2. bölüm / 2
Zihinsel AkışKaçışlardaki Cinayet
Bölümler 2Şu an: Kaçışlardaki Cinayet
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Keşkelerin nefesimi yokladığı bir hayatın, amansız zamanların yolcusuydum. İnsanlar bilmezdi beni; çünkü bilinmezlik benim hissedebileceğim en güzel şeydi. Korkuya aşıktım; çünkü birisi senden korkarsa kaçardı. Hayatım boyunca korku filmlerindeki o amaçsız bir hayalet gibi olacaktım; insanlardan uzak ve soğuk kalacaktım.
Kaçacak, kaçarken saklanacak, susmayacak, nefes almayacak; kendimi bir kuytu köşeye kapatıp kendi nefesimi kesecek ve bir kraliçe olacaktım.
Kendimden kaçacak, kendimi boğacak ve tabii ki kendi cinayetimi işleyecektim. Ve yeni bir ben olacak, yeniden doğacaktım. Yeniden doğmuş ben buradaydım.
Annesi tarafından çöpe bırakılan Freya değil, Freya Eldoria olmak isterdim. Bir kitaptı Eldoria ve onu ben yazmıştım; her açtığımda içine girebildiğim, her gördüğümde yüzümü gülümseten acıklı ama güzel bir kitap.
Kendimi toprakla boğduğum dünyanın içindeki en farklı kitap; beni nefes alınabilecek tek yere ışınlayacak kitap, korda değil çimde yürüdüğüm, nefes seslerimin var olduğu bir kitap.
Ölüme kaçış, sonsuzluğa kaçış gericiydi. Bakışlarımı kaçırdım ve hep oturduğum kütüphanedeki on yedinci masaya yerleşerek çantamı açtım. Okul sıkıcıydı ve Eldoria yazan kitabı çıkarttım.
Kitabı açıp birkaç paragrafı sesli okuduğumda on yedinci beyaz atın üstündeydim. Bu perspektifi seviyor, iki evren arasında geçiş yapabiliyordum.
Ben Leydi Freya; nefesin ve gerçekliğin sesiydim artık.
Sevdiğim yerde mutluydum ve Kral Zeyn ile olan idmanım için atın üstünde ilerliyordum.
Atım ile uzun uzun süren ovaları aştım. Eldoria'nın güzel bahar havasını soludum ve kendimce tatlı şarkılar söyleyip elimle ritim tuttum. Ve eninde sonunda Eldoria Sarayı'na geldim.
Zeyn kapıda beni beklemiş olacak ki ciddiyetle elini uzatıp beni attan indirdi. Ben de ona gülümseyerek etek selamı verdim ve bana gösterdiği idman sahasındaki yürüyüş pantolonu ve zırhları giydim.
"Buyrunuz leydim," diyen Zeyn'e gülümseyip "Elbette," dedim. Ve o ise son derece ciddi haliyle ters bir gülüş bıraktı; ve kılıcını aldığında ben de temiz bir kılıcı kuşandım.
Bana karşı kılıcı çevirerek savurduğunda gerileyerek kılıçları çarpıştırdım ve hızla bacağına hamle yaptığımda zıplayarak kaçtı. Ve iki adım geriye gittiğinde art arda darbeler savurdum, o ise bana karşı savunma yaptı. Daha sonra savunma yapan konuma ben geçtim ve kılıcı çevirerek omzuma hamle yaptığında yana kaçarak kılıcını kılıcım ile ittim ve sendelediğinde "Aferin leydim," dedi.
"Bir çay içmek ister misiniz beyim?" dedim ve etek selamı verecek gibi yapıp kılıcımı göğsüne doğrulttum ve ona dokundurdum. Yaptığımız elbette ki eskrim idmanıydı. "Kazandım," dedim. "Kazandın," dedi içtenlikle. "Akıllı bıdık," diyerek kılıcı bıraktı ve kılıcı ben de diğerinin yanına koyup onu takip ettim. Ata doğru beni ilerletip, bindirdi. Etraftaki çimenleri ve çiçekleri izleyip her birinin havayla olan dansı ve uyumuna baktım; taşların asilliğine ve buradaki insanların çalışkanlığına.
İnsanlık doğadan mahrum olduğu gibi kana gömüldü, suçlar arttı. Manzaralar, kuru birer tabutu andıran beton binalar oldu. Bu benim ruhumu solduruyordu. Kütüphaneler telefonlara, telefonlar ise bir kitabın kokusunu insana hissettirmeyecek uçsuz bucaksız bir camdan ibaret yola çıktı.
Yollar uzundu ve maalesef hayat her yolda yeni bir pişmanlık elde edinmemizi sağlıyordu. Kitaplara oldukça uzak bireyler büyüyor ve yavaş yavaş çürüyordu.
Ben onlara uzak ve onlardan kaçan tarafta olmaya çalışıyordum.
Elimden geldiğince
Ve bazen elimden gelmiyordu
Tch, kâğıt kesiği.
Kalbime atılan tüm çizikler gibi fiziksel bir acıdan daha büyük kâğıt kesiği, direkt insanlar olsa gerekti.
İçimdeki nefret...
Düşünceme kıkır kıkır güldüğümde Zeyn garipseyerek bana baktı.
Onun sözünü ağzıma pelesenk etmek istedim ve her zamanki gibi onu tekrar ettim:
"Freya, lütfen ruhunun sesine kulak ver ve sakinleş."
Daha sonra atımın eyerini tutarak büyük bir sırıtış gönderdim.
Alt dudağımı dişlerimin arasına alıp kemirirken de gülüyordum. Dudağım kanadığında dayanamadım ve kahkaha attım.
Zeyn atı ile bana baktığında "Prenses?" diye sordu.
"İyiyim," dedim. Ancak elimin silikleştiğini gördüğümde normal dünyaya döneceğimi anladım. Biri benimle iletişime geçiyordu. Hayır, hayır, olamaz!
"Freya uyudun mu? Okul bitti, hadi gidiyoruz, kapanacak."
Hayır, sus! Bitsin, sus! Sabahlarım, sus! Sus, sus, sus... Sus ki kalayım, beni bana bırakın, sus, sus, sus!
Zeyn'e gülümsedim. "Gitme vaktim geldi, benim durumumu biliyorsun," dedim.
"Hoşça kalın prenses. Yarın bana bir çay sözünüz var, bilin bunu," gülümsedi. "Yoksa çok vakur hissederim."
"Söz ama yarın kesin değil," dedim ve gülümseyip hıçkırarak bana bakan kütüphane görevlisine baktım. "Ne var yani sabahlasam?" dedim sinirle. Eşyaları toplarken bana cık cıklayarak uzaklaştı. Ben de sinirle dişlerimi sıktım ve "İçi boş kola tenekesi, tekmeleyince ses çıkıyor anca," diyerek söylendim ve ellerimi cebime koyup ilerledim.
***
Shadow Thorne duvara savruldu. "Sadece tavuğunu yedim ve telefonunu arakladım. Hani ne yaptım da bana bu öfke?" diyerek güldü.
Adam ise sinirle elindeki sopayı sallayıp Shadow'u işaret etti:
"Telefonumu bitpazarında bin dolara okutmuşsun, aptal!"
Shadow ağzında biriken kanı yere tükürüp sırıttı. "Ne var yani, yaptık bir hata. Ne istiyorsun, özür mü?" Gülümsedi. "Benden özür mü bekliyordun?"
Adam sinirle, "Paramı istiyordum!" diyerek çenesine yumruk attı Shadow'un.
Hafifçe boynu yana dönen Shadow dişlerini sıktı. Saçını savurup önüne döndüğü gibi adama yumruk attığında adam da onun burnuna yumruk attı. "Uslanmıyorsun galiba genç," dedi. Burnundan kan gelen Shadow sokakta bir duvara yaslanıp cebinden bir miktar para çıkardı ve uzattı.
Adam parayı kontrol ederken, "Senden beklemezdim," dedi. "Bunun altında bir bit yeniği var ama ortaya çıksın bakayım," dedi ve yumruklarını sıkıp döndüğünde Shadow ağzının içinde, "Salak herif," dedi. Paralar sahteydi.
Ardından salaş giyinimli, perçemleri yüzünden akan uzun saçları ve sert görünümüyle biri geçti Shadow'a omuz atarak. Shadow somurttu. "Ne övülesi bir hayat! Önüne gelen omuz atıyor," dediğinde Freya elini çoktan saçlarına atıp saçlarını yüzünden çekmiş, ela gözlerini dikmişti Shadow'a. "Problem ne? Kafan iyi mi senin? Kimin odağında olabilirsin sen?" diyerek sinirle soludu.
Freya ellerini cebine yerleştirip dik ve umursamaz bakışlarını Shadow'a attı.
"Bak bana çirkin," dedi Shadow. "Ben kibirli insan sevmem ve bil ki kadınsın diye sana dokunmuyorum, sabrımı zorlama."
Freya delicesine gülerken etrafta sanki yarasalar bağırdı —ancak yarasaların sesi yoktu—.
Shadow tek kaşını kaldırıp, "Kimsin?" dediğinde, "Sana ne!" yanıtını aldı.
"Burnun mu kanamış senin?" dedi Freya. "İşine dön yoksa gözün de moraracak."
Ve elleri cebinde arkasını döndüğünde, "Haddini aşma," dedi Shadow.
Daha da sinirlendi Freya ve daha çok gülümsedi. Ruhu ise dişlerini sıkıyordu.
"Hayır," dedi. "Hadd benim ve bilmek istemiyorum, hadi yürü git!" dedi ve oradan uzaklaştı.
***
"Karga pisliği!" dedim hırlayarak ve hızlıca sokak aralarını dönüp yurda girdim. Odamın tek kişilik olması güzeldi. İnsanlar bana ısınamazdı, ben de onlara... Ve koca yurtta tek başımaydım. Ranzanın alt katına kendimi adeta fırlatıp gözlerimi kapadım. Üniversiteden, dünyadan ve her şeyden nefret ediyordum; Yaratıcı ve Eldoria hariç.
Kuşkusuz ben de kaçmak isteyecektim bu dünyadan. Kurtulmak... Kaçış kapım hep Eldoria'ydı.
Kapı çaldı ve "Gir," dediğimde yurt müdürüydü. Doğruldum.
"Yeni oda arkadaşın," dedi müdür ve çıktı. Ve gelen isim... Karga Pisliği...
Bölüm etkileşimi
