmekle yetinen Hera "çünkü ev sadece yattığın yada doyduğun yer değildir ki helen benim gidiceğim evde beni bekleyen arkadaşlarım var sevdiklerim var bu yüzden gitmem gerekiyor" diyen herayı dikkatle dinleyen Helen "beni sevmedin mi" diye sorunca Hera hızla kafasını sallayarak "aklı başında olan biri seni nasıl sevmez" diyince helen heraya bakıp "o zaman burasıda evin olsun benim odamda kalırsın hemde" dediğinde gülümseyerek helenin önüne gelen saçını kulağının arkasına koyan Hera "ama bir insanın bir evi olmaz mı helen ayrıca belki başka zaman seninle kalırım" dedi helen bir şey demedi elini çenesine koyarak kafa sallayarak düşündü. Acaba ne anladı da ne düşünüyor diye düşündü hera.

Helen kalkıp daha fazla oyuncak getirmek için gidince etrafa bakınan Hera gizem atalay ve akay ile beraber resim yarışması yapıyorlardü, hemen yanlarında yağmur elindeki hamurla ayaz ve azra ile konuşarak şekil çıkardığını gördü, ayazın biraz arkasında oturan iris bir gözü kardeşinde bir gözü elinde okuduğu kitaptaydı ona eşlik eden erkan arada irise okuduğu kitabı göstererek bir şeyler söylüyordu. Ama Hera heleni beklerken gözleri oyun odasının kapısının arasından bakan siyah saçlı ufak kızı gördü kız etrafa bakarken ona bakan herayı görünce hızla kaçarcasına gözden kayboldu. Hera ne olduğunu anlamaya çalışırken yanına helen gelince bakışlarını ufak kıza çevirdi.

Kız elindeki plastik bebeklerin elbiselerini ve ayakkabılarını boydan boya dizerken bir yandan bebeklerinin ismini söylüyordu. Hera gözlerini kısarak "simay sizinle oynamıyor mu?" Diye sorunca helen heraya dönüp "simay bizimle oynamaz ve konuşmaz bile arada erkan ve irisle konuşur başka kimseyle konuşmuyor" dediğinde hera kaşları hayretle kalkarak "neden sizinle konuşmuyor yoksa iyi anlaşmıyor musunuz" dediğinde helen etarafa göz gezdirip heraya biraz daha yaklaşıp "ben konuşunca bana kızıyorlar aynısı diğerlerine de yapıyor" dediğinde hera kuru dudağını diliyle ıslatarak "kim neden kızsın size" diye sorunca helen parmağını dudağına götürerek "kimseye söyleme kızar sonra" dedi sonra ayağa kalkıp giden helene hayretle bakan hera duyduklarını sindirmeye çalıştı. Kim çocuklarla uğraşıcak kadar işsiz olur ki birde kalp hastası bir kızla ne vicdansızlık ama.

Gizeme doğru kalkmadan dizlerinin üstünden giden hera gizemin yanında geldiğinde "gizem çocuklarla ilgilenen kişi kim" diye sorunca gizem kafasını resim defterinden çekmeden "yağmur ve bir kaç hizmetçi ilgileniyor, niye sordun" diye sorunca hera yüzünü ekşiterek "hiç meraktan sordum" diyince gizem eline mavi kalemi alırken "sence ağaçların meyvesi böğürtlen mi yoksa elma mı yapsam" diye sorunca hera "ne istiyorsan yap" diyince gizem üsteleyerek "sen seç" diyince hera nefes verip "elma yap o zaman" dedi bıkkınlıkla gizem mor kalemi alıp "yok bilemedim böğürtlen yapıcam" diyince hera gizeme bocalayarak "hiç sormayacam ne istiyorsan yap" dedi gizem omzunu indirip kaldırıp "tabi kazanmam lazım bu çocuklara yenilemem benimde bir gururum var" dedi bir hırsla daha sert boyamaya başladı.

Atalay ve akay bize yaklaşarak "zaman bitti gizem abla bırak kalemleri" dediğinde gizem başta mızıkçılık yapsada sonra kalemi elinden bırakıp üç resmi ortaya koyarak ciddiyetle eleştirmeye başladılar. Helen heranın yanına elinde oyuncak kutusuyla gelip "Hera gel bunlarda var" diyerek ortaya dökünce hera küpleri birleştirmeye başladı.

Arada yağmura bakıyordu şüphe ile, ayazın yanında ufak merdaneyi Ayazla beraber yoğuruyordu ve ayaz her kendisi baskı yapmayı becerince tebrik ediyor ve övgüler yağdıyordu. Bu kızın bir çocuğa kızdığını düşünmek çok zordu bu yüzden arada içeri giren hizmetçilerden şüphelenen Hera ciddiyetle herkesi incelerken Helen herayı dürterek "senin sevgilin var mı?'' diye sorunca hera bakışlarını küçük kıza çevirip "benim mi?" diye sorunca helen kafasını sallayarak onaylayınca şaşkınlığın verdiği afalama hissiyle gülmeye başladı.
Kendi kendine bu nasıl çocuk diye düşündü, çocuk dediğin en sevdiğin rengi en kötüsü en sevdiğin çizgi filmi sorardı helen sevgilin var mı? yok mu? diye soruyor bu yeni nesili anlamak mümkün değildi bunu anlayan hera çocuklara fazla bulaşmaması gerektiğini anladı.

Yanlarında kendini tutamayan gizem gülmeye başlamıştı heraya bakan gizem "var mı ablası" gülmesinden dolayı sözlerini zor anlayan hera gizeme yapmacık bir şekilde "yok ablası" dedi ardından onun yüz ifadesini taklit ederek "senin var mı ablası" dedi gizem kıvırcık saçlarına elini saldırıp "benim sevgiliye ihtiyacım yok " dedi ciddiyetle ama bana dönüp "tabi birini ayarlamak istersen hayır demem" dedi ellerini saçından çekerek güldü. Hera kafasını sallayarak "seni hangi günahı işlemiş birine ayarlayım bilmiyorum gizem" dediğinde yanlarındaki üç ufak çocuk gülerek gizem ve herayı dinlediklerini belli ettiler gizem çocuklara bakıp elini kalbine koyarak "ama kalbimi kırdın" dedi alayla kalbini tutarak geriye doğru attı kendini.

Gizem doğrulmasına yardım ederken akay " istersen ben varım hera" demesiyle akaya bakan Hera başta anlamadı ama akay göz kırpınca gülerek "tamam ben bunu bir düşüneyim" dediğinde akay burnunu çekip elini cebine koyup "tamam istediğin vakit ara gelirim" dediğinde bu sefer gülen gizem olmuştu. Doğrulduğu yerden "bak sana hemen birini bulduk hadi iyisin" diyince hera kınayan bir ifadeyle gizemi ismini söyleyerek uyardı "komik misin sen gizem" dediğinde kafasını evet anlamında sallayan gizem "evet bence komik" dedi gülmeye devam ederken akay lafa atlayarak "neresi komik gizem abla" diyince gizem gülmesini bitirip "yok ablacım ben sana gülmüyorum heranın yüz ifadesine gülüyorum. Senin gibi yakışıklı birinden daha önce teklif almamış ondan şaşkın ona güldüm" dedi alay ikna olmuş gibi gülerek teşekür edince Hera elini ağzına koyarak "annenin ismi döndü müydü gizem" diye mırıldandı şaşkınlıkla.

Gizem heraya çaktırmadan gülmeye devam ederken helen ayağa kalkıp "ben bir prensle evlenicem Hera biliyor musun hemde en yakışıklısıyla siyah saçlı, siyah gözlü romantik tabi birazda komik" diye içi gide gide anlatırken abisi atalay onu kalktığı yere geri oturtup "unut bunu evlenmiyeceksin hem de bir prensle asla onlar sapık oluyor. Biri gider uyuyan kızı öper biri gider ayakkabısına bakarak kız bulur bir normal insan yok bu prenslede" dediğinde çocuk haklıydı bir yandan preslere güven olmuyor.

Atalayın dediklerinden gizem kınayan bir şekilde "olur mu böyle atalay bırak evlensin bir kraliyet ailesiyle akrabalığımız olur" dedi alay eden bir tonda akayda onaylayınca atalay ve akay arasında sözlü kavga başladı gizem arada kavgaya giriyordu. Helen abisinin dediği şeyle hüsranla ellerini birbirine bağlayıp kendi kendine söylenirken heleni dürten hera "biliyor musun benim de çok küçükken küçük prensim varmış" dediğinde helen anlamaz bir ifadeyle "küçük prens mi? Hikayedeki küçük pres gibi mi?" Diye sorunca kafasını onaylayarak sallayan heraya biraz daha yaklaşan helen "o zaman sen de o hikayedeki gülü mü oluyorsun" diye sorunca kafamı salladım "bende hatırlamıyorum fazla ama notlaşırmışız yani bana çoğunlukla yıldız dermiş ama gülde güzel" dedi helen gözleri parlayarak "çok güzel" dedi kendi kendine sonra gülerek bakışları heranın saçlarına kaydı gülümseyerek "saçını açar mısın lütfen" diyen helene karasızca bakarak "bilmem ki dökülür falan gerek yok" dediğinde helen neşeyle "yok biraz dokunup bırakıcam nolur hera" demesiyle tepeden at kuyruğu ile bağlı olan saçına dokunup "tamam o zaman" dedi geleni üzmemek için. Hera saç lastiğini çıkarınca saçında sadece yıldızlı saç tokası kaldı. Helen heranın saçlarıyla oynamaya başladı bir örgü yapıyor sonra siyah kısımı beyazlarla ayırmaya çalışıyor kendince oynuyordu.

Helen hrranın saçıyla oynarken tebesümle heraya biraz daha sürünerek yakaştı kediyi andıran bir şekilde "gizem abla dedi ki atlas amcamın arkadaşıymışsın" dedi daha çok gülümseyerek yüzünü hafif buruşturan hera "aslında pek arkadaş sayılmayız, o bana bir konuda yardım ediyor" dedi sonra aklına gelen şeyle sinirlenip "ama ne yardım kaç saatir bir dosya veremedi ben yer altında bu kadar zorlanmadım bu dosyayı alırken ne uzattı" kendi, kendine konuşarak helen kafasını kaşıyarak "ne dedin hera" diye sorunca sevecen bi tavırla "yok bir şey helen" dedi tebesüm etmeye çalışarak.

Helen kulağıma yaklaşıp "siz amcamla evlensenize. Hem burası evin olur hemde kalırsa oyun oynarız her zaman'' demesiyle bunu beklemeyen hera yutmak üzere olduğu tükmüğü boğazıma kaçınca öksürmeye başladı, ama öyle bir öksürüktü ki ciğerimi bırakıcaktı. Nefes nefese kalan heraya dönen gizem sert bir şekilde sırtına vurmasıyla acıyla inleyen hera sert bir bakışla gizeme dönüp öksürmeye devam etti sırtının acısıyla mı yoksa öksürüğü yüzünden mi bilinmez gözü dolmuştu.

Kesilmeyen öksürüğü nedeniyle tüm saçı yüzünü gözünü kapatmıştı, kötüleştiği gören yağmur odanın kenarında duran damacadan bir bardak su getirdi hızla. Ama o kadar kötü öküren hera sudan zar zor bir yudum almaya çalıştı lakin suyu öksürük yüzünden yutamadı.

Birden bir el heranın saçını yüzünden çekti. Saçını çeken kişiye bakmak için döndüğünde iki lacivet gözle karşılştı ''helal, helal iki dakika yanlız bırakmaya gelmiyorsun hemen kendini bir öldürme çabasındasın" dedi cevap olarak öksürük gelince yağmurun elindeki suyu zar zor içen hera "iki dakika mı? Sen nereye gittin çinde falan mı yemek yemeğe karar verdin" dedi sinirle atlas kafasını yana doğru yatırıp "sen yemekten kalkmak istedin ben ne yapabilirim" dediğinde hera geri çekilerek atlastan uzaklaştı "ya verceğin iki dosya ne uzattın allahın cezası. Zaten hep senin yüzünden az kalsın canımdan oluyordum " dedi kendi kendine.

Derin bir nefes alan hera kendine gelmeye çalışırken "helen sana ne dedi ki bu kadar kötüleştin" diyen gizeme ne diyiceğini bilemeyen hera etrafını çevirmiş çocuklara baktı. Herkes bakışlarını heradan helene çevirince helen kendini açıklamak için ağzını açınca heranın gözleri kocaman büyüdü. Helen heraya dediği şeyi herkese söylemeye niyetlendiğini anlayınca yanında duran heleni kendine çeken hera "aaaa gizem ne diyecek küçücük çocuk her zamanki şeyleri oyun oynamak istedi" dediğinde gizem elini kaldırıp "neden oldu o zaman" meraktan sorduğu soruya direk cevap veren hera "şeyden oldu... Yorgunluktan birden tükmüğüm boğazıma takıldı sonra... ne abartın gizem offf'' diyen hera yanındaki heleni biraz daha yanına çekerek saçını okşadı. Hera yukardan bakan helene kimse çaktırmadan sus yapınca o da kafasını sallayıp bir gözünü kırptı.

Heranın açıklamasından sonra herkes işine dönsede atlas bir kaşını kaldırıp 'gerçekten mi' der gibi bakınca hera atlasa bakmamaya çalışarak çocuklara bakmakla yetindi atlas dışında her yere baktı. Helenin iki kelimesiyle düşürdüğü duruma lanet eden hera hemen gitmek istedi burdan

Bağdaj kurduğu yerden ayağa hızla kalkan hera, diz çökmüş olan atlasın olduğu yerden uzaklaşmaya çalışarak ayağa kalktı. Onunla birlikte ayağa kalkan atlas kenarda duran siyah çantayı alıp heraya uzattı hera bir çantaya bir atlasa bakarken "içinde" dediğinde hera hızla havada alıp göğsüne bastırarak "sonunda zahmet edip getirebildin" dedi kibirle sert kapaklı çantaya ufak bir bakış atan hera "beni hemen evime götür" demesiyle atlas nefes alıp "bu ne hız ece biraz daha dursaydın" dediğinde sanki küfür etmiş gibi gözünü kısarak atlasa sinirle bakan hera bir şey demek için ağzını açtığında gizem aralarına girip "atlas bırak artık kızı daha ne kadar kalıcak burda istersen yatıya kalsın yastık savaşı yaparız bu halde herayla" dedi alaya karısık ciddi bir tonda ama birden bir çığıkla yanlarına gelen helen "gidiyor musun" demesiyle hera ufak kıza dönüp "sonra tekrar gelirim" dediğinde helen dudağını büküp ağlamaklı bir ifadeyle "ama dursan nolur sanki" diye hüsranla boynu bükülünce hera üzülen kıza ne diyeceğini bilemez bir şekilde bakarken yardıma yetişen yağmur helenin yanına çömelip "güzelim. Helenim şimdi abla gidicek ama sonra gelicekmiş böyle yaparsan senin şımarık bir kız olduğunu düşünür ve seninle oynamaya gelmez" dedi ardından ayağa kalkıp tüm çocuklara seslenerek "bu sebeple şimdi ablaya ne diyelim çocuklar" dediğinde etrafta oturan çocuklar kafalarını uğraştığı şeyden kaldırıp "görüşürüz" diye hep beraber konuşarak veda ettiler. Yağmur sanki karşısında kocaman bir insan varmış gibi açıklama yaparken Helen gözündeki yaşı silip yağmura bakıp kafasını salladı sonra heraya dönüp "sonra görüşürüz" dedi ayrı olarak sonra abisi ve akayın olduğu yere doğru gitti.

Yağmur gülümseyerek atlasa yaklaşıp bir şeyler dedi kimse duymasın diye eliyle ağzını kapattı, yağmur çekilince atlas gülerek yağmura baktı. Yağmur geri çekilirken ilk atlasa sonra heraya baş selamı verip mızmızlanan ayazın yanına doğru ilerledi. Hera elindeki deri çantayı daha sıkı tutarken gizem elini heranın koluna koyup "sonra görüşürüz" dedi herada aynı şekilde tekrarladı sonra atlas kapıyı göstererek heranın önden gitmesini işaret edince gizem elini sallayıp yağmurun yanına yürüdü.

Hera çenesini dikleştirip çıkış kapısına doğru yürümeye başladı. Biraz ilerledikten sonra atlas heranın yanına gelip labirent gibi olan koridorlardan ne tarafa gidiceğini gösterdi. Sonunda temiz hava ile karşılaşan hera derin bir nefes alıp mermer yolda ilerlediler. Düz yolda giderken tokasını helende unutan hera açık saçı rüzgar her rüzgar estiğinde yukarı doğru saçları havalanıyordu. Ne atlas nede Hera tek kelime etmiyordu soğuk olan hava değil aralarında gidip gelen bakışlardı.

Malikanede uzkalaşıp heykelli yola vardıklarında Hera yandan bir bakış atıp "yağmur sana ne dedi seni güldürücek" dediğinde atlas kafasını heraya çevirip "neden merak ettin" diyince hera imma ettiği şeyle "boş, boş duruyoruz maksat laf açılsın pardon çok önemli adam olduğunu unuttum, boş bulundum özür dilerim" diyip önüne döndü sinirle atlas yüzünü yere eyip gülmemeye çalıştı sonra yola dönerken "aradığım bir şeyi bulmuş onu söyledi" dediğinde hera anlamaz bir ifadeyle atlasa bakıp "senin gibi biri kaybettiği neyse eminim bu servetle binlerce alabiliceği bir şeydir. Peki neydi kaybettiğin şey" dedi alayla atlas dudağının kenarı yukarı doğru giderken "kitap. Bir yerde unuttuğum bir kitap vardı onu bulmuş" dediğinde Hera elini kaldırarak "hangi kitap yoksa ak kurtların ifşası olan bir kitap mı?" Diye sordu alayla atlas heraya bakarak "boş ver bir kitap işte" diyerek yolda ilerledi.

Siyah bir jip gördüğünde vardıklarını anladığımda atlas elini cebinden çıkartıp "helen ne dediyse seni fena halde etkilemiş" dedi sakin bir ses tonuyla heranın iç sesi helenin ne dediğini anladığını söylemesiyle direk kendini korumaya alan hera konuyu değiştirerek başka bir şey dedi sonra arabaya geldiklerinde hızla kimseye bir şey demeden arabaya kendini attı. Biraz kaçmış gibi duran hera tırnağını yiyerek tedirginliğini atmaya çalıştı.

Atlas dimitriye bir şeyler söyledi ve dimitri kafasını sallayıp bunu onaylayınca arabaya binen dimitri ile ilerlemeye başladı. Malikane kaybolana kadar uzunca etrafa bakan hera sonunda burdan gittiği için rahatlaya bilirdi.

.
.
.

🐺🐺🐺🪷🐾💫💫💫

Umarım beyenirsiniz

Beyendiyseniz yorum yaparsanız sevinirim.