ZORAKİ YILDIZ kitap kapağı

2. bölüm / 2

SESSİZLİK

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: SESSİZLİK

Babam hâlâ nöbetteydi. Annem de yoktu.
İrem’in odasına geldiğimde hâlâ uyuyordu. Saçları yüzüne düşmüştü. Yüzünde dün geceden kalma o hafif gerginlik hâlâ vardı. Sakince omzuna dokundum.
“İrem.”
Kımıldandı ama gözlerini açmadı.
“Uyanman lazım.”
Homurdandı. "Beş dakika…”
İç çektim. “Her gün aynı şey.”
Bu sefer biraz daha sert dokundum. “Geç kalacağız.”
Gözlerini yarım araladı. Bana baktı, sonra tekrar kapattı.
“Zaten dün olanlardan sonra okula gitmesek de olur.”
Sözleri beni sinirlendirmeye başlıyordu ama sakinliğimi korudum. "Kaçmak hiçbir şeyi çözmez.”
Bu sefer gözlerini tamamen açtı ve bana baktı. Bu.. alışık olduğum bir bakış değildi.
"Bir sorun mu var, İrem?"
"Olsa da anlamıyorsunuz zaten." dedi ve oflayarak yatağından kalkıp hazırlanmaya başladı. Artık alışmıştım bu tavırlarına. Odama dönüp dün gece yaptığım çizimlerimi topladım. Okul için hazırlanmaya başladım.

Okula vardığımızda İrem ile hızlıca ayrıldık. Sınıfa girdiğimde herkes telaşlı bir şekilde önlerindeki kitap ve defterleri karıştırmakla meşguldü. Neler olduğunu anlamayıp hızlıca İlay 'ın yanına yürüdüm.
"Neler oluyor?"
"Tahsin Hoca sözlü yapacakmış!"
"Ne, kim dedi?"
"Yan sınıflara da dün yapmış, Miray dedi."
Hemen sırama oturup Coğrafya defterimi açıp gözden geçirmeye başladım. Genel şeyleri biliyordum ama Tahsin Hoca öğrenciyi zorlamaya bayılırdı. Saate baktığımda sadece 7 dakikamın kaldığını gördüm. Hemen en temel notlara ve sınıftakilerin en çok göz attığı konulara baktım. Hep karıştırdığım küreselleşme konusuna göz atarken bir anda biri koluma dokundu. Kafamı kaldırdığım anda Özge 'yi görmeyi beklemiyordum.
"Naber, canım?" Sesindeki iticilik çok öte bir seviyedeydi. Göz devirerek cevap verdim. "Ne oldu, Özge?" Sahte bir samimilikle konuştu. "Aa, arkadaşımı özledim konuşmaya geldim yaptığına bak!"
"Bak Özge, boş konuşmalarına zamanım yok. Ne diyeceksen de ve defol."
"Bilmem, normalde haber edecektim ama artık kendin öğrenirsin. Ne diyeceğimi öğrenme şansını kaybettin, şimdi sen o küçük beyninle olayı öğrenene kadar ders çalış." Tam cevap verecektim ki arkasını dönüp hızlıca sınıftan çıktı.
Neydi bu şimdi?!
Amacını öğrenmek için peşine takılacaktım ki, zil çaldı.
Mükemmel.
Sözlüye hazır değildim, tüm sınıf hazır değildi. Tahsin Hoca sınıfa geldiğinde herkes gergin bir şekilde sözlüye başlamasını bekliyordu. Yoklama alınırken bakabildiğim notlara baktım. Ama o cümleyi duyunca herkes gerildi.
"Sıranızın üstünde Coğrafya dersine ait ne varsa kaldırın gençler. Sözlü yapacağım."
Hepimiz bıkkın ve stresli şekilde Coğrafya defterlerimizi çantamıza koyduk. Tahsin Hoca, sözlü yaptığı zaman bir kişi soruyu cevaplayamazsa sene sonuna kadar fazladan not veya iyi bir not vermezdi ve bahane olarak bu sözlüyü kullanırdı.
"Kalkacak kişileri rastgele listeden seçeceğim."
Kalemi yoklama listesi üzerinde yavaşça gezdirip bir anda durdurdu. Sınıftan çık çıkmıyordu. Başını kaldırıp çıkan ismi okudu.
"Eylül Kaya, ilk sen geliyorsun." Eylül 'ün şanssızlığına üzülmüştüm. Kız sakince tahtaya doğru yürüdü ama stresli ve gergin olduğu yüzünden belli oluyordu. Tahsin Hoca Eylül 'e döndü ve ilk soruyu sordu.
"Sürdürülebilir kalkınma nedir?"
Kolay soruydu. Keşke bana gelseydi.
"Sürdürülebilir kalkınma, bugünün ihtiyaçlarını karşılarken geleceği de düşünmek… kaynakları tüketmeden gelişmek yani."
Doğruydu.
"İklim değişikliğinin etkileri nelerdir?"
Ne, Tahsin Hoca neden bu kadar kolay sorular soruyordu ki?
"İklim değişikliği, sıcaklıkların artmasına, buzulların erimesine, deniz seviyesinin yükselmesine ve kuraklık, sel gibi doğal afetlerin artmasına neden olur, Hocam."
"Tamam, geç yerine."
Tahsin Hoca tekrardan kalemi yoklama listesi üzerinde yavaşça gezdirip bir anda durdurdu.
"Simay Yıldız."
Al işte, şanssızın tekiyiz kızım biz! Kesin cevap veremeyecektim. Gergin şekilde tahtaya doğru yürüdüm. Sınıfa döndüğümde hoca ilk soruyu sordu.
"Küreselleşmenin ülkeler üzerindeki etkileri nelerdir?"
Allah seni de ne yapmasın be hoca! En karıştırdığım yerden sormanın sırası mıydı!
Biraz duraksayıp cevap verdim.
"Küreselleşme… yani, ülkeler arasındaki ticaretin artması, kültürlerin birbirine daha çok karışması gibi şeyler diyebilirim."
"Sadece ticaret mi peki?"
"Yok tabi, başka konular da vardır."
"Neymiş o konular?"
Sormasana be adam! Vardır işte ulaşım falan!
"O konular... Teknoloji falan işte hocam."
"Peki, geçebilirsin yerine."
Kesin cevabımı beğenmemişti. Ama Eylül 'e ve bana sonra sorduğu sorular arasında çok fark vardı. Bu adam köşeye sıkıştırmaktan acayip zevk alıyordu. Bir iki kişiyi daha tahtaya kaldırdı ve sonrasında zil çaldı. Hemen İlay 'ın yanına yürüdüm.
"N'aber?"
"Çok iyi! Sözlüye kalkmadım."
"Tabii, mutlusun sen. Ne olduysa bana oldu!"
"Ay abartma kız, zor sormadı o kadar."
"Tamam, İlay."
Gülerek kantine indik. Çok acıktığım için aldığım tostu 5 dakikada bitirdim. Ağzım dolu bir şekilde lokmalarımı yutarken yanımıza Miray geldi.
"Ay oldunuz mu sözlü?"
İlay cevap verdi.
"Olduk ama ben kalkmadım. Simay kalktı."
İkisi sohbete devam ederken ben sadece tostumu yemekle meşguldüm. Miray konuştu.
"Simay az ye de konuş biraz. Ne oldu kızım üç gün aç mı bıraktılar seni?"
"Susar mısın, yemek düşünmek istiyorum sadece."
İlay araya girdi. "Hadi bahçeye çıkalım, çardakta otururuz."
Hemen cevap verdim. "Siz çıkın kızlar, ben yemek yiyip sınıfta oturacağım. Sonraki teneffüs söz size katılırım."
"Tamam ama sonraki teneffüs kesin bizimlesin kaçışın yok!"
Miray yine mükemmel enerjisiyle adeta etrafa ışık saçıyordu. Açık kahve gözlü, esmer bir kızdı. Gür saçları beline kadar uzanıyordu. Pozitif kişiliği ile girdiği her ortama renk katardı. İlay ise kızıla çalan saçları ve çilleriyle Miray 'a zıttı. Gerçi, kişilikleri oldukça benziyordu. Ben ise daha çok uyumlu kızlardandım. Bir delilik yapacaksak uyarmaz, hemen katılırdım. Sanırım bu yüzden iyi anlaşıyorduk.
Merdivenlerden çıkarken İrem 'i gördüm. Yanında onun boylarında bir kız vardı. Beni görmeden sınıfa girdiler. Yanındaki kız İrem 'in koluna girmişti ama sırtları bana dönük olduğu için yüzlerini görememiştim. Tostumu bitirdiğim için tostun kağıdından yaptığım topu elimde sektirerek sınıfa yürürken karşıdan Özge 'nin geldiğini gördüm. Bir saniyeliğine göz göze geldik. İfadesizce yanından geçerken omuz attı.
Bu kız gerçekten sinirlerimi bozuyordu.
Sakin ol, Simay. İrem 'e örnek olman gerekiyor.
Ama bunu ikinci olarak saymıştım. Üçüncü en ufak vakada ne örnek ablalığımı ne de olacakların sonucunu umursardım.
Sonraki teneffüs kızlarla çardakta oturmuştuk ve dersler son derece sıkıcı geçmişti.

○•○•○•○

İrem yol boyunca durgundu. Sokağa girdiğimizde en sonunda ben konuştum.
"Ne oldu sana, niye durgunsun?"
"Yok bir şey abla. Çok yoruldum."
"Bak İrem, bir şeyler sakladığını anlayabiliyorum ve seni zorlamak istemiyorum. Kendi hayatın ve kime istersen ona anlatırsın farkındayım. Ama unutma, ben buradayım ve her şeyini bana anlatabilirsin ablacığım."
Gözlerinin dolar gibi olduğunu yakaladım ama hemen kendini toparladı. Biliyordum, çok klasik bir konuşma yapmıştım ama fazlasına da gerek yoktu. Zile bastığımızda kapıyı açan annem oldu.
"Hoş geldiniz kızlar. Hemen üstünüzü değiştiriyorsunuz. İrem sen akşam yemeğine kadar günlük testini çözüp ödevlerini yapıyorsun. Simay sen de.."
"Ve ben de oturup Kimya çalışıyorum. Akşam yemeğinden sonra da ödevlerimi yapıyorum." Diye tamamladım bıkkın bir sesle.
Alışmıştım bu cümleye. Ne de olsa seneye sınav senemdi. Ders çalışmam gerekiyordu.
Odama geçip Kimya test kitabımı çıkardım. Yaklaşık 4 test çözdükten sonra annemin sesini duydum.
"Simay! Hadi yemeğe."
Masamdan kalkıp salona ilerledim.

Yemek masasındaki sessizliği bozan ben oldum.
"Nasıldı gününüz anne? Sevil teyzeyle iyi eğlendiniz mi?"
"İyiydi vallahi. Sevil teyzenizin bolca selamı var."
"Özlemişim ya onu, bir ara gelsin bize."
Babam girdi araya.
"Simay, geçen haftaki deneme sınavı sonucun açıklandı mı?"
Gerçekten ilk dediği cümle bu muydu!
"Hayır baba. Bir iki güne açıklanır muhtemelen."
Cevap vermeden pilavını yemeye devam etti. Bir gün onlara karşı geleceğimi biliyordum ama nasıl olacaktı, o cesareti bulabilir miydim? Bilmiyordum.
"Size afiyet olsun." Diyerek ayrıldım salondan. Ödevlerimi yapmak için masaya oturduğumda, kendimi edebiyat defterine resim çizerken buldum. Her bir çizim bir yaşamdı. Her bir ders notu ise o yaşamı çürüten bir bıçaktı.
Kalemimi yavaşça bıraktım.
Çizdiğim kızın gözlerine baktım.
O özgürdü.
İstediği yere gidebilir, istediği şeyi çizebilir, istediği hayatı yaşayabilirdi.
Ben ise sadece onu çizebiliyordum.
Belki de bazı hayaller gerçekleşmek için değil, insanın içini acıtmak için vardı.
O gece bunu düşünerek uyudum.
Ertesi sabah hayatımın değişeceğinden habersizdim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…