1. bölüm / 5
ZİNCİRLER kırılmaz, SADECE KANARGiriş
Bölümler 5Şu an: Giriş
Koridorda ağır adımlarla yürürken koridorda ayağımdaki topuklu ayakkabımın sesi yankılanıyordu. Uzun koridorun ucundaki Serhat'ı görebiliyordum. Örgüt toplantı odasından çıkıyordu. Beni fark edince bana doğru yürümeye başladı. Adımlarımı hızlandırdım. Orta noktada buluştuğumda hayırdır dercesine göz kırptım. Serhat nefesini düzenlemeye çalışırken konuştu. "Elzem içeriyle başa çıkamadım. Çok kalabalıklar. Bu kadar kişi gerekli miydi gerçekten?" Yüzümde bir zafer ifadesi belirmişti. "İki bin" dedim sırıtarak. Dişlerini sıktı "Bir de bununla övünüyor musun? Kızım nasıl başa çıkacaksın o kadar kişiyle deli misin nesin." Cevaplamadım. Yüzümdeki ifadeyi silmeden Serhat'ı yanıma alıp örgüt toplantı odasına ilerledim.
İçerideki ses kapıdan duyulabiliyordu. Kapıya yönelip açtım. Girerken yüzüme ciddi bir ifade takındım. İçeri girdiğimde az önce bağıra çağıra konuşma sesleri duyulan oda şuanda ölüm sessizliği gibiydi. Sanki nefes bile almıyorlardı. Serhat kulağıma yaklaşarak fısıldadı. "Sen nesin böyle." Dedi sırıtarak. İçimdeki gurur anlatılamazdı. On iki yıl öncesine kadar fikrim bile sorulmazken şuan iki bin kişi beni görünce titriyordu. Tabiki bu duyguyu içimde yaşadım. Yüzümdeki ifade değişmemişti. Serhat'a döndüm. "Çık. Binanın kamera kayıtlarını sil. Etrafta dolaşma." Dedim. Serhat bu emirimi sorgulamadan odadan çıktı. Kapıyi kilitledim.
Ağır adımlarla masaya ilerledim ve en başa oturduum. Her zamanki şeyleri anlatıyordum. Belirli bir zamandan sonra ayağa kalktım. Daire masanın etrafında dolaşarak anlatmaya devam ettim. Odada benim sesimden başka bir ses yoktu. Bütün gözler bana bakıyor, şuan burada olan iki bin kişinin iki bini de sıkılmadan bana odaklanmış ve büyük bir dikkatle beni dinliyorlardı. Masanın sonuna geldiğimde duraksadım. Her hareketim planlıydı. Oturan iki kişinin arasına girerek avuç içlerimi masaya yaslayarak öne eğildim. Cebimde tetiği gözüken silahımı çıkardım, masaya koydum. Hicbir şey söylemedim. Ardından silahı masanın diğer ucuna ittirdim. "Silahları çıkarın ve masanın üstüne koyun." Dedim. Bir kaç kişi gözünü kırpmadan silahını çıkardı ve aynı anda masaya koydu. Diğerlerinin elleri cebine gitse de çıkarmadılar. Dişlerimi sıktım. "Hemen." Dedim. İtaatsizlik en nefret ettiğim şeydi. Hepsi silahını çıkarıp masanın üstüne koydu. Kafa sallayarak avuçlarımı masadan çekmemle kapının kırılması eş zamanlı olmuştu. İçeriye yüzden fazla polis girdi. Bütün odayi sardılar. Kimse kaçmaya çalışmadı. Kaçamazlardı zaten. Jandarma hepsine teker keter kelepçe taktı. Sıra bana geldiğinde soğuk demiri bileklerimde hissettim. Dışarıda sayamadığım kadar otobüs vardı. Üyeler kafalarına silah namlusu vurularak kontrol ediliyordu. Bütün polisler baştan ayağa çelik koruma ile kaplıydılar. Kimseye yaklaşmadan herkesi dışarı çıkardılar. Ben dahil. İtilerek dışarıya çıkarıldım. Sirenler ötüyordu. Ellerimde kelepçe olmasına rağmen Saçlarımı iki yana ayırıp boynumu kapadım. Beni iki adet jandarma tutuyordu, kafamı aşağı eymelerine fırsat vermeden yukarı kaldırdım. Kaldırmadılar. Otobüse bindirildiğımızde ellerimi bacaklarımın arasına koyup başımı koltuğa yasladım. Perdelerin hepsi sonuna kadar kapalıydı. Muhtemelen açmamıza da izin yoktu zaten. Gözlerimi kapattım. Olanları düşündüm. Kendi yazdığım seneryonun içinde kayboluyordum sanki. Boğazımda hiç var olmayan iki el hissettim. Yaptıklarım, yapmaya çalıştıklarım ve yapacaklarım için beni cezalandırıyordu sanki. Bir şeyler bana yapma diyordu fakat o şeyler fazla geç kalmıştı. Ellerimi kelepçeyle beraber boynuma koydum, kolyem... binanın önünde tuzla buz olmuştu. İçimde bir şeyler alevlendi. Sonsuza kadar yanacak bir orman. Kelepçeyi göğüsümün altına yerleştirip soğuk demiri kendime batırdım. Belki acıyı arttırırsam acıyan yerim geçerdi? Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. "Sadece bir kolye." Fikrine kendimi inandırmaya çalışarak.
Bölüm etkileşimi
