13. bölüm · (1. Kitap)Ak kurtlar Bir KRALİÇE'NİN DOĞUŞU
Kurtlar sofrası
Kusuru ile sevmektir,
Kusursuz sevmek.
Bu yüzden gerçekten seven birini bulmak en zorudur. Gerçekten seven birini bulmak senin nasibindir çünkü; senin haberin yokken bile başına bir şey gelmesin diye senin için dua edene gercekten sevmiş denir.
.
.
.
Susuzluk sadece ihtiyacımız olan sıvıyı almak değildir. Bazen susuzluk en ihtiyaç duyduğumuz kişiden uzak olmaktır ona ihtiyacımız olmaktır ve en kötüsü bunu fark edememektir çünkü başka işlerle o kadar meşgul oluyoruz ki boğazımız kuruyana kadar bunu fark bile edemiyoruz ne trajedik ama, sadece hayatta kalıcak kadar onunla ilgileniyor, sonra işi bitene kadar kullanıyor. Zaten ardından yine aynı kısır döngü tekrar yaşarız...
İhtiyacın varsa dikkat et ki elindeki sudan olma ey gönül çünkü; giden bir daha gelmeme huyu vardır.
...
Susamıştım... Hemde çok susamıştım.
Tuhaf bir kaç saat önce az kalsın boğluyordum ama şimdi sadece bir bardak su istiyordum.
Yer altından çıkmış direk ak kurt malikanesine gelmiştik. Bu yaralı halimle eve gidersem elis ve dünyanın sorularından kurtulamazdım. Bu yüzden yaralarımı ve kendimi toplamak için malikaneye götürülmeme bir şey demedim. Beni direk bir asansör yardımıyla daha önce görmediğim bir kata ardından güzel dizaynı olan bir odaya aldılar. Haddinden daha büyük ve pahalı bir odaydı.
Yatağın karşısında oturma koltuğu vardı dolap yoktu çünkü kapısı olmayan bir giyinme odası vardı yan tarafta, ayna kapının hemen yanındaydı, duvar kağdı siyah ve beyaz uzay teması vardı, yerdeki halı bile zeminin beyaz olmasından dolayı kendini belli etmek için siyah tüylü bir halıydı vardı. Duvar dibinde aynası duvara asılı bir makyaj aynası kendini belli ediyordu parıldamasıyla.
Makyaj aynasının yanında eklemli uzun bir manken vardı. Üstünde koyu kırmızı bir boğazlı kazak altına beyaz bir kot vardı altında, giydirdikleri deri topuklu krem rengi bot mankeni tamamlamıştı. Kafasında mavi kısa peruğu çok gerçekçi duruyordu yüzü nizamla gerçek bir yüzü varmış gibi yapılmıştı. Haraket etseydi gerçek insan sanardım.
Odanın kendince bir aurası vardı resmen. Hem şık hem de kullanışlı bir odaydı. Yani tek kelimeyle muazamdı. Odada beni saymasak altı tane kadın vardı. Büyük ihtimalle doktor ve hemşireydi, diğer kadınlardan bir tanesi vücudumu saran deri üstümü çıkarınca bedenimdeki yaralar ve morluklar ortaya çıkmıştı.
Kadınlardan biri gazlı bezle kolumdaki açık yaraları dikiyordu ve canımı olabildiği kadar yakmamaya çalışıyordu. Doktorlar yarım saat benimle ilgilenip yaralarımı kapatıp gittiklerinde en son ağrılarım bitsin diye gözümü kapatığımı hatırlıyorum sonrası büyük bir boşluk. Bu ağrılarla nasıl uyuduğumu bilemedim.
...
Uyandığımda büyük bir baş ağrısıyla karşılaştım. Bir yandan başım bir yandan sırtım feci halde ağrıyordu. Gözlerimi zor da olsa araladığımda gördüğüm kişiyle hafifçe doğruldum. Umay yatağın karşısında telefonuyla bir şeyler yaparken uyandığımı görünce telefonu tekerlekli sandalyenin oturduğu yerin yanına bırakıp tekerlekli sandalyeyle bana doğru geldi. Beni süzüp "kirlisin yatağı maf etmişin hadi gelde temizlen" dediğinde şaşkınlıkla ona baktım. Bu kız bir iyi bir kötü davranıyordu bunun bir ortası yoktu. Elisin demesiyle ikizler burcu olabilir bu kız.
Umay kaşını çatıp " ne bakıyorsun öyle" dediğinde "nasıl bakıyorum" dedim umay gözünü devirip "merak etme sana meraklı değilim. Atlas gizem iyileşene kadar benim senin yanında durmamı istedi. Ben de insanlık edip sana yardım ediyorum ama suç bende ki sana yardım edeyim dedim" umayın ani patlamasıyla uzandığım yerden arkaya doğru geri gittim. Ben ne dedim ki bu kadar kızmıştı bana. Bu kızın benimle alıp veremediği neydi ki?
Ben ne desem kabahatlı olucağım için sadece kafamı salladım. Kimseyle uğraşıcak bir halde değildim biri camdan atla dese onunla kavga etmemek için atlicak durumdaydım. Umay derin bir nefes alıp " hadi kalk. Banyo şurda" dediğinde doğruldum. Ama doğrulur doğrulmaz belimin iki tarafına sancı girdi. Karnım diyor dur, sırtım diyor ilerle, ben napayım şimdi.
Ayaklarımı uzandığım yataktan aşağa doğru sarkıtıp ayağa kalkınca sırtım yanmaya başladı. Zorda olsa odanın içindeki banyoya gidebildim. Banyoda hem küvet hemde duş kabini de vardı. Hangisine girmek daha kolay olur diye düşünüyordum, duş kabininde saçımı yıkamak daha kolay olurdu ama benim her yerim pisti ve küvet çok cazip geliyordu ama doktorlar daha yeni krem ve dikiş atmışlardı.
İkisi arasında gittiğimi anlayan umay "banyoya gir ben doktorları çağırırım yeniden" diyip banyodan çıkacakken "yok doktorların daha önemli işi vardır. Şimdi gelmesinler sen krem iste ben sürerim yaralarıma" dediğimde umay "dikişin var onu da yenilemek gerekiyor. Bu yüzden doktorların vaktini fazla almak istemiyorsan 1 saate banyodan çıkarsın umarım" sert bir şekilde söyleyip çıkınca banyonun ortasında kalakaldım. Bir de küçük kızdan azar işitiyordum resmen. Bir gün çok ağır konuşucam onu istiyor. Benim umaya bir şey demememin nedenim; benden küçük veya ayaklarının engelli olduğu için değil, uğraşacak kadar üşenmemem. Yani bir şey demekten çekindiğim falan yok.
Hızla küveti doldurup üstümdeki uzun sabahlığı çıkardım. Küvetin içine girmeden kolum ve bacağımdaki bezleri çıkardım, sonra kendimi kaynar suyun altına bıraktım başta her yerim acıdan büzülmüştü gözümden bir yaş düştü acıdan ama sonra suyun sıcaklığı o kadar tatlı gelmişti yarım saat boyunca küvette durdum sonra buranın kendi evim olmadığımı hatırlayıp köpükten durulanıp havluya sarılıp çıktım banyodan.
Odada iki doktor ve yatağın çarşafını değiştiren bir hizmetçi vardı sadece. Görünürde umay yoktu bornoza daha sıkı sarıldım, odadaki kadın doktorlara ve normalde beyaz giyen hizmetlilerin kıyafetinden farklıydı, normalde siyah beyaz karışık giyen hizmetli kişilerin yanında mavi uzun elbisesi kızı uzun göstermişti.
Kız tahminimce 25 yaşında olan çilli biriydi yüzü bembeyazdı elleri o kadar hızlı bir şekilde iş yapıyordu ki iki dakikada çarşafları değiştirdi. Koyu kahverengi saçlarını topuz yapmıştı, uzun kakülü önüne gelmesin diye incili bir toka takmıştı. Güzeldi güzelliği saf bir güzellikti. Bu kız bana birini hatırlatıyordu çilleri saç şekli aynı dünyaya benziyordu. Bir gözlük taksa birbirlerine çok benzerdi ama bu kızın ikisinin arasındaki fark, karşımdaki kızın gözünün altında beni vardı.
Hizmetli kız beni görünce kocaman gülümseyip bana baş selamı verdi. Kıza ve doktorlara kafamla selam verip kapısı olmayan giyinme odasına gittim. Bornozuma sıkıca sarılırken yüzüme gelen atletle bocaladım hızla yüzümdeki atleti çekip giyinme odasına baktım. Neler olduğuna baktığımda beklemediğim birini görünce şaşkınlıkla her yeri dağıtan kişiye baktım.
Elbise seçen gizemi görünce hafif sevinmiştim iyi olduğunu görmek beni mutlu etmişti ama gizemin gelip dolabı katman çorman yapmasıyla napıcağımı bilemedim. Gizeme doğru bir adım atıp beni görmeyen kızı omzundan tutup kendime çevirdim beni yeni gören gizem kocaman gülümsemesiyle bana sarıldı. Sarılmasıyla karnıma ağrı girmesi bir oldu, hafifçe ağazımdan firar eden inlemeye engel olamadım, gizem kendisinin canımı acıtığını anlayınca geri çekildi beni iki kolumdan tutup "ayyy pardon acıtım mı?" dediğinde kafamı salayıp "yok. Fazla acımadı da... sen burda napıyorsun, senin daha yeni kolundan kurşun çıktı dinlemelisin" dediğimde gizem kolunu gösterip "kurşun çıkalı 13 saat oluyor yani iyiyim." Dedi gülümseyerek.
Ama ben gülümseyemedim 13 saat mı ne kadardır yer altındaydık biz. O kadar oldu mu ki bir de sadece gizemin kurşunu çıkalı 13 saat olmuştu yani kaç saatir yer altındaydık zaten içeri sızan havanın aydınlık olmasından anlamalıydım baya zaman geçtiğinden.
Gizem kolumu bırakınca bu sefer ben onun kolunu tutum gizem şaşkınlıkla bana bakarken "kaç saat yer altında kaldık?. Yada kaç saatir uyuyorum?. Daha önemlisi şu an saat kaç?" soru yağmurunu tutuğum gizem hayretle bana baktı "istediğim sorudan başlaya bilir miyim hocam" diye alay edince sinirle gizemi bırakıp "ben çok ciddiyim gizem" dedim gizem arkasını dönüp elbiselere bakarken "ben de beklemezdim ama saat 9 da yer altına indik ve bil bakalım kaçta çıkmışız." Benden ses çıkmayınca. "8 saat yer altında kalmışız ve çıktığımızda saat 3ü 25 geçiyordu" ben hayretle gizemi dinliyordum yer altında saat bile başka ilerliyordu.
Gizeme "saat kaç. Kesin bizimkiler beni merak etmiştir" dediğinde gizemin elbise seçen eli durup bana döndü "hera sana bir iyi, ikide kötü haberim var hangisinden başlayım" dediğinde yüzümü buruşturup "o bir iyi, bir kötü değil miydi" diyince gizem kafasını sallamasıyla bıkkın bir şekilde nefes veridim. Gizeme ona anlamaz gözlerle bakarken "iyiden başla" dedim gizem kaşını kaldırdı " önce kötüden başlanmalı" dedi ve direk bir şey dememe izin vermeden "şu an öğlen saat 1: 42" dediğinde şoktan hıçkırık tutu sadece "ne nerdeyse 11 saatir mi yatıyorum " diye resmen çığlık attım. Ben uyumamışım resmen ölmüşüm...
Elis ve dünya hatta asaf bile beni öldürecek napıcam onlara yarın dönerim dedim ama öğlen dönerim demiştim saat 2 olmuştu ve ne ben onları aradım ne de onlar bana ulaşmışlardı çünkü lanet telefonum evde kalmıştı. Paniklediğimi gören gizem " diğer haberi duymak ister misin" dediğinde dengemi kurmak için tutunduğum duvardan gizeme baktım "ne oldu diye sormaktan korkuyorum" gizem elimi tutup giyinme odasındaki makyaj aynasının koltuğuna beni oturtu. Kesin verem oldum değil mi? Lütfen ölmek üzere olayım da kurtulayım bu hayattan.
Gizem acımadan hemen konuşup "buraya gelmemin nedenini açıklayım sana." Dediğinde ona baktım gizem ellerini bir birine koyup "beni arkadaşlarından biri aradı ve bende biraz bilerek, biraz da yanlışıkla açmış bulunmaktayım" ne dedi. Ne dedi o arkadaş falan dedi? yok yanlış duydum ben. Lütfen ölüm haberimi daha erken versin bana.
Dedikleriyle kafamdan aşağı kaynar sular döküldü. Hiç bir şey diyemedim ağzım kilitlenmişti resmen sadece "bunun iyi haberi nerde gizem çünkü nereden bakarsam bakayım iyi bir haber göremiyorum" diye bağırdığımda gizem elleriyle beni susturup " bu ikinci kötü haberdi çünkü ama iyi haberi vereyim ben konuştum telefondaki kişiyle ve halletim seni bir beş saat sonra evde bekliyorlar" dediğinde ellerimi karıncalan yüzümde gezdirdim.
Sonra gizeme ciddi misin der gibi baktım "Gizem sen bu konuşmayı kim ve ne zaman yaptın ve nasıl aradılar seni" dedim gizem yanıma oturup ayak ayak üstüne atıp " kim olduğunu bilmiyorum ama bir oğlandı ismini sormak aklıma gelmedi ama sesi baya yakışıklıydı..." dediğinde kiminle konuştuğunu anladım.
Devam eden gizem "neyse sen benim telefonumla birini aramıştın ya aynı numara beni tekrar aradı" tırnağı ile oynarken bana dönüp "hani yer altına gitmeden önce konuştun hatırladın mı işte galiba o numaradan yeniden aradılar." Dediğinde kafama sertçe vurdum ben bunu nasıl akıl edemedim tabi ararlardı ben evden acaleyle çıktım ve hiç aramadım. Bunu dünya yapsa peşine özel harakat takardım. Ama ben dünya değilim.
Gizem beni dürtüp " iki saat önce aradı beni" demek istediğini anladım saat 6 da evde olmalıydım. Sinirim bozuldu 28 yaşında kızım ama daha birinde kalıcağımda birilerine haber veriyordum. Ben zaten dedim yarın gelirim diye ne daha öteliyorsunuz. Bana küçücük çocuk gibi davranmalarını sevmiyordum.
Sinirim düşündükçe artığı için birden patladım "Ne!! yani beni arıyorsunuz!. Tabi 3 yaşında bir kızım! o yüzden arayın beni, benim de özel hayatım olamaz mı ben size karışıyor muyum. Tamam biraz karışıyorum ama ne arıyorsunuz beni. Hem belki benim sevgilim var yani olamaz mı onunla takılıcam..." Gizem kocaman açımış gözlerle bakarken "Ama ben asaf'tan beklemezdim kesin elis ve dünya çirkefleri zorlamıştır yoksa asaf böyle düşünmez aramayı. Yani bu kadar büyük bir hayvan olduğunu düşünüyorum" sesimi fazla yükseltmiş olmalıydım ki boğazım ağrıdı.
Beni düşürdükleri hale bak Sinirim bağırınca hafif geçmişti gizeme döndüğümde bana bakan gizem gülümseyerek "demek ismi asaf adının bile bir karizması var. Offf" diye söylendi kendi kendine. Oturduğu yerden ellerini yüzüne koyup dirseğini bacaklarına koymuş boş duvara bakıyordu gizem. Allahım çevremdekilere akıl bana da sabır ver lütfen
Hızla ayağa kalkıp "gizem!! Lütfen benim sinirimi bozma" dediğimde gizem beni pek dinlemedi ama bornozlu halimi süzüp " hadi seni giydirelim yoksa hasta olucaksın hera. Hem yaralı hem hasta olman kötü olur" benim aksime sesi sakin çıkmıştı ayağa kalkıp çekmeceden iç çamaşır verip arkasını döndü ve askılıklardan bordo omuzları açık bir kazak alıp kenara koydu arkası dönükken aynı şekilde siyah bir siyah pantalon alıp kazağın üzerine koydu. Verdiği şeylere bakıp giydim. Zaten bornozlu uzun süre kalınca üşümüştüm ama belki dikişlerimin açılması yüzündende üşüyor olabilirim.
Gizem etrafa bakarken çoktan giymeye başlamıştım, dikişlerim açıldığının farkındaydım o yüzden hızla doktorun yanına gitmeliydim.
Gizem çekmeceden birkaç toka çıkartıp kenarda duran kablosuz kurutma makinayı açıp saçıma dokunmadan kurutmaya başladı bana uzatıp elime tarak verince bir yandan saçını tarayıp bir yandan yeni siyah sipor ayakkabılarımı giyordum.
Bu giyinme odasında herşey yepyeni ve pahalıydı bana şu an vermeleri ironikti. Ben kim burdaki elbiselerin sahibi olmak kim. Burdaki tişörtler bile yurt dışından özel getirtilmişti, bir çok elbise özel dikimdi ve burda satılmayan satılsa bile dolarla yüz binlerce para ederdi. Burdaki tek çöp bile bir dilenci'nin dört haftalık yemek parası ederdi. Burası bana bile çoktu güzel Hint kumaşları, kuş tüyü yatak, pahalı elbiseler, birbirinden pahalı zümrüt, yakut, elmas müceferler milyon dolarlardı. Bunların hepsi kendine bakan güzel bir bayana layıktı. Benim gibi banyo yapmaya bile üşenen biri için olmadığı belliydi.
Gizem saçımı kuruyunca kurutma makinasını kapatıp beni beklemeye başladı. Ben saçımı tararken gizeme dönüp adını sayıkladım sesim cansız çıkmasını engelliyememiştim, akıma gelenler yüzünden.
Gizem kendisi olduğunu belli eden bir mırıltıyla kendini onaylayınca saçımı saradığım pahalı yumuşak tarağı süslü ve parlak makyaj masasına koydum arkamı döndüm gizemi görmek için "luxu buldunuz mu" dediğimde tırnağıyla oyalanmak için oynayan eli duran gizem bakışları bir süre elinde durdu sonra bana dönüp "luxun cesedini aldılar ve gömdüler merak etme" dediğinde kafamı salladım. Neden ben merak ediyordum ki sadece 1 gündür tanıdığım oğlandı nede olsa o bir ak kurttu bunlar için eyitiliyordu. O zaman neden içimde kırgınlık vardı.
Luxun öldüğünü gizeme tekrar hatırlatığım için biraz üzüldüm kimse arkadaşının ölümünü görüp ona yardım edemeden kaçmak kadar üzücü değildir. Asker olduğum için bu duyguyu çok iyi bilirdim. Sivilleri kurtarmak için arkada ölü arkadaşımı bir çok kez bırakmak zorunda kalmıştım ve her seferinde kalbim günlerce ağrımıştı. Çünkü bazılarını bulurken bazının cesedini bile bulamıyorduk en kötüsü yakınlarının bu haberi alınca cenazesi olmadığına mı yoksa son vedasını yapmamış olmaları yüzünden perişan şekilde ağlarlardı.
Gizemin boş bir ses tonuyla " hadi yaralarına baktıralım. Sonra seni bekleyen biri var onun yanına gidicez" diyip çıkınca beni bekleyen kişiyi düşündüm kim olduğunu düşündüm. Doktorlardan mı bahsediyordu.
Gizem gidince kenara koyduğu oldukça pahalı duran birkaç tokanın arasından siyah lastik bir toka bulup saçımı topladığımda önüme düşen beyaz saçlardan şimdiden rahatsız olduğum için gözlerim tel bir toka aradı ama gizemin getirdiği tel tokaların hepsi desenli ve oldukça pahalıydı, biri kırmızı ve gold rengiydeydi ve gül şeklindeydi diğeri ise gümüş yıldızlıydı ikisi arasında gidip geldim ama en ucuzu ve bana yakışan tokaya baktım yani saçım siyah beyaz olduğu için gold yakışmazdı birde ne gerek vardı pahalı yakut ve altın bir tokaya o yüzden gümüş yıldızlı tokayı taktım hem gümüş olması daha güzeldi hem gereksiz pahalı değildi. Ve taktığımda hoşuma giden bir şey fark ettiğim detay tokadan aşağa doğru sallanan yıldızlar vardı. Bu detay nedense hoşuma gitmişti. Bu en güzel tokaydı kuşkusuz.
Giyinme odasından çıkıp beni bekleyen doktorların yanına gittim. İlk karnıma tekrar dikiş attılar sonra sırtıma pansuman yaptılar kollarım için bir şey istemedim çünkü sadece morluklar kalmıştı iyiydim umarım... yani inşallah çünkü şimdiden ağrımaya başlamıştı. Dışarda Alex bekliyordu doktorlar işlerini bitirince doktorları yönlendirerek götürdü.
Gizem bana bir tane kalın deri ceket verip odadan çıktık. Odadan çıkınca ilk defa gördüğüm koridoru detaylıca inceledim, yürürken etrafı izlerken bu koridoru diğer katlardaki koridorlardan farklıydı diğer taraftaki koridorlar beyaz ve siyahtı ve her tarafta uluyan kurt resimleri yada daha önce görmediğim kadın ve adamların yağlı boya resimleri vardı.
Ama bu koridorda koyu renkler harici çoğunlukla açık renkler vardı ve tablolarda gezegenler ve araba tabloları vardı. Ve arkası çoğunlukla dönük iki tane çocuk vardı, el ele tutuşmuş çimenlerde oturuyorlardı. Burası diğer yerlerden güzeldi, ama aklıma gelen soru burası neden böyleydi. Yani tuaftı bu koridor, bu kat, bu odalar malikanenin hiç bir yeri gibi değildi burası özel olarak dizayn edilmişti kişiye özel bir yer gibiydi...
Yanımda yürüyen gizemi kolundan hafifçe dürtüm etrafı incelerken, bana dönen gizem ne olduğunu sordu ama ben etafı inceleyip "burası neresi. Bu koridorlar neden diğerlerinden farklı.?" Sorduğum soruyla gizemin dudakları kıvrıldı. Neden gülüyordu ki ne demiştim de gizemi bu denli güldürmüştü.
Gizem daha yeni çıktığımız odayı göstererek "o oda senin hera atlas sana özel olarak yaptırdı" dediğinde kaşlarımı istemsizce çatıldı "bir de bu kat sadece atlasa özel bütün ak kurtların odaları bir alt katta ilken atlas bu kattın hepsine sahip yani bu yüzden diğer koridorlardan farklı burası kişisel olarak atlasın yeri. Buraya sadece kişisel kimsenin dokunmak istemediği şeyleri koyar" Dediğinde etrafı incelerken gizem parmağıyla etrafı gösterip "ben bu katta daha önce hiç çıkmadım. Sözde atlasın en yakın arkadaşlarından biri benim ama benimde ilk gelişim" derken etrafı benim gibi incelemesinden belli oluyordu.
Etrafı inceleyen gözleri bende durunca "atlas nedense bu katı paylaşmak istemiyor" dudaklarını büzen gizem beni süzerken "paylaşmak istemediği tek şey sadece bu kat değil belli ki..." diyip yürümeye başlarken ben kala kaldım. Ne demek istemişti ki gizem, o paylaşmak istemediği şey umarım ben değilimdir.
Yüzüme resmen kan hücum ettiğini hissediyordum. Koşarak son kez koridoru inceleyip gizeme yetişmeye çalıştım. Bu koridor harika olduğunu inkar edemem. Diğer koridorlardan farklı bir cazibesi var. Ve bu koridor bir şey anımsatı hoştu güzeldi ama kenardaki bir adet gül heykeli çok daha tuhaf şekilde tanıdıktı o heykeli daha önce görmüştüm ama nerede... Ben bu heykeli nerede görmüştüm.
Bunları düşünürken gizemle koridorun sonundaki bir asansörün önüne geldiğimizde cebinden siyah beyaz bir kart çıkartıp duvara doğru tutuğunda önünde durduğumuz asansörün kapıları iki tarafa açıldığında ikimizde asansöre bindik. Asansörün içi açık renklerle döşenmişti, duvarları deri krem rengindeydi yerler mermerdi, ışıklar loş ışıkla aydınlatılıyordu. Bu asansörü buraya çıkarken fazla incelememiştim çünkü o an canımla cebelleşiyordum.
Gizem asansör alt kata inene kadar gizem hüsranla tırnaklarına baktı. Bazılarının kopmuş bazıları ise yamulduğu belliydi. Yeraltı protez tırnaklar için cehennem gibi bir yerdi. Kurşunla vurulmuştu, boğulucaktı az kalsın ama önem verdiği şey tırnağı olması ironikti.
Asansörden inip bir kaç koridor geçip toplantı odasına gelmiştik. Geçen atlas ve diğerleri ile burada plan yapıp yer altına inmimştik. Ama bu sefer plan yapmak için değil eve gitmek için gelmiştim. Odaya girdiğimizde odada sadece uğur ve umay vardı, uğur ayakta umayın hemen karşısındaydı. Odaya girince susmuşlardı sanırım kavga ediyorlardı uğur ellerini pantolonun cebine koyup bir kaç adım geriye gidince umay sinirle ellerini tekerlekli sandalyesine koyup hızla yanımızdan geçip kapıdan çıkıp sol taraftaki yoldan gitti, umay odadan çıkınca uğurda bizi görmezden gelip kapıya doğru yürüyüp sağ taraftaki yolldan gittiğinde ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Sanırım tekerlekli prensesle arası bozuk olan tek ben değilmişim. Gizem kapıya bakarak kafasını salladığında "noldu bu kardeşlere en son gördüğümden çok farklılar" dedim ilerlerken bana dönen gizem yanımdan ilerleyip cama yakın sandalyelerden birine oturup "yer altına her indiğimizde bu kavga olur ama 24 saat içinde barışırlar fazla takılma" dedi bıkkın bir ses tonuyla.
Hızla gizemin oturduğu yerin karşısına baş sandelyenin iki tarafına oturmuştuk ikimizde yerimizi alınca meraklı bir ifadeyle kafamı hafifçe salladım " niye ki? Kavga ediyorlar madem barışıcaklar" Dediğimde gizem ayak ayak üstüne atıp bana yaklaştı "çok merak iyi değildir güzelim" dediğinde dikleşerek "anlat nolucak ki? Hem beni siz ak kurt yapmadınız mı kendi aranızda bana neden anlatmayasın ki'' dedim.
Evet sonunda kabul ettim bir ak kurt olduğumu çünkü annemde bir ak kurt bu yüzden inkar etmenin bir faydası yoktu ama bunu onlar söylerse yine inkar ederdim çünkü sadece ben söylersem kabul etmiş sayılır. Ve onlar beni sinir eden bir şekilde diyordu.
Gizem kaşını kalldırdı ardından dudağını büzerek omzunu kaldırıp indirdi "peki. Devlet sırrı değil hem Ben anlatmasam atlas anlatır sana" diyince neden her konuşmaya atlası katıyordu. Sinir oluyordum artık onun ismi bile sinirimi kaldırıyordu.
Oturduğum sandalyeyi gizeme yaklaştırıp dinlemeye başladım. Gizem boğazını temizleyip "uğur ve umay bildiğin gibi kardeşler." Kafamı evet anlamında salladım. "Bu kardeşler bir çok kişi gibi yetim. onları buraya yer altından getirdiler. Ama getirildiklerinde umay felç uğur ise dövüldüğü için harap içindeydi. Umayın felç olması doğuştan değil sonradan birileri tarafından bilerek bacak kemikleri kırıldığı için yürümesi güçleşti hatta yürümesi imkansız. Yani anlayacağın onların travmalarının hepsi yerin binlerce altında. Umay oranın lafını bile duymaya dayanamıyor bu yüzden kavga sebepleri yer altı yüzünden oluyor" gizem sustuğunda böle bir şey beklemiyordum demek ki bu yüzden yer altında köstebek malikanesinden çıktığımızda uğur yoktu. Tabi yer altına inmek istemezdi.
Gizeme bir kaç soru daha sorucaken içeri giren atlas ve Alex yüzden sustum. Atlas yanımıza geldiğinde gizem ayağa kalktı ama benim kalkıcak ne halim nede sabrım vardı. Yani beni kimse atlas geldiği için kaldıramazdı isteksizce kaşımı çatmış bir şekilde atlasa baktım bana bakan adama yüz çevirip önüme döndüm. Benim kalkmamı bekliyorsa daha çok beklerdi. Atlas gizem ve benim yanımızda ortamamızdaki baş köşeye gelince masaya oturdu. Atlas oturunca gizem kalktığı yere geri oturdu alexde gizemin yanına oturdu.
Masada bir süre sessizlik oluştu, sessizliği bozan Atlas oldu "nasıl oldun dikişlerin var biraz daha dinlenseydin" diye sorunca bana bakan lacivert gözlerine dönüp "iyiyim. İlk defa dikiş atılmıyor vücuduma" demekle yetindim işim yüzünden bir çok kurşun yemiştim bu yüzden dikişlerin sayısı fazlasıyla vardı. Yani iki dikiş yedim diye yataklara düşücek biri değilim. Hem zaten 11 saat yatmışım daha ne kadar yatıcam ne olsun istiyor kış uykusuna mı yatmamı mı.
Atlas kafasını sallarken arkasına yaslandı "umarım aradığın cevapların dosyasını bulmuşsundur ece" dediğinde hemen öne eyilip "öncelikle hera ismim ve evet umduğumdan fazlasıyla bilgi aldım atlas" konuşma boyunca ikimizde göz temasını bozmamıştık ve hala da bozmamakla direniyorduk.
Artık dayanamayıp "yer altına sizin neden indiğinizi sorabilir miyim. Siz aradığınız cevapları buldunuz mu asıl" dedim alayla sonra ciddileşip "bizim orda olduğumuzu nasıl öğrendiler. Tamam dosyalrı aldığımız kişiler biz fark ettiler ama bu kadar kısa sürede bu kadar çok adam toplamaları imkansız bizi resmen bekliyorlardı yada en başından beri bizi takip ediyorlardı. Kim bizi nerden biliyorlardı bizim orda oldumuzu" diye sorunca atlasın kaşı istemsizce çatıldığını fark ettim "bizim öyle sandığın gibi önemli işlerimiz yok yer altında sadece bir arkadaşla görüştük ve sizi fark etmeleri tamamen şans" geri doğru bu sefer ben yaslandım.
Karşımdaki adam benimle dalga mı geçiyordu çünkü fazla ciddi duruyor ve bu durum onu anlamamı güçleştiriyordu "luxun yerinde ben olabilirdim! Sen neyin şansından bahsediyorsun. Biz yer altında canımızla kumar oynadık saatler önce ve sen bana şans mı diyorsun buna!?" sesim sonlara doğru alaycı çıkmıştı ve bunu bilerek yapmamıştım.
Atlas bana bakarken "bir daha kendini bir ölünün yerine koymayacaksın ece! İkincisi ise ben seni asla canını ortaya koyduğun bir kumara sokmam. Ayrıca bilmediğin şeyler var bu yüzden kızmakta haklısın ama seni bilerek tehlikeye atmadım" benim aksine onun sesi normalden çok sert çıkıyordu.
Ona yaklaşıp " ismim hera ve bunu yüz kere söylersen yüz birinciyi söylemekten çekinmem bay kurt!" Diye tısladığımda atlasda öne gelip "o zaman hazır ol yüz ikinciye " dediğinde gözümü kısıp " büyük bir zevkle" karşımdaki adamın dudağında oluşan tebesüme karşılık olarak sadece somurtmakla yetindim.
Boğazını temizleyen Alexin sesiyle ikimizde ona dönüp gizem ve alexin sinsi bakışlarıyla karşılaşınca geri çekilip sırtımı sandalyeye yasladım sırtımı yaslayıp sinirle önüme gelen siyah, beyaz tutam saçımla oynamaya başladım. Burdan hemen gitmek istiyordum çünkü mideme giren ağrı artıyordu tabi bu ağrının birazı karşımdaki kurt bozuntusun yüzünden olabilirdi.
Gizem atlasa yer altındaki olaylardan bir kaçını dosyaya aktardığını anlatırken içeri giren Sebastianla arkamı dönüp kolumu sandalyenin sırtına yasladığım yere atıp Sebastiana bakmaya başladım.
Odadaki bütün bakışlar ona dönünce, kafasını sanki indirse kesecekler gibi dik duran adam ''atlas bey masa hazır sizi bekliyoruz" dediğinde atlas " tamam geliyoruz" dediğinde hafifçe eyilip selam veren Sebastian dışarı çıktığında karşımdakilere dönüp "Size afiyet olsun" oturduğum sandalyeden kalkıp "ama öncelikle bana çantamı ver atlas" dedim şaşıran atlas beni inceledi.
Unutuğumu mu? sanmıştı. Ben o çantadaki dosyalar için balkonlara tırmadım, balkondan inerken iki miydi üç müydü hatırlayamadığım kadar çok katlı binadan düştüm, suda boğulucaktım, kayalar kolumu bacağımı her yerimi delmişti, ve iki velet yüzünden rehin alınmıştım... Harbi Neler çekmişim ben ya? Hayatta kalmam tamamen şans eseridir. Şansıma yaşıyorum.
Atlas ben kalkınca "nereye gittiğini sanıyorsun" dedi o da kalkmıştı sandalyesinden "nereye derken evde beni bekleyenlerim var ayrıca çantamı vermeyip üstüne konmaya çalışırsan burda savaş çıkar" dediğimde atlas ellerini cebine koyup "hiç bir yere gitmiyorsun öncelikle. Sende yemeğe kalıcaksın" sözünü bitirdiğinde yapmacık bir gülümseyle " ben o sofraya oturmam öncelikle. İstersen abartmayalım bu ak kurt olaylarını, beni hiç bir güç o sofraya oturtamaz" diyip gülüşümü bozup tam kapıya doğru bir adım attım bütün bir kararlılıkla.
Atlas arkamdan seslenerek " peki nasıl istersen ama çantan bende kalır" dediğinde adım atmayı durdurunca ona döndüm " bu yaptığın insanın zayıf noktasından vurmak olur, ve biz buna halk dilinde şerefsizlik, haysiyetsizlik ve kaşınıyorum kaşırmısın anlamına geliyor" dediğimde atlas " galiba evet dediğin gibi oluyor... Eeee geliyor musun şimdi ece" eliyle kapıyı gösterek ilerlemeye çalışırken durdum.
Hangisi daha kötüydü annem hakkında ki dosyayı ne çabalarla alıp karşımdaki fırsatcıya mı kaptırmam mı yoksa yemek yemek mi.
Derin bir nefes alarak "beni kurtlar sofrasına mı davet ediyorsun atlas" dedim bıkkınlıkla. O ise her zamanki muzip tebesümüyle "aynen öğle ama yanında ben varım bu ayrıntıyla düşün" dediğinde elimle yüzümü tırmalarcasına "bu ayrıntı daha da kötü" dediğimde atlasla yürümeye başlamıştık ve arkadan iki kişinin bizi dalga konusuyla konuşurken duydum. Ben ya bu gün katil olucaktım yada birine çok kötü yapıştırıcaktım.
Hayırlısı umarım ikiside olmadan günü bitiririz duasıyla atlasın yanında ilerledim.
.
.
.
Umarım beyenirsiniZ.
En sevdiğiniz karakter ve sahne hangisi oldu.
Bölümü Sevme umuduyla görüşürüz.
....
Güzel mücefer ancak takan güzel olursa güzel durur...
