1. bölüm / 1
ZİHNİN AYNASIEKSİLEN PARÇA 1. BÖLÜM
Bölümler 1Şu an: EKSİLEN PARÇA 1. BÖLÜM
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Üniversite kampüsünün arkasındaki asırlık çınarların gölgesi, sonbaharın sarı ve kızıl yapraklarıyla kaplıydı. Defne, oturduğu ahşap bankta kahvesinden bir yudum alırken zümrüt yeşili gözlerini kampüsün kalabalığında gezdirdi. Keskin dikkatini çeken her detayı zihninde bir klasöre yerleştirmek onun çocukluktan kalma bir alışkanlığıydı. Ancak bugün, zihnindeki o düzenli klasörler darmadağındı. İçinde anlam veremediği, göğsüne oturan tuhaf bir huzursuzluk vardı.
"Yine o dahi beynin kim bilir hangi formülleri çözüyor?" diye takıldı Mert. Defne’nin hemen yanına oturmuş, kahverengi saçlarını hafifçe karıştıran rüzgara karşı ceketinin önünü kapatıyordu.
Defne gülümseyerek Mert’e döndü.Mert onun çocukluk arkadaşı, sokağın tozunu birlikte yuttuğu, büyürken her sırrını gözlerinden okuyan güvenli limanıydı. "Formül değil," dedi Defne sesini biraz alçaltarak. "Burak’ı düşünüyorum. Sabahtan beri hiçbir derse girmedi. Telefonu da kapalı. Bu onun yapacağı bir şey değil, biliyorsun."
"Aman, kesin yine bir partide sızıp kalmıştır," dedi Selin, grubun her daim enerjik ve gamsız kızı. Bankın ucuna tünemiş, tırnaklarına oje sürerken gözlerini devirmişti. "Burak bu, sorumluluk kelimesinin sözlük anlamını bile bilmez."
Defne ikna olmamıştı. Burak sorumsuz biri olabilirdi ama Defne’ye dün gece attığı o son, yarım kalmış mesaj zihnini kemiriyordu: “Defne, kampüsün arkasındaki eski depoda bir şey buldum. Sanırım başımız dertte. Kimseye söyleme, hemen—” Mesaj orada bitmişti. Sonrası ise derin bir sessizlikti.
"Belki de Defne haklıdır."
Sesin geldiği yöne döndüklerinde, Defne’nin kalbi her zamanki o ritimsiz atışlarından birini yaptı. Doruk, adeta bir film sahnesinden fırlamış gibi, o umursamaz ama büyüleyici tavrıyla yanlarına geliyordu. Okulun popüler, herkesin hayranlıkla izlediği çocuğuydu o. Deri ceketi, hafif dağınık siyah saçları ve insanı hipnotize eden o güvenli gülümsemesiyle grubun odak noktası olmayı her zaman başarırdı. Defne’nin yanındaki boşluğa oturdu ve zümrüt yeşili gözlerin içine baktı.
"Ben de sabah onun kaldığı yurda uğradım," dedi Doruk, ses tonundaki endişe o kadar gerçekçiydi ki, kimse altındaki buz gibi soğukluğu sezemezdi. "Oda arkadaşı dün geceden beri gelmediğini söyledi. Bir yerlere gitmiş olsa bana mutlaka haber verirdi."
Mert’in bakışları aniden sertleşti. Doruk’un gruba bu kadar dahil olmasından ve özellikle Defne’ye olan yakınlığından içten içe nefret ediyordu. "Sen nereden biliyorsun bu kadarını, Doruk? Burak’la o kadar sıkı fıkı değildiniz."
Doruk, Mert’in bu çıkışına karşı hiç istifini bozmadı. Dudaklarının kenarında hafif, olgun bir tebessüm belirdi. "Aynı kulüpteyiz Mert, unuttun mu? Sadece arkadaşım için endişeleniyorum, tıpkı senin gibi."
Defne, Mert’in koluna hafifçe dokunarak onu sakinleştirdi. Şu an çocukça kıskançlıkların sırası değildi. İçindeki o zeki dedektif çoktan uyanmıştı. "Dün gece bana bir mesaj attı," dedi Defne, gruptakilerin yüzünü tek tek inceleyerek. "Eski depoyla ilgili bir şeyler zırvalıyordu. Oraya bakmalıyız."
Selin ojesini tazelemeyi bıraktı, yüzündeki neşe bir anda silinmişti. "O tekinsiz yere mi? Saçmalamayın."
"Ben Defne’yle geliyorum," dedi Mert hemen öne atılarak. "Onu orada yalnız bırakacak değilim."Doruk ayağa kalktı, üzerindeki tozları silkerken liderlik vasfını yine doğal bir şekilde eline aldı. "Hep birlikte gidiyoruz. Eğer Burak’ın başı beladaysa, ne kadar kalabalık olursak o kadar iyi."
Grup, kampüsün sınır çizgisine, ağaçların arkasında kalan ve yıllardır kullanılmayan o eski ambar binasına doğru yürümeye başladı. Defne en öndeydi, zihni ipuçlarını birleştirmeye çalışıyordu. Doruk ise hemen onun bir adım arkasında, adeta bir koruyucu gibi yürüyor, arada bir Defne’ye moral veren bakışlar atıyordu.
Defne, Doruk’un bu düşünceli tavrından etkilenmeden edemiyordu. O kadar mükemmel, o kadar korumacıydı ki...
Deponun paslı demir kapısının önüne geldiklerinde içeriden gelen küf ve rutubet kokusu yüzlerine çarptı. Kapı aralıktı.
Mert kapıyı yavaşça ittirdi. İçerisi zifiri karanlıktı, sadece çatıdaki kırık kiremitlerden sızan cılız ışık hüzmeleri yerdeki toz bulutlarını aydınlatıyordu.
"Burak!" diye seslendi Selin, sesi titriyordu.
Cevap gelmedi. Defne telefonunun fenerini açtı ve ışığı yerde gezdirdi. Tam o sırada ışık, yerde parlayan metal bir nesneye çarptı. Defne hızla oraya doğru ilerledi ve eğildi.
Bu, Burak’ın boynundan hiç çıkarmadığı gümüş kolyeydi. Kolye kopmuştu ve üzerinde kurumuş, küçük bir kan lekesi vardı.
"Aman Tanrım," diye çığlık attı Selin, geriye doğru bir adım atarak.
Mert hemen Defne’nin yanına çöktü. "Bu... Bu Burak’ın. Buraya gelmiş."
"Defne, iyi misin?" dedi Doruk, sesi titrer gibi yaparak. "Polisi aramalıyız. Hemen şimdi."
Defne başını salladı ama gözleri deponun zeminindeki tekerlek izlerine takılmıştı. Burak kaybolmamıştı. Biri onu buradan zorla götürmüştü.
Bu ilk polisiye kurgum biraz acemice olmuş olabilir. Düşüncelerinizi beklerimmm...ヾ(˙❥˙)ノ
Bölüm etkileşimi
